İçeriğe geç

Bir Aşkın Numarası 18

Bölüm 2 · 8 dk okuma

Bir Aşkın Numarası 18

Bölüm 2

İstanbul'da Bir Kar Tanesi

24.12.2024/ İstanbul

PERA

“Yoğun Kar yağışı İstanbul'u etkisi altına alırken, yeni yıla günler kala Türkiye genelinde etkisini gösteren kar yağışı trafiği felç etmiş durumda...” trafikte sıkışıp kalmanın çaresizliği ile birkaç kez direksiyona vurarak öfkemi, "of." Nidaları atarak çıkarmaya çalışıyordum, radyodan gelen sesler birkaç saat daha trafikte olacağımızı sinyalini verirken arkama yaslanarak arabalardan oluşmuş zinciri izlemeye başladım, kar taneleri göklerden aheste aheste süzülürken kendilerine has şekiller oluşturarak tek tek canıma iniyor ve eriyerek kaybolmaya başlıyorlardı. Artık İstanbul'da bir sonbahar daha bitmiş ardından kış merhaba demişti.

Kafamı yana çevirdiğimde bütün ihtişamı ile süslenmiş boğaz vardı, etrafı şehrin ışıkları ile donatılmış, üzerinde birkaç yük gemisi boğazın üstünde yüzüyordu. Birkaç küçük tekne kıyıya zincirlenmiş yeniden enginlere açılmayı sabırsızlıkla bekliyor gibiydi. Radyo sesinin yerini zil sesi aldığında ekranda görünen isme daldım, Bora... Bora Yalın, Galatasaray’ın parlayan yüzü, asist kralı Bora Yalın! Ve işte parmağımda bilmem kaç karat yüzüğün sahibi. Ona aşık mıyım bilmiyorum lakin onun bana değer verdiğinden eminim, uzaktan parmakla gösterilen bir çiftiz!

Dalıp gittiğim isimden gözlerimi çektiğimde telefonu açmıştım:

Gelen Çağrı: Bora

"Bora!"

"Ne yaptın canım?"

"Trafik düzelmedi, hâlâ köprüdeyim."

"Bu trafik daha düzelmez, bende yeni geldim eve. Antrenman çok yoğundu, duş alıp uyuyacağım."

"Peki, bende eve geçeceğim zaten, sözleşmeyi bitirmem gerekiyor." Aslında ona yalan söyledim, saat gece 12'ye yaklaşıyor ve yarın onun doğum günü: sabah maç için şehir dışına gideceğinden doğum gününü bu gece kutlamak için iş çıkışı bulduğum bir pastaneden iki kişilik bir pasta aldım ve onun evinin yolunu tuttum.

Tabi trafik izin verirse 15 dakikaya ondayım.

Sonunda ön tarafta oluşan hareketliliğe ayak uydurarak bende arabayı tekrar çalıştırdım ve öndeki arabaları takip ettim, on dakikalık bir yoğunluktan sonra sonunda köprü sonunda trafik açıldı 12'ye 5 dakika kala oluşan bir mucize ile Bora'nın oturduğu siteye giriş yaparak otoparka arabayı park ettim, yanda duran pastayı aldım ve otoparktan çıktıktan sonra kaldığı bloğa kadar yürüyerek sonunda asansöre binebildim. Onca katı çıkarken bir yandan pastayı açmaya çalışıyordum, 10. katta binen bir adam pastayı tutarak mumları yerleştirmeme yardım ettiğinde 28. Katta inerken ona teşekkür ederek bir elimle pastayı tutup bir elim ile mumları yakmaya çalışıyordum. Son mumu da yaktığımda derin bir nefes ile zili birkaç kez çalıp geri çekildim. Uzun bekleyişim sonrası mum eriyip yok olurken son demlerinde kapı hafifçe açıldı ve Bora dağılmış kahv. saçlarını karıştırırken hiç beklemiyor gibi telaşlanarak bir pastaya bir bana baktı. Gülen yüzü bir anda solduğunda: "Seni beklemiyordum." Dedi. Sesinde oluşan tekleme yüzümün düşmesine sebebiyet verse de, "Doğum günün kutlu olsun sevgilim." Dedim, sanki boğazım düğümlenmişti. Eğer acelece üflediği pastayı elimden çekip almasa yere düşecekti. Sanırım bu tepkiyi hiç beklemiştim.

