İçeriğe geç

BİR BAŞKA ZAMANDA

Bölüm 11 · 5 dk okuma

BİR BAŞKA ZAMANDA

Bölüm 11

Seni Hatırlayan Biri

Bölüm 11 — Seni Hatırlayan Biri

Derin’in gözleri duvardaki yazıda kaldı.

“Bu kez yalnızca biriniz geri dönecek.”

Cümle, zihninde dönüp duruyordu.

Ama birkaç saniyedir başka hiçbir şeyi düşünemiyordu.

Çünkü az önce hatırladığı şey…

Ege değildi.

Ölüm değildi.

Kapı değildi.

Demir’di.

Küçük hâliyle karşısında duran Demir.

Yağmurun altında ona bakıyordu.

Ve sonra…

yok oluyordu.

Derin yavaşça arkasını döndü.

Demir hâlâ yanındaydı.

Yetişkin hâliyle.

Gerçekten oradaydı.

Derin ona baktı.

Sanki yıllardır içinde eksik olan bir parçayı ilk kez yerine koyuyormuş gibi.

“Sen…”

Demir gözlerini ondan ayırmadı.

“Ne hatırladın?”

Derin’in sesi titredi.

“Sen gittin.”

Demir sustu.

“Benim için.”

“Derin…”

“Hayır.”

Başını iki yana salladı.

“Bu sefer susma.”

Demir birkaç saniye boyunca hiçbir şey söylemedi.

Sonra duvarın dibindeki eski banka oturdu.

“Gel.”

Derin yanına oturdu.

İkisi bir süre konuşmadan karşılarındaki saate baktılar.

Tik.

Tak.

Tik.

Tak.

Sonunda Demir konuştu.

“Sen o gün çok korkmuştun.”

Derin başını çevirdi.

“Ben mi?”

“Evet.”

“Hatırlamıyorum.”

“Şimdi hatırlıyorsun.”

Derin gözlerini kapattı.

Ve o an…

başka bir görüntü geldi.

Küçük hâli.

Yağmurdan ıslanmış saçları.

Ellerinin arasında tuttuğu anahtar.

Karşısında Demir.

“Gitme.”

Küçük Demir başını iki yana sallıyordu.

“Gitmem gerekiyor.”

“Hayır.”

“Derin…”

“Gitme dedim.”

Çocuk sesi titriyordu.

“Bir daha dönmezsen seni hatırlamam.”

Demir gülümsemeye çalışmıştı.

“Hatırlarsın.”

“Hayır.”

“Hatırlarsın.”

“Ya unutursam?”

Demir ona yaklaşmıştı.

“Ben hatırlarım.”

Görüntü kayboldu.

Derin gözlerini açtı.

Yanaklarından yaşlar süzülüyordu.

Demir ona bakıyordu.

“Ben sana bunu söylemiştim.”

Derin başını salladı.

“Hatırlıyorum.”

Demir’in yüzünde çok küçük bir gülümseme oluştu.

“Sonunda.”

Derin gözyaşlarını sildi.

“Sen gerçekten beni yıllarca hatırladın.”

“Evet.”

“Ben ise seni unuttum.”

“Evet.”

“Bu adil değil.”

Demir hafifçe başını eğdi.

“Değildi.”

Derin ona baktı.

“Hiç kızmadın mı?”

“Çok.”

“Bana mı?”

“Hayır.”

“Peki kime?”

Demir gözlerini saate çevirdi.

“Zamana.”

Derin istemsizce gülümsedi.

“Zamana kızılır mı?”

“Ben kızdım.”

“Ve?”

“Beni dinlemedi.”

Bu kez Derin gerçekten güldü.

Kısa sürdü.

Ama o küçük gülümseme ikisinin de içindeki gerginliği biraz olsun azalttı.

Derin bir süre sonra sessizce sordu:

“Ben seni nasıl unuttum?”

Demir cevap vermeden önce uzun süre düşündü.

