İçeriğe geç

BİR BAŞKA ZAMANDA

Bölüm 8 · 5 dk okuma

BİR BAŞKA ZAMANDA

Bölüm 8

Babanın Günlüğü

Bölüm 8 — Babanın Günlüğü

“Geç kaldın.”

Derin, annesinin genç hâline bakarken elindeki günlüğü sıkıca tuttu.

Aşağıdan Demir’in sesi yeniden duyuldu.

“Derin!”

Genç kadın bir anda kapıya yöneldi.

“Onun burada olduğumu bilmemesi gerekiyor.”

Derin şaşkınlıkla ona baktı.

“Sen Demir’den neden korkuyorsun?”

Kadın cevap vermedi.

Sadece başını iki yana salladı.

“Demir’den değil.”

“Kimden?”

Kadın kapının dışına baktı.

“Zamandan.”

Bu cevap Derin’in kafasını daha da karıştırdı.

“Hiçbir şey anlamıyorum.”

“Anlamana da gerek yok.”

“Bana babamın günlüğünü verdin.”

“Çünkü artık bilmen gereken şeyler var.”

“Ne gibi?”

Kadın bir süre Derin’in yüzüne baktı.

Sonra çok hafif bir sesle,

“Babanın öldüğünü sana nasıl anlattıklarını hatırlıyor musun?” diye sordu.

Derin’in yüzündeki ifade değişti.

Babası.

Çocukluğundan beri hakkında konuşulması zor bir isimdi.

Annesi onun hakkında fazla konuşmazdı. Derin de zamanla sormayı bırakmıştı.

“Bana… bir kaza olduğunu söylemişlerdi.”

Kadın gözlerini kaçırdı.

“Öyle değildi.”

Derin’in boğazı düğümlendi.

“Ne demek öyle değildi?”

Kadın cevap vermek üzereyken aşağıdan ayak sesleri geldi.

Demir merdivenlerden çıkıyordu.

Kadın hızla Derin’in omzuna dokundu.

“Bunu yalnızken oku.”

“Peki ya sen?”

“Ben zaten bu hikâyenin içindeyim.”

Kapıya doğru ilerledi.

Derin arkasından seslendi.

“Bir dakika!”

Kadın durdu.

“Bana adını söyle.”

Kadın yavaşça arkasını döndü.

Derin’in annesi olduğunu bildiği hâlde, o an ilk kez onu gerçekten genç bir kadın olarak görüyordu.

Kadın gülümsedi.

“Sen bana hep anne diyeceksin.”

Sonra kapıdan çıktı.

Derin birkaç saniye olduğu yerde kaldı.

Kapı kapandı.

Tam o sırada Demir odaya girdi.

İlk baktığı şey Derin’in yüzü değil, elindeki günlük oldu.

“Onu nereden buldun?”

Derin günlüğü göğsüne çekti.

“Annem verdi.”

Demir’in yüzü düştü.

“Derin…”

“Şimdi bana sakın ‘bunu açma’ deme.”

Demir sustu.

Derin günlüğü masanın üzerine bıraktı.

“Çünkü artık açacağım.”

Günlüğün kapağı eskimişti.

Kenarları kıvrılmış, bazı sayfaları sararmıştı.

İlk sayfada tek bir cümle vardı.

“Eğer bu günlüğü bir gün Derin okuyorsa, demek ki zamanı geldi.”

Derin’in parmakları titredi.

Bir sonraki sayfayı çevirdi.

12 Eylül 2009

“Ege bugün yine babasının eski evinden bahsetti. Orada bulduğu kapının sıradan bir kapı olmadığını düşünüyor. Demir onunla dalga geçiyor. Ben ise ikisinin de başına bir şey gelmesinden korkuyorum.”

Derin durdu.

Demir yanındaki sandalyeye oturdu.

“Devam et.”

Derin bir sonraki sayfayı çevirdi.

14 Eylül 2009

“Kapıyı açtılar.”

Derin’in nefesi kesildi.

“On yedi numara.”

Demir gözlerini kapattı.

“Demir bunu yapmamaları gerektiğini söyledi. Ama Ege vazgeçmedi.”

Derin ona baktı.

“Sen de oradaydın.”

“Evet.”

“Ve bana hiçbir şey söylemedin.”

Demir sessiz kaldı.

Derin okumaya devam etti.

15 Eylül 2009

“Bugün Derin kapının önünde bulundu. Onu buraya kimin getirdiğini bilmiyorum. Ama üzerinde geleceğe ait bir şey vardı.”

Derin sayfayı çevirdi.

16 Eylül 2009

“Yarın her şey değişecek.”

Bir sonraki sayfaya geçince Derin durdu.

Sayfanın yarısı boştu.

Sadece en altında bir cümle vardı.

“Ege’ye güvenme.”

Derin başını kaldırdı.

“Ege’ye güvenme?”

Demir kaşlarını çattı.

“Bunu daha önce görmedim.”

“Bu senin için de yeni mi?”

“Evet.”

Derin tekrar günlüğe baktı.

“Peki neden sana güvenmem gerektiğini düşünüyorsun?”

Demir cevap vermedi.

Derin günlüğü kapatmak üzereyken arasından küçük bir fotoğraf düştü.

Fotoğraf yere ters şekilde düştü.

Derin eğilip aldı.

Çevirdiğinde gördüğü şey karşısında donup kaldı.

Fotoğrafta dört kişi vardı.

Babası.

Annesi.

Ege.

Ve…

Demir.

Ama fotoğrafın çekildiği tarih 17 Eylül 2009 değildi.

Fotoğrafın arkasında:

18 Eylül 2009.

Derin fotoğrafı Demir’e uzattı.

