Sorduğu soruyla beraber gözlerimi ondan çekip kısa bir süre dışarıya baktım. Sakin kalmak adına birkaç derin nefes alıp verdim. Amcasıyla kendini nasıl bir tutuyordu ki? Amcası bizim aileye kin dolu bir adamdı ve benim için kırk kat yabancı kadar yabancıydı. Ama o, o benim eşim. Onu sevmiyor olsaydım bile o benim eşim.
Yüzümü ona dönmek yerine önüme bakıp cevap verdim.
"Birinin bana bağırması beni öfkelendiriyor. Ama yakınlarımdan birinin bağırması sadece öfkelendirmiyor, kırıyor da aynı zamanda. Amcanla kendini bir tutma."
Emir'e ufak bi bakıp tekrar önüme döndüğüm sırada dudağının çok hafif yukarı kıvrıldığını gördüm.
"Hımm," dedi keyifli olduğunu anladığım sesiyle. "Demek bu kadar yakının oldum senin."
Gözleri anlık bana kaydığında gülüşünü saklamamıştı. Bunu beni sinirlendirmek için mi yapmıştı yoksa cidden hoşuna gittiği için mi yapmıştı pek anlamamıştım ama ben tip tip ona bakmayı tercih etmiştim.
"Ne bileyim, kocamsın falan ya hani belki ondandır."
Güldü.
"Tabii insan kocasını benimsemeli sen de haklısın." dedi kendinden emin ve biraz ciddi olan sesiyle. Bana daha çok bıyıkaltı gülüyor gibi gelmişti.
Şaşkınca ona baktım. Sanırım yola çıkmadan önceki öfkesini atmıştı üzerinden. Bana bulaşmaya başladığına göre...
Gözlerimi tekrar ondan çekip önüme çevirdim. Bir şey söylemek yerine gözlerimi etrafta dolandırmayı tercih ettim. Umursamaz gözükmeye çalışıyordum ama ne kadar başarabiliyordum, tartışılır. Çünkü yanaklarımın ısındığını hissediyordum.
Biraz sessizlik sürdükten sonra biraz düzelen halimle ben konuştum tekrar.
"E sorayım madem, nereye gidiyoruz?"
Yola bakarak düz bir şekilde cevap verdi.
"Evime."
Sonra gözlerini yoldan ayırmadan devam etti.
"Gerçi birbirini benimseyen evli bir çift olduğumuza göre evimiz demek daha doğru olur." deyip anlık bana bakıp göz kırptı. Aynı zamanda halinden memnun bir gülümseme vardı yüzünde. "Değil mi karıcığım?"
O tekrar yola dönerken ben yutkunmak zorunda kalmıştım. Umarım çok ses çıkarmamışımdır diye içimden dua ede ede önüme döndüm tekrar. Ulan adam, vicdansız mısın? Ne diye benim ayarlarımla oynuyorsun? Öyle pat diye o şekil konuşulur mu? Bir de göz kırpıyor. Göz kırpıp karıcığım diyor. Yetmiyor bir de gülümsüyor.
Allah'ım sen benim kalbime mukayyet ol. Çıkmasın yerinden.
Bir süre bir şey dememeye çalıştım çünkü dersem saçmalayacakmışım gibime geliyordu.
"Sustun?" diye sorunca bozuntuya vermemek adına yüzümü düz tutmaya çalıştım. Ona dönüp cevap verdim.
"Evet kocacığım, demeyeceğim eğer onu bekliyorsan."
Emir'in yüzü birden şaşkın bir hal aldı, sanırım böyle bir cevap beklemiyordu. Birkaç saniye öyle kaldıktan sonra ise gülmeye başladı. O gülünce ben de güldüm. Yolculuk bundan sonrasında benim için daha az gergin daha rahat geçmişti. Emir için de öyle gibiydi. Yola çıkarkenki gerginliğini iyiden iyiye atmıştı üzerinden.
"Hep böyle hazırcevap mısındır?"
Hazırcevap mı? Ben mi?
Güldüm.
"Yok ya, ne hazırcevaplığı? Cümleyi doğru kursam yeter."
Söyle yandan bı bakış attı.
"Emin misin? Beni genelde bozmaya çok meraklı gibisin. Ufak bi ima yapsam yapıştırıyorsun ağzıma lafı."
Bu sefer ben güldüm.
"Ama sen de lafı istiyorsun yani ben ne yapayım?"
Olabilir der gibi başını salladı. Sonra anlık bana dönüp cevap verdi.
"Yani... Ama sonuç olarak ağzın laf yapıyor hani onu diyorum."
