BÖLÜM 1
Pencerenin Dışındaki Dünya
Kasabamızda sabahlar birbirine benzerdi.
Aynı sokaklardan geçen aynı insanlar, aynı fırından yükselen ekmek kokusu, her sabah aynı saatte açılan dükkânlar… Hatta gökyüzünün bile burada başka yerlerden daha yavaş değiştiğini düşünürdüm bazen.
Ben ise her sabah uyandığımda, bu kasabanın dışında nasıl bir hayat olduğunu merak ederdim.
Penceremin önünde durup karşıdaki tepeleri izlerdim.
Orada ne vardı?
Başka şehirler.
Başka insanlar.
Bilmediğim sokaklar.
Hiç görmediğim denizler.
Belki de benim için henüz yazılmamış bir hayat.
Ama annem bütün bunların önünde kocaman bir duvar gibiydi.
“Tek başına gidemezsin.”
“Orası çok uzak.”
“Daha küçüksün.”
“Bir gün gidersin.”
Her seferinde başka bir cümle kurardı ama sonuç hep aynı olurdu.
Gitmeme izin vermezdi.
Ben de zamanla sormayı bıraktım.
Ama istemeyi hiç bırakmadım.
Ben Eftelya.
On altı yaşındayım.
Lise ikinci sınıfa gidiyorum.
Okulda başarılı olduğumu söylerler. Öğretmenlerim beni sever, sınavlarım genellikle iyi geçer. Annem de bununla gurur duyar.
Ama annemin gurur duyduğu şeyler arasında hiçbir zaman benim hayallerim olmadı.
Belki de bunun sebebini bir gün anlayacaktım.
Belki de annem, benim bilmediğim bir şey biliyordu.
“Eftelya.”
Gözlerimi açtığımda odama dolan sabah ışığı yüzüme vuruyordu.
Bir süre tavana baktım.
Sonra telefonumu komodinin üzerinden aldım.
Saat 06.47’ydi.
Alarmımın çalmasına daha üç dakika vardı.
Telefonu geri bırakacakken ekranın üst kısmında annemden gelen mesajı gördüm.
Anne:
Uyandın mı?
Gülümsedim.
Annem aynı evin içinde bana mesaj atmayı severdi.
Kapımı açıp “Eftelya, kalk” demek yerine WhatsApp’tan yazardı.
Ben:
Evet.
Mesajı gönderdikten birkaç saniye sonra cevap geldi.
Anne:
İlacını almayı unutma.
Kaşlarımı çattım.
Ben:
Günaydın sana da.
Üç nokta belirdi.
Kayboldu.
Tekrar belirdi.
Sonra:
Anne:
Günaydın.
Telefonu yatağın üzerine bıraktım.
İşte annem buydu.
Bazen dünyanın en şefkatli annesi gibi davranırdı.
Bazen de sanki aramızda görünmez bir mesafe varmış gibi hissederdim.
Beni severdi.
Bundan hiçbir zaman şüphe etmedim.
Ama benden bir şey sakladığını da hissederdim.
Ne olduğunu bilmiyordum.
Henüz.
Yatağımdan kalktım. Perdeleri açtığımda karşıma yine aynı manzara çıktı.
Kasaba.
Aynı evler.
Aynı yollar.
Aynı tepeler.
İçimden bir ses, “Bir gün buradan gideceğim,” dedi.
Bunu yüksek sesle söylemedim.
Çünkü annem duysa muhtemelen yine aynı cümleyi kurardı.
“Eftelya, şimdi bunun sırası değil.”
Ben de artık o cümleden nefret ediyordum.
Kahvaltı masasına indiğimde annem çoktan hazırlanmıştı.
Üzerinde koyu renk bir takım elbise vardı. Saçlarını toplamış, önündeki dosyalara göz gezdiriyordu.
Annemin hayatı hep böyleydi.
Dosyalar.
Telefonlar.
Toplantılar.
Duruşmalar.
İnsanlar.
Ve benim anlayamadığım bazı telefon konuşmaları…
Annem oldukça tanınan bir avukattı. Büyük davalara girer, şehir dışından insanlar onunla görüşmek için buraya kadar gelirdi.
Bazen gazetelerde adını görürdüm.
Bazen televizyonda bir röportajını.
Ama kimse onun benim annem olduğunu bilmiyormuş gibi davranırdım.
Çünkü ben onun mesleğinden çok, neden burada yaşadığımızı merak ediyordum.
Küçük bir kasabada.
O kadar imkânı varken.
O kadar parası varken.
Neden?
“Bugün okuldan sonra doğrudan eve gel.”
Sandalyeye otururken başımı kaldırdım.
“Niye?”
“Bir işim var. Eve erken gelmeni istiyorum.”
“Anne, arkadaşlarımla—”
“Eftelya.”
