İçeriğe geç

Bin Bir Ecel

Bölüm 6 · 9 dk okuma

Bin Bir Ecel

Bölüm 6

Bin Bir Parıltı

Yaralı serçenin kırık kanatları vardı, gözleri doluydu, gözyaşını asla akıtmayacaktı çünkü biliyordu ağlarsa bu masal biterdi.

Hayat Hanım cam sehpanın üzerine düştükten sonra hastaneye götürüldü. Ecel hüngür hüngür ağlıyordu odanın kapısının önünde. Ahi Bey ise hiçbir pişmanlık duymuyordu, umurunda bile değildi.

Odadan beyaz önlüklü bir hemşire çıktı, maskesini indirdi. ''Hastayı görebilirsiniz lakin çok yormayalım ciddi bir hasar yok, derin kesikler yoktu. Hasta da bebeği de gayet sağlıklı, geçmiş olsun.'' Bebeği de.

Hayat Hanım hamileydi, ve kendisi de bunu yeni öğreniyordu, doğacak bebeğini cam bir sehpanın içine düşerek öğrenmişti. Küçük Ecel ve Ahi Bey odadan içeri girdiler, Hayat'ın yüzü soluktu, gözleri çökmüştü, bedeni zayıflamıştı. ''Anne'' dedi Ecel, koşarak annesine sarıldı. ''Anne çok korktum, bir daha göremeyeceğim sandım.''

Annesinin zayıf kolları kızını sarmalamaya yetti. Ahi Bey odadan çıktı, daha sonra konuşacağı belliydi.

''Anne hamilesin, kardeşim olacak!'' Ecel olduğu yerde zıplıyordu, annesi güldü. Hayat Hanım ellerini karnına koydu gülümsemesi solmamıştı kısıkça gülüyordu. Bebeği neredeyse 2 aylıktı. Ona iyi bir hayat veremeyeceği belliydi, Ecel' e veremediğini düşünüyordu.

''Kardeşin olacak'' ellerini kızının başına koydu. ''Tıpkı senin gibi güzel olacak.'' Hayat Hanım'ın gözlerinden bir damla yaş düştü, bebek tutunmuştu, hayattan vazgeçmemişti. Güçlüydü bebek, cesurdu daha doğmadan ilk mücadelesini vermiş ve kazanmıştı.

Ecel'in gözleri birden dolmaya başladı sonra kaşları çatıldı. ''Anne o sehpanın içinde yatıyordun, gözün kapalıydı, kan geliyor-'' Ecel daha fazla devam edemedi gözlerinden bir damla yaş düştü, sesi gittikçe kısılmıştı. Hayat Hanım kızını tekrar çekip kocaman sarıldı.

''Korkma güzel kızım geçti. Bak iyiyim.'' Ecel gözyaşlarını elinin tersiyle sildi, ''Anne sen çok güçlüsün'' dedi evet Hayat Hanım çok güçlüydü, hayata karşı büyük bir direnişi vardı, bir azabı, bir de suçsuzluğu.

''Sende çok güçlüsün güzel kızım, bir tanem.'' Ecel'in gözleri Hayat Hanım'ın karnına kaydı, uzunca inceledi ve kocaman gülümsedi. '' O da çok güçlü anne değil mi?''

''Evet güzel kızım, kardeşin de çok güçlü, senin gibi, benim gibi, bizim gibi.'' Bebek Uğultu da çok güçlüydü, doğmadan kendini kanıtlamıştı.

''Kardeşim de çok güçlü!'' Ecel bir elini yumruk yapıp süper kahramanlar gibi kaldırmıştı, küçük kızın gülünce gözleri kısılıyordu, sanki dakikalar önce ağlamamış gibi kocaman gülüyordu, annesine ve kardeşine.

Günümüz.

''Ecel 2 saattir telefondan ne bakıyorsun acaba, iyice telefon bağımlısı olmaya başladın.'' Öykü'nün isyanıyla kafamı telefondan kaldırıp ona baktım. ''İş ilanlarına bakıyorum Öykü, evde oturmak bana göre değil.'' Tekrar telefona baktım lanet olsun ki doğru düzgün bir iş yoktu.

''Ya tamam sonra bakarsın gel bir şeyler ye acıkmışsındır.'' Evet biraz acıkmıştım oturduğum koltuktan kalkıp masaya oturdum, Nifda pizza sipariş etmişti, bölünmüş pizzadan 1 dilim ısırıp çiğnedim.

''Yarın akşam Helen'nin doğum günü partisi varmış.'' Öykü ve partiler… Öykü'nün partileri hiç bitmezdi.

