ASLAN
Davullu zurnalı karşıladı bizi Devran ağa, sanırsın kızı berdelle gitmiyor da gönüllü gidiyor. Bu aile mi bir garip ben mi çok abartıyorum anlamadım ki.
Allah bilir kızı da tuvalet giymiştir. Pek bir meraklı zaten. Gerçi o tiple bir tek berdelle evlenirdi heralde. Evlenmeye meraklı olması normal. Hayır yani bu tiple birde dikleniyor, nereden geliyor arkadaş bu özgüven. Yıllardır saklanan kız, bir beni buldu üstüne atlayacak tövbe tövbee.
Avluya girer girmez davul zurna susmuş Devran ağa bizi selamlamıştı. Çilli ördek etrafta görünmüyordu. Gözlerim istemsizce onu aramıştı. Neden bakıyorsam belki son anda vazgeçip kaçmıştır.
Bu durum beni biraz sinirlendirdi. Kaçar mı acaba? Lan ben niye sinirleniyorum kaçarsa kaçsın lan.
Geçip kurulan masaya oturduk. Merdivenlerden ayak sesleri gelince hepimiz merdivenlere doğru döndük. Merdiven benim arkamda duruyordu.
Benim çilli ördek sade kırmızı bir elbise giymişti. Ama sorun bu değildi elbise vücudunu ikinci bir deri gibi sarmıştı. Hafif bir göğüs dekoltesi olmasına rağmen bembeyaz teni elbisenin darlığından daha bir dolgun görünüyordu. Vücudunun kıvrımları olduğu gibi ortadaydı. Saçlarını yandan örmüş asi kıvırcık tutamalarını bugün benden sakınmıştı. İçimde bir alev sönmek bilmiyordu. O kadar kızgındım ki elime gerçekten kötek almama çok az kalmıştı. Neden bu elbiseyi giymek zorundaydı ki. Aslında elbise son derece sadeydi. Kalın askıları vardı ama neden bu kadar sinir bozucu görünüyordu. Gözlükleri duruyordu. Hala diş telleri vardı. Kaşları birbirine girmiş, çilerini kapatmak için hiç çaba sarfetmemişti. Her zaman ki çilli ördek yavrusuydu. Peki neden bugün kızı kötekle dövmekle, dağa kaçırmak arasında gidip geliyorum. Kendi kafama sıkacam anasını satıyım. Kesin olan birşey var bu kız birgün elimde kalacak.
Ön tarafımda bir hareketlilik hissettim. Devran ağa ayağa kalkarak bizim çillinin yanına koşar adım gidiyordu. Merdivenin son basamağında ona yetişmişti.
"Benim prensesim babanın bugün seni kıskanması için bayağı çaba sarfetmişsin.
Dedi ve çillinin elini kaldırıp öptü. Şaşkındım aslında onu merdivenlerden benim karşılamam gerekirdi. Ama beni şaşırtan şey Devran Ağa'nın yaptığıydı. Herkesin gözü önünde onun elini öpüp dirseğinin içine aldı. Bu bana verilen bir gözdağı diye düşünmek isterdim ama değildi. Çilli gayet rahat görünüyordu. Bu duruma alışkın olduğu belliydi. İkisi arasındaki sevgi burada ki herkes tarafından görülüyordu. Annesi de Devran Ağa'nın diğer koluna girmiş masaya doğru yürürlerken böyle bir aileye sahip olma duygusu heryerimi sarmıştı. Ta ki o çilli ördek burnunu dikip beni görmezden gelene kadar.
Ulan ben bu kızı vallahi döverim billahi döveriiim. Ama sen dur çilli kızım ben sabırlı bir adamım.
Hayır nereden benim kızım oluyor lan.
Gelip hemen yan tarafıma oturdu ama dönüp bir kez olsun yüzüme bakmadı. Lan sanki iki gün önce yaşlı heyetinde beni babamdan isteyen o değilmiş gibi. Bir dakika lan, lan ben neler diyorum sabır sabır...
Bu aralar en çok ihtiyacım olan şey sabır zaten anas... Hay tövbee
"Hayırdır Aslan oğlum bir sıkıntı mı var"
Dönüp Devran ağaya baktım, galiba sesli konuşmuştum. Ben diyorum ama bu kız benim ayarlarımla oynuyor diye.
"Hayır Devran ağa bir sıkıntı yok" diyerek cevaplıyorum.
"Artık bana baba diyebilirsin oğlum ne de olsa birazdan nişan törenibiz olacak"
Başımı hoşnutsuzca sallayarak onay verirken yan tarafımdan bir kıkırtı sesi geldi. Dönüp baktığımda çilli ördek dudaklarını sıkı sıkı kapatmış gülmemek için kendini sıkıyordu. Birkaç kıkırtı kaçırmış onu da sadece ben duymuştum. Sinirden boncuk boncuk ter dökmeye başlamıştım. Bu kızın dudakları neden bu kadar güzel... Hay a.. tövbe tövbeee.
Çilliye bakarak tövbe çektiğim için iyice gülmeye başladı.
Masadakiler bize bakınca tanımadığım ve muhtemelen çilli ördeğin akrabası olan yaşlı bir teyze
"Hay maşaallah hemende kaynaşmışlar, pekte yakıştınız."
