''Umutsuz olma. Kuru bir topraktaki çiçeğe su verirsin, çiçeğin bir parçası ölür ama toprak yaşar, çiçeğin ise tek dalı yaşar. O dala isim ver adı 'mucize' olsun.''
''Anne.'' Hayat Hanım onaylayan bir mırıltı çıkardı. ''Beni seviyor musun?''
Ecel' in annesi kocaman gülümsedi.
''Seni çok seviyorum güzel kızım. Seni her şey den ve herkesten çok seviyorum. Emin ol sende kendini benim gözümden görseydin seni ne kadar sevdiğimi anlardın Küçük Hanım.'' Annesinin verdiği cevap küçük kızı çok mutlu etmişti.
''Anne.'' Ecel bir soru sormak istiyordu. Yüzünde minik korku tılsımları vardı.
''Efendim güzel kızım?'' Küçük kız en sonunda konuştu.
''Anne bir rüya gördüm.'' Küçük kızın kalp atışları hızlanmıştı. Annesi endişesini anlayınca hemen bir eliyle elini tutarken diğer eliyle kızının başını okşuyordu.
''Anne, ben uyanmıştım rüyamda. Yatağımdan kalkıp yanına geldiğimde yoktun.'' Küçük kız yutkundu. '' Babam vardı, anne. Bana yine bağırıyordu, kızıyordu. Ama sen yoktun anne.''
Küçük kız babasının baskısı altında kalsa da tek damla gözyaşı dökmezdi. Babasına başkaldırırdı. Başkaldırmayı öğrenmişti. Bir an önce büyümek istiyordu. Büyüyüp annesini babasından kurtarmak istiyordu.
''Sen beni bırakmıştın.'' Küçük kızın sesi titremişti. Gözleri dolmuştu. Annesi bunu fark edip kızına kucağına çekti. Saçını öptü, kokladı.
''Ben seni bırakmam kızım. Ben senin her zaman yanındayım. Anneler evlatlarını hiç bırakır mı?'' Ecelin sözlerinden sonra annesinin de gözleri dolmuştu, ama belli etmemeye çalışıyordu.
''Geçti güzel kızım, Geçti. Kötü bir kabustu.'' Ecel annesinin kanatlarının altında kuş gibi mayışmıştı. Uyuya kalmıştı annesinin kucağında.
Ecel annesinin kucağında uyuyakalmıştı. Annesi uyuduğuna emin olmuştu ama yine de başını okşuyordu kızının. Tam bu sırada Ecel' in dolu gözlerinde bekleyen bir gözyaşı düştü annesinin eline.
Ecel gözyaşlarını annesine gizlemezdi. Hem o çocuktu gözyaşını gizlemeyi bile bilmezdi.
...
Çok şansızdım. Çocukluğumun baharını annemin sevgisiyle geçirdim ve yarımdım. Babam beni sevmemişti, sevmesin. Ama kim istemez miydi ki babası bir kız çocuğunu sevsin, başını okşasın, ninniler ile uyutsun. Neşeli kahkahalar atsın. Gülsün eğlensin.
Bunlar benim için yalandan ibaretti. Benim toz pembe hayallerim gerçekleşmemişti. Dilemiştim ama gerçekleşmemişti.
İlk dileklerimi o zaman dilemiştim. İlk dileğim, 'annem geri dönsün' olmuştu. Küçüklüğüm yorganın altında titreyerek ve ağlayarak bunu tekrar etmişti.
Bir başka dileğim, 'kardeşim geri dönsün.' olmuştu. O Ecel o gecede ağlayarak bunu tekrar ediyordu. İçinden ve dışından sürekli tekrar ediyordu. Dileklere şansa inanmazdım. Bu iki olayda inanmak istedim. Hiç olmadığı kadar.
Hayatında çok dilek dilemiştim ama iki dileğim de gerçekleşmemişti. Bir tanesinin gerçekleşmesi için umut veren birisi olmuştu. Dileklerimin üzerinden yıllar geçmesine rağmen umudumdan vazgeçmemiştim. İçimdeki ses her gün tekrar ediyordu.
