9 ARALIK...
"İdil hanım, biz evden çıktıktan sonra ne yapman gerektiğini biliyorsun değil mi?"diye sordum." Evet, siz çıktıktan sonra üçüncü dünya savaşı başlayacağı için hazırlığımı yapmam lazım babacığım."dedi İdil. İdil birkaç gündür anlamadığımız şekilde hastaydı . Halsiz halsiz gelmesini istememiştik davete. "Aferin kızıma. Cephanenin sağlam olduğundan haberdar ol! Su uyur,düşman uyumaz ona göre!"dedim. "Ya baba!"dedi arkasındaki yastığı bana attıktan sonra.
Yanına yaklaştım ve yatağının kenarına doğru oturdum." İdil, bak kızım. Şaka maka benim için dünya bir tarafa, sen bir taraftasın iki gözüm. Kendine iyi bak ve sakın arkadaşlarını çağırayım deme!"dedim." Hani ortalığı sen toplasan neyse annen çıldırıyor biliyorsun."dedim." Yok, ne arkadaşı baba? Saat 18.29 kim gelir bu saatte evimize?"dedi." Orası öyle İdilciğim ama yazlıktaki evimizin ikinci kapısından soktuğun çoçuğu gözardı edemeyiz."dedi Serpil." O bir kere olur anneciğim. Sen niye bu kadar güzel olmuşsun ayrıca? Sen değil miydin beni hazırlanırken sürekli sıkboğaz edip acele ettiren? Bugün bir özel hazırlanmışsın sanki. Beyazıda sevmezsin sen ayrıca."dedi kızım.
"Bugün babanla ilk tanıştığımız gün ki kadar şık olmak istedim. Bana laf ediyorsun da babana sor bakalım?"dedi karım. "Babamın herzamanki hali validem. Ancak siz, siz o kadar zarif olmuşsunuz ki babam bugün dikkatimi dahi çekmedi açıkcası."dedi İdil.
"Öhöm. Neler oluyor acaba?"dedi küçük kızım Asel kapının eşiğinden.
"Babamlar bana yeni çizgi roman seti alacaklarmışda hangisini istediğimi soruyorlar bücür."dedi İdil.
Küçük kızım Asel romanlara takıntılıydı. Bu bizim için sorun değildi fakat, gerçek hayattan soyutlandığı için ara vermesi gerektiğinin kanaatindeydik.
"Ne? Ben böyle birşeye katlanamam baba."dedi dolu gözlerle.
"Kızım, kışkırtma şimdi tekrardan çocuğu. Davete gidiyoruz. Mızmızlanırsa asla gelmez bizle."dedi karım.
"Tamam anne. Daha sonra alırsınız o zaman ÇİZGİ ROMANI."dedi İdil uzatarak.
Asel kolay kolay oyuncak takıntısına sahip bir çocuk olmadı. Dizi dizi barbieleri yok belki ama, onları ikiye katlayacak kadar çok sayıda romanı var.
"Annee."dedi bağırarak bize.
"Yok anneciğim öyle birşey ablan şaka yapıyor. Gel bakalım elbisenin eteği kırışmış. İki dakika rahat dursan mı azıcık?"dedi eliyle Asel'i çağırırken.
Asel usul usul geldi ve annesinin eteğini düzeltmesi için dizinin dibine oturdu.
"Ee? Siz gitsenize artık. Geç kalmadınız mı?"dedi İdil.
"Bak sen şu işe?Evimizden kovuluyoruz Serpil."dedim.
"Estafurillah babacığım. Geç kalınca çıldırıyorsunuzda o yüzden dedim. Bana hava hoş yoksa."dedi İdil. Daha sonra öksürmeye başladı. Çok şiddetli öksürünce korktuk haliyle.
"İdil? İyi misin kızım? İstersen hastaneye uğrayalım. Gitmeyiz davete mavete."dedim.
Öksürüğü birkaç saniye sonra durmuştu.
"Yok yok. Gidin artık siz hadi. Yoksa evet, kahrımdan öleceğim."dedi İdil.
"Ben emin olana kadar gitmem İdil. Uzat ayaklarını bakayım yatağına iyice. Yoksa zehir olur o davet bana."dedi Serpil eğilip elinin tersini anlına koymuştu.
"Nasıl? Ateşi falan var mı Serpil ?Titriyor musun İdil? Başka ne hissediyorsun? Miden bulanıyor mu iki gözüm?"dedim.
"Baba sakin! Birşeyim falan yok yemin ederim."dedi.
"Ben şimdi gidip ilaçları getiriyorum sende hiçbirşey yapmıyorsun nefes almak dışında. Tamam mı İdil?"dedim tekrardan.
"İyi baba. Anne, sizde gidin son kez kontrol edin herşeyi geç kalıcaksınız. Hadii! Birşeyim yok cidden."dedi İdil gülerek.
"Tamam kızım. Gideceğiz. Sen bir yaslan rahatına bak da."dedi Serpil.
Usulca ceketimi aldım ve evimizin dış kapısını araladım.
