İster istemez bir iki adım geriledim onu görünce. Her an silahını çıkarıp tekrar beni vurabilirdi dimi?
"Amca?"
Emir'in sesi anlamadığım bir şekilde şaşkın gelmişti kulağıma. Amcasını burada beklemiyor muydu?
"Çıkıyordun herhalde?"
Emir'in sesi sorudan ziyade ima barındırıyordu. Ama amcası daha çok rahat ve kendinden emin gibiydi.
"Kendi evimden ne sebeple çıkayım yeğenim?"
Emin değilim ama beni silahla vurmanın ufacık bir etkisi olabilir ama ufacık.
"Amca biz seninle ne konuştuk? Bu yaptığın ne şimdi?"
Emir'in öfkesi gitgide artıyordu sanki. Ama amcasında pek bir değişiklik yoktu.
"Sen söyleyeceğini söyledin ama ben son sözümü söylemedim. Bir tane soyu bozuk yüzünden evimi terk edecek değilim." diyen amcası 'soyu bozuk' derken gözlerini bana çevirmiş ve tiksinir gibi bakmıştı.
Bu sırada Emir'in babası çıktı evden.
"Emir!"
"Baba ne oluyor? Ne yapmaya çalışıyorsunuz?"
"Geç içeride konuşalım."
"Ne içerisi baba? Ben sana demedim mi Mayıs'la amcamı aynı evde tutamam diye?"
Amcasına döndü.
"Sen memlekete niye dönmedin amca?"
Emir'in öfkesi biraz daha artmış gibiydi çünkü sesi iyice yüksek çıkmaya başlamıştı.
"Ne sandın yeğen? Sen iki laf ettin diye kendi evimi düşmana mı bırakacaktım?"
"Bu evde hepimizin hakkı var! Ve sen benim karımı az kalsın öldürüyordun! Gidecek olan sensin!"
"Haddini aşma!" diye bağıran amcasına karşı geri durmadı. Artık ikisi de öfkelerini belli etmekten çekinmiyordu.
"Sen bizden birinin kanını dökerek yeterince haddini aştın zaten amca!"
"Dedenin katilinin soyuna mı bizden diyorsun yeğen? Onlar katil! Kafan almıyor mu senin?!"
"Dedemin katilinin kim olduğu belli! Onun günahını bu kıza yükleyemezsin!"
"Yüklerim!" diye bağırdı tekrar. "Seninle nikah kıymaya razı geldiyse başına gelecekleri de kabul etmiş demek ki! Dedesinin suçunu yüklenmeyi bildiyse cezasını da çekmeyi bilecek!"
O kadar korkunç konuşuyordu ki insan ister istemez ürperiyordu. Cezasını çekmeyi bilecek derken aklında ne vardı bu adamın? Hadi öldürmeye çalışması kriz anında oldu, ya şimdi söyledikleri? Kafasında şimdi de işkence etmek mi vardı?
"Amca bak..." diye tekrar konuşacakken babası girdi araya.
"YETER! İkiniz de kesin sesinizi! Herkes eve geçsin!"
Ama Emir pek oralı olmadı.
"Amcam buradayken biz bu eve girmiyoruz baba!"
"Emir uzatma!"
"Ben söyleyeceğimi söyledim baba!" deyip amcasına döndü. "Amcam ister kabul etsin ister etmesin. Mayıs benim karım!" Tekrar babasına döndü. "Ve ben karımı, canına kast eden adamla aynı evde tutmayacağım!"
"Defol git lan o zaman!" diye bağıran yine amcasıydı. "O yanındakini de al çek git babamın evinden! Hiç olmazsa babamın katillerini babamın evinde barındırmadım derim! Sizin hainliğinizin üstünü örtmez ama en azından mezarında biraz olsun rahat yatar benim babam."
Emir, amcasını sinirle soluyarak dinliyordu. Ama sanki onun da tahammülü kalmamış gibiydi.
"Hatice abla!" diye bağırdı Emir. Hemen ardından da 40'larında bir kadın çıktı evden.
"Buyurun Emir Bey."
"Mayıs ve benim burada ne kadar eşyamız varsa topla! Hemen!"
"Emir!" diye seslenen babasını dinlemedi. Kadın koşar adım içeriye giderken o benim kolumu tekrar tuttu.
"Hadi."
Benimle beraber arabaya doğru giderken babası seslendi.
