İçeriğe geç

Bin Bir Ecel

Bölüm 5 · 10 dk okuma

Bin Bir Ecel

Bölüm 5

Sayısız Düş

''Çaresizliğin içinden mutsuzluktan gemin batarken, hayata geri döndüren sürprizler verir gökyüzü. Batan gemine bilen bir kaptan gelir, kurtarır seni ve senlileri. ''

Hayat Hanım yediği tokatın darbesiyle 2 adım geriledi. Gözlerinde almak istediği ve alamadığı bir intikamın ateşi harlandı. Yüzü yanıyordu, gözlerindeki akmayı bekleyen gözyaşı akmak istemiyordu. Yüzü ekşidi, sert bir nefes soludu.

'' Şişelerimi çöpe atman, senin neyine lan? Ne zannediyorsun kendini? Bu aralar bir değişiklik var sende, ne o yoksa arkamdan iş mi çeviriyorsun?''

''Sana onları daha önce bu evde içmemeni söylemiştim, babalık bildiğin yok adi herif. Ecel okuma yazma biliyor, üzerindeki yazıyı okuyabiliyor, bu yaşta kötü teşvik olmanı istemiyorum, zıkkımını dışarıda iç.'' Ahi Bey, karısının çenesini sertçe tuttu.

''Sen neyden bahsediyorsun?'' Sarhoştu. Onu ruhundan koparan ne varsa içmişti.

''Ben kızımı alıp gidiyorum, beni durduramazsın. Sana itaat etmeyeceğim. Bir pislikten fazlası değilsin, seni bu cehennemde yalnız bırakıyorum.'' Çenesindeki eli sertçe iteledi.

Ahi karısının çıkışı karşısında önce küçümseyici bir bakış attı. ''Nereye gideceksin, bensiz ne yapacaksın?'' Yapardı. Hayat Hanım onsuzda yapardı, o zaten hiç olmamıştı.

''İnan sensiz her şey daha güzel olur. Ben seni ilk gördüğümde aşık olmuştum. Küçüktüm. Sana aşık olmuştum, karşımdaki adam sen olamazsın. Sen benim sende gördüğüm heyecanımı aldın Ahi.''

Ses tonunu alçak tutuyordu. Ecel uyanabilirdi, küçük kızın uykusu hafifti.

Ahi'ye birkaç adım attı, parmağını kendi kalbine yasladı. ''Ben kendimi bu kadar sevememişken, seni sevdim.'' Gözlerinden bir damla yaş düştü yorgun kadının.

''Ama yeter. Artık gidiyorum.''

''Hayat.'' Ahi Bey çaresiz görünüyordu, rol yapıyordu. Hayat Hanım bu manipülasyonlara alışıktı ama bu sefer dinlemeyecekti.

''Hayat gitme.'' Hızla ilerleyip kadının kolunu tuttu. Kadın bileğini ondan çekiştiriyordu, lakin adam bırakmıyordu.

''Bırak kolumu.'' Kadının bileğine kelepçe gibi yapışmıştı.

''Gitmeyeceksin.'' Hayat Hanım bileği acıyordu. Bileğini sertçe kendisine çekince, geriye doğru sendeledi. Dengesini koruyamadı, cam sehpanın içine düştü. Gözleri kapandı kadının bu kör geceye.

Sehpa paramparça oldu. Kadının vücudundan kanlar geliyordu. Kalbi paramparçaydı, kızını daha güzel bir Dünya'ya getirmek istemişti Hayat Hanım. Kızının kendi gibi hayatı olmasından korkuyordu. Dünya'nın ne kadar kötü bir yer olduğunu biliyordu. Hayat Hanım masumdu. Dünya onun için yaralıydı.

Küçük bir kızın çığlığı duyuldu. Sesi yırtılırcasına yüksek çıkıyordu. Ecel bir çocuğun yaşamaması gereken ne varsa görmüş ve yaşamıştı. Dünya onun içinde yaralıydı.

Küçük kız biliyordu, ölümü ve yaşamı, sevgiyi ve nefreti.

…

Günümüz.

Saat çok geçti. Eve sessiz adımlarla girdim, dış kapıyı kapatıp kendimi koltuğa attım. Yüzümde bir gülüş vardı. Sürekli gülmek, gülümsemek isteyen bir çehrem vardı. Bunu gizlemeye çalışmıyordum, uzun zamandır gülmüyorum, koltuğun önündeki aynadan yansımamı gördüm. Küçük bir gamzem vardı, gamzemi görünce daha da gülümsedim, gamzem genişledi. Gamzemin aynısı Maysa'da da vardı.

