İlk Bakış
Ertesi sabah okula giderken aklımda Kayra vardı.
Bunu kendime itiraf etmek istemiyordum.
Çünkü daha dün adını ilk kez duymuştum.
Bir insanı sadece birkaç saniye gördüğün hâlde bütün gece düşünmek bana göre saçmaydı.
Ama yine de düşünmüştüm.
Üstelik Nil’in söyledikleri yüzünden.
“Bu çocuk buraya normal bir sebeple gelmemiş.”
Telefonumu cebimden çıkardım.
Ben:
Nil uyandın mı?
Cevap birkaç saniye içinde geldi.
Nil:
uyandım
Ben:
Kayra’yı nereden tanıyorsun?
Uzun bir süre cevap gelmedi.
Sonra:
Nil:
tanımıyorum
Ben:
o zaman dün neden öyle söyledin?
Nil:
çünkü hakkında bir şeyler duydum
Ben:
ne duydun?
Nil:
okula gelince anlatırım
Telefonu kapattım.
Nil’in bu huyundan nefret ediyordum.
Bir şey biliyorsa hemen söylemek yerine merakımı sonuna kadar artırıyordu.
Okulun bahçesine geldiğimde onu girişte beklerken gördüm.
“Sonunda.”
“Ne sonunda?”
“Bir saattir seni bekliyorum.”
“Abartma.”
“Kayra’yı soracaksın diye biliyordum.”
“Kim söyledi?”
“Yüzünden belli.”
Ona ters ters baktım.
“Anlat.”
Nil koluma girdi.
“Duyduğuma göre ailesinin işi biraz karışıkmış.”
“Nasıl?”
“Babasıyla ilgili bir problem varmış.”
Bir an durdum.
“Ne tür bir problem?”
“Bilmiyorum.”
“Nil!”
“Gerçekten bilmiyorum.”
Başımı salladım.
İçimden bir ses, bunun benim hayatımla fazla benzer olduğunu söylüyordu.
Benim de babamla ilgili bir geçmişim vardı.
Kayra’nın da babasıyla ilgili bir sorun yaşadığı söyleniyordu.
Belki sadece tesadüftü.
Belki de değildi.
Öğle arasında koridorda yürürken bir grup öğrencinin yanından geçtim.
Kayra da onların arasındaydı.
Bu kez onu daha net gördüm.
Sakin görünüyordu.
Çevresindeki herkes konuşurken o daha çok dinliyordu.
Arada bir gülümsüyor ama konuşmaya pek karışmıyordu.
Sonra başını kaldırdı.
Göz göze geldik.
Bu kez bakışımı kaçırmadım.
Birkaç saniye boyunca birbirimize baktık.
Sonra Kayra hafifçe gülümsedi.
Çok küçük bir gülümsemeydi.
Ama nedense bütün gün aklımda kaldı.
Yanından geçerken Nil kulağıma eğildi.
“Gördün mü?”
“Ne?”
“Gülümsedi.”
“Belki sana gülümsedi.”
“Ben yanında değildim.”
“Tesadüftür.”
Nil kahkaha attı.
“Sen daha şimdiden kendini kandırıyorsun.”
“Saçmalama.”
Ama yüzümün ısındığını hissediyordum.
Dersler bittikten sonra okulun merdivenlerinden inerken bir kitap yere düştü.
Ben fark etmeden yanından geçecektim.
Bir el kitabı benden önce aldı.
Başımı kaldırdım.
Kayra.
Kitabı bana uzattı.
“Senin.”
Kitabı aldım.
“Teşekkür ederim.”
“Bir şey değil.”
İlk kez sesini duymuştum.
Beklediğimden daha sakindi.
Bir an ikimiz de sustuk.
Sonra Kayra:
“Eftelya, değil mi?”
Şaşırdım.
“Adımı nereden biliyorsun?”
“Okulda duydum.”
“Ha…”
Ne diyeceğimi bilemedim.
Kayra hafifçe gülümsedi.
“Görüşürüz.”
“Görüşürüz.”
Yanımdan geçip gitti.
Ben birkaç saniye olduğum yerde kaldım.
Sonra kendime kızdım.
Ne yapıyorsun sen?
Daha doğru düzgün tanımıyordum bile.
Ama kalbim hızlanmıştı.
Belki de kalbim zaten her şeye fazla tepki veriyordu.
Bunu bilmiyordum.
O gece odamda yatağıma uzandım.
Telefonum elimdeydi.
Nil’den mesaj geldi.
Nil:
bugün kayrayla konuştun mu
Ben:
bir dakika kadar
Nil:
NE
Ben:
kitabımı verdi sadece
Nil:
ve sen bana bunu şimdi mi söylüyorsun
Gülmeye başladım.
Ben:
abartma
Nil:
çocuk sana gülümsedi mi
Ben:
evet
Nil:
EFTELYA
Ben:
ne var
Nil:
sen bittin
Telefonu yüzüme kapattım.
Ama gülümsüyordum.
Sonra tavana baktım.
Kendime tek bir soru sordum:
“Ya gerçekten hoşlanmaya başlarsam?”
Cevabını vermedim.
Çünkü bazı soruların cevabını insan hemen söylemek istemez.
Özellikle de cevaptan korkuyorsa.
O gece Kayra’yı düşünerek uykuya daldım.
Henüz bilmiyordum.
Bir gün ona söyleyemediğim bütün duyguları, kendi ismimi saklayarak anlatacaktım.
Ve o zaman…
Bana baktığında değil,
telefonuna baktığında beni arayacaktı.