“Bu nasıl mümkün?”

Demir fotoğrafa baktı.

Yüzü bir anda bembeyaz oldu.

“Bu fotoğraf…”

“Ne?”

“Ben bunu hiç görmedim.”

Derin dikkatlice fotoğrafa baktı.

Dördü de gülümsüyordu.

Ama babasının yüzünde garip bir ifade vardı.

Sanki fotoğraf çekilirken bir şey söylemek üzereymiş gibi.

Derin fotoğrafı biraz daha yaklaştırdı.

Arka planda eski tren istasyonu görünüyordu.

Ve istasyonun duvarındaki saat…

23.17'yi gösteriyordu.

Derin’in gözleri büyüdü.

“Demir…”

“Ne?”

“Ege 17 Eylül’de ölüyor demiştiniz.”

“Evet.”

“Peki bu fotoğraf neden 18 Eylül’de çekilmiş?”

Demir cevap veremedi.

Derin ayağa kalktı.

“Demek ki Ege 17 Eylül’de ölmüyor.”

Demir de ayağa kalktı.

“Ya da…”

Durdu.

“Ya da?”

“Fotoğrafın tarihi yanlış.”

Derin başını iki yana salladı.

“Hayır.”

Fotoğrafı ters çevirdi.

Tarihin altındaki yazıyı gösterdi.

“Son gece.”

Derin’in içini soğuk bir ürperti kapladı.

“Bu bir fotoğraf değil.”

Demir ona baktı.

“Ne?”

“Bir veda.”

O gece evin içinde kimse uyumadı.

Ege ortalıkta yoktu.

Annesi de görünmüyordu.

Derin ve Demir salonda oturuyordu.

Masada açık günlük, fotoğraf ve küçük anahtar vardı.

Saat gece yarısını geçmişti.

Derin pencerenin dışına baktı.

Sokak neredeyse tamamen sessizdi.

“Bence babam Ege’nin ölümünü biliyordu.”

Demir cevap vermedi.

“Belki de o yüzden bu günlüğü yazdı.”

“Olabilir.”

“Demir.”

“Efendim?”

“Babamı tanıyor muydun?”

Demir bir süre düşündü.

“Evet.”

“Nasıl?”

“Beni birkaç kez görmüştü.”

“Birkaç kez mi?”

Demir başını eğdi.

“Derin, bazı şeyleri anlatırsam—”

“Yine geleceği değiştireceğiz.”

Demir sustu.

Derin yorgun bir şekilde gülümsedi.

“Artık bu cümleyi senden duymaktan sıkıldım.”

Demir de hafifçe gülümsedi.

“Ben de söylemekten.”

Bir süre ikisi de konuşmadı.

Sonra Demir masadaki fotoğrafı aldı.

“Bunu fark ettin mi?”

“Neyi?”

Demir fotoğrafı ışığa doğru tuttu.

“Babamın değil…”

Derin hemen yanına geldi.

“Ne?”

“Senin.”

Derin fotoğrafa baktı.

Babası ve annesinin arasında küçük bir kız vardı.

Kızın yüzü kameraya dönük değildi.

Ama üzerindeki kıyafet…

Derin’in nefesini tuttu.

“Bu benim.”

Demir başını salladı.

“Evet.”

“Ben burada ne yapıyorum?”

“Bilmiyorum.”

Derin fotoğrafa dikkatlice baktı.

Küçük kızın elinde bir şey vardı.

Bir anahtar.

On yedi numaralı anahtar.

Derin’in kalbi hızlandı.

“Ben bu anahtarı daha önce görmüşüm.”

Demir cevap vermedi.

“Çocukluğumdan beri.”

“Evet.”

Derin ona döndü.

“Sen biliyordun.”

Demir gözlerini kaçırdı.

“Evet.”

“Demir…”

Tam o sırada dış kapı sertçe açıldı.

İkisi de irkildi.

Koridordan Ege’nin sesi geldi.

“Demir!”

Demir ayağa kalktı.

Ege içeri girdi.

Yüzü solgundu.

Nefes nefeseydi.

“Onu buldum.”

Demir’in yüzü değişti.

“Neyi?”

Ege elindeki küçük kâğıdı uzattı.

“Kapının nerede olduğunu.”

Derin kâğıdı aldı.

Üzerinde yalnızca bir adres yazıyordu.

Eski saat kulesi.

Altında ise bir tarih:

17 Eylül 2009 — 23.17

Derin kâğıdı okurken Ege’nin yüzüne baktı.

“Oraya neden gitmemiz gerekiyor?”

Ege cevap vermedi.

Demir’in yüzüne baktı.

Sonra Derin’e.

“Çünkü o gece Ege ölmeyecek.”

Derin’in kalbi duracak gibi oldu.

Ege devam etti.

“Başka biri ölecek.”

Odanın içindeki sessizlik bir anda ağırlaştı.

Derin’in elindeki kâğıt titredi.

“Kim?”

Ege gözlerini Derin’den kaçırdı.

“Bunu öğrenirsen…”

Bir an durdu.

“…geçmişi değiştirmek isteyeceksin.”

Derin başını kaldırdı.

“Belki de tam olarak bunun için buradayım.”

Ege hiçbir şey söylemedi.

Demir ise sadece tek bir cümle kurdu:

“Hayır, Derin.”

Derin ona döndü.

Demir’in gözlerinde ilk kez gerçek bir korku vardı.

“Sen buraya geçmişi değiştirmeye gelmedin.”

“Peki neden geldim?”

Demir’in cevabı fısıltı gibi çıktı.

“Kendin hakkında unuttuğun şeyi hatırlamaya geldin.”

Bölüm sonu

2 yorum