''Annem geri dönsün.''
''Kardeşim geri dönsün.''
...
O psikopat telefonu kapattığında tekrar tekrar aradım. Ama telefon açılmadı. Umut. Umudumu kesmedim bir daha aradım, bir daha, bir daha…
''Lanet olsun.'' Diye inledim. Ağlamamak için zor duruyordum. ''Seni bulacağım şerefsiz, ve bulduğum gün öldüreceğim.'' İçimdeki kin gün geçtikçe büyüyordu. Çaresizce yutkundum, etrafıma baktım üzerimde pijamam, elimde açılmayan telefon, ağlamamak için zor duran gözlerim, soğuk hava ve içimdeki ağlayan Küçük Ecel.
Evden biraz uzaklaştım. Yine telefonumdan fotoğraflara bakıyordum. Hava çok soğuktu, nefes verişlerimde buhar çıkıyordu.
Yine geçen geldiğim parka geldim. Saat çok geçti bu sefer kimseler yoktu. Tektim. Her zaman ki oturduğum o banka oturdum. Oturduğumda irkildim ayağa kalkıp banka baktığımda bir kalem fark ettim. Birde kağıt.
Gülümsedim, kağıt, kalemi iteleyip banka oturdum. Tekrar telefonumu açtığımda elime ilk denk gelen bir şarkıyı açtım. Nil Karaibrahimgil 'Benden Sana'.
''Karanlıktan gelecekler, önünde dikilecekler.''
''Sarı sarı dişleri olacak, sivri pençeleri olacak.''
''Yakalayacak sanacaksın ama hep sen kazanacaksın.''
''Ben sana koşmayı öğreteceğim, içinden gülmeyi öğreteceğim.''
Gözlerim savaşa yenik düştü, bir damla düştü telefonumun ekranına. Yanımdaki kağıt, kaleme gitti gözlerim. Eğilip onları aldım. Bir damla yaş daha düştü gözlerimden içimden gelenleri yazdım. Dinlediğim şarkıyı küçük kardeşime armağan etmiştim. Bu şarkıyı hep dinlediğimde aklıma küçük kardeşim gelecek. Kaybettiğim kardeşim. Ablasını seven kardeşim. Şarkı devam ediyordu.
'' Yalanlar söyleyecekler sözlerinden dönecekler,''
''Buzdan kalpleri olacak, acı sözleri olacak.''
''Yaralayacak sanacaksın ama hep sen kazanacaksın.''
''Üstlerine gitmeyi öğreteceğim, düşünce kalkmayı öğreteceğim.''
Şarkı aktı gitti. Geriye acı cümlelerim, gözyaşlarım, kırık kalbim ve bitmeyen sevgim kalmıştı. Derin bir nefes verdim. Mektubumu katladım, kime yazmıştım ki? Kardeşime mektup yazmıştım. Mektuptu, ama okuyamayacaktı ki. Mektubun ne anlamı vardı?
Şarkı tekrar başa sarmıştı. Oturduğum banktan kalktım. Banka derin derin baktım. Bu bank belki de sırlarımı, gözyaşlarımı bilen tek şeydi. Dörde katladığım kağıdı banka bıraktım. Birden ayağa kalktığım için gözüm kararmıştı, şarkı devam ediyordu. Kapatmadım. Kapatamadım.
Eve doğru sarsak adımlarla yürüyordum. Başım çok ağarıyordu. Sokağa atıldığımda arkamı dönüp son bir kez parka baktım. Banka baktım, daha sonra gökyüzüne baktım. Gülümsedim.
''
Kardeşim bir tanem. Her şeyim. Seni kaybettiğim her gün için kendimden nefret ediyorum. O ablan büyüdü. Sende büyüdün. Hala o küçük kız çocuğu gibi sarılacak mısın beni bulduğunda? Senin için öldü diyorlardı herkes ümidini kesmişti, ama ben, ben seni bulacağımdan eminim kardeşim. Ben seni çok özlüyorum. Umarım seni bulduğumda çok uzağa gitmemişsindir, çünkü kalbim senin için yaşamaya çalışıyor.
