İçeriğe geç

Bin Bir Ecel

Bölüm 4 · 10 dk okuma

Bin Bir Ecel

Bölüm 4

Düğümlenmiş Bağ

Sevgi bağının iplerini kimse kolayca koparamaz. Duygular ve hisler bu bağı beslerler. Bu bağ beslendiği sevgiyle kör düğümdür.

Gözlerimi iyi görebilmek için bir kaç kere kapatıp açtım. Müzik sesleri ve renkli ışıklar beynimi kamaştırıyordu. Birden ayağa kalkınca elimdeki kadehi unutup yerimden sıçradım. Elbiseme kırmızı şarap yayılmıştı. Sarhoştum. Elbiseme dökülünce dudağımı büzüp etrafa bakındım. Kızlar hiç bir yerde görünmüyorlardı.

Öykü'nün ısrarı üzerine bir mekana gelmiştik. Nifda ve Öykü ortalıkta görünmüyordu. Masadan kalktıktan sonra başım dönmeye başladı. Masaya tutunmak zorunda kaldım. Ayaklarım bedenimi taşıyamıyordu. Eğilip topuklu ayakkabılarımı çıkardım ve elime aldım.

Wc yazan yere doğru ilerliyordum. İçeride bir kaç tane daha kız olduğunu gördüm. Beni gördükten sonra dışarı çıktılar.

Aynanın önüne gelip kendime bakındım. Üzerimdeki simli siyah bir mini elbise vardı. Göz makyajım bozulmuştu. Saçlarım da biraz kabarmıştı. Musluğu açıp elimdeki peçeteyi ıslattım. Elbisemi silince peçete şarabın rengine büründü. Peçeteyi çöpe atıp çantamdan telefonumu çıkardım.

Öykü'yü aradım. Bir çaldı, iki çaldı, üçüncüsünde açtı.

''Neredesiniz lan siz!'' Sesim beklediğimden yüksek çıkmıştı ama umurumda değildi.

''Ecel sen neredesin bizde seni arıyoruz zaten.'' Sarhoşluğun verdiği yorgunluktan saniyeler sonra cevapladım.

''Kızlar tuvaletindeyim çabuk gelin defolup gidelim, kusacağım.'' Cümlemin sonuna doğru sesim kısılmıştı, boğazım kusmak için hazırlanmıştı.

'' Tamam, tamam! Geliyoruz zaten Nifda'yı görmen lazım , kız komple gitti, zilzurna sarhoş oldu lan.'' Sesi sonlara doğru güleç çıkmıştı. Telefonu kapatıp sırtımı duvara yasladım. Ah Öykü senin yüzünden olduğum duruma bak.

Elimdeki ayakkabılarım parmaklarımdan kayıp yere düştü, düşme sesiyle irkildim. Az içmiştim ama içkiye dayanıklı değildim.

Saat çok geç olmuştu. Müzik sesi hala geliyordu. Lanet olsun başım şişti!

Lavabonun kapısı açılınca gözleri yarı açık Nifda girdi içeri hemen omzundan tutan Öykü'de girdi. '' Lan bir dur yerinde hangi ara bu kadar içtin?'' Öykü'nün sorusuyla Nifda gülümsedi. O benden daha çok sarhoş olmuştu.

''Öykü.'' Nifda'nın sesi kısıktı, bağırıp müzik söyleyerek sesini kısmıştı. Öykü onaylayan bir mırıltı çıkardı.

''Öykü.'' Öykü yine onaylayan bir mırıltı çıkardı. ''Söyleyecek misin gecenin parlak siması.'' Öykü hiç sarhoş görünmüyordu. Bizi sarhoş edip kendisi dans etmişti, deli.

''Öykü senin ne zamandır yüzgeçlerin var?'' Öykü gözlerini dehşetle açtı. Nifda yeniden konuştu. ''Ha sen balıksın.'' Ardından ellerini iki kere şaplattı. ''Öykü sen köpek balıklısını gördün?'' Öykü gözlerini daha da açtı. Ardından bana bakınca ikimizde büyük bir kahkaha patlattık.

