Amcam arabaya bindiğimizden beri yirmiden fazla telefon konuşması yapmış, sadece yangından çıkarılan insanların en yakın hastanelere sevk edildiğini öğrenmişti. Ailemin ne durumda olduğunu sorma gibi bir şansım olmamıştı. Sormak istemiyordum. Dış dünyayla ailesi aracılığı dışında hiçbir samimiyeti olmayan biri.Şuan zor durumdaydım. Aileme birşey olursa bu yaşıma kadar ne yapacağımı hiç düşünmedim. Dünyanın 3 bucak olduğu gerçeği yine ama yine bir tokat gibi yapışıyordu yüzüme.Binbir hali olan dünya, eninde sonunda sizide buluyordu.
Amcamla olabildiğince erken ulaşabilmek için kıvranıyorduk. Kıvranıyorduk dedim ama ne ellerimiz, ne de vücudumuz ulaşmak istiyordu. Daha ne kadar uzak olsakta, yüzlerce siren sesi ve itfaiye araçları vardı yakın civarlarda. Yemin ederim ki o sesleri duymaktansa ölmeyi tercih ederdim.
Otuz veya otuz beş dakikadır vucüdumu yaralayan ve sarsan korku ile yolculuk ediyordum. Amcamdan mimik oynamıyordu. Arabada öyle kasvetli bir hava vardı ki, kimse konuşmaya cesaret etmiyordu. Amcam uzun sessizliği böldü.
"İyi misin İdil? Biliyorum çok aptalca bir soru ama hala ailen hayattaysa sana ihtiyaçları var. Aileni geçtim şuan benim sana herşeyden çok ihtiyacım var. Tir tir titriyorum ve asla senin kadar cesur davranamam bilirsin.Şimdi sendende bunu istiyorum.Amcanı hiç yalnız bırakmadığın gibi, benimle kalıyorsun. Aklın burada İdil. Lütfen amcacığım."dedi
"Amca, hiçbir zaman o kadar korkusuz olmadım itiraf etmek gerekirse. Hele ki şuan ailemin başı dertte iken, kimse benim kadar korkmuyorken benden acınası olamaz."dedim.
"Onu bunu bilmem ama, sen benim hayatımda gördüğüm en cesur insanlardansın İdil. Cesur olmak sadece korkusuz olmak değildir. Cesur olmak; atılmak, fedakar olmaktır aynı zamanda.Şimdi ise herzaman yaptığın cesurluğu ortaya koy ve burada benimle kal. Anlaştık mı?"
Amcamın konuşması beni çok etkilemişti. Daha önce böyle konuşmamıştı kimse benimle. Amcam haklıydı. Herzaman bu tür olayları nasıl karşılıyorsam öyle davranmalıydım. Ucunda ailem olsa bile.
Tedirginliğimiz kafamı öyle savurmuştu ki, amcamın kapımı açması ile kaçınılmaz anın geldiğini anladım.
"İstersen ben bir gezineyim İdil. Birşeyler bulursam muhakkak haber ederim seni. Sen arabada kal. Zaten kaskatı kesilmişsin."
"Olmaz Oflaz amca. Ne göreceksem göreyim. Kaçamam zaten başıma geleceklerden. Birlikte gezinelim."dedim.
"Seni reddedemem çünkü ne beni, ne başkasını dinlemezsin sen. Gel hadi.Gidelim."
Adımımı arabanın dışına attım. Rüzgar öyle vuruyordu ki yüzüme, bugün o da acımasızdı.
Alüminyum folyoya sarılı insanların haykırışları, hayatımda duyabileceğim en ızdırap verici şeylerdendi. Kaçıncı derece olduğunu hayal bile edemediğim yanıklar ile boğuşan insanlar vardı etrafımda. Bunun yanında boğuşamayıp kendini teslim edenlerde.
Olay yerini komple itfaiye ve ambulanslar kapattığı için bilgi almak zor olacaktı. Kimseyide işinden alıkoymak istemiyordum. Bizim yüzümüzden kurtarılması aksayan insanlar olmamalıydı. Elimden gelsede yardım etsem bir başkasına keşke diye geçiriyordum içimden sürekli. Tüm bu vahşet tablosuna uzaktan yakından alışabilir miyim? Hiç sanmıyorum.