Bugün her zaman geldiğim o banka yine geldim. Kimseler yoktu. Sen yine yoktun, ama annemiz yanımızdaydı. O yine gökyüzündeydi.
Küçükken masal dinlemeyi çok severdin, ve her akşam sana masal okurdum. Mutsuz masallar yoktu, ama mutsuz biten bir kitap vardı. Sende en çok o kitaba bağlanmıştın, inan bende sonunu çok merak ediyordum, ama en sevdiğin o küçük kız kaybolmuştu. Sırf sen üzülme diye masalın sonunu değiştirmiştim. Mutlu bitiyordu. Kız sonunda büyümüş, prenses olmuş ve evlenmişti.
Bazı günler sana masal okuyamamıştım, çok yorgun olduğum günlerdi bir öpücük verip sarılmıştım sana. Keşke okusaymışım. Şu an geçmişin pişmanlıklarını yaşıyorum. Yorgunluktan ölseydim de sana o masalları okusaydım.
Sen gittikten sonra. Seni kaybettikten sonra bir sürü masal kitapları aldım. Hepsini okudum ve hepsinin sonunun mutlu bittiğine emin oldum. Bir gün kardeşim çıkar , okurum dedim.
Umarım aptal ablanı affedebilirsin. Affetmeye de bilirsin yeter ki son nefesimden önce bulayım seni. Bir kere göreyim. Yaşıyorsun biliyorum ama söyle nerdesin?
Seni Daima Seven Ablan ''
...
Eve girdiğimde Öykü ve Nifda hala uyumamışlardı. Üzerimdeki trençkotu askılığa astım. Burnumu çektim, gözyaşlarım kurumuştu, lavaboya gidip elimi yüzümü yıkayıp salona döndüm.
İkisi de 'ne oldu' bakışı atıyorlardı. Kardeşimin yaşama ihtimalini onlara bahsetmemiştim. Koltuğun diğer ucuna oturup ikisiyle de göz teması kurdum.
''Bunu artık sizden saklamayacağım.'' Dedim, sesim olduğundan daha kısık çıksa da diri tutmaya çalıştım.
'' Bizden ne saklamıyorsun ki?'' Nifda'nın çıkışıyla bir şey diyemedim, gözlerimi kaçırmadım. Öykü' nün Nifda' yı uyardığını gördüm. Boğazımı temizleyip konuşmaya bir şey olmamış gibi devam etmeye çalıştım.
'' Maysa yaşıyor.'' Cevabımla suratlarında hiç bir mimik bile oynamadı. Tepkilerine sinirlendim ama belli etmedim. Bana inanmıyorlardı.
''Neden inanmıyorsunuz, bir şey desenize!''
''Ecel sen artık kafayı yemişsin. Hala gelmiş kardeşim yaşıyor diyorsun, tamam senin umutların için senelerce bunu hepimiz kabul ettik, ama artık bunu kabullenmeliyiz, hayatına bir yerden devam etmelisin.'' Nifda'nın cümleleri kalbimi kırmamıştı, bir şey diyemedim sadece dediklerini dinledim.
'' Ecel kendine gel artık, gün geçtikçe kendini kaybediyorsun! Polis bulamadı. Bak aradılar sürekli aradılar ama bulamadılar. Kardeşinin dosyası kapanalı çok oldu. Yetmedi ölmedi dedin hep beraber aradık dosya kapandı biz yine sokak sokak aradık. Gecemizi gündüzümüze kattık ama bulamadık.'' Gözlerim yavaşça kısılıyordu. Kalbim acımıyordu diyordum ama artık acıyordu.
'' Artık sende bunu kabullenmeye başlasan iyi olur çünkü kendini kaybediyorsun gün geçtikçe eridiğini görüyorum. Artık kendine- '' Nifda'nın cümleleri artık kalbimde yavaş yavaş delikler açıyordu. Cümlesini kesen Öykü oldu.
''Sus artık!'' Öykü bağırıyordu. Vücudum buz gibiydi, kendimi görünmez gibi hissediyordum. Bakışlarımda duygu olmadığını biliyorum.
