İçeriğe geç

BİR ÇİZGİ KADAR YAKIN

Bölüm 11 · 4 dk okuma

BİR ÇİZGİ KADAR YAKIN

Bölüm 11

BÖLÜM 11 – YANLIŞ YERE GİDEN GÜN

““Bazen hayat, insanı gitmeyi planlamadığı bir yere götürür. Asıl mesele, orada kalıp kalmamaktır.”

— José Saramago

Vera mesajı gönderdikten sonra telefonu elinde tutmaya devam etti; ekran karardı, odanın içi eski hâline döndü ama içindeki ağırlık dağılmadı. Dayısının sesi salondan hâlâ geliyordu, cümleler net seçilmiyordu ama ton tanıdıktı — yıllardır değişmeyen o yargılayan, düzenleyen, yerleştiren ton. Ev bazen insanı koruyan bir kabuk olurdu; o akşam Vera için kabuk değil, daralan bir kalıp gibiydi.

Yatağın kenarına oturdu. Defter açıktı, çizgi yarım kalmıştı ve yarım kalan şeylere tahammülü genelde vardı; ama bu yarım, seçilmiş değil dayatılmış gibiydi. Parmakları istemsizce kalemin üstünde gezindi, sonra vazgeçti. Çizmek, o akşam hiçbir şeyi hafifletmeyecekti.

Telefon yeniden titreşti.

Ekranı açtığında Aras’ın sorusu kısa ama tuhaf derecede doğrudandı:

“Kaçmak ister miydin?”

Bu soru mecaz değildi. İçinde şehir, mesafe, gece, ihtimal vardı. Vera bunu hemen hissetti; çünkü bazı cümleler açıklama istemez, içeri girer.

Uzun düşünmedi.

“Evet.”

Cevap neredeyse anında geldi.

“Ben de.”

Bu iki kelimenin arasında, ikisinin de evinden, geçmişinden, günün içinden çıkmaya hazır bir kapı aralandı. Vera o an bunun farkındaydı ama adlandırmadı; çünkü adlandırılan şeyler çoğu zaman küçülürdü.

Sonra Aras yazdı:

“Denize indim.

Hiç plan yok.

Sadece yürümek.”

Vera pencereye gitti. Sokak lambası turuncu bir halka çiziyordu, kaldırım boştu, şehir akşamın o tuhaf saatindeydi — kimsenin tam ait olmadığı, ama herkesin bir yere varmaya çalıştığı saat. İçeride annesiyle dayısının konuşması sürüyordu; kelimeler yine seçilmiyordu ama gerginlik duvarlardan sekip odaya ulaşıyordu.

Telefonuna baktı.

“Neresi?”

Aras konum göndermedi. Bir fotoğraf attı.

Karanlık sahil. Uzun yürüyüş yolu. Islak taşların üstünde ışık kırıkları. İnsan yok.

Fotoğraf Vera’nın içinde garip bir yerle temas etti; orası uzak bir semtti, çocukluğunda hiç gitmediği, gündüzleri bile yabancı hissettiren bir kıyı. Ama fotoğrafın içindeki boşluk, kendi odasındaki sıkışıklıktan daha yaşanabilir görünüyordu.

Aras yazdı:

“Gel demiyorum.

Sadece söylüyorum.”

Bu cümle Vera’yı beklenmedik biçimde rahatlattı. Davet değildi, zorunluluk değildi; yalnızca açık bırakılmış bir ihtimaldi. Belki de bu yüzden gerçekti.

Kapının önünde bir süre durdu. Salondan sesler geliyordu. Dayısının kahkaha benzeri bir sesi, annesinin kısa cevapları. O seslerin arasına geri dönmek, o akşam kendi yerinden çıkmamak demekti.

Montunu aldı. Çantasını omzuna geçirdi.

Kapıyı kapatırken kilidin sesi bile fazla geldi.

Merdivenlerden inerken kalbi alışık olmadığı bir hızla atıyordu; bu hız korkuya benzemiyordu, daha çok yön değiştirmeye benziyordu. Sanki hayatının çizgisi bir noktada hafifçe kırılmış ve o kırılma ilk kez fiziksel bir harekete dönüşmüştü.

Aras sahilde yürüyordu ama yürüyüşünde amaç yoktu; adımlarını dengeleyen şey ritim değil, dağınıklıktı. Baran’ın gelişi, söyledikleri, odada bıraktığı o eski tanışıklık duygusu Aras’ın içinde uzun zamandır kapalı duran bir çekmeceyi açmıştı. Eve dönmek istememişti; çünkü ev artık saklanma yeri değil, yakalanma yeriydi.