"Emir saçmalama geç şu eve!"
Ona cevap vermeden beni arabaya götürüp binmeme yardım etti. Kapıyı kapatırken babası tekrar seslendi.
"Emir diyorum! Geç şu eve!"
Emir babasının yanına gidip bağırmadan ama yüksek bir sesle konuştu. Aslında sakin olduğunu sanmıyordum ama sakin çıkıyordu sesi. Ve ben arabanın içinde olduğum halde duyuyordum konuştuklarını.
"Baba! Biraz kendini benim yerime koy. Amcam anneme düşmanlık edip onun canına kast etse sen annemle onu aynı evde tutabilir misin?"
Babası da diyecek bir şey bulamamış gibiydi.
"Tutmam elbet. Ama oğlum..."
"Aması falan yok baba. Ben diyeceğimi dedim. Madem amcam gitmiyor bu evden, biz gideriz!"
Bu sırada annesi çıktı evden telaşla.
"Emir ne oluyor? Hatice'ye toplatıyormuşsun her şeyi."
"Evet anne, Mayıs'la gidiyoruz."
"Nereye oğlum?"
"Kendi evime." deyip amcasına baktı. "Burada kalamayız."
Annesi de amcasına baktıktan sonra konuştu.
"Bir orta yol bulunurdu oğlum, böyle evi terk etmek oluyor mu?"
"Ben evi terk etmiyorum anne! Sadece Mayıs'ı amcamdan korumaya çalışıyorum o kadar."
Hatice abla dediği kadın çıktı evden valizlerle.
"Eşyalar hazır Emir Bey."
Emir, kadının yanına gidip eşyaları aldı, arabanın arkasına yerleştirdi. Sonrasında annesiyle babasının yanına gitti.
"Hiç ağzını yormayın boşuna. Elinizi verin öpeyim."
İkisi de bir şey demiyordu ama üzgün haldelerdi. Emir sırayla ikisinin de elini öptükten sonra "Allah'a emanetsiniz." deyip arabanın yanına geldi. Annesiyle babası karşılık verince de arabaya binip çalıştırdı arabayı. Sonrası ise siz sağ biz selamet...
**
Yaklaşık yarım saattir arabada çıt yoktu. Emir tam odak yola bakıyor, ciddiyetinden ödün vermiyordu. Bense yarım saattir o kaşlarını nasıl çatık tutuyor onu düşünüyordum.
"Daha iyi misin?"
Yarım saattir aynı zamanda burnundan soluduğu için bir de ben sorularımla yormayayım demiştim. Kötü olduğu belliydi çünkü.
"İyiyim." dedi düz çıkarmaya çalıştığı sesiyle. Gözlerini yoldan çekmemişti.
"Su içmek ister misin?"
"İstemiyorum."
Sesi düz çıkıyordu ama gergin olduğu her halinden belliydi.
"Meyve suyu da var."
"İstemiyorum."
Belki tansiyonu düşmüştür.
"Tansiyonun düştüyse tuzlu ayran da var."
"İstemiyorum dedim ya! Sorma sürekli!" diye bir anda sesini yükseltince beklemediğimden olsa gerek yerimde sıçradım. Kalbimin atım hızı bu sefer anlık korku yüzünden artmıştı. Ne dedim de bana bağırmıştı? Sadece onu düşünüp birkaç bir şey sormuştum.
Başımı ondan çevirip camdan dışarı bakmaya başladım. Sinirden benim de kaşlarım çatılmıştı artık. Başkasına sinirli diye bunun öfkesini benden çıkarmaya hakkı yoktu. Ben ona kötü bir şey demedim. Sadece onu düşündüm. İyi olsun istedim.
Ama belli ki o da sinirlenince bağıracaktı bana. O da başkasına olan öfkesini benden çıkaracaktı. Onun da günah keçisi ben olacaktım. Bu zamana kadar iyi davranmıştı ama onu bu kadar sinirli ilk kez görmüştüm. Demek bi sinirlense bana yüklenecek, kafası atsa bana kızacak, öfkelenince bana bağıracaktı. Birinin daha stres topu olmuştum yani...
Sadece yaptığı bir hareket kafamda o kadar büyümüş o kadar şey düşünmeme sebep olmuştu ki aklımdan geçenleri durduramıyordum. Biraz daha bu şekilde düşünmeye devam edersem o düşünceler artmaya ve büyümeye devam edecekti. Bunu istemiyordum ama elimde de değildi.