''Ecel Allah aşkına yürü gidelim geldiğime pişman oldum.'' Çantamı sıkıca tutup kapıdan çıkıyordum ki Öykü'nün çığlığa benzer sesini duydum. ''Ayakkabıları çabuk al. Lan ben o ayakkabılar için kredi çektim.'' Bu sefer de ben şaşırdım. Onaylar şekilde başımı yukarı aşağı sallayıp, eğilip ayakkabıları elime aldım.

Öykü , Nifda'nın koluna girmişti. Lavabodan ayrıldıktan sonra içeriden geçtik, müzik sesini duyduğum an kulaklarımı kapatmak zorunda kalmıştım. Bir kaç kişiye çarpıp sonunda kendimizi dışarı atabilmiştik.

Öykü ve Nifda hemen arabaya yerleştiler. Yavaş yürüdüğüm için arkalarında kalmıştım. Ayağıma taşlar batıyordu ama acıtmadığı için sorun değildi.

Kolumda hissettiğim elle irkildim ardından üzerinde siyah takım elbiseli bir adam gördüm. Benden uzundu yüzünü göremedim. Kolumu kendime çektiğimde elleri düştü. Ardından kulağımda sıcak bir nefes hissettim. Sesi mayhoştu sert gibiydi ama yumuşakta. Ses tonu değişikti.

''Gecenin zifiri karanlığı ışığını çekmemiş.'' Güleç bir mırıltı duydum. ''Bir nefes kadar yakınında olan ve bir son kadar da yakınında olan nedir biliyor musun? Ölüm.'' Benden uzaklaştığında ne olduğunu sorguladım. Etrafa baktığımda onu göremedim. Kimdi?

…

Zaman acıların ilacıdır öyle değil mi? Zaman bedenimizdeki bazı yaraları da kapatabilir. Ruhumuzdaki yaraları da kapatabilir. Kapanmayan bazı yaralarda vardır ruhumuzda. Zamanın kapatamayacağı bazı acılar vardır. Bekledikçe zaman akıp geçiyor ama bazı yaralarımızın hala bir ilacı bulunamıyor. Bedenimizdeki yaralar kapandı, bazı izler dışında. Ruhumuzdaki acının hala ilacı bulunamadı.

Kapanmayan ve durmadan kanayan yaramdan biri kardeşimdi. Onu küçükken her şey den bütün acılardan korumaya çalıştım. Bir annenin eksikliğini her çocuk hissederdi. Ben kardeşim bu eksiklikle üzülmesin diye kaybetmeden önce elimden geleni yapmıştım. Ama küçük bir çocuk bunca zaman babasız, annesiz ve bir süre sonra onun her zaman yanında olan bir ablasını kaybetse ne yapardı?

O çocuğun kalbindeki eksikliği ve acıları kimse durduramazdı. Küçük kardeşimin kalbindeki acıyı bende biliyordum, biz kardeştik.

Bir babamız vardı, ama sadece kelimeden ibaret. Babam küçükken beni sevmezdi, kardeşim doğduğunda da onu sevmemişti. Bana bir sürü travma bırakmıştı.

Annem. Öldüğünde kardeşim çok küçüktü, bende çok küçüktüm. Günlerce, aylarca ve yıllarca anneme ağladım.

Küçük kardeşimin saçlarını yıkadım. Ona yemekler yedirdim. Onu ayağımda salladım. Onun için her şeyi yapmıştım. Ona ben daha küçük yaştayken anne olmuştum. Ama onu koruyamadım. Kardeşim ellerimden gittikten sonra yarım siyah beyaz gördüğüm dünyam, artık simsiyahtı.

Yaptığım bazı hatalarım vardı ama bu hata en büyüğüydü. Onu kaybetmek. Onu bir daha bulamamak.

Babam beni hep bir eşya olarak gördü, değer vermedi, sevmedi. Annem ben küçükken babamın hep beni sevdiğini söylerdi ama büyüyünce anlamıştım. Annem üzülmemi istemezdi, babam da beni hiç sevmezdi.

Babasızlığın acısını annem kapatırdı, ama annemi kaybedince artık acıyı kapatacak kimse yoktu. Maysa'nın gidişiyle tamamen her şeyim bitmişti. Daha sonra kardeşim diyebilecek insanları tanıdım. Benim acıma ortak olmuşlardı. Onları çok seviyorum bana yıllarca kardeşimi bulmama yardımcı olmuşlardı. Onlara bağlıydım kardeş acısıyla yandığım zamanlar onlara sarılırdım.