Sözlerini bitiren teyze üstüne birde bize tükürmeye başlayınca sinirden iyice titremeye başlamıştım. Lan benim nerem şu çilli ördekle yakışmış olabilir. Bir de yanımdaki kadına bakıp kahkahayı patlatmazmı. Hayır artık ben koskoca Aslan ağa hiç birşeye şaşıramaz hale geldim. Yüzüme baka baka gülerken birde teyzeye "ayy çok saol teyzecim öyle oldu valla" demez mi.
Gülüşü çoo başka be tarif edemiyorum. Zaten tarif edilemez gibi geliyor. Ben en son çok sınırlı hissetmiyor muydum. Neden ondan gözümü almak bu kadar zor üstelik şimdilik kötek bir yana ensesinden tutup guülüşünden...
Birinin boğaz temizleme sesi gelince bir transtan çıkmış gibiydim. Yönümü babama çevirince bana imalı bir bakış atıyordu. Koskoca adam bıyık altı gülüyordu. Bir ben gülemiyorum anasını satayım. Bunların bütün suçlusu çilliydi. Bir hışımla ona döndüğümde gözlerinin buğulu bir şekilde bana baktığını görmüştüm. Ağlamak üzere gibiydi. İyi de bu kız daha şimdi gülmüyormuydu. Bu kızı anlamaya çalışmayı bırakmalıyım. Ona nasıl baktığımı bilmiyorum ama birden yüzünü başka tarafa çevirdi ve karşısında oturan gekdiğimde tanıştığım Mehmet adlı çocukla muhabbet etmeye başladı.
Ben senin nişanlın sayılırım daha benimle bir kelam etmedin lan diye bağırmak istesemde sustum ve kulağım ondayken babamla Devran Ağa'nın konuşmasını dinliyormuş gibi yaptım.
Mehmet "kırk yıl düşünsem buradan biriyle evleneceğini düşünmezdim"dedi. Sen buralara yabancı sayılırsın birde berdel olarak evleniyorsun, nasıl kabul ettin aklım almıyor Evin iyi düşündün mü?"
"Yine de buralıyım Mehmet buralar benim toprağım elbetteki bende berdel ile eveleneceğimi bilemezdim ama kısmet bunlar öyle olması gerekiyordu. Sorduğun için saol ama ben iyim berdel veya değil evliliğime değer veriyorum."
Bunun üzerine Aslan içinde minicikte olsa bir rahatlama ve gurur hissetti. Demek adı Evin'di. Bizim buralarda Evin aşk demekti. Uzun uzun inceledi küçük hokka burnunu, hafif dolgun dudaklarını, saçlarından bir ton daha koyu kahverengiye çalan uzun kirpiklerini, beyaz tenini, teninin üzerine serpiştirilmiş kahverengi yıldızları kalbinin ritmi değişmiş acı vermeye başlamıştı. Gözlerini daha fazla üzerinde tutamadı. Derin bir nefes aldı ama düşünmeye devam etti. Kendisi bile bu küçük çilli kadar cesur durmamış hatta küçük bir çocuk gibi mızmızlanmıştı.
Bu sırada gözü Mehmet'e kaydı. Elleri hafif yumruk olmuş ve sinirlendiği her halinden belliydi. Bu çocuğu hiç gözü tutmamıştı. Çilliye bakışı ve evliliğinin ne kadar korkunç olduğu konusunda yaptığı baskı çilliyi bezdirmişe benziyordu. Bedenimde dolup taşan sinirle öne atıldım ve bağırdım.
"Sana ne oluyor lan iki saattir susuyorum ama bak elimde kalacaksın demedi deme". Bütün masa Aslan'ın ani çıkışına neyin sebep olduğunu görmek için ona doğru döndü. Aslan neredeyse Mehmet'in üzerine atayacak gibi duruyordu.
Herkes merak içinde onlara bakarken Aslan yeniden konuştu.
"Evin benim nişanlım ve ağzını açıp onunla ilgili tek kelam daha edersen, konuşacak bir ağzın olmayacak şerefsiz." Kimse beklemediği gibi Mehmet'te bu çıkışı beklemediği için ağzı açık Aslan'a bakıyordu. Aslan aptalın suratına yeniden kükredi. "Anladın mı dedim lan"
Mehmet kendine gelip bir baş sallamasıyla cevap verdi. Fakat yumruk olmuş ellerini masanın altına koyması da Devran Ağaya bakışı da Aslan'ın gözünden kaçmamıştı. Uğursuz velet bütün sinirlerini bozmuştu. Onunla konuştuğu için çilliyi azarlamak istiyordu. Tam ona dönmüştü ki çillinin ona yarım agız gülerek ve gözlerini kırpıştırarak baktığını gördü. Dünya hala dönüyormu lan. Gözleri bal rengiymiş. Yanakları pembe hele o kırpıştırdığı gözleri. Bana böyle hayran baktığını ilk defa görüyordum. Genelde ya çok muzip ya da çok sinirli bakardı. Sen nasıl bir şeysin be kızım. Ulan çilli bundan sonra yanımda kötekle gezmezsem adı bir şerefsizim...
Bir bölümün daha sonuna geldik arkadaşlar hala telefondan yazıyorum o nedenle yazım yanlışlarım af ola sizi seviyorum vote ve yorumlarinizi bekliyorum sizce hikaye nasıl ilerliyor 🙆🙆🙆❤️❤️❤️