''Ben-'' lafımı yarıda kesti, ''hayır sende geleceksin Ecel. Helen en yakın arkadaşlarımızdan biri, özellikle bizi davet ediyor özel misafirleriyiz.'' İtiraz edeceğimi biliyordu ve Öykü'ye gelmeyeceğimi anlatmak çok zordu.

''Olaylar-'' yine lafımı yarıda kesti, bu kıza bu konularda laf anlatamayacaktım.

''Lafını tekrar böldüğüm için özür dilerim ama olaylardan bahsetme, zaten her şey iyiye gidiyor, bak kardeşinin yaşadığını bile öğrendik ayrıca kız ilk bizi davet ettiğini söyledi, Öykü hatları şuan da itirazlarla ilgilenemiyor lütfen daha sonra tekrar denemeyin.''

Güldüm ve en içten şekilde gülümsedim, aslında birkaç saatliğine gidebilirdim ama aklım sürekli başka şeylerde olduğu için kendime gelemiyordum. İçimde bitmek bilmeyen bir savaş vardı sanki asla son bulmayan ve bulmayacak gibi gözüken. Partiye gidecektim çünkü Helen'le daha önce dertleştiğimiz olmuştu, bizi anlayan ve sevecen bir kızdı.

''Ecel partiye sensiz gitmem ve gidelim. Hem minik bir kutlama olarak da düşünebilirsin sonuçta normal şeyler yaşamadık bunu hepimiz biliyoruz.'' Öykü sevimlice dudağını küçük bir kız çocuğu gibi büzdü sanırım artık onu reddetmek imkansız gibiydi, dudağını hala büzüyordu deli kız.

''Tamam geleceğim ama çok uzun süre kalamam.'' Öykü sevinçten ellerini birbirine vurmaya başladı, dizlerinin üstünde koltukta hafifçe zıpladıktan sonra bana doğru gelerek kocaman sarıldı. Bazen küçük bir çocuk olurdu bazen nasihat veren bir kadın.

Nifda masanın öbür ucunda Dünya'dan uzak kaşları çatık bir şekilde bir şeyler kaydırıyordu, yine birilerini stalklıyordu. Öykü bunu fark edince birden cıyakladı.

''Bu çocuktan hayır gelmez Nifda haberin olsun'' Öykü cümlesini bitirir bitirmez Nifda kafasını çevirdi. ''Neden ki?'' Masum sorusuyla Öykü sırıttı.'' Her gün çocuğu stalklıyorsun ve sürekli başka bir kızla paylaşım yapıyor, pezevenk gibi takılıyor kızım kendine gel.'' Haklıydı, Nifda ne zaman baksa sürekli başka bir kızla bir paylaşım yaptığını görüyordu kendi içinde üzülüyordu ama nedense vazgeçmiyordu.

''Belki akrabasıdır hemen saçma şeylere bağlıyorsunuz ki?'' Nifda'nın saf cevabıyla ellerimi başıma yasladım.

''Best stalker Nifda Sonyaz,'' gözlerini bir kere kapatıp açtı derin bir nefes verdi. ''Niye bu kadar saf ve filmdeki ilk ölen karakterler gibi masumsun acaba?'' Nifda burun kıvırdı cevap vermedi, telefonuna tekrar gömüldü.

Bir yılda 4 mevsim yaşıyorduk ama içimde sadece kışı yaşıyordum. Sadece soğukluğu kışı ve yağmurları yaşıyordum. Kalbimde yaz biteli çok olmuştu, o çiçekler solalı çok olmuştu lakin benim içimdeki çiçekler hiç açmamıştı ki bir zamanlar sadece yeşermişti o zamanlardan sonra yeşeren solmuş çiçekte kaybolmuştu.

...

Ruhumuzdaki o insan her zaman içimizde yaşar, biz yaşadığımız gördüğümüz sürece. Çok üzülsek de, çok gülsek de, çok duygu değişimleri yaşasak da o insan hep bizimledir çünkü o insan zaten kendimizizdir.

Hepimiz hazırdık, Öykü pembe püsküllü mini bir elbise giymişti, Nifda lacivert hafif taş modelli mini bir elbise giymişti. Ben ise siyah askılı, askılarında inciler olan bir elbise giyinmiştim. Bir doğum günü partisine göre fazla abartılı giyinmiştik. Öykü'ye isyan ettiğimde bir balo olacağını söyledi.