"Ya ağız laf yapar da," deyip biraz duraksadım. O sırada aklıma geçmişteki salaklıklarım geldi. Kendi kendime göz devirip devam ettim.
"O lafı vaktinde söylemek lazım. Vaktinde söyleyince hazırcevap oluyorsun. Ama başkaları bunu saygısızlık olarak görür. Terbiyesizlik olarak görür. O alınmasın dersin bu gücenmesin dersin susarsın. Ama sana bakıyorum, öyle kolay kolay kırılacak birine benzemiyorsun. E rahat birisin de anladığım kadarıyla. Ben de öyle gelişine konuşuyorum işte."
Güldü. Ama bu sefer eğlendiği için değildi bu gülüş. Bir şeylerin üstünü örtüyordu sanki.
"Doğru anlamışsın. Öyle iki lafa söze incinmem."
Durup düşündüm biraz. Sonra da camdan dışarı bakarak konuştum tekrar. Ama o duymuş muydu, onu bilmiyorum.
"Ama bazen kırılmaz sandıklarımız kırılır en çok."
**
"Allah'a şükür. Kazasız belasız geldik."
Durduğumuz yerin hemen sağına baktım.
"Burası mı?"
Başını salladı.
"Beğendin mi?"
"Yani," dedim pek bir şey düşünmezken. "Düz apartman işte içine bakmak lazım."
"İyi, gidelim de bir de içine bak bakalım."
O arabadan çıkarken ben de kapıyı açıp tutunarak yavaşça çıktım dışarı.
"Yardım etseydim, niye kendini zorluyorsun?"
Aslında oturup kalkarken pek sorun olmuyordu. Sadece sol kolumu hareket ettirdiğimde biraz sızlıyordu.
"Ya iyiyim ben sağ ol."
Emir bir şey demeden bagaja gitti. Kapağı açıp valizleri çıkarırken ona yardım etmeye pek niyetim yoktu açıkçası. Bana ne canım taşısın işte.
Yine de kendi çantamı aldım elime. Neyse bu kadar yardım etmek yeter.
Eline iki valiz alan Emir önüme düşüp yolu gösterdi onun peşinden ben de gidip kapısını açtığı asansöre bindim. İkimiz ve valizler asansöre yerleştikten sonra bu daracık yere sıkışmama gerek var mıydı diye düşünmedim değil. Adama zorluk çıkarmış gibi oldum.
'O kadar da sıkışsın bir şey olmaz.'
İç sesime yarım ağız gülerken o 3. katın düğmesine bastı. Kısa bir yolculuktan sonra her katında iki daire olduğunu anladığım apartmanın Emir'e ait olan katına gelmiştik. Önce o inip valizleri aldı. Sonra da ben çıktım. Hemen sol taraftaki daireye dönüp cebindeki anahtarı çıkardı. Kapıyı açıp geri çekildi.
"Yeni evine hoş geldin."
Gülümseyip ayakkabılarımı çıkarmakla çıkarmamak arasında kaldım. Umarım bu evde de ayakkabıyla gezmek zorunda kalmazdım.
"Çıkar onları çıkar." diyen Emir bunu ben tam ayakkabılarıma bakarken söylemişti. İçimden Allah'a şükrederken hemen ayakkabılarımı çıkarıp içeriye girdim. O da hemen ardımdan gelip valizleri içeri koydu.
"Ben diğerlerini de alıp geliyorum."
Başımı sakladığımda o aşağı inerken ben de evi incelemeye başladım.
Kapının girişinde dar değil ama çok da geniş sayılmayan bir koridor vardı. Girişin hemen sağında vestiyer gibi bir dolap vardı ve açık olan kısmında askılık bulunuyordu. Hemen karşıda bir oda, onun solunda başka bir oda vardı. Kapının sol tarafında ise bir oda daha vardı ve bu oda ikinci söylediğimin karşısındaydı. Karşılıklı odaların arasında ve koridorun bittiği yerde ise iki farklı kapı vardı. Onlar muhtemelen tuvalet ve banyoydu.
"Sen hala burada mısın ya?"
Hala incelerken Emir'in sesiyle ona döndüm.
"Geçsene içeri."
"Önce sen geç."
"Sebep?"
"Senin evin burası belki müsait değildir oda geç bak işte."
Elindeki valizleri kenara bırakıp yanıma geldi.
"En fazla ne olabilir?"
Hafif alaycı sesine karşı cevap verdim hemen.
"Ben ne bileyim canım? Bekar erkek evi işte. Dağınık bırakmışsındır belki."
