İçeriğe geç

BİLAMA SEVDUM SENU

Bölüm 1 · 7 dk okuma

BİLAMA SEVDUM SENU

Bölüm 1

Bir Düğün Meselesi

Tüm Rize toplanmış, ablamın düğünü için ama ablam ve damat ortada yok. Onu aramak için yaylaya çıkmıştım, "Abula, Neredesun?" Diye bağırdım Rize'nin soğuk sisli dağlarına. Abla, senin yaylaya kaçan aklına... "Senu bulduğumda yakacağum çıranu!" Kendi kendime söylendim sinirle. Yayla evine kaçmıştı. Üzerimdeki elbise, beni deli ediyordu. Kırmızı saten uzun bir elbiseydi. Boyum yüzünden ayağıma dolanıyordu. Ayağımda ki topukluyu bir hışımla çıkarıp, elime almıştım. Yayla evine doğru adımlarken, kapıda bir adam gördüm. Ablamın evleneceği adamdı. Kapıya sertçe vurdu, “Azize aç şu gapiyi!” ablam inattı açmazdı. Ablam beni yanıltı sanki bunu bekler gibi kapıyı açtı. Askılı gelinliğinin askısını, titreyen elleriyle düzeltti. İnce gelinliği altında tir tir titriyordu. Dudakları titredi, ben bir kaç adım daha attım seslerini duymak için. Ablam derin bir nefes alıp, “Korkayrum Yusuf. Ben senunle evlenmekten korkayrum...” dedi.

Ablam, Yusuf abinin gözlerinin içine bakarken, Yusuf abi yutkundu. Sağ elini ablamın yanağına koydu, “Etma Azize etma...” aşık adamda çekilmiyor vallahi, “Sen benum canumsun canumu alma...” ablam titreyen elleriyle, Yusuf abinin yanağını tuttuğu elini tutu, “Yusuf'um.... Denedum. Denedum ama olmuyor, ben babamu karşuma aldum senun içun. Biz iki duşman sevdaluk oldik, ben babumu karşuma aldum. Sen benum içun ne ettun? Benum içun, babamu getur Yusuf....” kaşlarım çatık, onların sevdasını izlerken yüzümü buruşturdum, “Babam hayatta gelmez,” bu iş bir fışkı etmez, bizim düğün iptal. Rize bilir babamın inadını. Can alır, can vermez. Küsmüş ise konuşmaz, ancak ölüm açar onun ağzını. Annem vefat ettikten sonra, üzerimize titremişti. Kıymetli bir çiçek gibi büyütmüştü bizi. Yanlarına yalın ayak koşturdum “Affeder mi sanaysun? Bilmez misin sen onun neyiydin? Ben senun neyundim? Şimdi mi geliyor aklun başına?” bilirdim bizi. Bilirdim, ablamı. Seviyordu bu adamı ama yazık değil miydi benim babama? Ona kıyamadım, babama kıyamadım geldim düğüne. Yoksa babamın sırtını döndüğüne, en başta ben siler atarım. Ablamın, Yusuf abi için babama bağırıp, kavga ettikleri, ablamın gittiği o gece, dedi ki bana, ‘Rahmetli anan, benum güzel karum Asiye’m... Sizi, bağa emanet ettu. Bakma sen bağa, ben aniden köpürürüm. Azize'm seviyorsa o itin oğluni, boynum kıldan ince ama ben gitmam o düğüne. Kıyamam size o ayru...’ en çok sever, en çok o anlar bizi. Kıyamadı yine beni gönderdi düğüne, aklı ablamdaydı. Kıyamazdı o bize, bende babama kıyamazdım. Ellerini öpüp, ‘Bende gitmem babam...’ dediğimde, öyle bir iç çekip, yüzümü sevmişti ki içim titremişti.‘ Gidecesun. Azize dönecek olursa, senun Karadeniz inadun sayesunde dönecek. Bilirim, ben kizumu. Bilirim... Pişman olmasun, dönecek bir baba evi var. Bilsun, benum kapım ona açık, cani yanduğun da sığındığı dağı olacağum. Bilsun, bilsun da... Yakmasın Rabbim canuni. Söyle ona, arkasunda dağ gibi babasu, Adem Saruhanlı var,’ babam ablamı yalnız gelirse evine kabul ederdi, “Ha bu dağa, duman çöktü ya! Ha bu Rize bilir, bir sen bilmezsin. Sende, babamun yüreğuni yaktun. Benum babamın yüreğune ha bu duman gibi çöktün, nefes aldurmaysun! Afetmeyecak senu ama kıyamaz, yüreği dayanmaz senin bu ettuğune ama seni de bir başuna koyamaz,” bir fırtına gibi esti rüzgar, beni yaktı. Gözlerim yandı, gönlüm dağlarda duman oldu. Ablam gelinliğinin eteklerini kaldırıp, bana koştu. Omuzlarımdan çekip, beni kendi göğsüne çekti. Sıkıca sarıldı. “Abla...” dedim başımı göğsüne gömdüm hemen ağlardım, “Bu andaval içun mu tüm bunlar? Babamu üzme artık, evumuze gidelum.” bir rüzgar olup esti sesim, aniden bir atmaca sesi duyuldu. Üçümüz birden gökyüzüne baktık, ardından yayla yolundan bir pikap hızla ani frenle, yeşil nemli çimenleri ezerek, hemen ilerimizde durdu.

