Bölüm 10 — Hatırladığım Sen
Karşılarında duran kişi…
Derin’di.
Ama aynı zamanda değildi.
Yüzü Derin’in yüzüydü.
Bakışları onundu.
Sesi bile…
Ama daha yorgun görünüyordu.
Daha fazla şey yaşamış birinin yüzü vardı üzerinde.
Derin bir adım attı.
“Ben…”
Karşısındaki kadın başını hafifçe kaldırdı.
“Evet.”
Derin’in sesi titredi.
“Sen benim.”
Gelecekteki Derin başını salladı.
“Bir zamanlar olduğun kişi.”
Demir araya girdi.
“Burada ne yapıyorsun?”
Gelecekteki Derin ona baktı.
Bakışları bir anda değişti.
Derin bunu fark etti.
Kadının gözlerinde öfke yoktu.
Ama çok büyük bir kırgınlık vardı.
“Sen hâlâ aynı soruyu soruyorsun.”
Demir sustu.
“Her seferinde.”
Derin, Demir’e baktı.
“Her seferinde mi?”
Demir cevap vermedi.
Gelecekteki Derin yavaşça onlara yaklaştı.
“Size çok az zaman kaldı.”
Ege geriye çekildi.
“Ne kadar?”
Gelecekteki Derin saate baktı.
“Yirmi üç dakika.”
Derin şaşırdı.
“Neye?”
“Hatırlamaya.”
Gelecekteki Derin, onları istasyonun kullanılmayan küçük bekleme salonuna götürdü.
Dışarıda yağmur devam ediyordu.
Camların üzerine vuran damlalar, içerideki sessizliği daha da belirgin hâle getiriyordu.
Derin bir köşede oturuyordu.
Demir karşısındaki sandalyede.
İkisinin arasında birkaç adımlık mesafe vardı.
Ama Derin ilk kez bu kadar uzak hissetti kendisini ona.
Gelecekteki Derin ve Ege dışarıda konuşuyordu.
Derin başını kaldırdı.
“Benden bir şey saklıyorsun.”
Demir ona baktı.
“Evet.”
“Ne?”
Demir uzun süre sessiz kaldı.
“Senin hatırlamandan korkuyorum.”
Derin’in kaşları çatıldı.
“Benden mi korkuyorsun?”
“Hayır.”
“O zaman neden?”
Demir derin bir nefes aldı.
“Çünkü seni tekrar kaybetmek istemiyorum.”
Derin’in kalbi sıkıştı.
“Beni daha önce kaybettin mi?”
Demir gözlerini yere indirdi.
“Evet.”
“Nasıl?”
“Sen gittin.”
“Ben mi?”
“Hayır.”
Demir başını kaldırdı.
“Zaman götürdü.”
Bu cevap Derin’in beklediğinden daha ağırdı.
Bir süre ikisi de konuşmadı.
Sonra Derin sessizce sordu:
“Beni hatırlıyor musun?”
Demir gülümsedi.
Bu kez gülümsemesinde hüzün vardı.
“Sen beni hatırlamıyorken bile ben seni hatırlıyordum.”
Derin’in gözleri doldu.
“Peki ben neden seni unuttum?”
“Çünkü unutman gerekiyordu.”
“Kim söyledi?”
“Annen.”
“Sen kabul ettin.”
Demir cevap vermedi.
Derin başını eğdi.
“Beni unutmamı nasıl kabul ettin?”
Demir’in sesi kısıldı.
“Çünkü seni hayatta tutmanın tek yolunun bu olduğunu düşündüm.”
Derin gözlerini kapattı.
İçinde yıllardır adını koyamadığı bir boşluk vardı.
Belki de o boşluk buydu.
Birini unutmuş olmak değil…
Birini hatırlaması gerektiğini bilmeden özlemek.
“Demir…”
“Efendim?”
“Beni gerçekten hiç unutmadın mı?”
Demir başını iki yana salladı.
“Hayır.”
Derin ona baktı.
“Hiç mi?”
“Hiç.”
Bu kez Derin gülümsedi.
Ama gözlerinden yaşlar süzüldü.
“Ben seni unutmuşum.”
Demir yavaşça,
“Biliyorum,” dedi.
“Üzgünüm.”
“Senin suçun değil.”
“Ama seni yalnız bıraktım.”
“Hayır.”
Demir ayağa kalktı.
“Sen beni bırakmadın.”
Bir adım yaklaştı.
“Sen sadece hatırlayamadın.”
Dışarıda saat 23.28 olmuştu.
Gelecekteki Derin tekrar içeri girdi.
“Artık gitmemiz gerekiyor.”
Derin ayağa kalktı.
“Nereye?”
“Geçmişin en önemli yerine.”
Ege kapının yanında durmuştu.
“Ve orada bir karar vereceksin.”
Derin kaşlarını çattı.
“Ne kararı?”
Gelecekteki Derin ona baktı.
“Beni dinlersen…”
Bir an durdu.
“…Ege’yi kurtarmaya çalışmayacaksın.”
Derin’in yüzü değişti.
“Peki Demir?”
Gelecekteki Derin bu kez Demir’e baktı.
Sonra Derin’e.
“Onu da kurtarmaya çalışma.”
Derin’in kalbi hızlandı.
“Ne demek bu?”
Gelecekteki Derin yaklaşarak Derin’in elini tuttu.
“Çünkü o gece kaybolan kişi Ege değildi.”
Derin fısıldadı:
“Kimdi?”
Gelecekteki Derin’in gözleri Demir’e kaydı.