'' Ecel' in üstüne çok gidiyorsun! Aptal olma Nifda. O kardeşini kaybetti, o yokmuş gibi konuşamazsın!'' Öykü' nün beni savunmasını bile duygusuz gözlerle izliyordum artık gücüm kalmamıştı.
'' Ne Nifda ne? Görmüyor musun Öykü? O yavaşça yok oluyor, kendini kaybediyor onun için onun kardeşi için üzülmediğimi mi sanıyorsun? Ama ben onu kaybetmekten korkuyorum anladın mı?'' Konuşurken kendini işaret etmişti. ''Ben sizi kaybetmek korkuyorum.'' Gözlerinden bir damla yaş süzüldü.
'' Çünkü bir siz varsınız. Bir tek siz kaldınız. Benim ailem sizsiniz, ve ben sizin gitmenize izin vermeyeceğim. O gün o gecede arabayla Ecel' e çarptığımız gecede ben ailemi tamamlamıştım. Sen ve Ecel benim kardeşimsiniz, ve ben artık mutlu olmak istiyorum, mutlu yaşamak istiyorum, sizinle daha çok gülmek istiyorum'' Duraksayıp haykırdı. ''Çok mu şey istiyorum?'' Elinin tersiyle göz yaşını sildi koşar adımlarla gelip bana sıkıca sarıldı, dayanamayıp bende ona sarıldım.
'' Yemin ederim senin kötülüğünü istemiyorum, senin de artık mutlu olmanı istiyorum kardeşim.'' Sıkıca sarıldıktan sonra beni koltuğa oturtturdu. Öykü' de koltuğun bir kısmına oturdu.
''Anlat, ne biliyorsun sana yardımcı olalım.'' Derin bir nefes verdim. Omzumdaki yükler gün geçtikçe artıyordu.
'' Bir gün kafede çalışırken bir adam beni çağırdı. Yanına gittiğimde bir adam elime bir not tutuşturdu ve kaçarak uzaklaştı.'' Dikkatle dinliyorlardı onlara notta ne yazdığını anlattıklarımda şokun etkisinden çıkmaları uzun sürmüştü.
'' Ecel kim sana düşman, düşmanların var mı? Bu adam kim olabiliyor? Seni ölümle tehdit ediyor farkında mısın?'' Nifda'nın cevabına olumluca başımı salladım.
''Hangi şerefsiz olduğunu hala öğrenemedim. Ama onu bulacağım. Kardeşim o piçin ellerinde. Onu ona bırakamam.''
'' Edindiğim bir düşmanım yok, ama onlar bana düşman olacak kadar kötü ne yapmış olabilirim diye sorguluyorum kendimi her gün.'' Sıkıntılı bir nefes verdim kızlar hala şoktaydılar.
Öykü dakikalar sonra konuştu. '' Ecel kardeşin yaşıyor olabilir sen doğru söylüyorsun peki ya yalansa?'' Korktuğum düşüncelerimden biriydi. Eğer bir yalansa susup oturmayacaktım bana umuduma umut katan herkesten intikam alacaktım.
''Yalansa cezasız kalmayacak.''
''Çiçekler.'' Öykü aklına yeni düşen bilgiyle gözlerini açmıştı. '' Çiçekler kimden geldi Ecel?'' Öykü'nün baskın sorusuyla başımı önce eğdim sonra kaldırıp tekrar Öykü'nün gözlerine baktım. '' Ondan.'' Şaşırmışlardı.
''Üzerinde bir not var mıydı?'' Nifda'nın cümlesiyle başımı aşığı yukarı salladım. Nottaki yazıyı onlara okuyunca daha çok şaşırmışlardı, ürkmüşlerdi.
''Ve bu evden çıktıktan sonra beni aradı.'' Cümlem biter bitmez ikisi de aynı anda 'ne' demeleri bir oldu. Telefon konuşmasını bire bir anlattıktan sonra artık korktuklarını ve beni korumak istediklerini yüz ifadelerinden anlamıştım. Ama ben korkmuyordum. Hem de hiç.
