İçeriğe geç

BİLAMA SEVDUM SENU

Bölüm 2 · 7 dk okuma

BİLAMA SEVDUM SENU

Bölüm 2

Sevdalı Bir Adam

Ablamın gelinliği üzerimde, ayna karşısında ablam, göz duvağını başıma örttü. Yüzümü tamamen kapattı. Aynadan ablama baktım. Çok az olsun görüyordum yüzünü, gülümsüyordu.

Üzerine annemin elbisesini giymişti. Babamı nereden yakacağını, o koca dağı nasıl devirecegini biliyordu. Babamı tanıyordu. İnadını, yüreğini nasıl yakar biliyordu. Bebek mavisi, güzeller güzeli karısına aldığı elbise, kızının üzerine tam oturmuştu. Daha ne isterdi. Karısının kokusu, kızını sarıp sarmalamış, burnuna dolmuştu. Babam, daha ne isterdi.

“Kuku, pek çok yakuşti saa... Allah sana da nasip etsun, suvduğun ile evlenmeyu. Bu gelunluk, saa da nasip olsun.” derin bir iç çektim, başımı eğdim. Göz pınarlarımın, sızılı, tuzlu suyu yaktı, yüreğimi. “İstemem,” reddettim bu hayali, "Bu bile yettu. İstemem, nasip saa nasip. Bana olmasun, nasip," yerle yeksan olurdum. Babam ölene kadar, evlenmeyecektim. Yanlış insanı seçip, bir düş kırıklığına uğratmaktansa, kız kurusu olur kalırdım evimde.

Ablam dudak büktü “Dema öyle,” dedi. Açıkta kalan omzunu öptü, “Rabbim, sana gönlunce bir adam, nasip eylesun,” sessizce mırıldandı. Ses etmedim. Omuz silkerek, ona döndüm.

“Gidelum de, bitsin bu eziyet!” sinirim yatışmıyordu. Nikahlanacağım adam, beni sevmezdi, boşayacaktı da. Gönlüme, ne nasiptir bilmem ama o değildi. Nasipten öte, sevda olsun isterdim evleneceğim adamla.

Nasipte kör kütük sevdalı bir adam yoksa, bana evlenmek nasip olmasın isterdim. Ablam önden giderken, bende peşine takıldım. Odadan çıkmadandan önce duraksayıp, gelinliğin eteklerini tutup, kaldırdım.

Çok kabarık bir gelinlik değildi, ayaklarıma dolanıyordu yine de. Odanın kapısının sağ tarafında ablamın, beyaz parmak uçları açık, incili, arkasında beyaz kurdele detaylı topuklularını gördüm. Hızla gider ayak, eğilerek elime alıp, giymeye çalıştım.

Ablam beklemiyor ki, beklese giyeceğim. Tam bir alık! Ey sevda, sen neler yapıyorsun benim ablama? Nasıl da, hızlı hızlı gidiyor önden.

Duvara yaslanıp, iki ayakkabının arkasını da takıp, topklarını yere vurdum. "Ula beklesene! Aba, işitmiyor musun benu?!" Önümü de, tam göremiyordum zaten. Sinirle burnumdan soluyarak, gelinliğin eteklerini tekrar topladım. Ablam, yavaşlamıştı. Yanına hızla gidip, yetiştim. Ablam, dış kapıyı açtı. Benden önce çıktı kapıdan. Göğsüm hızla inip kalkıyor, heyecanımı belli ediyordu. Derin nefesler alıp, bende arkasından çıktım. Ablam, Yusuf'una koştu. Derin bir iç çektim.

Yamaç abinin yanına ilerledim, zar zor. “Aba şimdi ne yapacağız?” dedim sesimi narinleştirerek. “Biz Yusuf'umla, babama gideceğuz. Siz de Yusuf'un, baba evune gidecesunuz.” demesiyle yine sinirlendim “Gitmem ben o eve!” diye çıkıştım.

Babamın düşman olduğu adamın evine girmem, o eşikten bir adım dahi atmam ben! “Yeşim!” diye kızdı. Sesi sert, uyarıcıydı. Bakışları sertleşti, mavi gözleri irileşti. Kim takar, gitmem dediysem gitmem! Hiçbir kuvvet, beni o eve sokamaz. “Hoca gelsun buraya! Gitmem deduysem, gitmam aba.” kaşlarımı hırsla çatarak, kollarımı birbirine düğümleyip, hepsine arkanı döndüm.

Bir anda bacaklarımın altıdan bir kol geçti, ardından belimde de diğerini hissettim. Dudaklarımdan bir çığlık firar etti.