Otoparktaydım.Arabanın kapısını araladım ve içine girdim. Sadece beklemeye karar vermiştim çünkü , beni rahatsız eden birşeyler vardı. Pek yanılmadığımı anlamamda uzun sürmedi zaten. Telefonuma gelen bildirim ile irkilmiştim.
Telefona farklı linklerden gönderilmiş iki ileti vardı. Bu tür linkleri genellikle açmazdım. İnsanları tuzağa düşürmek için en kolay yollardandır. Beni irrite eden ise bu linklerin son yılların en büyük bağış vakfı olan ENTRA'dan gelmiş olmasıydı. Genellikle ENTRA'dan bildirim alırdım desteklediğim için fakat , daha önce böyle bir link ile yüzüstü bırakılmamıştım.
İlk linke tıkladım. Elimde banka hesabıma yatırılan YİRMİ MİLYON vardı! YİRMİ milyon ne demekti? Çılgınlık olsa gerek! Bu kadar yüklü miktarda paranın benim hesabımda ne işi vardı? Evet , çalışıyordum fakat bu kadar yüklü miktarda bir para kazanmamıştım. Kazanamazdım. Bu kadar yüklü bir para ya kara paraydı ya da bir mükafat.
Birinci linkten çıktım dikkatlice. Daha sonra ikinci bir linkin olduğu sayfaya tıkladım. Bu linkte ise benimde dahil olduğum bir liste vardı. İş adamlarından , sosyetelerden , oyunculara kadar para ödemesi yapılan insanlar vardı. Sahi, ENTRA bu kadar paraya nasıl sahip olmuştu? ENTRA bir vakıftı ve bu vakfın tek amacı yardım yapmak için gerekli olan gereksinimleri sağlamaktı. Yapılan yardımların bu amaçlar için bertaraf edildiğini düşünmemiştim bugüne kadar. Bizlerde neyin nesiydik?
Bunun yanı sıra arabada o kadar rahatsız hissetmiştim ki daralmıştım. Şu otoparktan bir an önce çıkmak istiyordum. Bu yüzden sabır çekerek karımı beklemeye başladım. Karşıdan gelen bir çift görünce kafamı kaldırdım ve baktım. Gelenlerin bizimkiler olduğunu anladığımda rahatladım. Karım, arabanın kapısını açmam için işaret yaptı. O kadar rahatsız olmuştum ki kapıları kitlemeye yeltenmiştim. Kapıyı açtım karım ve kızım bindikten sonra son kez bir daha arabayı çalıştırdım.
Karım ve kızım arabaya bindikten sonra yol almaya başladık. Kaskatı kesilmiştim. Bu sebepten konuşacak hiçbirşeyimiz yoktu elbet. Sadece çok rahatsız olduğum için yakın arkadaşım Oflaz'a göndermiştim linkleri incelemesi için. Oflaz ile can ciğer gibiydik ve aynı büroda çalışıyorduk. Kendimden sonra en çok ona güvenebilirdim.
Böyle böyle derken, ağzımız bıçak açmazken yolun yarısında fazlasını yarılamıştık. Simsiyah bir gece bizi karşılıyordu. Az uz bir yolumuz kalmıştı. Bir terslik vardı ve bundan emindim. Gittiğimiz zifiri bir karanlığa bürünmüştü. Arabanın farları bile azıcık yardımcı oluyordu. Bu böyle giderken yolun karşısında bir engel görmüş bulundum. Buradan sonra yol iki tarafa ayrılıyordu. Yanındaki uyarıya göre büyük bir yıkım olduğu yazıyordu.
"Bu da neyin nesi şimdi Hakan?"diye sordu Serpil. "Bilemiyorum hayatım. Yolumuz uzayacak fakat diğer taraftan gideceğiz mecbur."dedim. Daha sonra direksiyonu sol tarafa kırdım. Burası diğer tarafa göre kat kat daha aydınlıktı. Bunun sebebini anlayamamıştım.
Yola devam ederken direksiyonu bir kez daha sol tarafa kıracaktım ki iki el silah sesi duyduk. Bir tanesi arabamın lastiğine isabet etmiş olacak ki direksiyonun kontrolünü elimden bırakmak zorunda kaldım.
"Serpil. Asel'in yanına arka koltuğa geçip yere çökün çabuk!"dedim hiddetle. Kalbim sıkışıyordu çünkü kendim için değil ailem için korkuyordum bu gece. Serpil hemen arka tarafa geçti ve Asel'i kolunun altına alıp yere çöktü.Ben ise frene yönlenmiştim ki bir kurşunda ön cama isabet etmişti. Herşey art arda geliyordu ve sorunlarım çığ gibi büyüyordu.
Bugün yaşadığım milyonuncu şok ile ne yapacağımı bilememiştim.
Sürücü camına gelen son kurşun ile akar sular durmuştu belkide. Kapımın zorlandığını hissettim. Kapım açıldı. Ben ise hiçbirşey yapmıyordum. Kapım açılır açılmaz bir çift el beni arabadan sürükledi. Karımı ve kızımı ise çoktan arabadan çıkarmışlardı.