Arabanın kapısının kenarından bir şişe su alıp birkaç yudum içtim. Sonrasında hemen önümde duran çantamı alıp içinden telefonumu ve kablolu kulaklığımı çıkardım. Bir şeyler dinlersem belki bu düşüncelerden kurtulabilirdim. Hem bu kasvetli yolculuk belki daha hızlı biterdi. Hem de belki gözlerim yaşarmazdı.
'Amcası o kadar bağırıp hakaret ettiğinde bile bu kadar sorun etmemiştin. Çocuğun iki cümlesi mi bu kadar üzdü seni?'
Amcası nerede o nerede? Biri kırk yabancı, diğeri sevdiğim adam. Bir gün sevdiğin adam sana en nefret ettiğin şeyi yaparsa belki beni anlarsın iç ses. Hayal kırıklığı falan yaşarsan, belki anlarsın.
Kulaklığı taktıktan sonra önce İnşirah suresinden başlayıp sırayla başka şeyler de dinledim. İnşirah suresi beni gerçekten rahatlatıyordu. Elhamdülillah...
Az önceye nazaran biraz daha sakinleşmiştim ve kafam da o kadar dolu değildi artık. İyi ki böyle yapmışım çünkü zamanın da nasıl geçtiğini anlamamışım. Yarım saat olmuş ama sanki 10 dakikadır dinliyorum.
Sureleri okuyanlar öyle nahif bir sesle okumuşlar ki insanı rahatlatıyor hatta biraz mayıştırıyorlardı. Böyle olunca ben de koltuğa biraz daha sinmiş ve uyku moduna yavaş yavaş geçmeye başlamıştım. Tam bu sırada ise omzuma dokundu biri. Duruşumu bozmadan sadece başımı çevirdim ona doğru. Sonra da son derece ciddiyetle baktım ona, ne istiyorsun der gibi.
O ise kulağını gösterip kulaklığını çıkar der gibi işaret yaptı. Memnuniyetsiz bir şekilde önce çalınanları durdurdum sonra da sol kulaklığımı çıkardım sadece.
"Ne?" dedim ne söyleyeceksen söyle işim gücüm var benim der gibi. O ise sanırım bu hareketime bozuldu ama kendini bozmamaya çalıştı.
"Deminden beri sesleniyorum, duymuyor musun?" diye sitem barındıran sorusunu ciddi tuttuğu yüz ifadesiyle sordu. Ben de biraz sinirli biraz umursamaz halimle cevap verdim.
"Hayır."
Bu şekilde cevaplar beklemediğini tahmin ettiğim Emir yine bozuntuya vermemeye çalıştı.
"Su isteyecektim."
"Kapının kenarında var." dedim yine aynı ifadeyle. Sonrasında kulaklığı tekrar takmaya yeltenmiştim ki tekrar konuştu.
"Kapağını nasıl açayım? Araba kullanıyorum."
Beklemeden cevap verdim.
"Vaktinde düzgün cevap verseydin ben açardım. Ama bence sen tek elinle de açarsın."
Sonrasında kulaklığı tekrar takıp dinlediklerimi tekrar başlattım. Ama bu sefer sesi biraz kıstım. Ne olur ne olmaz, dışarıdan hep habersiz kalmayalım.
Sesi fazla kısmış olmalıyım ki Emir'in sert hareketlerinin sesini duyuyordum. Bir hışım şişeyi alıp tek eliyle açmaya uğraştı ama pek başarılı olduğu söylenemezdi. Aslında dışarıdan bakıldığında daha çok şişeyi dövüyor gibi duruyordu. Ses çıkarmaktan hiç çekinir bir hali yoktu.
Zannımca şişe hiç açılmamış olduğundan tek eliyle açmakta zorlanıyordu. Şimdi şişeyi bir yerlere sıkıştırıp açmaya çalışsa arabaya dökülme riski vardı. İki elini zaten kullanamazdı.
Yine duramayıp kulaklığı çıkardım ve şişeyi vermesi için elimi uzattım. Ama bu sefer o reddetti.
"Gerek yok."
Ne yani trip mi?
"Sen bilirsin." diye umursamazca elimi çektikten sonra tekrar kulaklığımı takıp yolculuğuma devam ettim. Yardım istemiyorsa kendi yapsındı.
