Bölüm 7 — Gelecekteki Ben
“Gelecekteki sen.”
Derin, Ege’nin söylediği bu üç kelimeyi anlamlandırmaya çalışırken birkaç saniye boyunca hiçbir şey söyleyemedi.
İstasyonda tren raylarının üzerinden hafif bir rüzgâr geçiyordu. Uzakta bir tren düdüğü duyuldu. İnsanların konuşmaları, ayak sesleri, istasyonun eski tabelalarından gelen metal gıcırtıları…
Hepsi bir anda çok uzaktan geliyormuş gibiydi.
Derin’in elindeki fotoğrafa baktı.
Fotoğrafta kendisi vardı.
Demir vardı.
Ve Ege.
Ama fotoğrafın altında yazan tarih hâlâ değişmemişti.
17 Eylül 2026.
Derin başını kaldırdı.
“Bu imkânsız.”
Ege sakin görünmeye çalışıyordu.
“Keşke öyle olsaydı.”
“Ben sana bu fotoğrafı vermedim.”
“Biliyorum.”
“Peki gelecekteki ben sana nasıl verdi?”
Ege cevap vermedi.
Derin bir adım yaklaştı.
“Ege.”
Bu kez sesi daha sertti.
“Benden ne saklıyorsunuz?”
Ege, kısa bir süre Demir’e baktı.
Demir gözlerini kaçırdı.
Derin bunu fark etti.
İçinde bir şey koptu sanki.
“Sen biliyorsun.”
Demir başını kaldırdı.
“Neyi?”
“Bunu.”
Elindeki fotoğrafı havaya kaldırdı.
“Sen bu fotoğrafı biliyorsun.”
Demir birkaç saniye sustu.
Sonra yavaşça,
“Evet,” dedi.
Derin’in yüzündeki ifade değişti.
“Ne zamandır?”
“Derin…”
“Ne zamandır biliyorsun?”
Demir cevap vermedi.
Derin gülümsedi ama bu gülümsemede en ufak bir mutluluk yoktu.
“Harika.”
Ege araya girmeye çalıştı.
“İkiniz de sakin olun. Burada tartışmanın—”
“Sen karışma.”
Derin’in sesi titriyordu.
“Bütün bunların ortasında kimse bana gerçeği söylemiyor.”
Demir ona doğru bir adım attı.
“Çünkü gerçeğin tamamını bilmen güvenli değil.”
“Ben çocuk değilim.”
“Biliyorum.”
“O zaman bana çocukmuşum gibi davranmayı bırak.”
Demir sustu.
Derin’in gözleri dolmuştu ama ağlamamak için kendini zorluyordu.
“Annem biliyordu.”
Demir cevap vermedi.
“Sen biliyordun.”
Yine sessizlik.
“Ege biliyor.”
Bu kez Ege başını eğdi.
Derin derin bir nefes aldı.
“Peki ben?”
Kimse cevap vermedi.
“Ben ne biliyorum?”
Üçü istasyonun arkasındaki eski bekleme salonuna geçtiler.
2009’un o eski salonu, Derin’in hatırladığından daha küçüktü.
Duvarlardaki boya dökülmüş, ahşap bankların bazıları kırılmıştı. Tavandaki lambalardan biri sürekli yanıp sönüyordu.
Ege cebinden küçük bir zarf çıkardı.
Zarfın üzerinde yalnızca tek bir kelime vardı:
DERİN
Derin zarfı aldı.
“Bu da mı gelecekteki benden?”
“Evet.”
“Ne zaman verdi?”
Ege cevap vermeden önce Demir’e baktı.
“Daha doğrusu… vermemi istedi.”
Derin zarfı açtı.
İçinden küçük bir kâğıt çıktı.
Tek cümle yazıyordu.
“Ege’yi kurtarmaya çalışma.”
Derin’in kaşları çatıldı.
Kâğıdın devamında başka bir şey yoktu.
“Bu kadar mı?”
Ege başını salladı.
“Bu kadar.”
Derin kâğıdı tekrar okudu.
Sonra gözlerini Demir’e çevirdi.
“Sen bunu biliyor muydun?”
“Hayır.”
“Yalan söyleme.”
“Yalan söylemiyorum.”
“Bana sürekli bir şeyler söylemeyip sonra da beni koruduğunu düşünüyorsun.”
Demir’in yüzündeki ifade sertleşti.
“Çünkü seni korumaya çalışıyorum.”
“Benden neyi koruyorsun?”
Demir cevap vermedi.
Derin bu kez Ege’ye döndü.
“Ege 17 Eylül’de ölecek.”
Ege’nin yüzündeki sakin ifade bir anda kayboldu.
Derin devam etti.
“Bunu biliyorsunuz.”
Ege sessizce,
“Evet,” dedi.