“Demir.”
Derin’in yüzündeki ifade dondu.
Demir ise hiçbir şey söylemedi.
Derin ona döndü.
“Sen mi kayboldun?”
Demir’in gözleri doldu.
“Evet.”
“Nasıl?”
“Bunu sana anlatırsam…”
Derin başını salladı.
“Hayır.”
Demir sustu.
Derin ona doğru yürüdü.
“Bu sefer kaçma.”
Demir gözlerini Derin’den ayırmadı.
“Kaçmıyorum.”
“Öyleyse söyle.”
Demir derin bir nefes aldı.
“17 Eylül gecesi…”
Bir an durdu.
“…seni kurtarmak için kapıdan geçtim.”
Derin’in nefesi kesildi.
“Ve geri dönemedim.”
Derin hiçbir şey söyleyemedi.
Demir’in karşısında duruyordu.
Bir zamanlar kendisini korumak için geçmişte kaybolmuş bir çocuk…
Ve yıllar sonra karşısında duran o çocuk büyümüş hâliyle yine aynı şeyi yapmaya hazırlanıyordu.
Derin başını iki yana salladı.
“Bunu tekrar yapamazsın.”
Demir hafifçe gülümsedi.
“Bu kez yapmayacağım.”
“Emin misin?”
“Eminim.”
“Ya beni kurtarmak için yine kendini feda etmen gerekirse?”
Demir cevap vermedi.
Derin onun sustuğunu görünce anladı.
“Demir…”
Demir gözlerini kaçırdı.
Derin elini tuttu.
Sadece bir an.
Ama ikisinin de sustuğu o an, yıllardır söylenmeyen her şeyden daha güçlüydü.
“Bu sefer beraber karar vereceğiz.”
Demir ona baktı.
“Ya kararımız yanlışsa?”
Derin gözlerinin içine baktı.
“En azından bu kez birbirimizden habersiz karar vermeyiz.”
Demir’in yüzündeki gerginlik biraz olsun çözüldü.
“Tamam.”
Gelecekteki Derin onları uzaktan izliyordu.
Ege sessizce onun yanına geldi.
“Değişiyor.”
Gelecekteki Derin başını salladı.
“Evet.”
“Bu iyi mi?”
Kadın Derin ve Demir’e baktı.
“Bilmiyorum.”
Sonra çok hafif bir sesle ekledi:
“Belki de ilk kez doğru olan şey, onların birlikte karar vermesidir.”
Saat 23.35.
Dördü yeniden istasyonun dışına çıktılar.
Yağmur hafiflemişti.
Demir Derin’in yanında yürüyordu.
Bir süre sonra Derin sessizce konuştu.
“Çocukken beni gerçekten tanıyor muydun?”
Demir gülümsedi.
“Sandığından daha fazla.”
“Nasıl biriydim?”
“Çok konuşuyordun.”
Derin güldü.
“Ben mi?”
“Evet.”
“İmkânsız.”
“Gerçekten çok konuşuyordun.”
“Başka?”
“Her şeyi merak ederdin.”
“Şimdi de öyleyim.”
“Evet.”
Derin ona baktı.
“Peki sen?”
“Ben nasıldım?”
Demir birkaç saniye düşündü.
“Çok sessiz.”
“Şimdi?”
Derin gülümsedi.
“Şimdi de.”
“Hayır.”
Demir ona baktı.
“Şimdi sadece söylemek istemediğim şeyleri susuyorum.”
Derin bir an durdu.
“Benimle ilgili mi?”
Demir de durdu.
“Bazıları.”
Derin gülümsedi.
“Bir gün hepsini anlatırsın.”
Demir başını salladı.
“Bir gün.”
İkisi yeniden yürümeye başladı.
Ama bu kez aralarındaki sessizlik eskisi gibi değildi.
Artık sessizlikte korku yoktu.
Birbirlerine söyleyemedikleri şeylerin ağırlığı vardı.
Ve ikisi de bunu biliyordu.
Saat kulesine yeniden vardıklarında saat tam 23.41'i gösteriyordu.
Ege kulenin kapısını açtı.
“Hazır mısınız?”
Derin, Demir’e baktı.
Demir de ona.
Derin başını salladı.
“Hazırım.”
Kapıdan içeri girdiler.
Merdivenleri çıktılar.
Ve en üst kata ulaştıklarında Derin bir anda durdu.
Duvarın üzerinde küçük bir yazı vardı.
Daha önce orada yoktu.
Derin yaklaşarak okudu.
“Derin ve Demir — 17 Eylül 2009.”
Altında ise başka bir cümle vardı.
“Bu kez yalnızca biriniz geri dönecek.”
Derin’in yüzü değişti.
Demir yazıya baktı.
Ege geriye doğru bir adım attı.
Ve kulenin saati…
23.42'yi gösterdi.
Derin, Demir’in elini tuttu.
Bu kez bırakmadı.
“Ne olursa olsun…”
Demir ona baktı.
“…beraber.”
Ama duvarın arkasından gelen ikinci bir ses, ikisinin de yüzünü değiştirdi.
Bir çocuk sesi.
Derin’in çocukluk hâli:
“Demir, söz vermiştin.”
Ardından genç Demir’in sesi duyuldu:
“Seni bırakmayacağım.”
Derin’in gözlerinden yaş süzüldü.
Çünkü o an…
Unuttuğu ilk anısını tamamen hatırladı.
Ve hatırladığı şey, Ege’nin ölümü değildi.
Demir’in kaybolduğu geceydi.