Ellerimi ikisinin de ellerinin üzerine koydum. '' Bu benim savaşım, size asla zarar gelmeyecek, size zarar vermesi bile aklımdan geçireceğim son şey.'' Onlara zarar gelmesi demek dumandan ateş çıkması demekti. Kardeşimi almıştı diğer kardeşlerimi de benden alamazdı.
''Senin savaşın bizim savaşımız. Senin çığlığın bizim çığlığımız. Senin meselen bizim meselemiz, senin mücadelen bizim mücadelemiz. Biz seni yalnız bırakacak mıyız sanıyorsun? Sana söz eğer kardeşin,'' durdu devam etmedi.
''Kardeşini bulacağız.'' Öykü'nün sözlerinden sonra ikisine de sıkıca sarıldım. Onlar benim yalnızlığımı kapatmaya çalışan parçalarımdı. Onlar her ne kadar kan bağımız olmasa da kardeşlerimdi, ben ucunda ölüm olacak bir savaşa onları sokamazdım.
…
Sabah uyandıktan sonra klasik sabah rutinimi yaptım. Öykü'yle Nifda hala uyuyordu. Dün ağır bir gece geçirmiştik. Nifda'nın ilk söylediği cümleler bana dokunsa da belli etmeden hemen toparlamıştım kendimi. Onun yerinde bende olsaydım ona kendini toparlamasını söylerdim.
Gri bir eşofman giyip üzerime siyah bir kazak giyindim, hava çok soğuktu. Bugün işe gitmiyordum hafta sonuydu. Kahvaltıyı erkenden kalkıp ben hazırlamak istemiştim. Öykü'nün sevdiği sucuklu tostu yaptım, Nifda için sucuklu yumurta, kendim için ise sigara böreklerini kızartmıştım.
Çalan kapının sesiyle irkildim. Dün geceden sonra kapı zilimden sanırım nefret edecektim ama kapıya doğru yürüdüm. Kapı kolunu tutup açınca karşında gördüğüm manzarayla kaşlarım çattı, dudaklarım titredi, dizlerim dayanamayıp yere düştü.
Gözümden bir damla yaş düştü. Ellerim yerdeki deftere uzanmak istedi ama yapamadım. Kapının önünde yerde sarı bir defter vardı, bu oydu.
Kardeşimin sesi beynimi mühürlüyordu.
''Abla'', ''Abla'', ''Abla…''
Ellerim kitlenmişti. Gözlerimden bir damla yaş boğazımdan aşağı kaydı.
Karşımda kardeşimin günlüğü vardı.
Maysa'nın günlüğü.
Kardeşimin günlüğü.
'' Abla neden günlük aldın ki hem ben defterlerime de yazardım anılarımızı. Neden böyle bir şey aldın. Sana yük olmak istemiyorum.'' Küçük Maysa içten içe ablasına teşekkür ediyordu her ne kadar istemediğini söylese de deliler gibi istediğini ablası biliyordu.
'' A cimcimeye bak. Ablan değil miyim küçük hanım tabi ki de alacağım.'' Ecel ona annesinin ona seslendiği gibi seslenirdi kardeşine.
Maysa ablasının boynuna atıp onun yanaklarına iki tane büyük öpücükler kondurmuştu. '' Teşekkür ederim ablacığım, bunu saklayacağım sana söz veriyorum hiç kaybetmeyeceğim.'' Ecel gülümseyerek ona sıkıca sarıldı.
''Günlüğüne iyi bak küçük hanım yoksa okurum!'' Kardeşine yaptığı minik şakadan sonra onu gıdıklamaya başladı. Okumazdı, kardeşinin özeline girmezdi, o anlatırsa dinlerdi ancak.
''Ya abla okuma günlüğümü'' Maysa kaşlarını çatmıştı ama daha sonra ikisi de büyük bir kahkaha patlatıp birbirlerine sıkıca sarıldılar.
Ecel hem anne olmuştu kardeşine, hem de baba. Ona onların yokluğunu hissettirmemeye çalışmak için çabalardı, kardeşinin üzülmesi demek onun kalbinin yanması demekti.