“Kapıdan geçtiğimizde zaman seni benden ayırdı.”

“Nasıl?”

“Bilmiyorum.”

“Sen geri döndün.”

“Evet.”

“Ben de döndüm mü?”

“Hayır.”

Derin’in yüzü düştü.

“Ne?”

“Sen birkaç gün daha geçmişte kaldın.”

“Annemle mi?”

Demir başını salladı.

“Evet.”

“Sonra?”

“Sonra seni bugüne gönderdiler.”

“Ve ben her şeyi unuttum.”

“Her şeyi değil.”

Derin ona baktı.

“Ne kaldı?”

Demir hafifçe gülümsedi.

“Bazı şeyler.”

“Mesela?”

“Yağmurdan nefret ettiğini.”

Derin şaşırdı.

“Ben yağmuru severim.”

“Şimdi seviyorsun.”

“Eskiden?”

“Eskiden yağmur başladığında hep benim yanıma gelirdin.”

Derin sustu.

Demir devam etti.

“Bir de trenlerden korkardın.”

“Ben trenleri severim.”

“Şimdi.”

Derin başını eğdi.

“Başka ne kaldı?”

Demir ona baktı.

“Bilmiyorum.”

“Yalan.”

“Belki.”

“Demir.”

Demir gülümsedi.

“Belki de bazı şeyler hatırlanmak için değil, yeniden yaşanmak için kalmıştır.”

Derin bu cümleye cevap vermedi.

Ama içinden bir şey geçti.

Sanki Demir’in söylediği şey yalnızca geçmiş hakkında değildi.

Saat 23.51 olmuştu.

Ege, kulenin diğer tarafındaki mekanizmayı inceliyordu.

Gelecekteki Derin ortalıkta görünmüyordu.

Derin ayağa kalktı.

“Biraz dışarı çıkacağım.”

Demir de kalktı.

“Ben de geleyim.”

“Hayır.”

Demir durdu.

Derin ona baktı.

“Tek başıma birkaç dakika kalmak istiyorum.”

Demir başını salladı.

“Tamam.”

Derin merdivenlerden aşağı indi.

Kulenin dışına çıktığında yağmur dinmişti.

Gökyüzünde birkaç yıldız görünüyordu.

Derin başını kaldırıp derin bir nefes aldı.

Birkaç dakika sonra arkasından ayak sesleri geldi.

Demir.

Derin dönmedi.

“Tek başıma kalacaktım.”

“Biliyorum.”

“O zaman neden geldin?”

Demir yanında durdu.

“Çünkü seni yalnız bırakmak istemedim.”

Derin ona baktı.

“Bana güvenmediğin için mi?”

“Hayır.”

“O zaman?”

Demir bir süre sustu.

“Çünkü seni kaybetmekten hâlâ korkuyorum.”

Derin’in yüzündeki ifade yumuşadı.

“Ben buradayım.”

“Şimdilik.”

Bu iki kelime ikisinin de susmasına yetti.

Derin ellerini cebine soktu.

“Biliyor musun?”

“Ne?”

“Ben seni unuttuğum yıllarda bile bir şeyin eksik olduğunu hissediyordum.”

Demir ona döndü.

“Ne?”

“Bilmiyordum.”

“Şimdi biliyor musun?”

Derin başını salladı.

“Evet.”

Bir süre birbirlerine baktılar.

Derin ilk kez Demir’in gözlerinde geçmişteki çocuğu görebiliyordu.

Aynı bakış.

Aynı sessizlik.

Sadece büyümüş hâli.

“Beni bekledin mi?”

Demir cevap vermedi.

Derin soruyu tekrar sormadı.

Çünkü cevabı zaten anlamıştı.

Demir sonunda konuştu.

“Bazen beklemek birini beklemek değildir.”

Derin kaşlarını çattı.

“Ne demek?”

“Bir gün geri döneceğine inanmayı bırakmamaktır.”

