O büyülü günün üzerinden iki hafta geçmişti. Ela ve Aras için artık hayatın ritmi tamamen değişmişti. Telefon ekranına bakarak geçirilen saatler, yerini kafelerde karşı karşıya oturulan, sokaklarda el ele yürünen anlara bırakmıştı. Yine de her şey o kadar yeni ve o kadar hızlı gelişiyordu ki, ikisi de bazen kendilerini bir rüyanın içinde gibi hissediyordu.
Cumartesi akşamı, şehirde hafif bir sonbahar esintisi vardı. Aras, Ela’yı evinin yakınındaki o küçük, loş ışıklı kitap-kafeye davet etmişti. Ela, içeri girdiğinde Aras’ı köşedeki masada, önündeki kahve fincanıyla oynarken buldu. Aras, Ela’yı görür görmez ayağa kalktı. Yüzünde, o ilk günkü heyecandan hiçbir şey eksilmemişti.
"Hoş geldin," dedi Aras, sandalyesini çekerken.
"Hoş bulduk," dedi Ela gülüseyerek. Omuzlarındaki siyah hırkayı çıkarıp sandalyenin arkasına astı. "Çok bekletmedim umarım?"
"Seni beklemek, dünyanın en kolay işi," diye cevap verdi Aras, gözlerinin içi parlayarak.
Garson siparişleri alıp gittikten sonra masayakısa bir sessizlik çöktü. Ama bu, o ilk günkü utangaç sessizlik değildi; birbirini izlemenin, gerçekliğini sindirmenin sessizliğiydi.
"Biliyor musun," dedi Ela, ellerini masanın üzerinde birleştirirken. "Hâlâ bazen sabah uyandığımda telefonuma bakıyorum. Sanki sen aslında yokmuşsun da, her şey kafamda yarattığım bir oyundan ibaretmiş gibi geliyor."
Aras uzandı, Ela’nın masanın üzerindeki ellerini yavaşça kavradı. Parmaklarının sıcaklığı gerçekti. "Buradayım," dedi gözlerinin içine bakarak. "Kelimeler bitti Ela. Artık ben senin gözlerinin içine bakabiliyorum, sen de benim sesimi duyabiliyorsun. Bu bir oyun değil."
Ela, Aras’ın ellerinin sıcaklığıyla ürperdi. Gerçekten de öyleydi. Telefonda saatlerce konuşan o iki insan, şimdi hayatın tam ortasındaydı. Ancak gerçek dünya, telefon ekranı kadar korunaklı değildi. Tam o sırada, kafenin kapısı açıldı ve içeriye kahkahalar atan bir grup girdi. Aras’ın gözleri anlık olarak kapıya kaydı ve yüzündeki o yumuşak ifade birdenbire gerildi.
Ela, onun bakışlarını takip etti. İçeri girengrubun içinde, Aras’ın dikkatini bu kadar çeken ne vardı? Aras ellerini yavaşça Ela’nın ellerinden çekti ve derin bir nefes aldı.
"Ela..." dedi sesi biraz mesafeli bir tonda çıkarak. "Sana telefonda anlatmadığım, anlatamadığım bazı şeyler var."
Ela'nın kalbi hızla çarpmaya başladı. O gizemli yabancının, gerçek dünyadaki sırları yavaş yavaş aralanıyordu...
Hikayenin bu noktasında Aras'ın geçmişinden gelen bir durum (belki eski bir ilişki, belki sakladığı bir aile sırrı) devreye girecek. Nasıl ilerleyelim? Aras'ın sakladığı bu şey sence ne olmalı?