Günler sonra mutluydum, huzurluydum. Evet hapishanede yaşamıyordum, özgürdüm ama kendimi ilk defa daha rahat hissediyordum. Elimdeki küçük fotoğraf karesi beni hayata döndürmüştü. Senelerdir ne zaman güldüğümü bile hatırlamayan ben bugün bir fotoğraf karesine bakıp aynada sırıtıyordum.

Telefonumu açtığımda sayısız mesaj ve cevapsız arama geçmişlerini gördüm. Beni merak etmişlerdi, Nifda ve Öykü.

Öykü: Ecel neredesin?

Öykü: Alo biz eşşek başı mıyız lan?

Öykü: Yaşıyorsan bir işaret ver.

Nifda: Ecel kayıplarına alışığız ama söylememelerine maalesef değiliz. Kendini açıkla kardeşim, yoksa Öykü'nün dilinden kurtulamazsın.

Mesajlarını görüp birde onlara güldüm. Ayağa kalkıp odalarına girdiğimde Öykü değişik bir tarzda uyuyordu. Ayakları yatak başlığına uzanmıştı, kafası yatağın dışındaydı. Nifda ise bir dirseğini kafasının altına koymuş , ayaklarını da kendine çekmiş uyuyordu. Şapşallar, gece boyu beni arayıp arayıp sonunda yorgun düşüp yatakta bayılmışlardı.

Odalarından çıkıp kendi odama girdim. Pijama takımımı giyindim. Saçımı enseden topladım. Yatağımın başındaki çekmeceyi açıp, boş çerçeveyi aldım. Cam kısmını çıkardım, elimdeki kardeşimin fotoğrafını önce öptüm sonra çerçeveye yerleştirdim. Camı yerleştirip, fotoğrafı çerçeveyle birleştirdim.

Yatağıma girdim, çerçeveyi elime aldım, sarıldım. Gözlerimi yumdum, başımdaki koyunları saymaya başladım. Küçüklükten gelen bir alışkanlıktı. Küçükken de kolay uyuyamazdım, şimdide öyle. Başımdan koyunlar atlardı ben sayardım, uyuya kalırdım. Uyuduğumda sayısız düş görürdüm. Rüyalarım hep uzun olurdu.

Birinci koyun, ikinci koyun, üçüncü koyun, dördüncü koyun, beşinci koyun…

…

''Başka bir arzunuz var mıdır beyefendi?'' Adam yok dercesine başını sallayınca masadan ayrıldım. İrem'le masalara koşuşturmaktan terlemiştim, bugün kafe çok kalabalıktı. Patron bozuntusu oturduğu yerden izliyor yeni bir garson daha işe almadığı için seviniyor olmalıydı. Nasılsa biz 10 işçiye bedeldik.

16 numaralı masaya kızıl saçlı bir kadın oturdu, garson diye cıyaklayınca tepesinde bittim. ''Buyrun hanımefendi ne istemiştiniz?'' Kadın menüye son kez bakıp saniyeler sonra konuştu.

''Saçlarınızın boyasının markası nedir acaba?'' Gözlerim devrilmemek için büyük bir mücadele sarf etti. Ver siparişini gidip getireyim, sanane benim saçımdan.

''Doğal rengi hanımefendi, siparişiniz varsa alabilir miyim?'' Kadın gözlerini devirip, üstten bakınca, büyük bir nefes soluyup dilimi damağıma yasladım.

''Yalan söylüyorsun, dibin gelmiş işte, söyle boyayı.'' Ya sabır. Besbelli yalan söylüyordu, dibim falan gelmemişti. Saçımda da boya falan yoktu.

''Hanımefendi siparişinizi alabilir miyim? Diğer masalar sıra bekliyor.'' Kadın bu sefer kaşlarını çattı. Bütün manyaklar beni mi bulurdu. Kafayı yiyecektim.

''Anladım, saçıma dokunabilir misiniz?'' Kadının sorusuyla ellerim saçına uzandı, lanet olsun niye uzattım ki elimi, beynime tüküreyim. Kadının saçına dokunduğum anda büyük bir çığlık attı, saniyeler sonra ağlamaya başlayınca, önümdeki manzaraya donuk gözlerle bakıyordum, ben ne yaşıyordum?

