Emir Ayaz'dan
Gelen sesle beraber ben de o da yerimizden sıçradık.
"Ne oluyor?"
Bilmiyordum ama aklıma çok kötü şeyler geliyordu.
"Bilmiyorum, kal burada." deyip hızla kalktım yerimden. Koşar adım çıktım odadan ve salona gittim.
"NE YAPIYORSUN? SOK ONU YERİNE ŞİYAR!"
Babam öfkeyle amcama bağırırken amcam silahı babama doğrultmuş duruyordu.
"AMCA!"
Koşarak yanlarına gidip babamın nasıl olduğuna baktım. Neyse ki korktuğum şey olmamıştı, amcam babamı vurmamıştı.
"İndir o silahı amca!" diyerek babamın önüne geçtim.
"Emir çekil!"
Bunu diyen babamdı.
"Amca! İndir dedim o silahı!"
Gözü seğirerek bana bakan amcamın hali hal değildi. O çoğu zaman öfkelidir ama bu seferki başkaydı. Deli damarı kopmuş gibiydi.
"Emir çekil şuradan!"
Babam hala benim önüme geçmeye çalışıyordu bense buna engel oluyordum.
"Onların kanını dökemedin diye kardeşinin kanını mı dökeceksin amca?"
Amcamın öfkeli yüzüne karanlık bir gülümseme gelip gitti. Kısa bir süre yüzü değişirken "Kardeş kanı mı?" diye sordu. Sonrasında yüzü eski haline dönerken devam etti.
"Evin içinde düşman dururken kardeşimin kanını niye dökeyim yeğen?"
O an başımdan aşağı kaynar sular döküldü sanki. Bir anda kanım çekildi, buz gibi oldum. Kan dökülmesin diye peşimden sürüklediğim kızın kanını dökmeye niyetlenmiş gibiydi amcam. Hatta... Gibisi fazlaydı.
"Amca sakın! Sakın aklından bile geçirme!"
Amcam ben konuşana kadar çoktan yürüyüp benim odanın olduğu koridora girmişti. Koşarak peşinden gittim. Bir yandan bağırıyordum dursun diye diğer yandan onu durdurmaya çalışıyordum gidemesin diye.
"Dur amca! Dur dedim! DUR!"
"Şiyar yapma!"
Babam da onu durdurmaya çalışıyordu fakat amcam zaten iri biriydi ve şu an öfkesi hat safhadaydı. Hatta belki şu an bilinci yerinde değildi. Onu zapt etmek çok zordu.
Ve koridor o kadar uzun değildi.
Odamın kapısına varan amcam hepimizi geçip açabilmişti kapıyı. Ve artık Mayıs'la karşı karşıyaydık. O da bizi görünce korkmuş olacak ki öylece ayakta durmuş ne yapacağını bilemez haldeydi. Bu sırada ben amcamın önüne geçmiş ve silahı ona doğrultmasına engel oluyordum.
"Şiyar yapma! Kan davası yeniden başlar! Onu geç, o kız artık Ayaz! Bizden! Aileden!"
"Amca dur! Bi sakinleş bi konuşalım!"
Amcam bizim onu tutmamıza ve konuştuklarımıza daha çok sinirlenerek sert bir şekilde bizden kurtuldu. Ama bir anlık. Sadece bir anlık bizden kurtuldu ve o an olanlar oldu.
Silah patladı.
Mayıs Ayaz'dan
Gergin bir şekilde Emir'in gelmesini bekledim bir süre. İçeriden bir sürü gürültü geliyordu ama ne konuşulduğu pek anlaşılmıyordu. Bağırma sesleri vardı sadece. O silah sesinin de ne olduğunu anlayamamıştım. Elimden de bir şey gelmiyordu dua etmekten başka, elim kolum bağlı bekliyordum.
Odanın içinde volta atarken ayak sesleri geldi kulağıma. Peşi sıra gelen bağırma sesleri de gittikçe yaklaşıyordu. İstemsiz olarak odanın kapıya uzak kenarına gerilerken sesler daha çok yaklaşmış ve kapı sert bir şekilde açılmıştı. Gözüme ilk önce amcası ve Emir çarpmışken hemen sonra başka bir şey fark ettim.
Amcasının elindeki silahı.
Girmeleriyle beraber bağrışmalar da olurken her şey saniyeler içinde gerçekleşmiş ve o silahtan yüksek bir ses çıkmıştı. Aynı saniyeler içinde sol tarafım şiddetli bir şekilde geriye gitmişti. Anın şokuyla olduğum yerde kalırken gözüm sol göğsüme kaydı. Feracemden belli olduğu kadarıyla gördüğüm kırmızı sıvı sol göğsümden akarken gözlerim kararmaya başladı. Bundan sonraki kısım ise benim için koca bir karanlıktan ibaretti.
Emir Ayaz'dan
Anlık olarak yaşadığım şok çok sürmeden etkisini kaybetmişti. Onun yerini büyük bir korku almıştı, kıza bir şey olacak korkusu.