“Ne yapaysun ya?! İndur benu, indur!” aniden insan mı kucaklanır ya? Hangi salak bu! Birbirine düğümlediğim kollarımı hırsla açarak, duvağı kaldırıp, münasebetsiz insana baktım. Burnumdan soludum, “Yamaç abi, derhal indir beni!” dedim anladığı dilden konuşmaya çalıştım. Ben böyle genişlik görmedim. Sırıtıyordu ama böyle olmaz ki! Hafif dolgun dudaklarında, müstehcen, bir o kadar da tınlamayan bir gülüş mevcuttu. Çenemi sıktım. Adama bak ya! Kahve gözleri, kınayarak baktı. Gözlerim kısıldı, elin adamını azarlamak istemiyordum ama beni zorluyordu. Ablama baktım, “Bir şey söyleyun, indursun benu!” sitemime aldırmadı ablam. Yusuf abi, gökyüzüne baktı. Konuşsa şaşarım zaten! Ben böyle kılıbıklık görmedim, kocamı kölemi belli değil. Ablam umursamazca güldü, pikaba koştu. Hızla kapıyı açtı, vay İstanbullunun yardakçısı mı oldun? Ablamsın sen, benim. Ayıp ya!

“Sağol Azize.” dedi Yamaç abi.

Oraya ilerlerken, debelendim. “İstemiyorum dedim ya! Zorla mı?!” birlik oldular, beni yakıyorlar resmen.

“Götur sen gelununi ,Yamaç. Yusuf, saa konum atacak.” dedi ablam, göz kırparak. Ağzım açık kaldı. Çok kötüler, bu bana yapılır mı? Vicdansızlar.

“Sizi zabıtaya şikayet edeceğum, beni kaçırıyorlar diyeceğum! İndur benu, Yamaç abi!” başımı geriye attım, gelen ani fikirle geri baktım.

Duvağımı, elimle iyice kaldırdım. “Isırırım bak!” duraksadı, kaşlarını çattı yavaşça. Gülmek ve tartışmak arasında kalmış olacak ki, çatık kaşları ufaktan titriyordu. Başını iki yana salladı, “Boş konuşma. Ablan için, bir günlüğüne inat etme Yeşim,” ona ne hacetti, üzerine düşmezdi benim ne yaptığım. Hem daha ne yapacaktım ki? Onunla evleniyordum yetmez miydi?

Sinirimi yatıştırmak için, dudaklarımı hırsla ısırdım. Gözlerim doldu hemen. Duvağı geri yüzüme örterek, sakladım yüzümü. Yüreğime su doldu, boğazıma kadar taştı boğdu beni ağlattı.

Yamaç abi, pikaba tekrar sert adımlarla yöneldi, açık kapısından dikkattle, beni ön koltuğa oturtup, kemerime uzandı. Ben takardım, çok gereksiz bir hamle. Elim, ayağım tutmuyor mu benim? Hızla çekip, yerine taktığında, çıt sesi çıktı. Kapımı kapatıp, ben şoför koltuğuna yönelişini, duvağın atından izliyordum.

Kollarımı yine birbirine bağlayıp, bekledim.

“Kardeşini aldım Azize, haydi eyvallah! Adem abiyle, kolay gelsin size!” Ablam el sallayarak, müstakbel eşinin koluna girdi ama bu yapılmaz ki! İnşallah yanlış görüyorumdur.

Yanaklarım hafifçe yanarken, Yamaç abi, pikapa bindiğinde yutkundum. “Ettuğun iş, iş midur? Ne oldu şimdu? Ettuğun, iyilik mi oldi?” başımı cama çevirdim, o da pikabı çalıştırdı, R'ye aldı geri yapıp sola kırdı. D'ye atıp, sağa kırdı. Gaza basarak, yola soktu bizi. “Olmadı mı? Sevenleri kavuşturmayalım mı? İyilik değilse, kötülük mü yaptığım? Kime kötülük yapıyorum? Sana mı? Azize'ye mi?” başımı ona çevirdim, “Ben mi? Ben şey....” laflarım karıştı, kem küm ettim. Ne desem bilemedim. Bana yazıktı, bana kötülüktü ama ablama daha çok yazıktı. Üzeceklerdi onu. O aile, onun canını yakacaktı.

Babam sevmezdi, sevmiyorsa bir bildiği vardır elbet. Babam boşuna kin beslemez, yufka yürekli, bir güzel sever, bir güzel yumuşacık bakardı ki bize.

Canı, cananıydık biz onun. Bu adamı kinlendiren, düşman eden, ya babamın gücüne gidecek bir laf etmiştir, ya da iblisin ta kendisidir. Aksi mümkün değil. En çok da, laf anama edildiyse siler atardı. Kim olduğuna bakmaz, biricik karısına laf ettirmezdi. Adem'in biricik Asiye'siydi annem. Sevdası öyle kıymetlidi ki, öyle güzel severdi ki, toprağını susuz, mezarını çiçeksiz bırakmaz, her ay dikerdi bir çiçek. Zira severmiş annem çiçekleri. Düğümlediğim kollarım çözüldü, dizlerime gitti ellerim.