"Hım," dedi biraz daha yaklaşırken. Tuhaf tuhaf ona bakarken iki elini de cebine koymuştu.
"Olsun, karım değil misin? Dağınıklığımı görsen ne olacak?"
Sabır diyorum, sabır. Sanırım bu evlilik bitene kadar en çok buna ihtiyacım olacak.
Salak gibi kalmamak adına gözlerimi kaçırıp bir adım geri attım. Ama o da bir adım atınca ve tabii onun adımı benimkinden büyük olunca aradaki mesafe iyice azalmış oldu.
"Yanlış hatırlamıyorsam," deyip sözlerimi toparlamaya çalıştım zira şu durumda pek kolay değildi. "Arkadaş olacaktık. Dağınıklığını görmek gibi bir niyetim yok arkadaşım. O yüzden önden buyur. Dağınıksa toplayıver bir zahmet." deyip kapıyı gösterdim. Adama bak, aklımla oynuyor herhalde.
"Peki." diyen Emir karşılık vermek yerine yüzündeki sırıtmasıyla odanın kapısını açtı ve içeriye girdi.
"Gördüğün gibi gayet düzgün."
Onun peşinden de ben girdim. Evet düzgündü. Haki yeşili büyük bir L koltuk vardı ve bir tane de tekli koltuk vardı yanında. Yerde gri ve desenli bir halı, koltukların karşısında duvara aslını televizyon vardı. Duvarın yanında sehpalar duvara asılı raf vardı ve içi doluydu. Genel olarak sade bir oturma odası denebilir.
"Maşallah."
Gülüp ilerideki kapıyı gösterdi.
"Burası da mutfak." dedi sürgülü kapıyı açarken. Mutfakla oturma odası bitişikti ve arada bu sürgülü kapı vardı. O mutfağa girince ben de peşinden gittim.
Beyaz eşyaların siyah olduğu bir mutfaktı burası. Mutfak tezgahı da öyle. Mutfağın bir köşesinde dört kişilik bir masa vardı ve sanırım buranın balkonu da vardı.
"Burada da küçük bir balkon var, gelsene."
Yanına gidip balkona da baktım. Küçük şirin bir balkondu ama küçük de olsa bir masa koyulurdu. Manzara açısından biraz fakirdi ama. Hemen karşıda başka bir bina vardı. Yine de balkon olmasına sevindim ben.
Tekrar mutfağa geçerken konuştu.
"Küçük ama idare eder bence."
"İdare eder değil iyi bence hiç balkonu olmayan evler de var."
"Mutfak nasıl, beğendin mi evimi?"
Aklıma gelen videoyla güldüm.
"Selim Bey geldi de sen de sade mi dedin?" deyip kendi kendime güldüm. Ama o anlamamıştı. Kaşlarını anlamamış gibi çattı.
"Boş ver ya son zamanlarda fazla Instagramda takıldım, ondan oluyor." deyip yine güldüm. Bence komik.
"Neye güldüğünü hiç anlamadım." dedi tuhaf tuhaf bana bakarken. Gülmeyi bir kenara bırakıp cevap verdim. Şimdi Zehra olsaydı gülmekten yarılırdık işte.
"Bir tane video var sürekli karşıma çıkıyor. Sana da izletirim anlarsın."
Yine "Peki." deyip mutfaktan çıktı.
"Gel sana diğer odaları da göstereyim."
Oturma odasından da çıkınca sağ çaprazdaki odaya gitti. Kapıyı açıp kenara çekildi.
"Burası misafir odası. Ama genelde işlevi dışında kullanıyorum. Salonda durmasını istemediğim eşyaları buraya koydum. İşte ütü, spor aletleri falan."
Kapinin yanına gidip onun olduğu tarafa değil de diğerine yaslandım. İçeriye göz gezdirince daha çok evin deposu gibi duran bir odaydı. Yüzümü astım.
"Misafir odasında kalırım diye düşünmüştüm ama sanırım koltukta yatmam gerekecek."
Koltukta yatmak sıkıntı değildi de her gün yatak serip kaldırmak hiç istemediğim bir uğraştı.
Kapının diğer tarafına yaşlanan Emir bu dediğime karşı konuştu.
"Oldu. Hasta hasta seni koltukta yatıracak değilim. Benim odamda kalırsın."
"Bir haftadır yatıyorum zaten. Hastalık mı kaldı? Hem hasta değilim ki ben yaralandım sadece."
Elleri cebinde cevap verdi.
"Tamam işte yaralısın. Zaten kolay bir şey atlatmadın. Ben koltuğa geçerim."
Kollarımı birbirine bağladım.