Öylece yere attılar beni. Kafamı sert çarpmış olacağım ki nerdeyse bilincimi kaybediyordum. Bu sırada ise karımın yalvarışlarını ve kızımın tiz çığlıkları ilişiyordu kulaklarıma. Bir çift yardım çığlığıydı bunlar.
Beni arabadan sürükleyerek çıkaran adam konuşmaya başladı.
"Yaptıklarınızın bir mükafatı olacağından bahsetmiştik Hakan bey. Aynı zamanda yapmadıklarınızın bir bedelide."dedi karşımdaki adam ve alçakça güldü.
"Ben birşey yapmadım adi pislikler. Bu mu sizin anlayışınız? Ansızın günün birinde telefonuma birbirinden bağımsız mesajlar atmak mı?"dedim.
"Bu konumda birine göre çok fevrisiniz Hakan bey. Ben olsam laflarıma dikkat ederdim. Mağlum zor durumdasınız zaten. Yardımımıza ihtiyacınız olabilir."dedi kendinden ödün vermeyen karşımdaki adam.
"Ben birşey yapmadım diyorum size. Bana nasıl bir oyun oynanıyor bilmiyorum ama bu olanlarda bir payım yok!Herşeyden bugün haberim oldu diyorum size."dedim.
"Aa Hakan bey ! Bizimle çalıştığınız zaman kayırdıklarınız hiç öyle demiyor ama."dedi ve devam etti. "Neyse Hakan bey , buraya kadarmış. Daha fazla bu itaatsizliğinizden bahsetmeye luzüm yok!"dedi ve elindeki silahı önce bana doğrulttu.
"Tamam tamam. Bana istediğinizi yapın ama yalvarırım karımı ve çocuğumu bırakın. Benim bu olanlardan bugün haberim olsada onlara hiç bahsetmedim."dedim. Karım hayretler içerisinde bir bana birde kızımıza bakıyordu.
"Kusura bakmayın Hakan bey fakat , yaptıklarınızın bir bedeli olacağını daha önceden bildiğinizi düşünürdüm. Öyle değil midir zaten? Herşey eninde sonunda akılalmaz dahi olsa bile bir sonucu olur. Bu da bizim yöntemimiz."dedi.
"Sizi anlıyorum ancak , ne yaptığımı bilmiyorum. Adam akıllı bilgi sahibi edin beni. Konuşalım gerekirse ama böyle olmaz! Lütfen söylediklerime kulak asın."dedim hiddetle.
"Çok geç. Biz ne için görevlendirildiysek onun için buradayız. Komutlara uymamak bizi aşar. Ancak şanslısınız. Kızınızı kendimiz ile götüreceğiz. Siz ise hakettiğiniz cehennemin dibini boyluyacaksınız."dedi.
"Sakın ama sakın karıma veya kızıma dokunmayın! Bana istediğinizi yapın fakat ailem dokunmayın diyorum size! Daha ne istiyorsunuz?"dedim.
"Merak etmeyin. Kızınız hiç olmadığı kadar güvende olacak. Hatta bu yaşadığı şeyleri hatırlamayacak bile."dedi ve pis bir kahkaha attı.
"Bakın yalvarırım size kızıma ve karıma birşey yapmayın!"dedim yalvararak.
"Çok mızmızlandınız Hakan bey. Yetti artık ama!"dedi ve karımı gözümün önünde acımasızca katletti.
Gözlerim karımı o şekilde görmeyi kabullenemedi. Sımsıkı yumdum gözlerimi ve karımın adını haykırdım. Kızım benim aksime bütün hepsine şahit olmuştu. Benim aksime donup kalmıştı. Olanlar karşısında tir tir titriyordu. Kanım donmuştu. Bir vahşet tablosu ile karşı karşıyaydım. Bir şeyi çok merak ediyordum. Bu şekilde cezalandırılmayı hakedecek ne yapmıştı Hakan Boratav? Ben kendi karımın gözümün önünden kayışını izleyecek duruma nasıl düşmüştüm? Hakan Boratav aslında kimdi?
"Her güzel şeyin bir sonu vardır Hakan Boratav. İlk önce karını elinden aldım. Sana bu vahşeti izletip ızdırap çektirdim. Şimdide kızını kendimle götürüyorum. Diğer kızını hiç düşünme bile. Onunlada çok iyi anlaşacağız. Hayatta kaldığın sürece belliki başımıza çok iş açacaksın. Şansına küs ihtiyar."dedi. Soğuk namluyu enseme dayadı ve acımasızca tetiği çekti.
Bunları gördükten sonra bana sadece ölüm müstahaktı. Kızımı, karımın vurulmasından sonra arabaya almışlardı. Şimdi sıra bendeydi. Kim bilirdi ki başıma böyle şeyler geleceğini? O açıklanamayan "ihmal" kazasının aslında bir süikast olduğunu bizden başka kim bilebilirdi? Evet, Boratav ailesi kazaya kurban gitmemişti. Kurban edilmişti...



