Ertesi gün okuldur.
Deniz hiç bir derse odaklanamaz. Sanki herkes onun bugün annesini takip ediceğini biliyormuş gibi gelir.
Kendisinden utanır. Kafasını eyip defterlerine bakar. Yine bir çizim. Bir yol. Yapa yanlız bir yol.
- Deniz! Hadi gel! Ders bitti hadi biraz bahçeye çıkalım.
Deniz derin fikirlerinden birden uyanır.
-Aras? Geliyorum. Ha şey benim bir işim vardı bugün siz çıkın ben öğleden sonra ki derslere yetişirim.
-Ha öylemi. Bizde gelelim istersen?
- Sağ ol ama ben kendim giderim.
Deniz çantasını toparlayıp hemen sınıfdan çıkar. Sınıftan biraz uzaklaşdıktan sonra arkasından birinin onun takip ettiğini hiss eder.
Arkasını dönünce Teomanla yüz yüze gelir. Onun yine o aşağılayıcı gülüşüyle karşılaşır.
-Ne istiyorsun?
-Şimdi benim ne istediklerimi sen boş ver Deniz kızı. Onlar çok derin mevzular.
Teoman yakınlaşır.
-Asıl sen? Sen ne istiyorsun Denizcim?
-Burdam defol olup gitmeni. Yaparmısın?
-Tamam. Senin için yaparım ama bir şartla!
-Bak! Sakın bana o gün saçma sapan gibi şartlar sayma, mahv ederim seni!
-Sakin ol. Bugün endişelisin. Sanki bir şey peşindesin gibi.
Denizi ister istemez şaşırır. Ve herkesin gerçekten de onun düşüncelerinin okuduğundan korkar. Boğazı kurur.
-Anlamadım?
-Bu gün derste fark ettim. Sanki başka yerde gibiydin. Ne oldu yoksa yine Arasamı taktın kafayı!!
Deniz kafasını sallar.
-Yazık. Senin sorunların yok mu? Mesela baban. Hakan Akkaya. Şu aralar çok zamanı var galiba. Hotel yönetmekten başka her şeyi yapıyor. Bir gün yurt da Arası araştırıyor sonra ki gün de…
Deniz yutkunur.
-Babandan sevgi görmüyorsun biliyorum. Ama bu kadar da belli etme! Bütün bu tavırların o yüzden. Aslında bu babanın sorunu. Onun eksikliği. Ama herkes ebeveynin şefkatsizliği yüzünden senin gibi başkansından hırsını çıkarıb onu ağır yaralamıyor!!
Teoman bir şey söylemeden Deniz arkasını dönüp, tek başına, sonu bilinmeyen bir yola doğru yürür.