"İdil, şu tarafta duralım ki kimsenin önü kapanmasın. Bende birkaç arama daha yapacağım. Lütfen dibimden ayrılma. Ortalık çok karışık."
"Burdayım ben. Sen devam et amca."
Yine bir sürü telefon çeviriyordu. Tek dileğim yaratıcının aileme karşı biraz merhametli olmasıydı. İçimden sürekli dua ediyordum ama sanki ne için? Bu umutsuzluk içimi o kadar rahatsız ediyordu ki.
Buna rağmen muhabirler bizden önce gelmiş olacak ki en ince ayrıntısından bile bahsediyorlardı. Polis araçları dört bir yandaydı. Durumu iyi olan tüm insanları sorguluyorlardı. Dört bir yanda polis aracı olduğu için bize doğru iki kişi yaklaşıyordu.
"Merhaba, öncelikle geçmiş olsun. Ne için burdaydınız? Biliyorsunuzdur diye düşünüyorum. Kimsenin ayakbağı olmasını istemiyoruz. Aile yakınlarınızı merak ediyorsanız, hepsini teker teker haberdar etmeye çalışıyoruz."
"Merhabalar, kolay gelsin amirim Oflaz Akarca ben. İş arkadaşım ve karısı davetli olduğu için soluğu burda aldık. Ayakbağı olmaya hiç niyetimiz yok ama bizi bilgilendirirseniz çok mutlu olurum."
"Tabi, başka aile yakınları var mıdır?"
"Kızı yanımda şuan. Kız kardeşide katılmıştı davete. Hakan, Serpil ve Asel Boratav. "
"Ekiplere soracağım şimdi. Zaten şüphe etmeniz gerekmiyor. Yangından çıkarılan herkesin aile yakınları bulmaya çalışıyoruz. Ama sizde hem kendiniz hemde bizim için buradan biraz uzakta durursanız çok faydası olacak."
"Nasıl isterseniz amirim. Çok teşekkürler. Arabamda olacağım numaramı size vereyim. Beni lütfen bilgilendirin."
Amcam telefon numarasını verdikten sonra arabaya geçmek zorunda kaldık tekrardan. Saat epey bir gecikiyordu. Ortamın sıcaklığıda çok artmıştı. Aradan bir saate yakın geçmişti. Polisler daha haberdar etmemişti. Fakat anlam verebiliyorduk. Onca işleri arasında birde bizleri bilgilendireceklerdi.
Aklıma bir yandan linkler geldi. Hazır arabadayken tekrar konuşmak istedim.
"Amca, şu bahsettiğin linklere bir bakalım mı? Belki birşeyler buluruz. Bazı şeyler anlatmak istemiş olabilirler. İyi göz gezdirdin mi?"
"Yani üstten baktım birşey bulamadım. Şimdi sende bir göz gezdir istersen. Al." Deyip telefonunu bana uzattı.
Merakla aldım telefonu. İki tane uzantı vardı ve ikiside babam tarafından gönderilmişti.
İlkine tıkladım. İlk linkte bir banka hesabı vardı. Bu banka hesabında ise yirmi milyon. Yirmi milyon çok büyük bir meblağ olmasıyla birlikte , bu paranın babamın hesabında olması daha büyük bir şoktu. Yakın zamanda herhangi birşeyi satılığa çıkarmadık. Bunun yanında yirmi milyon edecek herhangi şey yoktu elimizde.
"Oflaz amca, bu kadar yüklü paranın babamın hesabında ne işi olabilir? Birşey biliyor musun? Sana gönderdiğine göre."
"Hiçbirşey bilmiyorum İdil. O hesap babanın mıymış? Kusura bakma kızım."
Diğer linke girdim direkt. Diğer link daha bir karışıktı. Hiçbir anlamı yoktu sanki. Gözümden kaçmayan tek şey ise ENTRA oldu. Anlaşılan bugün ikinci kez karşılaşıyorduk. Ne işi var bu vakıfın linkte? Kafamda binbir senaryo canlanıyordu. Babama ise anlam veremiyordum. Bu yüzden mi evden erkenden çıktı? Normalde tek bir mimiğinden herşeyi anlardım. Herşey çok garip ve kötü gidiyordu.