Sadece ismimi söylemişti.
Ama devamını anlamıştım.
Tartışma bitmişti.
İç çektim.
“Tamam.”
Annem yeniden dosyasına döndü.
Bir süre sessizlik oldu.
Sonra cesaretimi toplayıp sordum:
“Bu hafta sonu Nil’le şehir merkezine gidebilir miyiz?”
Annem başını kaldırdı.
“Hayır.”
“Daha ne diyeceğimi bile söylemedim.”
“Şehir merkezine gitmek istediğini söyledin.”
“Evet.”
“Cevabım hayır.”
“Anne, şehir merkezi diyorum. Başka ülkeye gitmiyorum.”
Yüzünde belli belirsiz bir gerginlik oluştu.
“Eftelya, konu şehir merkezi değil.”
“Peki konu ne?”
Annem sustu.
İşte o an yine aynı şeyi hissettim.
O garip sessizliği.
Sanki bir sorunun cevabını biliyordu ama bana söylememeye kararlıydı.
“Ne var?” diye sordum.
“Hiçbir şey.”
“Bir şey var.”
“Yok.”
“Anne…”
“Geç kalacaksın.”
Konuyu değiştirmişti.
Yine.
Çantamı aldım ve masadan kalktım.
Tam kapıdan çıkacakken arkamdan seslendi.
“Eftelya.”
Döndüm.
Annem bana birkaç saniye baktı.
Sonra yüzü yumuşadı.
“Dikkatli ol.”
“Olurum.”
“Telefonun açık olsun.”
“Tamam.”
Bir an daha sustu.
“Ve…”
“Efendim?”
“Bugün okuldan sonra eve gel.”
Başımı salladım.
“Tamam.”
Kapıyı kapattığımda içimde tuhaf bir his vardı.
Sanki annem bana yalnızca eve gelmemi söylemiyordu.
Sanki benden başka bir şey istiyordu.
Ama ne olduğunu bilmiyordum.
Okula giden yol yaklaşık yirmi dakika sürüyordu.
Ben o yirmi dakikayı genellikle kulaklığımı takıp çevreyi izleyerek geçirirdim.
Kasabayı seviyordum aslında.
İnsanlarını, sessizliğini, herkesin birbirini tanımasını…
Ama bazen insan sevdiği bir yerde bile sıkışmış hissedebilirdi.
Ben sıkışmıştım.
Tam okulun girişine geldiğimde telefonum titredi.
Nil:
nerdesin
Ben:
geldim
Nil:
bahçedeyim
Ben:
geliyorum
Nil’i gördüğümde yüzüm istemsizce güldü.
Hayatımda gerçekten rahat konuşabildiğim az insandan biriydi.
Yanına gidince koluma girdi.
“Bugün sana çok önemli bir şey anlatacağım.”
“Ne?”
“Önce sınıfa çıkalım.”
“Şimdi anlat.”
“Hayır.”
“Nil!”
Güldü.
“Sabırsızsın.”
“Merak ettim.”
“İşte biraz merak et.”
Başımı salladım.
“Sen gerçekten sinir bozucusun.”
“Biliyorum.”
Birlikte merdivenlerden çıkarken bir an durdum.
Nefesimi toparlamak için birkaç saniye bekledim.
Nil hemen fark etti.
“İyi misin?”
“İyiyim.”
“Emin misin?”
“Evet.”
“Kalbin mi?”
Elimi göğsümün üzerine götürdüm.
“Bir şey yok.”
Nil bana birkaç saniye baktı.
Sonra daha fazla soru sormadı.
Bunu seviyordum.
Ben anlatmak istemediğimde beni zorlamazdı.
“Tamam,” dedi. “Ama bugün beden dersinde koşmak yok.”
“Emir mi veriyorsun?”
“Evet.”
Gülümsedim.
“Tamam, anne.”
“Ben senin annen olsam çoktan şehir dışına taşınmıştık.”
Bir an durdum.
Sonra gülerek ona baktım.
“Ben de tam olarak bunu istiyorum.”
“Biliyorum.”
Ve o sırada henüz bilmiyordum…
Bir gün gerçekten hayatım değişecekti.
Ama bunu sağlayacak olan şey bir otobüs bileti olmayacaktı.
Bir şehir de olmayacaktı.
Bir insan olacaktı.
Ve o insanla konuşmaya başladığımda, ona kim olduğumu söylemeye cesaretim olmayacaktı.
Ama o gün…
Henüz hiçbir şey başlamamıştı.
Ben sadece on altı yaşında, küçük bir kasabada yaşayan ve dünyayı görmek isteyen bir kızdım.
Pencerenin dışındaki dünyayı merak ediyordum.
Ve henüz bilmiyordum ki bazı dünyalar insanın karşısına kapıdan değil…
bir mesaj ekranından çıkar.