01.09. 2018/Trabzon.
Eylül 1, sonbaharın gelişi şehri saran bulutları ile esir alışından anlaşılıyor; rüzgar ağaçlarda kurumuş olan yaprakları tek tek etrafta uçuşturmaya başlarken yağmur gelmeden toprak kokusu insanları mest etmek için hazırlanıyor ve insanlar yaşam telaşı içinde durup birkaç nefes almayı unutmuş görünüyordu.
Pera buğulu gözleri ile koşuşturma içinde bedenlerinin içinde ruhları olduğunu unutmuş görünen insanları izlerken, birkaç damla bulutlardan yere düşmeden ıslanmamak için kaçtıklarına şahit oldu, hiçbir zaman bir robota dönüşmek istememiş ve belki de bu yüzden insanlar onu hep güçsüz olarak etiketlemişti. Derin bir nefes verdikten sonra önüne gelen kıvırcık sayılabilecek saçlarını kulağının arkasına tıkıştırıp deri ceketinin fermuarını çekip elleri cebinde sevdiği adamı, sevgilisini beklemeye devam etti.
Kağan ufkun sonunda belirmiş, hızlı adımlarla yürürken hırkasının şapkasını çekip yağmur şehre inmeden sigarasını içebilmek için seri hareketlerle sigarasını cebinden çıkarıp bir dal almış ve ince uzun parmakları arasına alarak dudakları arasına kondurmuştu, ardından cebinden çıkardığı Trabzonspor amblemi olan, ona Pera hediye etmişti, çakmağını çıkararak birkaç nefes çektiğinde sonunda Pera ile karşı karşıya gelebildi. Pera, ona sarılmak istese de bunu yapamayacağını bilmenin verdiği sancı ile bütün bedenini kastı ve sadece kalemle çizilmiş kan kırmızı dudaklarında kaybolan dumanı izledi, bir an...
Sadece bir an...
O dudaklarda kaybolmak istedi!
"Neden çağırdın beni?" Kağan, soğuktu; kaşları öylesine çatılmıştı ki sanki karşısında bir zamanlar sevgilisi değil de düşmanı vardı. Pera her ne kadar esmer güzeli olsa da Kağan onun tam tersi güneş sarısı saçlara, kardan beyaz tene sahipti; gözlerinin mavisini de, bir ateş gibi birden alevlenen sinirini de Karadeniz'in hırçın sularından almış idi.
O nefretin altında ezildi, hiç sahip olmak istemeyeceği nefrete sahipti artık! Titrek sesi ile: "Sadece veda etmek istedim." Dedi. Durdu ve yüzünü sahile çevirdi. Bu ayrılık konuşmasını biri yapması gerekiyordu, bu cesareti Pera gösteriği için hak ettiği düşünülecek olsa da ona veda etmeden buralardan gidemezdi!
"Veda... " Alaycı gülüşün ardından son kez çektiği duman sonrası sigarasını yere atarak ezdi, "ne kadar kolay!"
Kağan gözlerini bir milim Pera'dan ayırmadı; Pera o gözlere bir saniye bakamadı! Bakarsa isterdi, onu isterse gitmek zorlaşırdı. Yutkundu ve toplayabildiği gücü toplayarak ağlamaktan kısılan sesi ile konuşmaya çalıştı: "Kolay olduğunu mu sanıyorsun? Haftalardır uyumuyorum ben ama başka çarem yok! "
"Vardı ama sen kaçmayı tercih ettin."
"Bizi birbirimize yar etmezler. 40 senedir bitmeyen kin bizim yüzümüzden mi bitecek?"
"İsteyen mi var, her gün dövsünler beni, sövsünler kabul kızım! Vücudumun her santimi kurşun olsun, senden vazgeçersem namerdim!" Yağmur ardı arkası yokmuşçasına üstlerine boşalırken Kağan'ın içindeki yangın daha çok harlanıyor göğsüne vurarak derdini anlatmaya çalışıyordu. Karşısındaki kadının yağmurun altına gizlediği için için ağlayışlarına şahitlik ediyor olması ise onu öylece susturmuş görünüyordu.
Kağan sustu, Pera silik bir sesle, " Seni öldürüşlerini görmeye dayanamam." Dedi ve sustu. Dün gece babasının bağrışları kulaklarını çınlatırken babasının ona savurduğu tehditleri ona asla anlatamayacağını biliyordu belki de en zoru buydu; ona anlatsa anlardı fakat ona asla gerçekleri anlatamazdı.
"Burada da mı kalamazsın peri kızı?"
"Ailemi biliyorsun, o evde daha fazla kalırsam ben canıma kıyarım." Pera çaresiz çırpınışları arasında boynunu büktüğünde Kağan ile göz göze gelmişlerdi, "Seni sevdim." fısıltısı ile Yutkunuşun ardından onu nefessiz bırakan bel kavrayışı ile sevdiği adamın kokusu ile buluştu; biraz bergamot çokça deniz notaları vardı parfümünde.
Birkaç saniye önce hayal ettiği dudaklar dudaklarına karışırken canı yanıyor, can çekişiyordu. Barış uzun parmaklarını yanaklarına sararken dudaklarını çekerken parmak uçları ile dudağına hafifçe dokunmaya başladı, kısa kısa öpüşleri arasında, "seni sevmeye devam edeceğim, " dedi. Onu bırakmasın istiyordu, hep yaptığı gibi iki kolunun arasına alsın ve bu işkence bitsin isityordu fakat öyle olmadı
Kağan, "birgün sana geleceğim." Dedi!
Pera ise, "Beni unut!" Diye onu ikna etmeye çalıştı ve yağmurlu Karadeniz ikindisinde bir aşk daha veda buseleri arasında tarihe karıştı...
Birbirlerine düşman iki aile, birbirlerine aşık iki genç...
Onların aşkı savaşı bitirmemiş bu savaşı daha çok harlamıştı. Lakin babası ona söz vermişti, o bu şehirden giderse Kağan yaşayacaktı....
18 yaşını bir şişenin içine sakladı, son aldığı koku, son hissettiği öpüşler; Kağan ile hayallerini o şişenin içine saklayarak, bir gün onları bulmasının ümidi ile Karadeniz'in soğuk sularına emanet etti...
"Bazı aşklar 'merhaba' ile değil bazen 'Hoşça kal' ile başlar; kul tamam der, kader devam...
BÖLÜM SONU!