Koşarak onun yanına gidip tam düşecekken tuttum onu. Gözleri kapalı hareketsizce duruyordu.
"Baba arabayı hazırla!"
Hemen nabzını kontrol ettim, yavaştı. Göğsünden sürekli kan akıyordu, bir şey yapmazsam akmaya da devam edecekti. Aklıma ilk gelen şeyle üzerimdeki ceketi çıkarıp göğsüne bastırdım. Sonrasında ise onu kucağıma aldım. Hemen arabaya götürmem gerekiyordu. Kapıdan geçerken amcam yoktu, annem vardı sadece. Hemen yanından geçip kapıya ilerledim. Evin dış kapısını annem açtı. Çıkıp babamın çalıştırdığı arabaya götürdüm onu. Arka koltuğa yatırıp diğer taraftan yanına bindim. Bizim binmemizle de babam sürdü arabayı.
"Çok kan kaybediyor baba hızlı ol."
Mayıs'ın başını dizlerimin üzerine alıp ceketi göğsüne bastırdım tekrar. İçimden türlü türlü duaları okurken arada nabzını kontrol ediyor, durumunu anlamaya çalışıyordum. Kurşun kalbine çok yakın bir yere denk gelmişti ve bu beni çok korkutuyordu. Nefes alış verişleri çok yavaştı, nabzı da keza öyle. Bu benim de nefes almamı zorlaştırıyordu ama kötü düşünmenin hiçbir faydası olmayacağının farkındaydım. Bu yüzden aralıksız devam ediyordum dualarıma.
Allah'ım sen onu koru.
"Dayan. Birazdan hastanedeyiz. Ne olur dayan."
"Nefes alıyor mu?"
"Çok yavaş baba! Daha hızlı gidemiyor muyuz?"
"Hızlı olmaya çalışıyorum oğlum. Sen tampon yapmaya devam et yaraya. Birazdan hastanedeyiz, dayanın."
Ben dayanırdım da Mayıs dayanabilir miydi, işte bu sorunun cevabı beni çok korkutuyordu.
"Mayıs, bak ben buradayım. Yetişeceğiz. Vazgeçme sakın. "
Aradan ne kadar zaman geçti bilmiyorum ama sanki saatler geçmiş gibi gelmişti bana. Nihayet hastaneye vardığımızda hemen arabadan inip diğer taraftan tekrar kucağıma aldım onu. Hastaneye girerken sedye getirdiler. Sedyeye yatırıp koridor boyunca koştuk desem yeridir. En sonunda siz giremezsiniz deyip bizi almadıkları yerin kapısında kaldık. Onlar Mayıs'ı alıp götürürken ben burada elim kolum bağlı kaldım.
**
Aradan o kadar zaman geçmesine rağmen neden hala çıkmıyorlardı? Neden hiçbir şey söylenmiyordu, neden bu kadar uzun sürmüştü bu ameliyat? Belki de saatlerdir buradaydık ama hala kimse çıkmamıştı ameliyathaneden.
"Niye hala bir şey söylemediler?" diyerek kendi kendime yakınırken babam geldi yanıma. Elini omzuma koyup "Ameliyat bitmedi demek ki oğlum. Sabret." dedi ama demesi kadar kolay değildi sabretmek. Burada beklerken eli kolu bağlı kalıyordu insanın. Bir şey oldu mu, bir şey olacak mı sorularıyla boğuşmaktan kafayı yeme raddesine geliyordu insan. Hele de içeride yatanı sırf kan dökülmesin diye eve gelin getiren benken, onu koruması gereken benken kendi ailemden koruyamamıştım. O da keyfinden gelmemişti, o da kan dökülmesin istemişti. Ama dökülen aramızdaki belki de en mağdur en suçsuz kişinin kanı olmuştu. Ondan sorumlu olan ben ise ömür boyu bu vicdan azabıyla yaşamak zorunda kalmıştım.
Ona bir şey olursa kendimi asla affetmezdim.
"Ahh! Ahhh!"
Kafamı duvarlara vurmak istiyordum. Nasıl olur da amcama engel olamamıştım. Tahmin etmem gerekiyordu. Kapıyı kilitlemesini söylemeliydim en azından. Onu geç, iki kişi bir adamı nasıl durduramadık? Nasıl nasıl nasıl... O kadar çok nasıl vardı ki kafayı yiyecektim artık.
Sinirle duvara vurdum.
"Amca!"
"Emir sakin ol."
Babam yanıma geldiğinde bir şey söylemeden koridorda turlamaya başladım. Amcama öyle öfkeliydim ki ağzımı açmaktan bile korkuyordum.
Tam o sırada ameliyathanenin kapısı açıldı. Hemen içeriden çıkan doktorun yanına gittim.
"Durumu nasıl?"
Umutla doktorun iki dudağının arasından çıkanları beklerken onun yüzü pek iyi gözükmüyordu.
