17 yıl önce o adamla evlendim ve hayatım çok güzel olacak sandım.
Adım Deniz. O zamanlar 22 yaşındaydım ve “evlilik” kelimesi kulağıma güvenli bir liman gibi geliyordu. Mert’in gözlerindeki heves, düğün günü bana söylenen “Seninle yaşlanmak istiyorum” cümlesi... Hepsi gerçek gibiydi.
İlk 3 yıl öyle de oldu. Küçük bir ev, akşamları birlikte yapılan yemekler, cumartesi sabahları kahve kokusuyla uyanmak. Ama sonra işler yavaş değişti.
Mert’in “yoruldum”ları çoğaldı. Eve geç gelmeler, telefonun ekranını benden çevirmeler, benim hayallerime “şimdi sırası değil” demeler. Ben öğretmen olmak istiyordum. Üniversiteyi dondurup “çocuk olunca bakarız” dedik. Çocuk oldu, bakarız denilen şey hiç gelmedi.
Şimdi 39 yaşındayım. İki çocuğum var ve geceleri uyumadan önce kendime sorduğum tek soru şu: _Ben nerede kayboldum?_
Seçimlerim vardı. Her birinde “aile dağılmasın” dedim ve kendimi biraz daha küçülttüm.
İlk seçim: Okulu bırakmak.
İkinci seçim: Tartışmamak için susmak.
Üçüncü seçim: 17. evlilik yıldönümünde kendisine “Ben mutlu değilim” demek.
O gece yıldızlar açıktı. Mert uyuyordu. Ben balkondaydım, elimde soğumuş çay, kafamda 17 yıllık bir hayatın dökümü.
Rüya dediğim şey artık bende değilmiş gibi geliyor. Ama belki de rüya bitmedi. Sadece ben, kendi rüyamı yazmayı unuttum.
Ertesi sabah ilk işim üniversiteyi aramak oldu. Kayıt dondurma süresi dolmuştu ama “yetişkin öğrenci” kontenjanı varmış.
Hikayeyi birleştirip devam ettirdim:
---
Sabah o cümleden sonra uyandım.
Kızım Yaren odanın kapısından başını uzattı, gözleri uykulu ama ağzı hızlı:
“Anne, of! Para ver. Okulda yemek yiyeceğim, burada senin yağlı yemeklerini yemeyeceğim.”
Cevap vermeme kalmadan salondan oğlum Berk seslendi:
“Anne sınavım var akşam bana yardım et! Proje ödevi için malzeme listesini attım. Onları al, ödevimi yap, yarına hazır olsun.”
İkisi de cevabı beklemeden dağıldı. Yaren banyoya, Berk bilgisayarın başına.
Tam derin bir nefes alıp “tamam” diyecektim ki yatak odasından Mert’in sesi geldi. O da uyandı. Gözlerini ovuşturdu, ilk işi telefona bakmak oldu. “Günaydın” bile demedi.
Mutfağa geçtim. Tezgahın üstünde dün akşamdan kalmış bulaşıklar, masanın kenarında Yaren’in listesi, telefonumda Berk’in attığı 12 kalemlik proje malzemesi. Hepsi benden bir şey istiyordu