Helen zengin bir ailenin kızıydı her sene doğum gününe bizi davet ederdi. Geçen sene doğum gününü deniz manzaralı bir restoranda yapmıştı, bu sene bir balo olacağını öğrendim, balo çok kalabalık olacakmış Öykü'nün anlatımıyla. Abartılı giyindiğimizi düşünüyordum lakin baloya gideceğimizde herkesin markalardan fırlama manken olduğunu biliyordum.

''Geç kaldık ama hadi hadi parti çoktan başlamıştır bile.'' Topuklu ayakkabılarımı giyindim. Rahatına düşkün biriydim lakin topuklu giyinmekten çok hoşlanırdım. Yerden bir kaç santim yükselmek beni çok keyiflendirirdi.

Nifda arabanın anahtarlarını bana fırlatınca havada yakaladım. ''Bu gece sendeyiz.''

''Bu güzellikler halis mi? Bu güzelliğimiz halis mi kadınlar?'' Üçümüzde birbirimize bakıp güldüğümüzde kapıyı kapatıp arabaya bindik, sonunda evden çıkabildik.

Araba yolculuğumuz boyunca Öykü durmadan glosunu tazeledi, Nifda sürekli aynadan saçını kontrol ediyordu. Öykü yolculuk boyu Beyonce'den Diva'yı dinletmişti. Fazlasıyla aura yükselten bir şarkıydı, geceye çoktan giriş yapmıştık.

Arabayı adeta bir şatonun önüne park ettim, Helen cidden fazla zengin bir kızdı. Arabadan teker teker indik, baloya doğru yürümeye başladık. Girişte kırmızı halı sermişlerdi, Öykü ardından Nifda yürüdü bir manken edasıyla. Bende kırmızı halıda yürümeye başladım, insanlar bakıp kafalarını geri çektiler.

Sağımda maviler içinde olan Helen'i gördüm, ellerini hoş geldiniz dercesine iki yana açmıştı.

Mavi elbisesi sarı saçlarıyla çok güzel bir kadındı. Gülümserken mimikleri ona ayrı bir hava katıyordu. Yaklaşık üçümüze de teker teker sarıldı.

''Hoş geldiniz güzellikler, iyi ki geldiniz, geldiğiniz için teşekkür ederim!'' Çocuksu bir heyecanla yerinde bir türlü duramıyordu. Şekerli parfümüyle tam bir doğum günü kızı gibiydi.

''Görmeyeli nasılsınız?'' Tatlı bir tebessümle konuştu Helen. Konuşurken sanki birisini kırmaktan korkar gibiydi, ses tonu zarifti.

,''İyiyiz Helen sadece bu aralar çok karışığız.'' Yanıtımla Öykü lafa atladı.

''Yani karışığızın içeriği her şey den yaşıyoruz duygu değişimi olarak.'' Helen gülümsedi.

''Nifda sakın hala o çocuğa yanık olduğunu söyleme'' Helen bir kaşı havada sorduğu soruyla Nifda'nın omuzları düştü.,

''Aman ne yapayım ben o çocuğu, zaten hayır gelmez.'' Öykü'yle ben dehşet içinde Nifda'ya kitlenince birden gülmeye başladı.

Helen gelen misafirleri görünce bir kere daha hoş geldiniz deyip yanımızdan ayrıldı. Saatlerce masada oturduk, sürekli hafif tempolu müzikler çaldı. Öykü 2 kadeh içmişti, Nifda dans edenleri seyrediyordu. Ben ise sadece masada durup seyretmeyi tercih etmiştim. Garsonlar pastayı getirince, Helen gözlerini kapatıp dilek diledi, pastayı üfleyince salonu alkışlar kesti.

Telefonumu açıp saati kontrol ettim yan tuştan tekrardan kapattım. Sıcaklamıştım ama üşüyordum da, kafamı sola doğru çevirdiğim de beni izleyen bir adam olduğunu gördüm, bana bakıyordu ve ona baktığımda da bakışlarını kaçırmamıştı.

Kumral saçları vardı, gözleri derin bakıyordu. Garip olan kendimi hiç rahatsız hissetmemiştim. Bakışlarını ilk kaçıran o olmuştu.

Baloda dans müziği çalınca çiftler teker teker salonun ortasında buluştular. Öykü ortalıklarda yoktu, Nifda' da yanımda dans eden çiftleri efkarla izliyordu. Umarım bir gün dilediği aşkı bulurdu, mutlu olmayı hak ediyordu.

Kafamı masadan kaldırdığımda sola bu sefer bilerek bakan bendim, neden bakıyordum bilmiyordum ama beynim beni yanıltmıştı, kafamı o yöne çevirdiğimi bile sonradan yaptığımı fark ettim. Ona baktığımda o da saniyeler sonra bana baktı. Aptal Ecel önüne bak. Hayır sarhoş değildim, yalnızca küçük bir kadeh içtim. Tekrar o yöne baktığımda adam bu sefer yerinden kalkıp benim masama doğru yürümeye başladı, arkasından da Öykü sallana sallana geliyordu.