Elimi geri çektiğimde, elimde saçının bir kısmı kaldığında, iyice gözlerimi açtım. Ben yapmamıştım, rol yapıyordu, ben saçını çekmedim!

Patron sallana sallana bizim masaya gelince sanki kadını dövmüşüm gibi geriye çekilince bu sefer deliren ben oldum. ''Niye bağırıyorsunuz, ben bir şey yapmadım siz azıtmışsınız.'' Kadın başını önüne eğmiş hüngür hüngür ağlıyordu. Bir eli kafasındaki kel tarafını tutuyordu. Bu nasıl bir senaryoydu, ne boktan bir yaşamdı, doğrusu düzgün bir şey yaşasaydım, onu sorgulardım.

Patron yanımıza geldiğinde gözlerim çaresizce öndeki kadına daha sonra elimdeki kızıl saça bakıyordu. ''Ecel! Müşteriyi mi dövdün?'' Aynen dövdüm. Şeytan diyor ki ikisini de üst üste koy ... Kefen suratlı patron bozuntusu.

''Ç-Çalışanınız benim saçımı yoldu. Sanırım çok yorulmuş, ben siparişimi verince birden saçıma yapıştı.'' Bu bardağı taşıran son damlaydı.

''Bana bak kızıl sünepe, şuan yalan söylediğini ikimizde biliyoruz, rol yapmayı kesmezsen-''

''Yeter!'' Patronun sesiyle ben dışında herkes irkilmişti. ''Müşteriyi dövmüşsün Ecel! Bu kaçıncı seviye, sen söyle bu kaçıncı seviye?'' Sinirden gözleri yuvalarından fırlayacakmış gibi görünüyordu, halime ağlasam mı gülsem mi bilemedim.

''Kovuldun. Terk et burayı. Derhal!'' Gözlerimi kısıp başımı omzuma doğru yatırdım.

''Kovuldum öyle mi?'' Kahkaha attım. Hatta öyle bir güldüm ki sokaktan geçenler bile dik dik bakıyordu. ''Sen beni kovmadın kefen suratlı herif. Ben istifa ediyorum.'' Önlüğümü bir çırpıda boynumdan çıkartıp ayaklarının dibine fırlattım.

'' Burası geniş bir kafe ve garson sayısı kaç tane peki? Bizi eşek gibi çalıştırıp kendin o sandalyeye oturmakla bizi anlayabilir misin? Bu kafede benim emeğimi bir ben bilirim, ve bugünde istifa ediyorum.'' Birkaç adım atıp önünde durdum, parmağımı kafaya kaldırdım.

''Duyduğunu düşünüyorum, sen beni kovmadın, ben kendim istifa ettim.'' Ayağının dibine tükürüp, kapıdan dışarı çıktım. Biraz uzaklaştıktan sonra son kez kafeye baktım. Önümden geçen taksiyi durdurup, eve doğru ilerliyorduk.

Evin önüne geldiğimde ücreti ödeyip eve girdim. Anahtar sesiyle kızlar başımda belirdi, şimdi kovulduğumu söyleyecektim. Uyumsuz bir insan değildim patronum uyulabilecek bir şahıs değildi.

''Erken döndün, tatil mi bugün?'' Öykü'nün sorusuyla, bir şey olmamış gibi ceketimi astım. Ellerimi pantolonumun arka cebine yerleştirdim.

''İstifa ettim.''

''Ha?'' Nifda'nın verdiği tepkiyle güldüm. Benim gülüşüme pek alışık değillerdi. Kovulmamdan çok gülüşüme takıldıklarına emindim.

''Ecel ilk olarak sen istifa etmezsin çünkü orası senin huzur bulduğun nadir alanlardan biriydi.'' Ya ne demezsin. ''İkinci olarak sen güldün mü?'' Öykü'nün Verdiği cevapla biraz daha güldüm. Nifda olayları anlamaya çalışıyor gibiydi.

''Gülmene vesile olan hayırlı işi bize de aktaracak mısın?'' Nifda'nın sorusuyla başımı aşağı yukarı salladım. Odama gidip çerçeveyi elime aldım. Evet, onlara gösterecektim Maysa'nın yaşadığını. Bunu bilmeleri onların da hakkıydı.

