İçeriğe geç

BİR DİZİ YALAN

Bölüm 3 · 8 dk okuma

BİR DİZİ YALAN

Bölüm 3

ENDİŞE

İDİL BORATAV...

İnsan kaybettikten sonra anlıyordu bazı şeylerin değerini. Bize bahşedilen binlercesini kaybettikten sonra kaybediyordu belkide kişi kendini. Bugün var olanlar yarına yok oluyordu ansızın. Bel bağladıklarımız geride bırakıyordu herşeyi. Peki arkasında binlercesini bırakan mı daha çok acı çekerdi? Yoksa kendisiyle binlercesini götüren mi? Bunların bir açıklaması var mıdır sizce?

*10 Aralık

Babamlar evden çıkalı saatleri bulmuştu belkide. Birkaç saattir ise herhangi bir aksi durum yaşamamış , aynı zamanda aldığım ilaçlarla birlikte çok dinç hissediyordum. Tek bir sorun vardı ki ailem normalde davette kaldıklarından daha fazla kalmış olacakki hala eve gelmemişlerdi. Onlar adına az çok mutlu olmuştum çünkü, uzun zamandır birbirlerinin yüzüne bakacakları zamanları bile olmuyordu. İkiside çok sıkı bir tempoda çalışmak zorunda kalan insanlardı. Bu onlar için uzun zamandır yeni bir fırsattı. Aileme çok sadıktım ve onlara karşı hassastım. Onları kaybetmek gibi birşeyi aklımın ucuna dahi getiremezdim kesinlikle. Eğer ki İdil'den ailesini alırsanız , geriye İdil diye biri kalmazdı tereddütsüz.

Sözel bölüm öğrencisiyim. En büyük hayallerimden biri sesimi tüm insanlara duyurabilme olanağı sağlayacak olan o meslek. Gazetecilik. Kriterleri olan insanlardanım. Kendimden ve çizgilerimden ödün vermem , veremem. Kendimi bildim bileli çok fedakâr ve cüretkârım. Hedeflerim için yapmayacağım şey yoktur. İnsanlar ile çok iyi anlaşırım ve en önemlisi kendimi çok iyi bir şekilde ifade ederim. Bunların dışında öyle şaşalı bir halim yok. Ha birde profesyonel şekilde piyano çalıyorum. Sevdiğim insanlara bağlıyımdır fakat, onları hayatımdan çıkarmak zorunda kalmak beni yaralamaz. Sevdiklerimin çoğu zaman huyuna gitsemde onlarla uğraşmak en büyük zevklerimden.

Uzun zamandır bir huzursuzluk vardı içimde. Beni sürekli dürten ve tetikleyen bir şeyler vardı. Okulumu aksatmıyordum fakat uzun zamandır derslerimde herhangi bir ilerleme katedemiyordum. Ancak bugün diğer günlere kıyasla hem hastaydım, hem huzursuz. Ailem evden çıktıktan beri yaklaşık 2 saat geçmişti bile. İnanır mısınız bende o saatten beri sadece yataktaydım. Sonunda içime öküz oturmuş olacak ki yataktan kalmak istedim. Kalktım ve salona doğru ilerledim. Televizyona yöneldim ve koltuğa oturdum. Televizyonu açmak istedim uzun zaman sonra ilk defa. Televizyon hariç diğer elektronik aletlerle daha çok ilgileniyordum şahsen. Birkaç ortak kanalda dolandım fakat absürt birşey yoktu şuanlık. Sonra tok olmama rağmen hala midemde boş yerlerin olduğunu idrak ettiğim zaman, mutfağa gitmeye karar verdim. Ağır birşeyler yemek istemiyordum bu yüzden abur cubur türü yemek istemiştim. Elimi attığım gibi bulduğum şeyleri aşırmaya başladım.

