O Gece
Kayra’nın yüzüne baktım.
“Babanın doğduğum gece orada olup olmadığını öğrenmemiz gerekiyor.”
Kayra başını salladı.
“Öğreneceğiz.”
“Ya öğrendiğimiz şey hoşumuza gitmezse?”
“Yine de öğreneceğiz.”
Bu kez korkum biraz olsun azaldı.
Sabah annem eski bir kutuyla odama geldi.
Kutuyu masanın üzerine bıraktı.
“Bunu sana daha önce vermeliydim.”
Kutunun içinde birkaç fotoğraf, hastane belgeleri ve eski bir anahtar vardı.
Fotoğraflardan birini elime aldım.
Ben.
Yeni doğmuşum.
Annem yanımda.
Ama fotoğrafın arka tarafında bir adam görünüyordu.
Yüzü tam seçilmiyordu.
Kayra fotoğrafa baktı.
“Bu…”
“Kim?” dedim.
Annem cevap vermedi.
Kayra fotoğrafı eline aldı.
“Bu benim babam.”
Odaya sessizlik çöktü.
“Emin misin?”
“Evet.”
Kayra’nın sesi titriyordu.
“Çocukluğumdan beri babamın bu saatlerde nerede olduğunu biliyorum. O gece şehir dışındaydı sanıyordum.”
Annem başını eğdi.
“Değildi.”
Kayra ayağa kalktı.
“Bana yalan söylemiş.”
Kutunun içinden bir belge daha çıktı.
Hastanenin eski kayıtlarından biriydi.
Belgenin altında bir imza vardı.
Kayra o imzayı görünce dondu.
“Bu babamın imzası.”
Annem başını salladı.
“Evet.”
“Ne imzalamış?”
Annem cevap vermedi.
Belgeyi bana uzattı.
Okumaya başladım.
Sonra gözlerim büyüdü.
“Bu ne?”
“Babanın seni hastaneden çıkarmak için verdiği talimat.”
“Beni mi?”
“Evet.”
“Beni neden çıkarmak istemiş?”
Annem gözlerini kapattı.
“Çünkü o gece seni hastanede bırakmanın güvenli olmadığını düşünüyordu.”
“Peki sonra?”
“Ben seni aldım.”
“Beni ondan sakladın.”
“Evet.”
“Ve o…”
Annem sustu.
“Beni aradı mı?”
“Yıllarca.”
İçimde tuhaf bir his oluştu.
“Bana aldırmak istediğini biliyordum.”
“Eftelya…”
“Peki sonra neden beni aradı?”
Annem gözyaşlarını sildi.
“Çünkü fikri değişmişti.”
Akşam Kayra ile dışarı çıktık.
Kasabanın sessiz sokaklarında yürüdük.
“Biliyor musun,” dedi Kayra, “bütün hayatım boyunca babamı tanıdığımı sanıyordum.”
“Ben de annemi.”
“Meğer ikimiz de ailelerimizin bize anlattığı hikâyelerin içinde yaşamışız.”
“Evet.”
Bir süre sessiz kaldık.
Sonra Kayra durdu.
“Bir şey soracağım.”
“Ne?”
“Bana ilk yazdığın gece…”
“Evet?”
“Gerçekten beni neden seçtin?”
Gülümsedim.
“Çünkü seni okulda görmüştüm.”
“Ben de seni.”
Şaşırdım.
“Ne?”
“Sen fark etmedin.”
“Ne zaman?”
“Okula ilk geldiğim gün.”
Kalbim hızlandı.
“Beni görmüş müydün?”
“Evet.”
“Ve?”
“Hoşlanmıştım.”
Gülümsedim.
“Demek her şey o kadar da tesadüf değilmiş.”
Kayra elimi tuttu.
“Belki hiç değildi.”
Tam eve dönerken telefonuma mesaj geldi.
Bilinmeyen Numara:
Doğduğun geceyle ilgili son gerçeği öğrenmek istiyorsan eski hastaneye git.
Altında bir saat vardı.
23.30.
Kayra mesajı okudu.
“Gitmemelisin.”
“Gitmeliyim.”
“Tek başına gitmeyeceksin.”
“Kayra…”
“Bu kez beni dinle.”
Başımı salladım.
“Tamam.”
Gece yarısına doğru eski hastanenin önünde durduk.
Bina yıllardır kullanılmıyordu.
Kapının üzerinde paslanmış bir tabela vardı.
Kayra elimi tuttu.
İçeri girdik.
Koridorun sonunda eski bir oda vardı.
Kapısı kilitliydi.
Annemin verdiği anahtarı çıkardım.
Anahtar kilide uydu.
Kapı açıldı.
İçeride eski dosyalar ve bir masa vardı.
Masanın üzerinde tek bir zarf duruyordu.
Üzerinde ismim yazıyordu.
EFTELYA.
Zarfı açtım.
İçinden tek bir fotoğraf çıktı.
Fotoğrafta ben, annem…
Ve babam vardı.
Ama asıl şaşırtıcı olan arka tarafta duran kişiydi.
Kayra’nın babası.
Fotoğrafın arkasında ise tek bir cümle vardı:
“Bu çocuk ikimizin de hayatını değiştirecek.”
Kayra fotoğrafa baktı.
Yüzü bembeyaz oldu.
“Eftelya…”
“Ne?”
“Babam seni doğduğun gece tanıyormuş.”
O an bütün parçalar birleşmeye başladı.
Ama henüz en önemli sorunun cevabını bilmiyorduk:
Neden?