Derin’in gözleri doldu.

“Ben geri döneceğimi bilmiyordum.”

“Ben de.”

“Peki nasıl bekledin?”

Demir ona baktı.

“Bilmiyorum.”

Sonra çok hafif bir gülümsemeyle ekledi:

“Sanırım bazı insanlar hayatından çıktığında gerçekten gitmiyor.”

Derin başını eğdi.

“Demir…”

“Efendim?”

“Ben seni şimdi unutmak istemiyorum.”

Demir’in yüzündeki gülümseme kayboldu.

“Unutmayacaksın.”

“Bunu nereden biliyorsun?”

“Çünkü bu kez seni yalnız bırakmayacağım.”

Derin gözlerini kapattı.

“Ya yine kaybolursan?”

“Bulursun.”

“Nasıl?”

Demir cebinden küçük anahtarı çıkardı.

On yedi numaralı anahtar.

Derin’e uzattı.

“Bunu sana vermiştim.”

Derin anahtarı avucuna aldı.

“Ne zaman?”

“İlk kez kaybolduğum gün.”

Derin anahtara baktı.

“Bunu neden şimdi veriyorsun?”

“Çünkü bu kez kaybolursam…”

Durdu.

“…beni aramak zorunda kalma.”

Derin başını kaldırdı.

“Ne demek bu?”

Demir cevap vermeden önce ona baktı.

“Bu kez senin de kendi yolunu seçmen gerekiyor.”

Derin’in gözlerinden bir damla yaş süzüldü.

“Benim seçimim belli.”

Demir’in yüzü değişti.

“Neymiş?”

Derin anahtarı sıkıca tuttu.

“Ne olursa olsun seni yalnız bırakmamak.”

Demir bir an hiçbir şey söylemedi.

Sonra başını eğip gülümsedi.

“Bunu söylememeliydin.”

“Neden?”

“Çünkü şimdi benim de sana aynı sözü vermem gerekecek.”

Derin ilk kez korkmadan gülümsedi.

“Ver.”

Demir gözlerini onun gözlerinden ayırmadı.

“Tamam.”

“Ne olursa olsun?”

“Ne olursa olsun.”

Kulenin içinden bir ses geldi.

23.59.

İkisi de aynı anda başını çevirdi.

Ege merdivenlerin başında duruyordu.

“Bir dakikamız kaldı.”

Derin anahtarı avucunda sıktı.

Demir onun yanında durdu.

Bu kez aralarında mesafe yoktu.

Birlikte merdivenleri çıktılar.

Saat kulesinin tepesine vardıklarında saat tam 00.00 oldu.

Ama hiçbir şey olmadı.

Kapı açılmadı.

Işık yanmadı.

Zaman geriye dönmedi.

Sadece…

duvardaki yazı değişti.

“Biriniz geri dönecek.”

Derin yazıya baktı.

Sonra Demir’e.

“Biri.”

Demir başını salladı.

“Evet.”

“Peki hangimiz?”

Tam o sırada Ege'nin arkasından bir ses geldi.

Gelecekteki Derin.

“Bunu siz seçmeyeceksiniz.”

Derin ona döndü.

“Kim seçecek?”

Gelecekteki Derin’in bakışları Demir’e kaydı.

Sonra Derin’e.

“Geçmişte verdiğiniz karar.”

Ve saat kulesinin içindeki eski saat…

17 Eylül 2009 — 23.17'yi göstermeye başladı.

Derin’in kalbi hızlandı.

Demir elini tuttu.

Bu kez ikisi de bırakmadı.

Çünkü artık biliyorlardı:

Onları birbirine bağlayan şey yalnızca hatırladıkları geçmiş değildi.

Bir zamanlar yarım bıraktıkları bir söz vardı.

Ve o sözün tamamlanmasına yalnızca birkaç dakika kalmıştı.

Bölüm sonu

2 yorum