Göz ucuyla ona baktığımda biraz daha şişeyle cebelleştiğini gördüm. En son pes etmiş olacak ki önce bir duraksadı. Sonra da yola bakarak bana uzattı şişeyi. Onu duyduğum halde kulaklığımı tekrar çıkardım. Sonuçta o onu duymadığımı sanıyordu.
"Peki madem, sen aç."
Umursamıyormuş gibi yapıp aldım elinden şişeyi ve kapağını açtım. O ise boşta kalan elini direksiyona götürmüştü. Kapağı elimde tutup şişeyi ona uzattım. O da şişeyi alıp birkaç yudum su içti. Sonrasında şişeyi tekrar bana uzattı. Ben de şişeyi alıp kapağını kapattım. Sonra da el freninin arkasındaki boşluğa koydum.
Bu olayı niye bu kadar detaylı anlattım ben de bilmiyorum.
Neyse.
Kulaklığımı tekrar takmak yerine diğerini de çıkarıp kabloyu telefondan da çıkardım. Uzun süre kulaklıkla bir şeyler dinlemek çok rahatsız ediyordu beni. Hatta biraz acımaya başlamıştı kulağım.
Yolculuk aynı sessizliğiyle devam ederken ben hala sağ tarafa dönük camdan dışarıyı izliyordum. Evime gidiyoruz demişti annesine. Bu ev muhtemelen benim okuduğum onun ise çalıştığı şehirdeydi. Yani eğer birkaç tane kendine ait evi varsa o kadarını bilemeyeceğim. Ama bu kadar uzun bir otoyola girdiğimize göre başka şehire gitmemiz daha muhtemeldi.
Neyse ne. Çok da lazım değildi. En azından can güvenliğimin olduğu bir yere götüreceğini umuyordum.
Biraz daha gittikten sonra arabadaki sessizliği o bozdu.
"Nereye gittiğimizi sormadın?"
Ben sana acaba bir daha soru sorar mıydım?
"Niye? Ona da bağırasın diye mi?"
'Biri bilmem ama iki tane sordun.'
Araya girmez misin rica etsem?
Emir kısa bi sessiz kaldıktan sonra konuştu sakin ve normal sesiyle.
"Tamam haklısın."
Evet haklıyım. Ama genelde haklı olmam pek işe yaramaz.
"Amcama sinirlendim, sana patladım."
Çünkü ben stres topuyum. Başkasına sinirlenince bana bağırabilirsin.
"Ters konuştum."
Keşke sadece ters konuşsan.
"Sesimi yükselttim."
Megafon versem bu kadar etki eder miydi acaba?
"Kusura bakma."
Özrün suyu mu çıktı da kusura bakma diyorsun? Kusura baktım. Ne olacak?
Kendi kendime cevaplarımı verirken tekrar sessizliğin olduğunu fark ettim. Yandan bir bakışla Emir'e baktığımda benden bir şey söylememi bekler bir hali olduğunu düşündüm.
"Hatanı anlamana sevindim."
Eğer bu zamana kadar çok dolmuş olmasaydım bunu söyledikten sonra susabilirdim bir ihtimal. Ama öyle değildim.
"Ama kalp kırılınca öyle bir 'kusura bakma'yla tamir olmuyor. Kimsenin sinirlendiğinde sinirini başkasından çıkarmaya hakkı yok. Sana sadece seni düşünerek birkaç soru sordum diye bağırdın bana. Çok küçük gibi gözüküyor ama bu yaptığının ne kadar kırıcı olduğunun farkında mısın?"
Ona bakarak sıraladığım cümlelerimi biraz şaşkınlık ve anlamayan bakışlarla dinledi. Belliydi, fazla tepki verdiğimi düşünüyordu.
"Yani bunlar, istemiyorum dedim ya sorma sürekli, dedim diye mi?"
Sabır çektim içimden.
"Hayır. Bana bağırdın diye."
Emir bir süre sustu. Sonrasında ise merakla sordu.
"Ben bağırdım diye bu kadar tepkilisin. Ama amcam ağzına geleni saydı, bağırdı, çağırdı. Odaya geçtik sende tık yoktu. Hiç kırılmış gibi değildin. Madem bağırmak problem, amcamın bağırmasını neden bu kadar sorun etmedin?"
**
Allah'a emanetsiniz. 🤚🤚🤚