Video oyunu oynamayı çok seviyordum ve kendimi kaptırıyordum. Çok mükemmel bir aktivite olmasada oynamak gelmişti yine içimden. Bilgisayar masasına oturdum ve en sevdiğim oyunu açtım. Agresifliğimi bu oyunla atıyordum sanki. Gün içinde yeterince dert edinmiyormuş gibi bu oyundada zıvanadan çıkıyordum. Bir süre sonra sıkıldığımı anlamıştım. Oyundan çıktım ve İnternet sitelerini dolaşmaya başladım. İlk girdiğim internet sitesinde insanlar birbirlerinin sorunlarına çözüm arıyordu. Bazıları çok anormal şeyler olsada ciddi ciddi fikrini belirten insanlar vardı. Bende bu yüzden bu uygulamayı seviyordum çünkü, hiçbir yürürlülüğü yoktu. Birazcık o siteye, birazcık şu siteye bakayım derken bir saat daha geçirmiştim. Ailem birazcık daha korkutmaya başlamıştı beni. Haberde vermemişlerdi hala. Onları neredeyse 2 defa aramıştım fakat, hiçbir cevap alamamıştım. Hala bilgisayarın başındaydım. Telaş etmemek için kendimi oyalayacak birşeyler arıyordum. Uzun zamandır dikkatimi hayli çeken bir başlık vardı sosyal medyada. "ENTRA"

ENTRA'nın bir vakıf olduğundan haberdardım. Uzun zamandır yaptığı kampanyalar ve yardımları ile sosyal medyayı kasıp kavuruyordu. Diğer ülkeler ile irtibat halinde olduğu bilgisi vardı birde medyada. Sosyal medyayı ele geçiren ENTRA, haber kanallarınında bu aralar gözdesiydi tabi. Bana soracak olursanız bu işte bir terslik vardı. ENTRA çok yeniydi ve bu kadar çok desteklenmesi göz boyayıcıydı kesinlikle. Her işin altından ENTRA'nın çıkmasınıda göz önünde bulundurursak evet, öyleydi. Yüzlerce ENTRA manşetinden en ilgimi çeken habere tıkladım. Bu manşette ünlü sosyetelerden olan Ulvi Gezgin ile olan ortaklıkları söz konusuydu. Ulvi Gezgin, son birkaç yılın en iyi eğitim kurumu zincirinin sahibiydi. Sahip olduğu okullar ve üniversiteler benimde hayallerimdi. Ulvi Gezgin'in okullarında okumak başarılı bir okul hayatı garantilememi sağlar ve önümü açardı. Her yıl mezun ettiği nitelikli insanlara çok özenirdim. Evet, okullarının belli bir ücreti vardı. Bunun yanı sıra bu okullar her insanı almıyordu tabi. Parayı verebilecek insanlar, belli sınavlara tabi tutuluyordu. Bu yüzden her yıl sadece nitelikli insanlar mezun oluyordu.

Ulvi Gezgin ile olan projelerinde: Okul masraflarını karşılayamayacak çalışkan öğrencilerin, okul masraflarını karşılayacak olmalarıydı. Bu bana cazip gelmişti. Çünkü binlerce cevher vardı belkide o insanlarda. Sadece aracı olan para, bunu engellememeliydi. Uzun zamandır ise böyle bir şeyi bekliyordum açıkcası. ENTRA bir süreyi aşkındır böyle yardımlarda bulunuyordu fakat, eğitim açıklığı ile hiç ilgilenmemişti. Bu iyi olmuştu. En azından hakkını vermişlerdi.

Saat yaklaşık 11'e geliyordu. Artık endişelenmenin tam sırasıydı belkide. Aklıma ilk önce yakınlarımı aramak gelmişti fakat, ailem ile birlikte olan kimse yoktu orada. Daha hızlı nasıl haber alacağımı bilemediğim için haber kanallarında dolaşmaya başladım. Yine ama yine hiçbirşey yoktu. Aklıma sonradan gelmiş olacakki akşamın köründe Oflaz abiyi aramak istemiştim. Oflaz abi, babamın en yakın arkadaşıydı. Babamda hep şunu söylerdi. "Eğer ki bana uzun süre ulaşamazsanız, polisi aramadan önce Oflaz'ı arayın."derdi hep. Babamın bu sözleri bir film şeridi gibi geçti önümden. Kriz anlarını iyi yönetebilirdim ama telaşlanınca kimse beni sakinleştiremezdi. Korkmuyordum. Sadece içime kurt düşmüş, bu yüzden telaşlanmıştım. Hemen Oflaz amcamı aramaya yeltenmiştim. Tabi o da hemen açmıştı.