Şimdi karşımda ondan bir parça daha görüyordum. Artık yaşadığına tamamen emindim, hiçbir zaman umudumu kesmedim. Kardeşime aldığım bir günlük vardı karşımda. Sarı bir günlük. İçinde onun düşünceleri, onun anıları, onun izleri.

''Abla!'' Küçük kızın sarı saçları koşuşturmasıyla sallanıyordu. Koşarak ablasına sarıldı. Elinde bir günlük tutuyordu.

''Efendim küçük hanım.'' Ecel ona meraklı gözlerle baktım. Küçük kız ciyakladı. ''Abla bugün yolda bir kaplumbağa gördüm, ama çok sıcaklamıştı bende onu kaldırıp gölgeye koydum.''

Ablası kocaman gülümsedi. ''Aferin benim küçük kızıma.''

''Ve onu günlüğüme yazdım, daha yeni! Şimdi yazdım.'' Ablasına kocaman sarıldı küçük kız.

''İyi ki varsın abla.'' Ecel' in gözleri doldu. ''Sende iyi ki varsın küçüğüm.''

Gözümden bir damla yaş düştü. Dizlerimin üzerine doğruldum. Ellerim titriyordu. Uzanıp günlüğe dokundum, ''Maysa.''

Günlüğü elime aldım. Göğsüme yaslayıp hıçkıra hıçkıra sessizce ağladım. Günlüğün üzerindeki etiket hala duruyordu, ona dokundum, beraber yapıştırmıştık, sararmıştı ama hala duruyordu.

'' Maysa Uğultu.'' Etiketin altında minik bir kalp vardı. Kalbin altında ben yazıyordum.

''Ablamın Hediyesi.'' Daha çok ağladım, kalbim yanıyordu. Kalbim titriyordu acıyordu, dikenler batıyordu bana. Göğsüme biraz daha çektim günlüğü.

Zorlukla ayağa kalkıp dik durmaya çalıştım. O şerefsizin beni aradığı numarayı aradım. Telefon açılmadı. Günlüğü sımsıkı tutuyordum. Bu sefer başka bir numara aramaya başladı, ellerimle gözyaşlarımı sildim. Telefonu açtım.

''Beğendin mi sürprizimi?'' Yine o robotik sesi duydum. Ruh hastası.

''Kardeşim nerede, ne yapıyor? Bak anlamıyorsun ama konum at geleyeyim, beni al, onu bırak. Bir kere konuşayım, sesini duyayım bir kere.'' Sesim sonlara doğru kısık çıkmıştı. Yanağımdan bir damla yaş süzüldü.

Onaylamaz bir ses çıkardı. ''Şimdi zamanı değil cici abla.'' Kaşlarımı çattım. Dayanamayıp bağırdım.

''Sen kendine ne zannediyorsun? Kimsin? Birazcık yüzün varsa karşıma çıksaydın. Bana kardeşimi göster aşağılık herif.'' Bu sefer düşünür bir robotik mırıltı duydum.

''Peki.'' Gözlerim kısıldı, kalbim daha hızlı atmaya başladı. ''Sana şimdi bir konum yollayacağım, oraya gel cici abla, yalnız gelirsen sevinirim aksi halde-'' Cümlesini böldüm.

''Yalnız geleceğim konumu bekliyorum, bana kardeşimi getir.'' Telefon kapanma sesi geldi saniyeler sonrada bir mesaj geldi. Kardeşimi alacaktım, bugün acılarım son bulacaktı. Konumuna tıkladım uzaktı, umurumda değildi, arabanın anahtarını alıp koşarak arabaya bindim.

…

Hiç insan görünmüyordu. Kırık dökük bir inşaata geldim, konum burayı gösteriyordu. Araban indim koşarcasına inşaata doğru yürüdüm. Yoktular. Etrafta kimse yoktu. İnşaatı aradım ama yoktular.

Dakikalar sonra telefon çaldı. O numara arıyordu, aramayı yanıtladım.

''Neredesin lan şerefsiz köpek?'' Gülme sesini işittim.

''İltifatların çok hoş, devam etsene.'' Ruh hastası.