"Bunlara sağlam kafa ile bakıp başkalarına sormamız gerek. Bende birşey anladığımı söylesem yalan olur amcacığım. Teşekkür ederim yinede."
"Keşke yardım edebilseydim İdil. Keşke şuan herkese yardım edebilseydim."
"Keşke."dedim
Telefonu uzatırken arama geldi. Polislerin olduğunu umarak amcamın açmasını bekledim. Açtı.
"Ne demek gelmemişler hiç? Baktınız mı gerçekten? Gelmemiş olmalarına imkan yok!"
Korktuklarım birer birer başıma geliyordu. Ailem davete gitmemiş ise nereye gitmişti? Çıldıracak gibi hissediyordum. Ellerime, dizlerime ve vücuduma artık hükmetmeyi bırakmıştım. Benimle nasıl bir oyun oynuyorlardı? Kim böyle acımasız davranabilirdi? Ailem beni bırakmazdı biliyorum. Aklıma bir kez bile bunu düşünmek gelmedi.
Zar zor bulduğum arabanın kolunu açtım güçlükle. Nefese ve haykırmaya ihtiyacım vardı. Kapıyı açtım ama kendimi dışarı atacak gücüm yoktu artık. Kapıyı açtığım gibi yere düşmem bir oldu. Dizlerimin üstündeydim.
Yerlere hiddetle vurup tüm sinirimi çıkarıyordum. Yırtılmış pantolonum ve kanamış ellerim umrumda değildi artık.
Amcam telefonu bir kenara atıp beni sakinleştirmek istiyordu güya.
"İdil kalk İdil! Kimseye birşey olmadı saçmalama! Bulacağız onları söz veriyorum. Kalk kızım kendini paramparça ettin!"
"Dönmeyecekler bir daha!Bize ulaşmak isteselerdi şimdiye kadar ararlardı. Birşey oldu işte! Kimi kandırıyorsunuz?"
"İdil arayacağım onları güzelim kalk! Böyle olmaz! Seni böyle mi görsünler istiyorsun?"
"İnan nasıl göründüğüm umrumda değil. Ama onlara birşey olursa beni göreceğiniz en makul halimin bu olduğunu unutma amca. Hem bu nasıl iş! Sabahtan beri garip milyonlarca şey olmamış gibi, ailem yok! Ben mi sakin kalayım? Film çeviriliyor gibi hissediyorum. Kim oynuyor bizle amca!" Sesim çok çıkıyordu ama takmıyordum.
"Kimin ne işler çevirdiğini bilmiyorum ama bulacağım. Hem dostumu bulacağım hemde bu olanları. Merak etme Hakan bırakmaz kimsenin yakasını kolay kolay İdil. Baban çok güçlü bir insan ve onu bulacağız. Şimdi eve gidip arkadaşlarıma haber vermem gerekiyor. Kalk ayağa lütfen."
Kalkmayı bir süre daha reddedince kolumun altına girip arabaya oturtturdu. Çılgına dönemeyecek kadar yorgun ama delirecek kadar dinçtim.
Küçük bir çocuk gibi herşeyi reddediyordum. Kafamı ve akli dengemi tamamen orda bırakmıştım âdeta. Eve doğru gidiyorduk ama onlar olmadan orası benim evim olmazdı artık. Benimle oynayan insanları içten içe düşünüyordum. Kimdir bu insanlar? Aileme birkaç gün daha ulaşamazsam, olabilecekleri hayal edemiyorum.
Evet ben annemin kuzusu, babamın ilk göz ağrı ve kardeşimin biricik ablasıydım. Evin içinde "abla" diye gezinen o kız çocuğunu özlemiştim. Sürekli ders çalışmam gerektiğini söyleyen annemi hatırlamaya başlamıştım. Gecenin bir yarısı babamla mutfağı talan ettiğim zamanlar gelmişti aklıma. Daha hiçbirşey yoktu ama o korku varya o... İçten içe insanı bitirirdi. Beni bitirmesine izin vermek istemiyordum ama göz kapaklarım ne zaman gözlerimin üstüne düşse, aklıma geliyorlardı. Aklımı ve kendimi kaybetmek istemiyorum ama bu çok kolayda değil.
***
Umarım beğenirsiniz...