"Beliniz ağrımasın hocam?"
Sırıttı.
"Bir şey olmaz."
Sonra yaslandığı yerden doğrulup muhtemelen kendisinin olan odanın kapısını açtı.
"Burası da benim odam. Gerçi bundan sonra senin odan da diyebiliriz."
Evet sanırım minimal takılmayı seviyordu. Yatak, dolap, çalışma masası ve sandalyesi vardı odada. Hepsi de tek renk koyu kahveydi. Allah'a şükür duvarı, perdesi ve yatak örtüsü beyazdı da boğucu durmuyordu.
"Gayet sade bir evin var." dedim yine kapının kenarına yaslanmış bana bakan Emir'e. Ben de aynı şekilde yaslanıp devam ettim. "Az eşyalı, düzenli, temiz. Güzel yani."
Tebessüm etti.
"Beğenmene sevindim. Son olarak şunlar kaldı." dedi kalan iki kapıyı göstererek. "Şu tuvalet, şu da banyo. Artık şu valizleri yerleştirelim. Dolabım geniş, senin kıyafetlerin de sığar. Yatak örtüsü temizdi ama istersen değiştirebilirsin dolabımda onlar da. Seccade ve tesbihler vestiyerde. Buzdolabı boş olabilir, yerleştikten sonra bir alış veriş yaparız veya sipariş ederiz. Bunlar dışında..." deyip biraz düşündü. "Aklıma başka bir şey gelmedi. Ev senin de evin sayılır o yüzden rahat ol. Sen gerilirsen ben de gerilirim. Takıl kafana göre."
Cidden güzel bir misafirperverdi.
Gülümsedim.
"Teşekkür ederim."
O da gülümsedi. Sonra gidip valizleri odaya taşıdı.
Günün geri kalanını genel olarak yerleşmekle geçirdik. Valizlerdeki neredeyse her şeyi yerleştirmiştik. Tabii bu yaklaşık bir 3 saatimizi almıştı. Biz de doğal olarak acıkmıştık. İkimiz de sabah yediklerimizle duruyorduk ve ikindi ezanı az önce okunmuştu.
"Yorulduk ya, sen de acıktın mı benim gibi?"
Başımı salladım.
"Hiç mütevazılık yapamayacağım valla ben de acıktım. Ne yiyeceğiz?"
Emir kendini L koltuğa bırakırken saçlarını kaşıdı.
"Bilmem, ne yiyelim?"
Çok kısa bir an düşünürken ben de tekli koltuğa oturdum. Sonra da bir hevesle konuştum.
"Tavuk dürüm sever misin?"
Başını bana döndü hemen. Gözleri şaşkınlıkla açıldı.
"Soslu olan?"
Heyecanla cevap verdim.
"Hatay usulü?"
"İşte bu be!" dedi sesinden belli olan sevinciyle. "Dualarım kabul oldu."
Anlamadım ama güldüm bu haline.
"Ne?"
"Ya ben eğer biriyle evlenirsem onunla beraber Hatay usulü soslu dürüm yemeyi istiyordum. Oldu çok şükür. Dur sipariş edeyim hemen."
"Sen ciddi misin?" diye sordum gülerken. Çok net cevap verdi.
"Çok ciddiyim."
Sonra dönüp telefonla ilgilenmeye devam etti. Birbirini bulmak dedikleri bu muydu acaba? Çünkü bu duayı ben de etmiştim.
Evet biraz saçma gelebilir ama hayatta en zevk aldığım şeylerden biriydi bu dürüm ve arkadaşlarım genelde sevmezdi. Bu konuda çok yalnızdım. Genelde tek başıma yemek zorunda kalırdım. Ve bu çok üzücü bir şey. Hıh.
"İçecek ne istersin?"
"Ayran olabilir." deyip kara kara düşünmeye başladım. "Ya inşallah acı biber turşusu da koyarlar yanına."
Emir tekrar bana döndü ve yüzü aşırı memnun bir ifade aldı.
"Ya senin istediğin acı biber turşusu olsun bir kavanoz var."
Sevinçle yerimde doğruldum.
"Ciddi misin? Tadından yenmez o zaman." dedim gülümserken.
Hatay usulü soslu dürüm kırmızı çizgi.
Emir biraz daha telefona bakıp ayaklandı.
"Verdim siparişi yarım saate gelirmiş. Biz de gelmeden namaz kılalım istersen?"
Tebessüm ettim.
Hem namaza çağırıyor hem de Hatay usulü soslu dürüm seviyor. Ben bu adamı sevmeyip ne yapayım?