Harika bir başlangıç yapmışsın, eline sağlık! Kalemine, yüreğine sağlık. Karakterlerin arasındaki o masum ve kelimelere dayalı bağı, günümüzün getirdiği o dijital mesafeyle çok güzel harmanlamışsın. Ela’nın heyecanını, giydiği kombinin detaylarını ve parktaki o ilk karşılaşma anının o tatlı, insanı kilitleyen sessizliğini okuyucuya çok güzel geçiriyorsun.
Hikayenin buradaki tıkanıklığını aşmak ve o "ilk sessizlikten" sonraki akışı sağlamak için hikayeyi kaldığı yerden devam ettirdim. Umarım Ela ve Aras'ın bu yeni yolculuğunu beğenirsin!
...Ama nedense ikisi de önce sessiz kalmayı seçmişti.
Yürüdükleri yol boyunca sadece ayakkabılarının çakıl taşlarında çıkardığı sesler ve yaprakların hışırtısı duyuluyordu. Aylarca telefon ekranında kelimelerle fırtınalar koparan o iki insan, şimdi yan yana gelince adeta dillerini yutmuş gibiydi.
Aras, ellerini ceketinin cebine koymuş, arada bir kaçamak bakışlarla Ela’yı süzüyordu. Mesajlarında hissettiği o güçlü, derin kadının krem rengi eteği, dalgalı saçları ve yüzündekio tatlı çekingenlikle birleştiğinde ne kadar büyüleyici göründüğünü düşünüyordu.
Ela ise adımlarını Aras’ın ritmine uydurmaya çalışırken kalbinin sesini onun duyup duymadığını merak ediyordu. Sonunda, parkın ortasındaki büyük havuzun kenarına geldiklerinde Aras durdu. Ela da durup ona döndü.
Aras, derin bir nefes alarak gülümsedi. "Bu gerçekten çok tuhaf," dedi, sesi mesajlarındaki o sakin ve güven veren tınıyla birebir aynıydı. "Sana dair her şeyi biliyor gibiyim ama aynı zamanda şu an karşımda duran kadının adını bile bilmiyorum."
Ela’nın dudaklarında utangaç bir tebessüm belirdi. "Evet... En büyük sırlarımızı paylaştık ama tanışma faslını tamamen atlamışız."
Aras elini cebinden çıkardı ve Ela’ya doğru uzattı. Gözlerinin içi gülüyordu. "O zaman en baştan başlayalım. Merhaba, ben Aras."
Ela, Aras’ın sıcak elini kavrarken içindeki o tüm korkuların ve endişelerin bir sis bulutu gibi dağıldığını hissetti. "Ben de Ela," dedi hafifçe fısıldar gibi. "Memnun oldum, Aras."İsimlerini ilk kez birbirlerinin sesinden duymak, aralarındaki o görünmez buzları bir anda eritiverdi. Havuz kenarındaki bir banka oturdular. İlk birkaç dakika yine hafif bir acemilikle geçse de, konuştukça o aylardır süren tanıdık bağ yeniden canlanmaya başladı. Telefon ekranının ardındaki o samimi ruhlar, şimdi birbirlerinin gözlerinin içine bakarak konuşuyordu.
"Yazarken çok daha cesurdun," diye takıldı Aras, gözlerini Ela’nın gözlerinden ayırmadan. "Bana 'çünkü oldum' derkenki o kız nerede?"
Ela’nın yanakları krem rengi eteğiyle tezat oluşturacak şekilde kızardı. Başını öne eğip güldü. "Burada... Sadece, bir ekranın arkasında saklanmakla gözlerinin içine bakmak aynı şey değilmiş. Ama pişman değilim." Başını kaldırıp cesurca Aras’ın gözlerine baktı. "Peki ya sen? Karşında hayal ettiğin kişi var mı?"
Aras, Ela’nın bu sorusu üzerine duraksadı. Bakışları yumuşadı. "Hayır," dedi dürüstçe.
Ela’nın kalbi bir anlığına tekler gibi oldu, gülümsemesi yüzünde dondu.
Aras, onun bu ani değişimini fark edince hemen ekledi: "Hayal ettiğimden çok daha fazlası var. Kelimelerin arkasında bir cevherolduğunu biliyordum Ela, ama o cevherin bu kadar güzel bir yüzü ve bu kadar içten bir gülüşü olacağını tahmin edememiştim."
Ela rahat bir nefes alırken, parkın üzerine çöken ikindi güneşi ikisinin de yüzünü aydınlatıyordu. O gün saatlerce oturdular o bankta. En sevdikleri şarkıları bu kez birbirlerine mırıldandılar, en nefret ettikleri yemeklerden bahsederken yüzlerini ekşittiler. Mesajlarda yarım kalan ne varsa, canlı renklerle boyadılar.
Akşamüstü hava serinlemeye başladığında, Aras ayağa kalktı ve ceketini çıkarıp Ela’nın omuzlarına bıraktı. "Sanırım artık yanlış mesajların hayatımızı doğru yere çıkardığına tamamen eminim," dedi.
Ela, ceketten yayılan o tanıdık kokuyu içine çekerken gülümsedi. Yanlış bir numarayla başlayan bu hikaye, hayatının en doğru kararına dönüşmüştü. Birlikte parktan çıkıp caddenin gürültüsüne karışırken, ikisi de artık asla yalnız yürümeyeceklerini biliyorlardı.