Salona geldiğimde elimdeki çerçeveyi gördüklerinde kaşlarını çattılar. İkisinin de önünde ilerleyip çerçeveyi yukarı kaldırıp görmelerini sağladım. Kaşları hala çatıklardı, kardeşimi tanımamışlardı. Aptal kafam. Onlara sadece küçüklük fotoğraflarını göstermiştim, benim küçüğüm şimdi kocaman olmuştu, tanıyamamışlardı.

''Karşınızda Maysa Uğultu.'' Dedim gururla, yüzümde edindiğim gülümsemem hiç silinmemişti. ''Kardeşim.'' Dedim, sesimdeki heyecan bir çocuktan farksızdı.

İkisi de donup kalmışlardı. Öykü'nün şaşkınlıktan ağızı açık kalmıştı, Nifda'nın gözleri şaşkınlıktan açılmıştı, ben ise sırıtıyordum.

Tekrar fotoğrafa bakınca, başım omzuma düştü. Çok güzeldi kardeşim, ona sevgimi anlatsam birilerine, susmazdım. Sevgim susmazdı. Tam bu sırada bir hıçkırık sesi duydum. Nifda'ya baktığımda ağlıyordu. Hem de hüngür hüngür.

''Ecel aynı sana benziyor.'' Bir kez daha hıçkırdı. Kollarını açıp kocaman sarıldı, bende sarıldım. Geri çekildiğinde gözyaşlarını elinin tersiyle sildi gözleri fotoğraftaydı. Öykü'ye baktığımda başını sol omzuna yatırmış, dolu gözlerle bana bakıyordu. Ona baktığımda alt dudağını büzdü, gözlerinde inanışının başarısı vardı. Nifda bir süre sonra umudunu kesmişti, davranışlarından biliyordum ama Öykü'nün içinde her zaman bulacağımıza dair o umudunu yitirmemişti, beni yalnız bırakmamıştı.

Öne atılıp Öykü'yü sarmaladım, saliseler içinde karşılık verdi. Boynumda ondan bir gözyaşı hissettim, sırtını hafifçe sıvazladım.

Geri çekildiğimde o da gözyaşını sildi. İkisinin de ellerinden tutup koltuğa oturtturdum, onlara anlatacaktım.

''Kimden aldın bu haberi, nereden öğrendin Ecel? Kardeşin yıllar sonra fotoğrafını buluyorsun, nasıl öğrendin yaşadığını bu çok büyük ve güzel bir haber.'' İlk soru Nifda'dan gelmişti. Derin bir nefes soludum.

''Anlatacağım ama lafımı bölmeyin, sorularınızı en son sorun.'' İkisi de hızlıca başlarını indirip kaldırdılar.

''Dün sabah kapının zili çaldı, kapıyı açtığımda bir günlük gördüm. Yıllar önce kardeşime aldığım günlüğü gördüm, aynısıydı, üzerindeki etiketi bile duruyordu. Sonra bir telefon çaldı, açtığımda o psikopattı. Konum yolladı ve yalnız gelmemi söyledi. Konum bir inşaatı gösteriyordu, içeri girdiğimde yine o numara aradı. En üst katta zarf olacağını söyledi. Zarfı alıp açtığımda da Maysa'nın fotoğrafını gördüm. O yaşıyor ve o şerefsizin elinde, ama ulaşamıyorum, olmuyor.''

''Ya adam suikast düzenleseydi, niye bize haber vermedin?''

''Çünkü yalnız gelmemi söyledi Öykü, dediğini yapmasaydım o fotoğrafı bile bulamazdım gel gör ki kardeşim zarar görebilirdi, küçük bir hatadan. Bunu göze alamazdım.''

''Kardeşini bulman çok güzel, ve duygusal. Bunu en az senin kadar bizde istiyoruz. Kardeşini bize anlattığın ilk günden beridir onu da en az seni sevdiğimiz kadar sevdik, ve seni de kardeşimiz gibi sevdik. Dün ya o inşaata gittiğinde bir daha dönemeseydin, adam seni delik deşik edip kapımızın önüne atsaydı Ecel? Dövüşmeyi, kendini savunmayı biliyor olabilirsin lakin onların kaç kişi olduğunu da bilemezsin, şu an kardeşini esir alan bir şerefsiz var ve bunun arkasında tek bir kişi olduğunu da düşünmüyorum.''