"Alo? İdil, noldu gece gece kızım?"diye sordu Oflaz amcam.

"Oflaz amca, ailemden haber alamıyorum. Yaklaşık yedi gibi evden çıktılar ama daha sonra hiç haber vermediler."dedim.

"Allah allah. Ne demek haber vermediler? Hakan asla telefonunu aksatmaz halbuki. Anneni aradın mı?"dedi.

"Sabahtan beri aramadık insan bırakmadım inan ki Oflaz amca. Bir sen kalmıştın senin numaranı bulana kadar canım çıktı."dedim.

"Baban en son 20.36'da bana iki tane link iletmiş kızım."dedi.

"Baktın mı peki Oflaz amca linklere?"diye sordum merakla.

"Babanın attığı linklerden herhangi bir anlam çıkartamadım maalesef İdil. Babana ulaşmaya çalıştım senin gibi."dedi.

"Ne yapacağız peki Oflaz amca? Nasıl haber alacağız ailemden? Bir fikrin vardır umarım."dedim.

"Eğer ki herhangi bir haber alamazsak 24 saat içinde polise ulaştırmalıyız haberi. Bunun dışında aklına başka bir şey veya bir yakının geliyorsa benimle paylaşabilirsin İdil."dedi.

"Aklıma şuan çok kötü şeyler geliyor inan ki Oflaz amca. Bir şeyler yapmalıyız!"dedim.

" Ben şimdi sizin oraya geleceğim İdil. Ailenden haber alana kadar seninle kalacağım kızım. Ben gelene kadar aklına mukayyet ol."dedi.

"Peki Oflaz amca. Bir şey bulursam seni haberdar ederim. Çabuk ol lütfen!"dedim ve ardından telefonu kapattım.

Kafayı her an yiyebilirdim. Ailemden ilk defa bu kadar uzun süredir haber alamıyordum. Daha önce çokça yalnız kalmıştım fakat, herşeyden haberdar ediliyordum. Bilgisayar masasından kalktım ve usulca bir bardak su koydum kendime. Sürahiyi tutan ellerim dahi titriyordu korkudan. Ne yapacağımı bilemiyordum açıkcası.

Aklım babama gelen linklere takılmıştı. Bu sık sık olmazdı çünkü. Ayrıca bu linklerin saat 8 civarında gelmesi şüpheliydi. Babam, genellikle işlerini yüz yüze halleder ve ertelemezdi. Linklerin içeriklerini çok merak etmiştim.

Televizyon hala açıktı ve bir son durum güncellemesi vardı. Bir yangından bahsediyordu haber kanalları ama hala mutfaktaydım ve kendime gelememiştim. Ardından telefonum şiddetli bir şekilde çalmaya başladı. Arayan Oflaz amcamdı ama elim telefona dahi gitmiyordu. Beni yıkmak için tek bir kötü haber yeterdi. Korksamda telefonu açtım.

"İdil? Gördün mü kızım?"dedi amcam.

"Neyi amca? Yeni olan ne var?"dedim.

"İdil öncelikle bir koltuğa otur ve beni bekle."dedi.

"Ne var amca? Ne saklıyorsun? Söyler misin herşeyi lütfen ? Zaten diken üstündeyim."dedim

"Sen bir dediğimi yap. Ben kapınızın önündeyim."dedi

"Tamam, oturdum. Seni bekliyorum amca."dedim

Kapıyı amcamın girmesi için aralık bırakmıştım. Aralık bıraktığım kapıdan usulca girdi. Gözleri çok yorgun görünüyordu ve ayakta duracak halde değildi.

