Uzaklardan Gelen
Kayra’yla konuştuğum o bir dakika, nedense bütün günümden daha uzun gelmişti.
Belki de sadece yeni olduğu içindi.
Belki de bana gülümsediği için.
Ya da belki ben, uzun zamandır hayatımda heyecan yaratacak bir şey aradığım için küçücük bir anı bile büyütüyordum.
Ertesi sabah okula geldiğimde onu görmemeye çalıştım.
Başarısız oldum.
Koridorun diğer ucunda arkadaşlarıyla konuşuyordu.
Ben de istemsizce ona baktım.
Tam o sırada o da bana baktı.
Bu kez gülümsemedi.
Sadece birkaç saniye baktı.
Sonra başını çevirip konuşmasına devam etti.
İçimden kendime kızdım.
Eftelya, kendine gel.
Daha doğru düzgün tanımadığım bir çocuktu.
Üstelik hayatımda çözmem gereken çok daha büyük şeyler vardı.
Babam.
Annem.
O eski fotoğraf.
Ve dün gece annemin çalışma odasından duyduğum o konuşma…
Ben bunları düşünürken Nil yanıma geldi.
“Yine ona bakıyordun.”
“Bakmıyordum.”
“Baktın.”
“Tesadüfen.”
“Tabii.”
“Nil, gerçekten bir şey yok.”
“Ben bir şey söyledim mi?”
“Yüzünden belli.”
Nil gülerek koluma girdi.
“Tamam, tamam. Bir şey yok.”
Ama ikimiz de bunun tam olarak doğru olmadığını biliyorduk.
Öğle arasında okulun bahçesinde otururken Kayra’yı uzaktan gördüm.
Bu kez yalnızdı.
Elinde telefonu vardı.
Bir süre ekrana baktı, sonra telefonunu cebine koydu.
Yüzündeki ifade değişmişti.
Sanki az önce aldığı bir haber canını sıkmıştı.
Ben farkında olmadan ona bakmaya devam ettim.
Nil de baktığım yöne döndü.
“Bir şeyi var.”
“Bence de.”
“Gidip soracak mısın?”
“Hayır.”
“Niye?”
“Tanımıyorum ki.”
“Dün kitabını verdi.”
“Bu onu tanıdığım anlamına gelmiyor.”
Nil omuz silkti.
“Belki tanımaya başlarsın.”
Cevap vermedim.
Çünkü Kayra tam o sırada ayağa kalkmıştı.
Bahçeden çıktı.
O gün son derste sınıfın kapısı açıldı.
Öğretmen içeri girdiğinde yanında Kayra vardı.
“Arkadaşlar, Kayra’nın bazı derslerde sınıfımıza katılacağını söyledim. Ona yardımcı olursunuz.”
Kayra başını salladı.
“Merhaba.”
Sınıftan birkaç kişi karşılık verdi.
Ben hiçbir şey söylemedim.
Kayra boş sıralardan birine geçti.
Benim birkaç sıra arkamda oturdu.
Ders başladı.
Ama nedense arada bir arkamdan gelen kalem sesini duyuyordum.
Sonra bir kâğıt önümdeki sıraya düştü.
Dönüp baktım.
Kayra eliyle işaret etti.
“Kusura bakma.”
Kâğıdı alıp ona uzattım.
“Önemli değil.”
Kâğıdı alırken fısıldadı:
“Bu arada…”
“Efendim?”
“Dün verdiğim kitap senin miydi gerçekten?”
Şaşırdım.
“Evet.”
“İyi.”
“Niye?”
“Bir an benim kitabım sandım.”
Gülümseyince ben de güldüm.
“Sen de kitaplarını yere mi atıyorsun?”
“Bazen.”
“Dikkatsizmişsin.”
“Biraz.”
Öğretmenin bize doğru baktığını fark ettik.
İkimiz de önümüze döndük.
Ama yüzümdeki gülümseme uzun süre kaybolmadı.
Ders çıkışında Kayra sınıftan en son çıkanlardan biri oldu.
Ben de çantamı toplarken onun öğretmenle konuştuğunu gördüm.
“Yarın babam gelecek,” dedi.
Öğretmen bir şey sordu ama duyamadım.
Kayra’nın yüzü bir anda gerildi.
“Bilmiyorum hocam.”
Sonra sınıftan çıktı.
O an onun hakkında duyduklarımı hatırladım.
Babasıyla ilgili bir problem var.
Belki gerçekten zor bir şey yaşıyordu.
Ama bunu sormaya hakkım yoktu.
Eve geldiğimde annem yine çalışma odasındaydı.
Kapının önünden geçerken durdum.
İçeri girmedim.
Dün geceki konuşmayı düşündüm.
“Onu buraya getirmeyeceksin.”
“Eftelya’nın hiçbir şey bilmesine gerek yok.”
Kimden bahsediyordu?
Ve neden?
Telefonum çaldı.
Nil’di.
“Efendim?”
“Kayra hakkında yeni bir şey öğrendim.”
Yatağıma oturdum.
“Ne?”
“Başka şehirden gelmesinin sebebi sadece okul değilmiş.”
“Ne olmuş?”
“Babasıyla ilgili büyük bir mesele varmış.”
“Ne meselesi?”
“Tam bilmiyorum.”
“Nil…”
“Gerçekten bilmiyorum. Ama bir şey daha duydum.”
“Ne?”
“Babası çok güçlü biriymiş.”
Bir an sustum.
İçimde garip bir his oluştu.
“Nasıl güçlü?”
“İş dünyasında tanınan biriymiş. Ama hakkında iyi şeyler söyleyen de var, kötü şeyler söyleyen de.”
Telefonu kulağımdan biraz uzaklaştırdım.
Babamla ilgili duyduğum şeyler de buna benziyordu.
Büyük bir iş adamı.
Güçlü bağlantıları olan biri.
Herkesin çekindiği biri.
Tesadüf müydü?
Muhtemelen.
Ama nedense içimde bir huzursuzluk oluşmuştu.
O gece annem odama geldi.
Ben yatağımda kitap okuyordum.
“Uyumadın mı?”
“Birazdan.”
Annem yatağın kenarına oturdu.
Uzun süre konuşmadı.
Sonra:
“Bugün okul nasıldı?”
“İyiydi.”
“Yeni çocukla konuştun mu?”
Kitabın sayfasında parmağım durdu.
“Kayra’yı mı diyorsun?”
Annemin yüzündeki ifade değişti.
Çok küçük bir değişiklikti.
Ama fark ettim.
“Adını biliyorsun?”
“Okula yeni geldi.”
“Evet.”
“Bir iki kez konuştuk.”
Annem sessiz kaldı.
“Niye?”
“Öylesine.”
Sonra ayağa kalktı.
“Onunla fazla yakınlaşma.”
Kaşlarımı çattım.
“Ne?”
“Duydun.”
“Niye?”
“Çünkü ben öyle istiyorum.”
“Anne, sen herkese böyle yapıyorsun.”
“Eftelya.”
“Hayır. Gerçekten. Neden sürekli insanlardan uzak durmamı istiyorsun?”
Annem cevap vermedi.
“Kayra’yla ilgili bir şey mi biliyorsun?”
Bu kez gözlerimin içine baktı.
“Hayır.”
Ama yalan