"İçeri davet etmeyecek misin?"

"Tabi, tabi buyur." Onda anlamlandırmadığım telaşı içimde kuşku yaratsa da salona girmem ile kuşkularımın gereksiz olduğunu hissettirdi çünkü her şey yerli yerinde, tertemiz görünüyor, bugün temizlikçi gelmiş olmalı, her şey olağan halinde idi.

Pastayı mutfak tezgâhına koyarken, "Sen eve gitmiyor muydun?" diye sordu.

"Yarın sabah gidiyorsun, bende şimdi doğum gününü kutlayayım dedim. Hem sabah senden işe gitmek daha rahat olur." Sözümü bitirmeden gelen, "burada kalamazsın." Sözü ile oturduğum koltukta dikleşerek Amerikan mutfakta görünen yüzüne döndüm. "Ne?"

"Yani, eşyaların yok ya ondan dedim."

"Sende bir tuhaflık var.”

"Ne olacak bir şey yok, yorgunum sadece." Pastayı bölüp biraz önce çıkardığı tabaklara koyduktan sonra yanıma geldiğinde arkamdan sarılarak yanağıma birkaç buse bıraktı ve koltuğa atladı, "teşekkür ederim." Fısıltısına kamufle ettiği patavatsızlığının üzerini dudaklarıma uzanarak yok etmeye çalıştığının ikimiz de farkındaydık ama görmezden geldik. Görmezden gelemediğim şey ise koltuk arasına sıkışmış jartiyerdi. Kaşlarımı çatarak dikkat kesildiğimde uzanarak yastığın arkasından elime aldım. Geçen bana Ebru'nun, yakın arkadaşım, gösterdiği jartiyeri dikkatle inceledim. Bir bana sarılan adama bir jartiyere baktım ve böyle bir şeyim olduğunu hatırlamamanın verdiği rahatsızlık ile geri çekilerek ayağa kalktım, elimde jartiyer geceliği sallarken onun, "hassktir." Deyişini duydum ve yüzünü sıvazlayarak ayağa fırlamasına şahit oldum.

O esmer tenindeki yeni çıkmış sakallarını sıvazlarken ben ona kaşlarımı çatmış bakıyordum: “bu ne?”

Omzunu dikleştirerek rahatlamaya çalıştığı belli idi, tekdüze sesi ile, "Senin aşkım." Dedi.

"Ben jartiyer gecelikten nefret ederim."

"Başka kimin olabilir balım, eve kadın atacak halim yok."

Onun sakin sesinin eksine inatla tekrarladım: "Benim değil."

Elimde gecelik parmaklarımı tek tek kıtlatırken Bora arkasını dönerek, "Bence artık uyumalıyız." Dediğinde gözünü benden kaçırıyordu.

“Burada mı şu an? “tavandaki titrek avizenin altında sorduğum soru, sorguda gibi hissettirse de benim aksime o oldukça umursamazdı.

"Kim, ne diyorsun hayatım? Gerçekten kuruntu yapıyorsun!"

"Bora, çağır onu gelsin!" Kendimi tekli koltuğa attığımda iki kolumu koltuğun koluna yaslamış kendimin de şaşırdığı sakinlikle sözcüklerimi tekrar etmiştim, "Bekliyorum." Yutkundum, Ebru bu geceliği bana gösterirken yurt dışından getirttiğini ve özel olarak üretildiğinden bahsetmişti. Bazen tahmin ediyordum: sürekli Bora'yı sorması, gelen mesajları benden saklaması; Bora'nın Ebru yanındayken rahatsız tavırları... Bu ihtimali düşündüğüm için birçok kez kendimden nefret etmiş ve bunu içten içe yalanlamıştım

Biri en yakın arkadaşım, diğeri sevgilim...