Kumral saçları ve gülümseyince yanağında belli belirsiz minik bir gamzesi vardı. Hayır Ecel aptallaşma, sarhoş değilsin. Tam karşımda durdu.

''Benimle dans edebilir misiniz?'' Bir elini kibarca uzattı, sesi çok nahifti. Orantılı bir yüzü vardı, birde küçük gamzeden 2 tane vardı, hayır Ecel sarhoş değilsin kızım!

Tam bu sırada Öykü'den minik bir çığlık duydum, hızlıca kulağıma eğilip, ''salaklaşma Ecel, çabuk kabul et.'' Öykü'nün fısırtılı cevabı boğuk gelse de duyabildim.

Elimi uzatıp elini tuttum. Hayır, hayır. Neden tutuyordum, istemsizce bir reflexle tuttum, salak Ecel. Sanırım artık dönüşü yoktu, elini tuttuğumda gülümsemesi büyüdü, gamzeleri de.

Birkaç adım ilerleyip salonun tam ortasında durduk, iki elimiz birleşti, bir eli belimi tutuyordu, diğer elim omuzunu tutuyordu, daha önce dans etmememe rağmen bir uyumla dans ediyorduk.

Kendimi kandırıyordum sarhoştum ama kendimi kaybedecek kadar değildi, bu teklifi kabul edecek kadar sarhoştum. Gözleri gözlerimi bulunca birden kısıldı, hayallere dalmış gibiydi. Sarhoşluğun verdiği bir etki midir bilmiyordum ama ellerinde kendimi hiç yabancı hissetmiyordum, hayır böyle hissetmemem gerekiyordu.

Geri çekilip beni bir tur döndürdü, daha sonra yine hafif tempoda dans ettik, ağzımız bıçak açmıyordu lakin gözlerini de okuyamıyordum, çok karışıktı.

''Adınız nedir?'' Dakikalar sonra sorduğu ilk soruydu, iç savaşım cevap vermek istemiyordu ve vermeyecekti ama bedenim, ağzım susmayacaktı.

''Ecel.'' Duyduğu cevapla kaşları saniyelik bir hızda yukarı kalkıp indi, gülümsemeye devam etti.

''İsminiz çok güzel.'' Güzel miydi?

''Ölüm bu kadar güzel olmamalı.'' Ölüm güzel değildi, hem de hiç değildi. Duyduğu cevapla yüz ifadesi değişmedi.

''Sizin isminiz nedir?'' Lanet olsun sanane Ecel. Şu çeneni kapat, bir halt yapmışsın dansını et masana dön.

''Ezel.'' Dudaklarım benden izinsiz gülümsemişti, ben mi izin vermiştim?

''İsminiz güzelmiş.'' Dedim bende onu taklit ederek. Nefesindeki gülüşü hissettim, dans ederken parmakları çok nahifti sanki kırılmayı bekleyen bir bibloymuşum gibi. Göz rengini tam seçemiyordum ama kahverenginin en güzel tonlarından biriydi, of başlayacağım göz rengine.

''Başlangıçlar her zaman güzeldir.''

Başlangıçlar bence de güzeldir. İsimlerimiz zıt kutuplar gibiydi. Ben bir bitiştim, bir sondum, ölümdüm. O ise bir başlangıçtı. O bir masalın ilk bölümüyken ben finaliydim. Onun ismi bir gelecekken ben bir dönüştüm. Kötü bir dönüş.

Şarkının sonlarına doğru geliyorduk, çiftlerin bazıları şimdiden yavaş yavaş ayrılıyordu, beni son bir kez döndürdü. Şarkının son sözlerine doğru geliyorduk, ellerimiz ayrıldı. Birden beklemediğim bir şekilde kulağıma doğru eğildi.

''Kendinizi benim gözlerimden görebilseydiniz gözlerinizdeki masum Bin bir parıltıyı görebilirdiniz, her son bir başlangıçtır.''

Her son bir başlangıç mıdır kimisine göre, ona göre? Hızla uzaklaşıp kapıdan dışarı çıktı. Aldığımız her bir nefeste bir sona daha yaklaşıyoruz, bir başlangıca da, her başlangıcın da bir sonu vardır.

Bu döngü böyle devam ederse bin bir sonlar, bin bir başlangıçların habercisi midir?

Bölüm sonu

2 yorum