''Bilmiyorum Nifda, lanet olsun ki çok yoruldum. Tek bir kişi mi var yoksa örgüt mü bilmiyorum ama hiç umurumda değil, ben sadece kardeşimi almak istiyorum. Siktiğimin oyunda kardeşimi bırakamam onun şuan ne yaptığını bilmiyorum, iyi mi? Yoksa işkence mi görüyor bilmiyorum ve bu bilmezlik beni deli ediyor.'' Vücudum baştan sona titredi, başım dönmeye başlıyordu.

''Seni anlayabiliyorum, seni senin kadar anlayamam ama anlamaya çalışıyorum ve inan kimse öz kardeşini böyle bir oyunda bırakmaz.'' Nifda stresli ve telaşlıydı hissediyordum lakin çok yansıtmamaya çalışıyordu ama fark ediliyordu. Öykü düşünür gözlerle bizi dinliyordu.

''Kardeş için her şeyi yapar insan, yapmalı insan, çünkü kardeş değil mi?'' Öykü'nün sesiyle bakışlarımız ona döndü. Bakışları yerdeydi, gözleri doluydu. Acıyla yutkundum, Öykü çok küçükken kardeşini kaybetmişti.

Öykü'nün yanına yaklaşıp ona kocaman sarıldım. ''Seni bu konuda çok özeniyorum.'' Başını yine yere eğmişti. ''İyi bir ablasın, onun için her şeyi yapıp göze alıyorsun, ben olamadım.''

İçimin titrediğini bir kez daha hissettim. Öykü'nün iyi bir abla olduğundan emindim. Benim ablamda oluyordu bazen. Bazen küçük kardeşi oluyordum Öykü'nün, bazen de ben ablası oluyordum.

''Sen benden bile iyi bir ablasın, asıl ben olamadım, lütfen böyle söylenip düşünme Öykü.'' Saçlarını kırıştırıp , okşadım. Nifda yanımıza ilerleyip ikimizi de kocaman sarmaladı. Üçümüz de birbirimizi kocaman sardık, koruduk birbirimizi. Bir sarılışımız bile bu Dünya'ya bir kalkan açıyordu.

Koltuktan kalktım, bedenim uyuşmuştu omzum ve başım ağarıyordu elimdeki fotoğrafı sıkıca tutup odama doğru yürüdüm.

''Ecel'' Öykü'nün sesiyle duraksadım, arkamı dönüp Öykü'ye baktım. Oturduğu koltuktan fırlarcasına kalkıp boynuma sarıldı, hıçkırdı. Sarılışına karşılık verdim.

''Kardeşim.'' Boynuma daha da sarıldı. Gözyaşlarını yine tenimde hissediyordum.

''Bak sana bir şey olursa-'' burnunu çekti, kaşları çatıktı. ''Sana bir şey olursa yemin ederim seni affetmem, eğer bu Dünya'da bunun hesabını vermezsen, öteki Dünya'da mutlaka alırım.'' Geri çekildi kollarını göğsünün altında birbirine kenetledi.

Güldüm, ''Deli kız merak etme bana bir şey olmadan önce senden izin alacağım söz.'' Omzuma bir tane vurunca acımış gibi davrandım.

''Numara yapma bunlar Öykü'nün kriterlerine sökmez. Sizi de kaybedersem kendimi affetmem.''

Bizi kaybetmekten korkuyordu, bende onları kaybetmekten korkuyordum. Maysa kaybolduğunda iki tane daha kardeş edinmiştim, benim üç tane kardeşim vardı. Maysa, Nifda ve Öykü. Üçü içinde yapamayacağım şey yoktu. Sahip olduğum ve sahip olduğumu hissettiğim kişileri kaybetmekten bende korkuyordum. Maysa'yı kaybetmiştim korkularımdan biriyle yüzleşmiştim ve onu geri bulacaktım. Nifda ve Öykü'yü kaybetme fikri daha önce aklımdan defalarca geçmişti, onları belki de onların tahminlerinden bile çok seviyordum.

Kardeş kan bağıyla değil, kalpten edinirdi. Kan bağım olsun ya da olmasın ben kardeşlerimi bir daha kaybedersem ve bulmamak üzere kaybedersem işte o zaman kendi yaşantım için bir anlamım kalmazdı. Çünkü sevgiyi bir kere sahiplenirsen bir daha kaybetmek o kadar da kolay değildi.

Bölüm sonu

1 yorum