“Ve ben onu kurtarmaya çalışmayacağım.”
Ege şaşırdı.
“Hayır.”
Derin kâğıdı sıktı.
“Gelecekteki ben bunu söylemiş.”
“Derin…”
“Demek ki bir sebebi var.”
Demir ona baktı.
“İşte bu yüzden buraya gelmen gerekiyordu.”
Derin başını kaldırdı.
“Ne?”
Demir ilk kez açıkça konuşmaya karar vermiş gibiydi.
“Senin geçmişi değiştirmen gerekmiyor.”
“Peki ne yapmam gerekiyor?”
Demir’in cevabı gecikmedi.
“Geçmişte ne olduğunu anlaman gerekiyor.”
Akşam olduğunda üçü istasyondan ayrıldı.
Ege başka bir yere gitmesi gerektiğini söyleyerek onlardan ayrıldı.
Derin ve Demir ise eski evin yolunu tuttu.
Uzun süre konuşmadılar.
Sonunda Derin dayanamadı.
“Ege neden senden bu kadar korkuyor?”
Demir durdu.
“Benden korkmuyor.”
“Öyle görünmüyor.”
“Çünkü bazı şeyleri biliyor.”
“Sen de biliyorsun.”
Demir ona baktı.
“Evet.”
Derin başını salladı.
“Peki neden?”
Demir cevap vermeden yürümeye devam etti.
Derin arkasından seslendi.
“Demir!”
Durdu.
“Eğer bana güvenmiyorsan…”
Derin’in sesi kısıldı.
“…ben sana neden güveneyim?”
Bu cümle Demir’i olduğu yerde bıraktı.
Bir süre sonra arkasını döndü.
“Çünkü seni ilk gördüğümde…”
Derin bekledi.
Demir cümlesini tamamlamakta zorlandı.
“Bunun bir tesadüf olmadığını anladım.”
“Bu cevap değil.”
“Biliyorum.”
“Başka?”
Demir gözlerini yere indirdi.
“Çünkü geçmişte seni kaybettim.”
Derin’in kalbi hızlandı.
“Ne demek bu?”
“Şu an bunu anlatamam.”
Derin acı bir şekilde gülümsedi.
“Yine aynı şey.”
Demir ona yaklaşmadı.
Sadece olduğu yerde durdu.
“Bir gün anlatacağım.”
“Ne zaman?”
“Hazır olduğunda.”
Derin başını iki yana salladı.
“Hayır.”
Demir şaşırdı.
“Ne?”
“Sen hazır olduğunda değil.”
Derin’in gözleri dolmuştu.
“Ben hazır olduğumda değil. Gerçek ortaya çıktığında.”
Sonra yürüyüp gitti.
Demir arkasından bakakaldı.
Gece yarısına doğru Derin uyuyamadı.
Eski evin üst katındaki odada pencerenin önünde oturmuş, elindeki fotoğrafa bakıyordu.
Fotoğrafın arkasında daha önce fark etmediği bir şey vardı.
Küçük, silik bir yazı.
Derin fotoğrafı lambanın altına tuttu.
Yazıyı güçlükle okuyabildi.
“İlk kaybolan Ege değildi.”
Derin’in nefesi kesildi.
Fotoğrafı çevirdi.
Altında başka bir tarih vardı.
18 Eylül 2009.
Tam o sırada kapının dışından bir ses geldi.
Derin irkildi.
“Kim var?”
Cevap yoktu.
Kapı yavaşça açıldı.
Demir değildi.
Ege de değildi.
Derin ayağa kalktı.
Kapının önünde genç bir kız duruyordu.
Derin birkaç saniye boyunca ona baktı.
Kızın yüzü tanıdıktı.
Fazlasıyla tanıdık.
Sonra kız konuştu.
“Sen Derin’sin, değil mi?”
Derin’in kalbi hızla çarpmaya başladı.
Çünkü karşısındaki kız…
2009’daki annesinin genç hâliydi.
Ve elinde Derin’in yıllardır görmediği eski bir günlük vardı.
“Bunu sana vermem gerekiyordu.”
Derin günlüğe baktı.
“Bu ne?”
Annesi cevap vermeden önce gözlerini kapıya çevirdi.
“Babanın günlüğü.”
Derin’in yüzü bembeyaz oldu.
“Benim babamın mı?”
Genç kadın başını salladı.
“Ve içinde Ege’nin neden öldüğünü anlatan tek şey var.”
Derin günlüğü almak için elini uzattı.
Tam o sırada aşağıdan bir ses duyuldu.
Demir’in sesi.
“Derin! Sakın o günlüğü açma!”
Derin donup kaldı.
Annesi ona baktı.
“Geç kaldın.”
Ve günlüğü Derin’in eline bıraktı.