''Geldim buradayım. Attığın konumdayım. Cehennemin dibine mi girdin neredesin? Kardeşim nerede? Onu bana verecektin.'' Sesim titriyordu, vücuduma iğneler batıyormuş gibi hissediyordum.

''Kardeşini vereceğimi söylediğimi hatırlamıyorum? Ne o şizofrene mi bağladın cici ablacık?'' Kaşlarımı çattım, ne saçmalıyordu.

''Kardeşimi getir-'' Cümlemi tamamlamama izin vermedi.

''Kardeşimi getir, kardeşimi getir. Başka bildiğin cümle yok mu cici abla? Çok sıkıcısın.'' Omuzlarım düştü, getirmeyecekti, biliyordum. İnanmak istemiştim, her şey den çok buna inanmak istemiştim.

''Ama geldim, buradayım.'' Çaresizliğim sesime vuruyordu. Ürperdim, üşüdüm. Kuvvetli bir rüzgar esti. Bedenim üşüyordu, içim ise kalbim cayır cayır yanıyordu, bin bir duygu ile.

''Seni buraya kadar boşu boşuna getirmeyecektim öyle değil mi? En üst kaça çık. Çatı katına. Mavi bir sandalye olacak. Yanında bir zarf var, o zarf senindir. Özlemini giderirsin, göreceklerinin gerçekliği doğrudur. Sadece zaman tehlikeli bir kumardır. Zaman her şeyi değiştirir, gördüklerini ve göreceklerini. Zaman geçmişi büyütür, kendi döngüsünde değişir.'' Ve telefon kapanma sesi.

Koşarak merdivenleri aradım, gördüğümde zıplar adımlarla geçtim. Bir taşa takılıp sendeledim. Merdivenin tutacağım demirleri yoktu, dengemi korudum. Diğer katıda koşar adımlarla geçtim. Son katıda koştum. Duvara tutup nefeslenmek zorunda kaldım. Başımı kaldırdığımda mavi sandalyeyi gördüm. Elimi duvardan hızlıca çektiğimde sürtünüp kesildi, kanadı, umursamadım.

Mavi sandalyenin yanında bir zarf vardı. Eskimişti. Uzanıp zarfı elime aldım. Yere dizlerimin üzerine düştüm. Gücüm kalmamıştı. Dizlerimde düşüşümden kanıyordu, yere tamamen oturdum.

Gözlerimden bir damla yaş düştü. Bir tane daha. Bir tane daha… Zarfın üzerinde tek bir şey yazıyordu.

Maysa Uğultu.

''Evet Ecel. Sence kardeş ne demek?'' Ecel, öğretmeninin sorusunu düşündü. ''Cevabın yok mu Ecel?'' Küçük Ecel sadece bakmakla yetindi.

''Peki soruya cevap verecek olan var mı?'' Öğretmenin sorusuyla tüm sınıf parmağını kaldırdı. Öğretmen söz hakkı verecekken küçük Ecel' in sesi duyuldu.

''Kardeş bağlanmak demektir bence.'' Öğretmeni kocaman gülümsedi.

''Bu bağ uğruna onu hissetmek, korumak, ve sevmektir.''

Kalbim geçmişin nidalarında sürüklendi. Ellerimle zarfın üzerindeki yazıyı okşadım. Hıçkırdım, hıçkırığın yankılandı. Zarfı açtım, içinde fotoğraf vardı. Fotoğrafı daha iyi görebilmek için zarftan çıkardım.

Başım omzuma doğru düştü. Gözlerim kısıldı. Gülümsedim.

Fotoğrafta o vardı.

Kardeşim.

Benim küçük kardeşim.

Yaşıyordu, bunu biliyordum. İşte kanıtı da elimdeydi. Güzel kardeşim.

Fotoğrafta gülümseyerek bir camdan bakıyordu. Çok güzelleşmişti. O hep güzeldi. Göz yaşlarım çoğalmıştı, bulanık görmeye başlamıştım. Fotoğrafta sarı saçları uzamıştı, büyümüştü. Yüz hatları daha da belirginleşmişti. Pencereden bakıyordu, gözleri gülüyordu. Minik burnu kızarmıştı.

Kısık sesim yankılandı. Bir şey diyemedim sadece ağladım. Tek bir şey diyebildim.

''Büyümüş.''