Deniz o gece karanlık ama sakindi. Dalga sesi düz bir çizgi gibiydi; Aras bu düzlüğü severdi, çünkü karmaşık düşünceler genelde böyle yüzeylerde çözülürdü.

Telefonuna baktı.

Mesaj yoktu.

Sonra geldi.

“Otobüsteyim.”

Aras gerçekten durdu. Ayaklarının altındaki taşların soğuğunu ilk kez o anda hissetti. Mesajı bir kez okudu, sonra tekrar, sonra üçüncü kez; çünkü bazı gerçekler ilk okumada oturmaz.

“Ciddi misin?”

“Evet.”

Bu “evet”te tereddüt yoktu. Aras etrafına baktı; sahil hâlâ boştu ama artık yalnız değildi. Beklemek kelimesi zihninde belirdi ve o kelimeyle ilişkisi yıllardır sorunluydu.

Bir süre yazmadı.

Sonra yazdı:

“Beklerim.”

Bu kelimeyi yazarken fark etti: gerçekten bekliyordu.

Otobüs yolculuğu Vera için normalden uzun sürdü. Camın dışındaki şehir tanıdık binalardan oluşuyordu ama gece, her şeyi hafifçe yerinden oynatmıştı; köşeler farklı görünüyordu, ışıklar gereğinden parlaktı, insanlar birbirine daha uzak duruyordu. Vera bu yabancılığı seviyordu; çünkü yabancı mekânlar insanın içindeki alışkanlıkları gevşetirdi.

İndiğinde rüzgâr sertti. Deniz kokusu yoğun, neredeyse metalikti. Ayakkabıları taş zeminde yankı yaptı; bu ses, bulunduğu yerin gerçekten şehirden ayrı olduğunu hatırlattı.

Telefonuna baktı.

“Yürüyüş yolunun başındayım.”

Başını kaldırdı.

Uzakta biri duruyordu. Kıpırdamadan.

Siyah mont. Eller ceplerde.

Aras da aynı anda onu gördü.

Bu, yazışmaların içinden tanınan bir siluet değildi artık; gerçek bir beden, gerçek bir mesafe, gerçek bir ihtimaldi. Aylarca yalnızca ses, cümle, ritim olarak var olan biri şimdi akşam rüzgârında, sahil ışığının altında duruyordu.

İkisi de birkaç adım kala yavaşladı.

Arada hâlâ metreler vardı ama zaman daha yoğundu.

Vera nefes aldı.

“Merhaba.”

Aras’ın sesi beklediğinden daha yumuşak çıktı.

“Merhaba.”

Bu sessizlik, mesajlaşma sessizliği değildi.

Bedensel, yoğun, titreşen bir boşluktu.

Rüzgâr Vera’nın saçını yüzüne getirdi. Saçını kulağının arkasına itti; Aras bu hareketi izlerken tuhaf bir tanışıklık hissetti — çünkü bu küçük refleksi, sesinin tonundan, kelime seçişinden tanıyordu.

“Gelmezsin sandım,” dedi Aras.

Vera omuzlarını hafifçe kaldırdı.

“Ben de.”

Yürümeye başladılar. Yan yana ama dokunmadan. Aralarındaki mesafe korunuyordu ama bu kez kaçınma değil, ayarlama gibiydi. Deniz karanlıktı, yürüyüş yolu ıslaktı, şehir arkada bir ışık bulutu gibi kalmıştı.

Bir süre konuşmadılar.

Ama bu susuş boş değildi; iki farklı yalnızlığın ilk kez aynı mekânda yan yana durması gibiydi.

Vera durdu. Denize baktı.

“Bugün biri geldi,” dedi.

Aras başını hafifçe eğdi.

“Benimkine benziyor.”

“Gitmesi gereken,” dedi Vera.

“Benimki gitmiş gibi yapıyor,” dedi Aras.

Vera hafifçe güldü.

“Bu, ilk buluşma için kötü konu.”

Aras da güldü; gülüşü daha rahat, daha gerçekti.

“Planlamadık,” dedi.

Vera ona baktı. Bu bakış mesajlardaki gibi değildi; gözlerin, mesafenin, ışığın içinde oluşan bir bakıştı.

“İyi ki geldim,” dedi.

Aras cevap vermedi; ama yüzündeki o küçük gevşeme, cümleden daha açıktı.

Gece, ikisini de tanımıyordu.

Bu yüzden yan yana yürüyebildiler.

Ve o an, Vera ilk kez şunu hissetti:

bazı kaçışlar, aslında varış olur.

Bölüm sonu

Sonraki bölüm kilitli

12. bölümü 5 jetonla uygulamada açabilir, kaldığın yerden devam edebilirsin.

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.