Gelinliğe sürttüm usulca. “Etmedun kötülük. Ne bana, ne abama. Sen bir kötülük ettuysan, kötülüğu babama yaptun. Affetmezse... Senu de, benu de siler, kolum kanadum demaz atar. Keser kolunu, siler atar. Sana zararı olmaz da, benum yüreğumu yakar.” yanaklarımı ıslattı yaşlarım, burnunu çektim, “Ben, babamu kaybetmek istemiyrum...” gelinliği avuç içlerime hırsla, acıyla aldım.

Duvağın altında soluklarımı tutmuş, ağlamamak için kendimi sıkıyordum. Ben, babasız kalmak istemiyordum. Kurban ettim ablam için, kendimi. O, babamla barışsın diye, kendimi ateşe attım.

“Hiç anlamıyor musun sen Yeşim?” Kaşlarım çatıldı, ona baktım hızla. Neyi anlamıyordum ben?

“Baban, kolunu sizin için keser. Sizi silip atmamak için, keser o kollarını. Azize'nin düğününü de onuruyla yapar. Kızı için keser, inadını da, kolunu da. Siz, onun kolu kanadı değilsiniz Yeşim. Siz, evlatsınız. Canından öte, siz varsınız. Adem abi, siler atarım dese de inanma, atamaz. Sizden başka, canı mı var Yeşim?” sanki bir Karadeniz esintisi esti yüreğime. Deniz dalgalandı, beni içine çekti. Göğsüme kadar taştı.

Burukça gülümsedim, “Babam, affeder abamı diysun yani?” bir baş sallama yeterdi şu an bana. O kadar çok korkuyordum ki babamın, bana sırt çevirmesinden, yüzüme bakmayıp, bana yabancı olmasından, ölesiye korkuyordum. “Süphen mi var? Adem abi için sizden daha kıymetlisi yok.” gaza biraz daha yüklendi, söylemesi ağır mı geldi bilemem, dudakları kelimelere çekimser yaklaşıyordu. Çenesini sıktı, bir süre sustu.

Sonra fark etti ki dişlerini birbirine bastırdığını, çenesini yorduğunu. Neydi derdi de, söylemesi bu kadar zor geliyordu ona? Lafını içten olmayan, bir samimiyetsizlik, soğuklukla dile getirdi, “Bir dert varsa, devası babadır.” diline getirdiğini, yüreği kabul etmezdi. Fakat yüreğimde ağrı kalmasın, üzülmeyeyim ister gibi, laf ağırına gide gide dile getirdi.

Çok şey söylenirdi belki ama ona söyleyemedim. Derdinin devası, babası olamayan adama, babam benim devam diyemedim. Ben, onun gönlünü hoş tutamaz, yüreğini ısıtamazdım o laflarla. Gönüllü soğur, susar konuşmazdı bir daha benimle.

“Biz Allah katında evleceğuz ya, şahitler demaz mi, ha bunlar onlar değul diye?” gözünü yoldan ayırmıyordu ama kulağı bendeydi “Yusuf aramış, konuşmuş demeyecek kimse bir şey,” başımı usulca salladım. Bu iş bitsin, ikisinin de çırasını birlikte yakacağım.

Başlarında sabahlara kadar, riv riv edeceğim. Yayladan inmiştik, telefonunu arka cebinden çıkarıp, bana uzattı. “Sakinleştiysen, konuma baksana.” gitmek istemesem de sakinleştiğim için ağır başlı ve olgun davranarak, telefonu elinden kaptım.

Duvağımı kaldırıp, “Şifren ne du?” diye sordum. Bir süre sessiz kaldı, kaşlarım iyice çatık kaldı.

Konuş artık be adam. “Ver, ben açarım.” dediğinde, şühpeyele gözlerim kısıldı. Telefonunu veriyordu ama şifreyi söylemiyordu.

Bu adam da bir garip. Bir tane aklı selim insan yok ki! Elimden kaptı telefonu. Yutkundum, konuşamadım bile. Bir müsaade de bulunmadı, bana konuşmak için fırsat bile vermedi. Ellerimin havada kaldığını farketmemle, sinirle duvağımı geriye ittim.

Telefonunu sakla ama şifre saklamak ne du ya?! Telefonu açıp uzattı. Gözlerimi devirerek, telefonunu aldım. Maşallah vallahi, bu nasıl bir temiz bir telefon. Kayıtlı olmayan numaradan gelmişti konum. Yusuf abinin olduğunu anlamak zor olmadı. Sohbete girdim, telefonunun konumunu açıp, atılan konuma girdim.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.