İçeriğe geç

BİR BAŞKA ZAMANDA

Bölüm 12 · 5 dk okuma

BİR BAŞKA ZAMANDA

Bölüm 12

O Gece

Bölüm 12 — O Gece

Saat kulesinin içindeki hava bir anda değişmişti.

Az önce yalnızca yağmurun sesi duyuluyordu.

Şimdi ise duvarların içinden gelen o eski tik tak sesi, kulenin tamamını dolduruyordu.

23.42.

Derin hâlâ Demir’in elini tutuyordu.

Parmaklarının arasındaki sıcaklığı hissediyordu.

Ama aklında tek bir şey vardı.

Çocukluk anısı.

“Demir, söz vermiştin.”

Ardından gelen cevap:

“Seni bırakmayacağım.”

Derin gözlerini kapattı.

Bir görüntü daha geldi.

Eski istasyon.

Yağmur.

Koşan insanlar.

Saat kulesinin önünde duran iki çocuk.

Derin ve Demir.

Ama görüntü bulanıktı.

Sanki birileri yıllar önce bu anının üzerini özellikle kapatmıştı.

“Ben bunu hatırlıyorum…”

Demir ona baktı.

“Ne kadarını?”

“Her şeyi değil.”

Derin başını tuttu.

“Sen yanımdaydın.”

“Evet.”

“Ege de vardı.”

Demir başını salladı.

“Evet.”

“Annem…”

Derin bir an durdu.

“Annem de biliyordu.”

Bu kez cevap veren Ege oldu.

“Biliyordu.”

Derin ona döndü.

“Sen de.”

Ege gözlerini kaçırdı.

“Evet.”

“Peki neden kimse bana söylemedi?”

Ege'nin cevabı gecikmedi.

“Çünkü sana söylersek geçmişi hatırlayacağını biliyorduk.”

Derin’in sesi sertleşti.

“Belki de hatırlamam gerekiyordu.”

“Hayır.”

Bu kez Demir konuşmuştu.

Derin ona döndü.

Demir’in yüzünde ilk kez bu kadar açık bir korku vardı.

“Hatırlaman gerekiyorduysa bile… o zaman değil.”

“Niye?”

“Çünkü sen o gece bir seçim yaptın.”

Derin’in nefesi kesildi.

“Ne seçtim?”

Demir cevap vermedi.

Saat kulesinin saati ilerledi.

23.43.

Ve duvarın üzerindeki yazı değişti.

Az önce:

“Bu kez yalnızca biriniz geri dönecek.”

yazıyordu.

Şimdi ise başka bir cümle vardı:

“Hatırlamak, değiştirmek değildir.”

Derin yazıya baktı.

Sonra Demir’e.

“Ben ne yaptım?”

Demir gözlerini kapattı.

“Sen…”

Tam o sırada kulenin bütün ışıkları söndü.

Derin kendisini başka bir yerde buldu.

İstasyon.

Ama bu kez 2026 değildi.

Her şey daha eskiydi.

Duvarlarda yeni asılmış afişler vardı.

Bankların üzerindeki boya henüz dökülmemişti.

Ve istasyonun karşısındaki saat…

23.17.

Derin birkaç adım attı.

Sonra bir ses duydu.

“Derin!”

Arkasını döndü.

Demir koşarak geliyordu.

Ama bu Demir…

Çocuktu.

Derin olduğu yerde kaldı.

Çocuk Demir onun yanına geldi.

“Burada olmaman gerekiyordu.”

Derin şaşkınlıkla ona baktı.

“Sen…”

Çocuk Demir gülümsedi.

“Beni tanımadın mı?”

Derin’in gözleri doldu.

“Tanıdım.”

O anda anladı.

Burası yalnızca bir anı değildi.

Burası geçmişin kendisiydi.

17 Eylül 2009.

İstasyonun diğer tarafında Ege vardı.

Elinde küçük bir anahtar tutuyordu.

Yanında Derin’in annesi duruyordu.

Gençti.

Ve korkmuş görünüyordu.

“Kapıyı açarsanız her şey tekrar başlayacak,” dedi annesi.

Ege başını salladı.

“Bu kez farklı olacak.”

“Bunu daha önce de söyledin.”

“Çünkü bu kez Demir biliyor.”

Derin uzaktan onları izliyordu.

Demir yanına geldi.

“Onları duyabiliyor musun?”

Derin başını salladı.

“Evet.”

“Bizi göremiyorlar.”

“Peki biz onları görebiliyoruz.”

“Çünkü bu, senin hatırladığın gece.”

Derin yavaşça sordu:

“Ben burada ne yaptım?”

Demir cevap vermedi.

Bunun yerine elini uzattı.

“Gel.”

İstasyondan çıktılar.

Saat kulesine doğru yürüdüler.

Yağmur yağıyordu.

Aynı yağmur.

Aynı sokak.

Aynı gece.

Derin’in kalbi hızlandı.

“Burada mı?”

Demir başını salladı.

“Evet.”

“Sen burada kayboldun.”

“Evet.”

“Beni kurtarmak için.”

Demir bu kez cevap vermedi.

Derin onun yüzüne baktı.

“Demir…”

“Hatırlamaya başladın.”

Derin gözlerini kapattı.

Ve yeni bir görüntü geldi.

Çocuk Derin ağlıyordu.

Saat kulesinin önünde durmuştu.

Karşısında Demir vardı.

“Gitme.”

Demir başını iki yana sallıyordu.

“Gitmem gerekiyor.”

“Nereye?”

“Kapının içine.”

“Ben de geleceğim.”

“Hayır.”

“Niye?”