Koskoca 7 sene geçmişti aramızdan. 17 yaşındaydı. Küçüğüm bensiz büyümüştü. Fotoğrafı göğsüme çekerek daha da ağladım. Kader bu kadar acımaz olur mu? Fotoğrafa tekrar bakıp bu sefer kıkırdadım. ''Kocaman kız olmuşsun, çok güzelsin.''

Ellerimdeki yara kurumuştu. Dizlerim çok kötü kanamıştı. Yaralarım umurumda değildi, çünkü bugün dileğim kabul olmuştu.

Fotoğraf her an elimden alınacak gibiydi, sıkıca tutuyordum. Yüzümde kocaman bir gülümseme vardı. Dakikalarca , saatlerce oturduğum yerden kalkmadım. En sonunda zorlukla yerimden kalkıp arabaya doğru yürüdüm.

Dışarısı çok soğuktu, hava kararmıştı. Yağmur yağmıştı. Sürücü koltuğuna oturdum. Gözlerim önce sarı günlüğe takıldı, daha çok gülümsedim. Onu da hiç bırakmamıştım. Fotoğrafı da hiç bırakamıyordum.

Belki de hayatın bana bir cezasıydı. Bıraktığım bir el için şimdi geride kalanları bırakamıyordum.

Psikopatın dedikleri aklıma düştü.

Zaman her şeyi değiştirir, gördüklerini ve göreceklerini. Zaman geçmişi büyütür, kendi döngüsünde değişir.

Zaman benim kardeşimi büyütmüştü. Zaman beni büyütmüştü. Zaman sevgimi ve acımı büyütmüştü. Zaman bize zarar vermişti. Zaman panzehir değil zehir olmuştu. Zaman bizi değiştirmişti ikimizde büyümüştük. Zaman sevgimi ve umudumu değiştirememişti. Ben her zaman içimdeki umut kıpırtılarını yitirmemiştim. Gökyüzüne baktığımda ağladığım gecelerimde, çaresizlikten düşen omuzlarım, acıyan kalbim, ezilen vicdanım. Gökyüzüne baktığımda 2 dileğim olurdu. Annem ve kardeşimin dönmesi. Annem zamanın kurbanı olmuştu. Kardeşim zamanda ezilmişti. Ben ise zamanda kaybolmuştum.

Uzun zamandır arabada kalmıştım. En sonunda arabayı çalıştırıp o parka gittim. Arabayı park edip elime günlüğü ve fotoğrafı alıp arabadan indim. O banka doğru yürüyordum. Hava kararmıştı. Banka oturup yaşadıklarımı gözden geçirdim. Başımı gökyüzüne kaldırdım. Bir sürü yıldız vardı.

Bir tanesi yine kendini belli ediyordu. Gülümsedim. ''Anneciğim bak buradayız.''

''Küçüğümüz ne kadar da büyümüş.'' Elimdeki fotoğraftan saçlarını okşuyordum.

''Dileklerimden biri kabul oldu anneciğim. Kardeşim geri döndü.'' Kaderin işleyişi çok farklıydı, bir anda Dünya'nın en mutlu insanı olabilmek. Bu bendim. Telefonumu açtım notlar kısmına girip aylar önce bu bankta ağlayarak anneme yazdığım şiiri okumaya başladım.

''Bu gece binlerce yıldız var tepemde.

Ve binlerce dilek demek bu gece.

Ve binlerce seni dilemek bu gece.

Acıyan kalbime inat dik durmak demek, bu gece.

Garipti yanımda yoktun anne.

Ama bir melek beni koruyor biliyorum.

Maviler sana çok yakışıyordu anneciğim.

Bir melek başımı okşuyor, varlığını hissettiriyor.

Beyazlar sana hiç yakışmıyor anneciğim. ''

Annem maviyi çok severdi. Küçükken sürekli mavi elbiseler giyerdi. Mavi bir bilekliği vardı. Bu şiirimdeki mavi melek annemdi. Annemin üzerine beyaz kefen yakışmıyordu.

Beyazlar sana hiç yakışmıyor anneciğim.

Kardeşim. En güzel dileğim. Fotoğrafı alıp kalbime bastırdım.

''Kardeş bağlanmaktır. Bu bağ uğruna onu hissetmek, korumak, ve sevmektir.''

Bölüm sonu

6 yorum