Kırmızı Pikabın kapısı, Karadeniz'i kavuran bir sertlikte, sonuna kadar açıldı. Güçlü bir adım atıldı, uzun boylu iri bir adam indi. Tanıdım, tanımam mı? Her bayram, görürdüm. Derin bir iç çektim istemsizce, “Selamünaleyküm” dedi ağır ağır, “Aleykümselam Yamaç abi!” Allah'ın selamı, alınmaz mı? Alınır, elbet.

Elimin tersiyle, yanaklarımı sildim. “Hayırdır? Bayram değil, seyran değil. Hangi rüzgar attı seni buraya, Yamaç abi?” Ablam yüzüme baktı, kaşlarını kaldırdı. İstanbul'da okumuş etmiş adam, bende İstanbullu gibi konuşabilirim ne var ki bunda? Tekrar sarıldı Ablam. Kulağıma fısıldadı, “Uğraştun mi ha böyle konuşacasun diye?” kafasında kuruyor, ne diye uğraşacakmışım!

Geri çekildiğinde, ters ters baktım. “Düğüne geldim, Yeşim.” baktı bir süre bana. Gözleri ablamla, Yusuf abiye kaydı. “Gelin kaçmış, damat peşinden gitmiş, dediler inanmadım. Gel gör ki gelin de, damat da burada hayırdır?” konuşmak bana düşmezdi ama hemen atıldım “Düğün yok, vazgeçtu ablam!” titrek bir nefes verdim, “Boşuna gelmişsun, babamın müsaadesi yok.” yanımıza adımladı, “Azize istiyorsa, Adem abi müsaade eder,” dediğinde, gerildim sebepsizce. Sanki evlenemiyor olmalarının, sebebi benmişim gibi bakıyordu. “Eder ama düğüne gelmez,” dedim başımı yere eğdim, yüzüne fazla bakmak istemiyordum. “Siz bizum yerumuze geçemez misunuz? Babamı ikna edip, düğune geturene kadar. Ha Yeşim, olmaz mı?” bu kızın aklı kaçık, başka açıklaması olmaz. “Ne edelum? Ne edelum?” şaşkınlık ile baktım. “Etma abla kim inanır bizum siz olduğumuza?” bu kadar çok mu seviyordu bu adamı? Her halükarda istiyor muydu? Ya babam kabul etmezse, o zaman ne olacaktı? “Duvak var Yeşim, anlamazlar.” bir duvak mı kurtaracaktı bizi gerçekten? Hiç akıl karı mıydı bu dediği? “Ha ettuk oni, demezler mi bu adama, damat değul diye? Ona da mı duvak takacasun? Etme aba, olur mu hiç?” olmazdı işte. Ellerimi sirkeler gibi, birbirine vurdum, “Olmaz bu iş” diyerek ellerimi, iki yana açtım. “Tamam düğünü es geçiyrum, dini nikah içun, orada iki şahit yeterlu. Ne olur Yeşim, zaman kazanmak içun,” çatlak bu kız, olur mu öyle şey! "Tövbe estağfurullah! Allah'ın huzurunda, yalan mı edeceğuz? Günah, olmaz." Hiç uygun değildi. Tövbe Yarabbim. “Sizde gerçekten nikahlanursunuz,” dediği şeyle, gözlerim irileşti.

Hayatta olmaz! “Yamaç, sonra boşar senu,” gerçekten evlenip, boşanacakmıyık, olur mu öyle şey? “Yusuf içerude dersunuz, gelunde sensun göz duvaği takaruz yüzün gözükmez. Yamaç da şahit gibu girer odaya, hocaya dersunuz biz evleneceğuz diye” ablam elimi tutu, “Ya abla, ha da ben tamam da belki istemiyor Yamaç abi!” bakmaya utanıyordum, hiç uygun değildi. Belki de alaya alacaktı bizi.

“İsterim,” çizmeleri, tam önümdeydi.