"Bence bu konu farklı yerlere gidecek, ben uyumaya gidiyorum.” Bora ışıkları arkasından tek tek kapatarak uyumaya giderken ben öylece çöktüğüm kanepede elimde jartiyer saatlerce karanlık odada büyük hesaplaşmalar yaşadım: bir ara evini darmaduman edip gitmek istedim sonra Ebru'yu çağırıp onunla yüzleşmek istedim ama buna cesaret edemedim; o odada mışıl mışıl uyurken aldığım pastayı yüzüne fırlatmaktı niyetim ama onlarca seçenek içerisinden sadece sessizce gözyaşı dökebildim. Daha Bora'yı gördüğüm ilk gün gözü dışarıda biri olduğunu anlamıştım. Bir şekilde onların içindeydim işte, birçok futbolcu veyahut başka spor dallarında uğraşan insanlarla arkadaşlık ediyordum ve bu bir süre sonra kaçınılmaz oluyordu. Çünkü ben bir futbol menajeriyim.

Yani işim reklam ve Sporcular!

Sporcuların sponsorlukları!

Her neyse...

İki yıl, Bora tam iki yıl beni elde etmek için uğraşmıştı; nereye gitsem peşimden gelmiş, ona bir şans verebilmem için yalvarmıştı. Sonra ne mi oldu? Kağan'a ettiğim ihanet bıçağı öylece kalbime saplandı!

Günün ilk ışıkları salona doğarken ben gözümü bir kere bile kırpmadan bekliyordum. Bora odasında mışıl mışıl uyuyor ara sıra horlama sesleri salonda duyuluyordu. Gözüm saate takıldığında Bora'nın uyanmasına bir saat kaldığını gördüm, sehpanın üzerinde duran telefonunu karıştırmama tam bir saat vardı!

Telefonu elime aldım ve ekranı açtığımda daha şifresini bile bilmediğimi gördüm, öylesine gerek yoktu ki öylesine saf bir güven vardı ki bünyemde bunun ihtimalini bile düşünememiştim. Sessiz adımlarla giderek baş parmağını ekrana okuttum. telefonu açıldı: tekrar salona döndüğümde koltuğa yürüyecek bile halimin olmadığından yemek masasının önüne oturarak mesajlara girdim ve onlarca grup mesajlarının arasında beyaz kalp ile kaydedilmiş o kişinin profiline bastığımda benim değil, beni balım diye kaydetmişti, Ebru'nun fotoğrafını gördüm. Gözyaşlarım telefonu ıslatırken elimin tersi ile silerek iç çekmeye devam ediyordum.

En son mesajı, "maçtan sonra ayırttırdığım odamızda seni bekliyor olacağım." İdi.

Ebru ise, "sana çok güzel bir doğum günü yaşatacağım." Demiş ve bir fotoğraf atmıştı. Ardı sıra dökülen bu yaşlar neden bu kadar acı veriyordu bilmiyorum lakin ihanetin bu türlüsünün bir tarifi olmadığını anlamıştım. O kadar çok bağırmak, küfretmek, saatlerce onlarla tartışmak istesem de buna ne gücüm ne mecalim vardı. Daha fazla mesajlarına bakmadan telefonu masanın üzerine bırakarak koltuğun üzerinde duran telefonumu aldım ve koridorda yürüdüm. Kapıyı açmam ile arkadaşımı kapının diğer tarafında görmem bir oldu, kulağında telefon, elinde valiz ile kapıda beklerken içeride bir telefon sesi yükseldi ardından telaşla telefonu kapatarak bana bakmaya başladı, Bora saniyeler sonra arkamda bitmiş nefesini hissedebiliyordum.

Dolu gözlerim ile gülümsemeye çalışarak, “Jartiyerin Bora'da kalmış ayırttırdığınız otel odasında eskortluğunu sergilemeyi unutma.” Dediğimde onun buğulu görüntüsünü baştan aşağı inceledim: kırmızı platform topuklusu, ince belini saran kısacık göğüs dekolteli elbisesi, onca işlem yaptırdığı yüzü ve platin sarısı saçları ile Barbie bebekleri andırıyordu.

Daha fazla bu görüntüye dayanamayıp gitmek için yeltendiğimde Bora ile göz göze gelmiştik, ona nefretle attığım bakış ile hızlı adımlarla asansöre doğru hızla yürüdüm ve açılan asansöre bindim. Onun geldiğini görmem ile hızla tuşa basarak asansörün kapanmasını sağladığımda yaşadığım şeyleri idrak etmek bir asansör inişi kadar kolay değildi lakin omuzlarımdan büyük bir yük gitmiş gibi hafifti bedenim... Bu hayatta en zor şeyin belirsizlik olduğunu o an anlamıştım.

