BÖLÜM 2
Söylenmeyenler
Nil’in “Sana çok önemli bir şey anlatacağım,” demesinin üzerinden neredeyse iki ders geçmişti.
Ben hâlâ ne olduğunu öğrenememiştim.
Bunun tek sebebi Nil’in inanılmaz derecede merak uyandırıcı konuşması değildi. Asıl sorun, benim de aklımın başka bir yerde olmasıydı.
Sabah annemle yaptığım konuşma aklımdan çıkmıyordu.
“Konu şehir merkezi değil.”
Peki neydi konu?
Bunu sormuştum.
Cevap alamamıştım.
Annem son zamanlarda böyleydi. Bazen konuşurken bir cümlenin ortasında susuyor, bazen telefonuna gelen bir bildirimi gördüğünde yüzündeki ifade bir anda değişiyordu.
Ve ne zaman ona bunu sorsam…
“Önemli değil.”
diyordu.
Ben de artık bu iki kelimeden nefret ediyordum.
Ders boyunca önümdeki deftere bakıyormuş gibi yaptım.
Öğretmenin anlattığı konunun başlığı tahtada duruyordu ama ben defterime farkında olmadan aynı kelimeyi yazıp duruyordum:
Neden?
Neden burada yaşıyorduk?
Neden annem şehir dışına çıkmamı istemiyordu?
Neden babam hakkında konuştuğumda ortam bir anda değişiyordu?
Ve en önemlisi…
Neden annem bazen bana, sanki beni kaybetmekten korkuyormuş gibi bakıyordu?
Kalem elimde durdu.
Bir an göğsümde hafif bir sıkışma hissettim.
Elimi sıranın altında göğsüme götürdüm.
Derin bir nefes aldım.
Bir…
İki…
Üç…
Geçti.
Kimsenin fark etmesini istemiyordum.
Özellikle de Nil’in.
Çünkü Nil bir şey fark ettiğinde peşini bırakmazdı.
Tam tahmin ettiğim gibi başını bana doğru eğdi.
“İyi misin?”
Fısıldayarak cevap verdim.
“İyiyim.”
“Yüzün düştü.”
“Uykum var.”
“Yalan söylüyorsun.”
Ona baktım.
“Ders dinle.”
“Sen de dinle.”
“Ben dinliyorum.”
“Hayır, sen yine düşünüyorsun.”
İşte Nil’in en sevmediğim özelliği buydu.
Beni fazla iyi tanıyordu.
Gülümsedim.
“Tenefüste anlatacağın şeyi anlatırsın artık.”
“Tamam.”
Bu kez yüzünde farklı bir ifade oluştu.
Sanki gerçekten önemli bir şey söyleyecekti.
Teneffüs zili çaldığında sınıftan ilk çıkanlardan biri Nil oldu.
Ben de peşinden gittim.
Okulun arka bahçesinde, diğer öğrencilerden biraz uzakta oturduk.
Nil çantasından telefonunu çıkardı.
“Bak.”
Telefonu bana uzattı.
Ekranda bir sosyal medya hesabı vardı.
“Bu kim?”
“Bilmiyorum.”
“E o zaman neden gösteriyorsun?”
“Çünkü dün gece bana istek attı.”
“E?”
“Adını tanıyorum.”
“Kim?”
Nil bir süre sustu.
“Geçen yıl okuldan ayrılan çocuklardan birinin kuzeniymiş.”
“Bunun neresi önemli?”
“Çünkü…”
Durdu.
“Çünkü ne?”
“Kasabaya yeni birilerinin geleceğini duydum.”
Omuz silktim.
“Her yıl yeni öğrenciler geliyor.”
“Bu farklı.”
“Niye?”
“Bilmiyorum.”
Güldüm.
“Bilmiyorsan neden gizem yaratıyorsun?”
“Çünkü sen gizemi seviyorsun.”
“Ben sadece hayatımda biraz heyecan istiyorum.”
Nil yüzüme baktı.
“Eftelya, senin hayatın zaten yeterince karışık.”
Bir an sustum.
Haklıydı.
Ama bunu duymak yine de hoşuma gitmemişti.
“Benim hayatım karışık değil.”
“Annen?”
“Ne olmuş anneme?”
“Baban?”
Yüzümdeki gülümseme kayboldu.
Nil hemen pişman olmuş gibi baktı.
“Özür dilerim.”
Başımı çevirdim.
“Önemli değil.”
Ama önemliydi.
Hem de fazlasıyla.
Babam hakkında konuşmayı sevmezdim.
Çünkü benim için babam bir insandan çok, hakkında konuşulmayan bir konuydu.
Fotoğrafı bile yoktu odamda.
Çocukken bir kez sormuştum anneme.
“Babam nasıl biri?”
Annem o gün sadece:
“Bilmen gerekmiyor.”
demişti.