Başımı kaldırıp, yüzüne baktım. Koyu sarı saçları ve acı kahve gözleri vardı. Bu adamı bir renk ile anlatsam, kavherengi derdim. Karadeniz'in toprağının rengi. Benimkilerden daha bakımlı, daha canlı saçları vardı. Benim saçlarım, kumraldan hafifçe açık, güneşte rengini açardı. Burada çok açmazdı güneş, hep bir bulut, hep bir sis kapattırdı güneşi. İki gözünü de inceledim, kısa, eşit dağınık kirpikleri vardı. Dikkatle bakıyordu gözlerime, benim ona yaptığım gibi. Siyah göz bebekleri, milim milim büyüyordu. Aklından ne geçiyor bilemezdim ama gözlerinde, tek bir isteksizliğe rastlayamadım. “Abam, afkuruyor başka iş yaptığı yok. Aldırma sen ona, Yamaç abi.” kaşları çatıldı, pek bir uzundu.

Keşke topuklularımı tekrar giyseydim. “Alırdım bile, sorun değil evlenirim seninle,” derin nefes al Yeşim, bu bir evlenme teklifi değil. Adam, sadece yardımcı olmak istiyor, “Azize, kardeşim sayılır, ne dese yaparım.” aralarında iki yaş var ama ablam, abi demiyor bile ona. Kabul, iyi anlaşıyorlar çocuklukları beraber geçmiş haklı. “Bende gardaşun sayulurum, kıyabilecemisun bana Allah katında nikah?” kıyamam de, olmaz de, ablamın ümidini söndür.

Evimize dönelim, bitsin bu iş. Konuşup konuşmamak arasında kaldı “Nasipse kıyarım, aynı kandan değiliz,” nasip... Ne du bu nasip? Ben bu adama olur muyum nasip? Ablam elimi çekiştirerek, beni yayla evine soktu. Gözüm arkada, aklımsa, nikahta kaldı. Nasipse kıyarım demişti...

“Ha da ne bu surat? Muşmula gibu astun suratunu,” nasıl asmam onun yüzünden evleniyordum dik dik baktım suratına, “Hayde vazgeç aba, olmaz bu iş.

Evlendireysun benu, ha ben surat asmayayum da kim surat assun? Babam duysa ne eder, vazgeçelum abam.” ellerini öptüm, kıyamaz sandım “Ha abam?” dedim inadı inattı elini ellerimin arasından kurtardı “Ben üzerumu çıkarayum, giyesun gelunluğumu. Duvak da vardur, hayde ablam” etme, der gibi baktım gözlerine. Ne etsem ikna olmayacaktı, derin bir iç çektim. Aceleci davranıyordu, hızlı hızlı konuşuyordu ama sesi kırıktı. Çok seviyordu, yine anladım bunu.

Başımı salladım, ağır ağır. “Haçan dersin ki, ben vazgeçtum. Ben arkandayum, babam arkanda, senin içun nikahlanacağum Yamaç abi ile, dahasunu etmem aba.” ederim, ederdim.

Kalbim başka dilim başka konuştu “Dahasunu etmam...” isyanıma ses etmez sandım ama üste çıktı, “Anca riv riv, içun gidiyor Yamaç'a. Gözlerune bakup, sağa kız kardeşu olarak görmeduğunu, söylesun diye, ağzunu aramadun mu? Ha da yalan de yakayum çıranu,” burnumdan soludum, yanaklarımı bir ateş kapladı. Olur muydu? Bana o gözle bakar mıydı? Asıl riv riv, onunkiydi. Ben kimim ki bana sevdalansun? Bu Karadeniz bilir, benimle sevdaluk etmezdi. Buralı olan her şeye tövbeliydi Yamaç abi. İstanbul güzeli kadınlar varken, bana o gözle bakar mı? Olur muyum onun, sevdası? İmkanı yok.

“Yok öyle bi şey, ha da senu umutlandırmasun, kardaşumsun desun diye sordum oni! Gitsun o, İstanbul'da bulsun gelununu! Yetti da darlandum,” sinirle geri çekilerek, salonun öbür ucunda ki koltuğa oturdum. Elimi enseme atıp, bir tutam saçı, işaret parmağıma doladım. “Ha da buraya yazdım bunu siz savdalanacasunuz!” sevda, sevda! Olmayacağım, ona sevdalı. Arkamda ki yastığı kaptığım gibi, fırlattım ablama. Bir hışımla, yan odaya kaçtı. “Yok sevda, mevda! Riv riv etma aba, anca kaç sen!” arkasından bağırdım. Odadan kıkırtıları gelince, yüzümü ekşittim. Bi de gülüyordu! Elimin tersiyle, alev almış yanaklarıma dokunup, geri çektim. Elimle ateşi harlar gibi, ileri geri yaparak havalandırdım ama ne fayda, yanıyordu resmen. İki elimin, avuç kısmıyla yanaklarımı hafif hafif tokatladım. Evleneceğim... Bir kaç saatliğine de olsa, Allah katında Yamaç Atmaca'nın gelini, Yeşim Saruhanlı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.