Siteden çıkmam ile yüzüme vuran kar taneleri tenimi yaksa da gücümü toplayarak yürümek için adım attığımda bileğimin tutulması ile irkilerek arkamı döndüm.

Nefes nefese telaşlı sesiyle bana bağırarak bir şeyler anlatmaya çalışıyordu: "Ne olur anlatmama izin ver, tek gecelik bir şeydi. İçmiştim, sana ihtiyacım vardı ve benimle değildin...”

Son sözünden sonra daha fazla devam etmemesi için işaret parmağım ile onu durdurdum. "Annem hastaydı benim, ayrıca bu nasıl savunma ya? O en yakın arkadaşımdı benim." Sesimdeki hayal kırıklığı ile çatallaşmıştı sesim.

"Seni seviyorum Pera, lütfen hatamı telafi etmeme izin ver."

"Dalga mı geçiyorsun benimle? SEN BENİ EN YAKIN ARKADAŞIMLA ALDATTIN! ne diyorsun sen ya?” Daha fazla sinirlerime hâkim olamıyordum ve özrünün kabahatinden büyük olması kadınlığımı daha çok zedeliyordu.

Ben önüme gelen saçlarımı kulağımın arkasına koyarken o daha fazla saldırmaya başladı: "Hep o yüzünden, o unutamadığın sevgilin... Görmüyor muyum sanıyorsun, anlamıyor muyum? Seni öptüğümde iğreniyor gibi bakıyorsun, sana yakınlaşmaya çalışıyorum kaçıyorsun! Herkesten sır gibi saklasan da kim olduğunu gözlerinde görüyorum onu! "

İşte o an ona açık olmak adına sarf ettiğim cümlelerden pişmandım. Onun aldatması benim yüzümdendi çünkü karşımdaki insan kendine toz kondurmayacak kadar narsist. "Konuyu saptırma, konumuzun bununla alakası yok Bora!" Kar giderek hızını arttırsa da hala öfkemi bastıramıyordu. “Neden? Neden o?"

"Çünkü bana aşkla bakıyor, bana ihtiyaç duyuyor; her maçımda yanıma geliyor! Pera sen kibrinden önünü göremiyorsun, hep iş iş iş! Kendi kendime kararlar alıyorsun, bana erkekmişim gibi hissettirmiyorsun!" sinirle sarf ettiği cümlelerin sonunda pişman gibiydi, durdu ve sakinleşti.

Onun bağrışları içerisinde kaybolan sesim ile sadece, " Anladım, sadece sana yükmüş gibi görünmek istememiştim." Diye mırıldanabildim, eline bıraktığım yüzükle kendimi ağlamamak için o kadar sıkmıştım ki arkamı dönmem ile gözyaşlarımda boğulmaya başladım, öylesine hızla damlıyorlardı ki sanki yıllarca bu anı beklemiş gibiydiler.

Buğulu gözlerim ile aradığım arabayı bulduğumda çantamdan anahtarı çıkararak düğmeye bastım ve kapıyı açarak kendimi koltuğa attım. Arabayı hırsla çalıştırdığımda radyo açıldı ve yüksek sadakat’in bir anda, "dinle uzaktan çalan şarkı hicazdan, yaktık seninle biz bir yangını yeni baştan..." sözleri arabada yankılandı. Kağan'ı gerimde bırakıp İstanbul'a geldiğimde her gece bu şarkıyı dinleyerek ağlardım, şimdi yine bir ayrılık pençesinde bu şarkı çalıyor ve ben yine Kağan için ağlıyorum...

Daha fazla onu hissetmemek için radyoyu değiştirdiğimde rahatlamıştım lakin o sesleri duyana kadardı her şey!

"Trabzonspor'un parlayan yıldızı, deli oğlanı Kağan Boratav Galatasaray için bugün İstanbul’a geliyor. Galatasaray bu hamlesi ile büyük Galatasaray taraftarının ilgisini topladı ve sosyal medya, " Aile Saray’a Hoş geldin deli oğlan" tezahüratları ile sallanmaya başladı bile! "

BÖLÜM SONU

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.