O zamandan beri sormamıştım.
Ama insanın cevaplanmamış soruları, büyüdükçe yok olmuyordu.
Tam tersine…
Daha da büyüyordu.
Okul çıkışı telefonum çaldı.
Annem.
Açtım.
“Efendim?”
“Neredesin?”
“Okuldan çıktım.”
“Doğrudan eve gel.”
“Nil’le biraz—”
“Eftelya.”
Ses tonu değişmişti.
Durdum.
“Tamam.”
“Eve geldiğinde odama gel.”
“Niye?”
Kısa bir sessizlik oldu.
“Konuşmamız gerekiyor.”
Telefon kapandı.
Olduğum yerde birkaç saniye kaldım.
Nil yanıma geldi.
“Ne oldu?”
“Annem.”
“Yine mi?”
Başımı salladım.
Nil omzuma dokundu.
“İstersen beraber geleyim.”
“Yok.”
“Emin misin?”
“Eminim.”
Ama değildim.
Eve girdiğimde ev her zamanki gibi sessizdi.
Annemin arabası dışarıdaydı.
Demek ki benden önce gelmişti.
Çantamı bıraktım.
Ayakkabılarımı çıkardım.
Koridorda yürürken annemin çalışma odasının kapısının tam kapanmadığını fark ettim.
İçeriden telefonla konuşuyordu.
Normalde dinlemezdim.
Ama duyduğum bir cümle beni durdurdu.
“Hayır.”
Annemin sesi sertti.
“Onu buraya getirmeyeceksin.”
Kalbim hızlandı.
Kime konuşuyordu?
Bir süre sessizlik oldu.
Sonra annem tekrar konuştu.
“Eftelya’nın hiçbir şey bilmesine gerek yok.”
Olduğum yerde donup kaldım.
Benim adım.
Benim hakkımda konuşuyordu.
Bir adım geri attım.
Zemin hafifçe gıcırdadı.
Annem sustu.
“Kim var orada?”
Nefesimi tuttum.
Sonra hızla mutfağa gittim.
Buzdolabını açtım.
Sanki az önce oraya yemek bakmaya gelmişim gibi davrandım.
Birkaç saniye sonra annem mutfağın kapısında belirdi.
Bana baktı.
Ben de ona.
“Geldin.”
“Evet.”
“Okul nasıldı?”
“İyiydi.”
Gözlerini benden kaçırdı.
Ben dayanamadım.
“Anne?”
“Efendim?”
“Benim hakkımda kimle konuşuyordun?”
Annemin yüzü bir anda değişti.
Sanki o soruyu beklemiyordu.
“Kimseyle.”
“Duydum.”
“Eftelya…”
“Benden bir şey mi saklıyorsun?”
Uzun bir sessizlik oldu.
Annem sonunda yanıma geldi.
Elini saçlarımın üzerine koydu.
“Bazı şeyleri bilmemek, bazen bilmekten daha güvenlidir.”
O an içimde garip bir öfke yükseldi.
“Ben çocuk değilim.”
“Biliyorum.”
“Öyle davranıyorsun ama.”
Annem cevap vermedi.
Elini çekti.
Sonra çalışma odasına doğru yürüdü.
Tam kapıdan çıkarken durdu.
Arkasını dönmeden konuştu.
“Bana güven.”
O cümle beni daha da kızdırdı.
Çünkü insan gerçekten bir şey saklamıyorsa…
Neden güvenmemi istemek zorunda kalırdı?
O gece odama çıktığımda pencerenin önüne oturdum.
Kasaba yine aynıydı.
Sessiz.
Karanlık.
Sakin.
Ama ilk defa bana eskisi kadar güvenli görünmüyordu.
Telefonumu elime aldım.
Nil’den mesaj vardı.
Nil:
eve geldin mi
Ben:
geldim
Nil:
annenle konuştun mu
Bir süre ekrana baktım.
Sonra yazdım.
Ben:
konuştum
Nil:
ne dedi
Parmaklarım klavyenin üzerinde durdu.
Ben:
hiçbir şey
Nil hemen cevap verdi.
Nil:
senin “hiçbir şey” dediğin şeylerin arkasından hep bir şey çıkıyor
Gülümsedim.
Ama içimdeki huzursuzluk geçmedi.
Telefonu yatağımın üzerine bıraktım.
Sonra yeniden pencereye baktım.
O gece ilk defa kendime bir söz verdim:
Bir gün annemin benden sakladığı her şeyi öğrenecektim.
Ne kadar zor olursa olsun.
Çünkü benim hayatım hakkında karar veren herkes bir şeyleri biliyordu.
Bir tek ben bilmiyordum.
Ve henüz bilmiyordum…
Bazı sırların cevabı kasabanın içinde değildi.
Bazıları, yıllar önce bu kasabadan ayrılmış bir adamın hayatında saklıydı.