Demir küçük anahtarı Derin’in eline bıraktı.

“Çünkü biri burada kalmalı.”

Derin ağlayarak başını sallıyordu.

“Ben sensiz kalmak istemiyorum.”

Demir ona baktı.

Ve o an…

Derin’in yıllardır hatırlamadığı cümle ortaya çıktı.

Çocuk Derin:

“Eğer sen gidersen…”

Bir an durdu.

“…ben de zamanı değiştiririm.”

Demir’in yüzü değişti.

“Bunu yapma.”

“Yapacağım.”

“Derin, söz ver.”

“Ne sözü?”

“Beni geri getirmeye çalışma.”

Görüntü bir anda kesildi.

Derin gözlerini açtı.

Nefesi hızlanmıştı.

“Ben…”

Demir ona baktı.

“Hatırladın.”

Derin başını salladı.

“Sen benden bunu istemişsin.”

“Evet.”

“Ben de söz vermişim.”

Demir sustu.

Derin’in gözlerinden yaş süzüldü.

“Ama sözümü tutmamışım.”

“Hayır.”

Demir yaklaşmadı.

Olduğu yerde durdu.

“Sen sözünü tutmaya çalıştın.”

“Farkı ne?”

“Çünkü sen beni kurtarmak için zamanı değiştirmeye çalışmadın.”

Derin şaşırdı.

“O zaman ne yaptım?”

Demir’in gözleri doldu.

“Beni geri getirmek yerine…”

Bir an sustu.

“…beni hatırlamamayı seçtin.”

Derin dondu.

“Ne?”

“Kapı açıldığında zaman senden bir şey istedi.”

“Benden ne istedi?”

“Birini kaybetmek.”

Derin’in yüzü bembeyaz oldu.

“Ve sen…”

Demir’in sesi titredi.

“Beni seçtin.”

Derin birkaç saniye konuşamadı.

“Yani…”

“Ege’nin ölümü değildi.”

Derin başını kaldırdı.

“Ege hiç ölmedi.”

“Hayır.”

“Babam da…”

Demir sustu.

Derin’in kalbi yeniden hızlandı.

“Babam da ölmedi.”

Demir cevap vermeden önce uzaktan bir ses duyuldu.

Ege.

“Derin!”

İkisi birden arkasını döndü.

Ege onlara doğru koşuyordu.

“Kapı açılıyor!”

Saat kulesinin saati…

23.16.

Demir Derin’e baktı.

“Bir dakikamız var.”

Derin’in aklına gelecekteki Derin’in sözleri geldi:

“Ege’yi kurtarmaya çalışma.”
“Demir’i de kurtarmaya çalışma.”

Ama şimdi anlıyordu.

Gelecekteki Derin aslında ona “hiçbir şey yapma” demiyordu.

Ona şunu söylüyordu:

Aynı hatayı tekrar etme.

Derin elindeki 17 numaralı anahtara baktı.

Sonra Demir’e.

“Bu kez seni kaybetmeyeceğim.”

Demir başını salladı.

“Ben de seni.”

Ege bağırdı:

“Derin! Karar vermelisin!”

Saat…

23.17.

Kapı açıldı.

İçeriden güçlü bir ışık yayıldı.

Rüzgâr istasyonun içindeki bütün kâğıtları havaya kaldırdı.

Duvarlardaki saatler aynı anda durdu.

Ve kapının üzerinde tek bir cümle belirdi:

“Biriniz geri dönecek.”

Derin kapıya baktı.

Sonra Demir’e.

Ve sonunda her şeyi anladı.

Bu bir kehanet değildi.

Bir emir değildi.

Birinin diğerini bırakması gerekmiyordu.

Cümle aslında onların ilk gecede yaptığı seçimin sonucuydu.

Çünkü o gece…

Demir geri dönmemişti.

Derin ise onun yerine geleceğe dönmüştü.

Ama bu kez farklıydı.

Çünkü Derin’in elinde anahtar vardı.

Demir’in yanında ise ilk kez korkmadan ona bakan biri vardı.

Derin elini uzattı.

“Beraber.”

Demir elini tuttu.

“Beraber.”

İkisi kapıya doğru ilerledi.

Tam geçecekleri sırada Ege arkalarından seslendi:

“Durun!”

Derin döndü.

Ege’nin elinde eski bir fotoğraf vardı.

Fotoğrafta dört kişi bulunuyordu.

Ege.

Genç Derin’in annesi.

Demir.

Ve Derin.

Ama fotoğrafın arkasında daha önce hiç görülmemiş bir yazı vardı.

Ege fotoğrafı Derin’e uzattı.

Derin çevirdi.

Ve okudu:

“17 Eylül 2009 gecesi kaybolan kişi Demir değildi.”

Derin’in gözleri büyüdü.

Altında ikinci bir cümle vardı:

“Demir, birini kurtarmak için kayboldu.”

Ve en altta…

Yarım kalmış bir isim.

“Derin…”

Devamı silinmişti.

Saat kulesinin bütün camları aynı anda çatladı.

Kapının içindeki ışık büyüdü.

Demir Derin’in elini daha sıkı tuttu.

“Hazır mısın?”

Derin başını kaldırdı.

Bu kez korkmuyordu.

“Hayır.”

Demir şaşırdı.

Derin hafifçe gülümsedi.

“Ama sen yanımdaysan…”

Bir adım attı.

“…gidebilirim.”

Ve ikisi birlikte kapıdan içeri girdi.

23.17.

Zaman yeniden hareket etti.

Ama bu kez…

geçmiş onları beklemiyordu.

Geçmiş, onlardan bir cevap bekliyordu.

Bölüm sonu

1 yorum