"Otur,güzel kızım. Sakin ol çünkü kesin değil hiçbirşey."dedi.

Hiçbirşey söylemedim söylediklerinden sonra. Ağzım düğümlenmişti sanki. Amcamın ağzına bakıyordum sadece çıkacak tek cümle için. Bunu anlamış olacak ki devam etmeye başladı.

"Öğrendiğim kadarıyla davette bir aksaklık çıkmış kızım."dedi.

"Nasıl bir aksaklık amca?"dedim korku içinde.

"Bir yangından söz ediyorlar. Binlerce ekip yönlendirildi şuan o tarafa."

Kalbime yavaş yavaş ağrılar girmeye başlamıştı. Amcamın daha dediklerini duymak dahi istemiyordum. Ellerim ve gözlerim seyirmeye başlamıştı.

"Amca ne diyorsun sen? Ne demek kesin değil? Ailem şuan orda yangınla cebelleşiyor ve biz burada oturuyor muyuz?"dedim

"Napacaksın kızım kovaya su doldurup yangını mı söndüreceksin tek başına? Ordan haber alıyorum zaten profesyoneller dışında kimsenin ayak bağı olmasını istemiyorlar. Kimseden haber yok!"dedi.

"Biz ne yapacağız peki amca? Yalvarıyorum birşeyler yap çabala en azından." Bunları söylerken akan gözyaşlarıma hakim olamıyordum.

Usulca yanıma yaklaştı ve eliyle omzuma dokunmaya başladı.

"İdil, canımın içi. Sen böyle yaparsan daha ne olabilir ki? Ailenden haber alamıyoruz sadece. Onları toprağa vermedik kızım. Yapma böyle!"dedi bıkkınlık ve üzüntüyle.

Son duyduklarımdan sonra içimi karamsarlık doldurmuştu. Tek iyi şey düşünemiyordum. Kulaklarım adetâ kapalıydı çevreme. İçimde umudun kırıntısı dahi kalmamıştı. Böyle büyük bir yangından sağ çıkabilecek çok az insan olurdu.

Omuzumda duran amcamın elinden tuttum.

"Amca. Bana ne yapacağımızı söyle!"dedim hiddetle.

"Biraz sonra yola koyulacağız kızım. Şuan elimizden birşey gelmez ama."dedi.

"Ya gitmemişler ise davete? Ya sadece telefonlarında sorun yaşamışlarsa? Ya araba yolda kalmışsa?"dedim bir umut.

"Öyle umalım öyle olsun kızım. Davete gelenlerin tek tek isimlerinin alındığını söylüyorlar. O zaman herşey ortaya çıkar. Kalk üstüne birşey al. Gidiyoruz."dedi amcam.

İkiletmeden montumu alıp soluğu kapının yanında aldım. Amcam ile direkt aşağı kattaki arabaya bindik. Oturduktan sonra sordu:

"Kimse arayıp sordu mu kızım? Kimseye birşey söylemedin değil mi?"

"Soluğu sende aldım amca. Kimle konuşabilirdim ki?"dedim.

"Böylesi daha iyi kızım. Daha biz hiçbirşey bilmiyoruz. Biz aklımıza mukayyet olmazsak diğerleri nasıl yapsın?"dedi.

Sustum. Sadece sustum. Sanki gökyüzü bu gece insanlar için kan ağlıyordu. Yağmur, bardaktan boşalırcasına yağıyordu. Buğulanmış araba camına kafamın çarpmasını umursamayarak dışarıyı izliyordum. Bana zaten bu haber çarpmıştı, kafamda cam parçalansa ne olacaktı? Pişmandım. Çok pişmandım. Son kez ne anneme ne de babama sarılmıştım. Sorun bu değildi. Sorun, belkide onlara bir daha sarılamayacak olmamdı. Daha iki üç saat öncesine kadar Boratav ailesi bir aradaydı. Şimdi kim bilir darmadağın...

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.