"İyi olacak mı doktor?"
"Öncelikle zor bir ameliyattı. Kurşun kalbini sıyırıp geçmiş. Hayati tehlike henüz geçmiş değil. Bu yüzden ilk 24 saat bizim için çok önemli. Birazdan yoğun bakıma alacağız. Gözlem altında tutacağız. Elimizden geleni yaptık, şimdi beklememiz gerekiyor. Geçmiş olsun."
Doktorun söyledikleri kalbimi sıkıştırmaya başlamıştı bile. Hayati tehlikesi geçmedi dedi. Yaşayıp yaşamayacağı bile belli değildi yani. Kurtulabilmiş değildi. Kurtulabilmesi ise bir ihtimaldi. Başıma ağrılar girmeye başlamıştı. Bekleyeceğiz demişti doktor. 24 saat önemli dedi. Şimdi bu 24 saat geçer miydi acaba? Varabilir miydik bir sonraki güne? Peki ya o dayanabilir miydi? Gözlerini tekrar açabilir miydi, başarabilir miydi?
"Oğlum iyi misin?"
Babam ve annem yanıma gelmiş benim iyi olup olmadığımı soruyorlardı. O içeride canıyla cebelleşirken benim iyi olmam önemli miydi?
"Peki görebilir miyim?"
"Şimdi olmaz. Ama görebileceğiniz zaman biz size haber veririz."
Doktora başımı sallayıp onun çıktığı kapının tekrar açılmasıyla oraya baktım. Mayıs'ı çıkarıyorlardı. Hemen yanına gidip gidene kadar baktım ona.
"Mayıs ben buradayım. Yanındayım. Sakın vazgeçme. İyi olacaksın. İyileşeceksin. Vazgeçme sakın Mayıs!"
Çok sürmeden onu başka bir yere aldılar ve ben yine kapının dışında kaldım. Şimdi en zor kısım başlamıştı sanırım. Beklemek. Dua ederek umut ederek iyi olmasını beklemek...
**
Az önce hemşirelerden biri gelmiş ve onu birkaç dakikalığına görebileceğimi söylemişti. Üzerime içeriye girebilmem için kıyafetler vermişlerdi. Onları giyip onun olduğu odaya gittim.
Kapıyı açıp içeri girdiğimde onun solmuş yüzüyle karşılaştım ilk önce. Bembeyaz olmuştu. Hareketsiz bir şekilde yatıyordu yatakta. Yavaşça yürüyüp yanına gittim. Onu böyle görünce vicdanım daha da boğmuştu beni. Koruyamamıştım onu. Kendi evimde kendi ailemden koruyamamıştım. Şimdi bu halde burada yatıyorsa bunun bir sorumlusu da bendim. Engel olamamıştım amcama. Durduramamıştım. Onu resmen kurtlar sofrasına atmıştım.
"Koruyamadım seni."
Ellerimi ellerine götürüp dokundum sadece. Buz gibiydi.
"Uyan Mayıs. Beni bu vicdan azabıyla baş başa bırakma."
Yutkundum.
"Affedebilecek misin acaba beni?"
Acıyla karışık gülümsedim.
"Gerçi sen affetsen ben affetmem kendimi. Önemli değil. Sen uyan da gerisi çok önemli değil."
Biraz daha kaldıktan sonra yavaşça geldiğim gibi çıktım o odadan. Daha fazla kalmama müsaade yoktu çünkü.
Çıktığımda annem karşıladı beni.
"Nasıl?"
Kafamı iki yana salladım iyi olmadığını belli ederek.
"Allah'tan ümit kesilmez oğlum. Çıkar Allah'ın izniyle."
Kaşlarımı çattım.
"Ne ümit kesmesi anne? Mayıs oradan sapasağlam çıkacak Allah'ın izniyle. İyi olacak. Umutsuz olacak zaman değil şimdi."
Sonrasında gidip üstümdeki kıyafetlerden kurtuldum. Sonrası ise yine bir bekleme...
**
Koridordaki oturma yerlerinden birine oturmuş doktorun içeriden çıkmasını bekliyordum. İlk 24 saat bitmiş doktor tekrar kontrole girmişti. Şimdiye kadar kötü haber gelmediğine şükrederken aynı zamanda doktorun iyi bir şey söylemesi için de dua ediyordum Allah'a.
Tam yerimden kalktığım sırada doktor çıktı odadan. Hemen yanına gidip durumunu sordum.
"Hastamız hayati tehlikeyi atlattı. Ama hala kontrol altında tutmamız gerekiyor. Kısa süreli olmak üzere hastayı görebilirsiniz."
Doktor şurada hepi topu üç cümle kurmuştu ama sanki sırtımdan da koca bir yükü almıştı. Sonunda rahat bir nefes alabilmiştim.
"Allah'ım çok şükür."
Sonrasında annemlere dönüp "Ben giriyorum." diyerek haber verdikten sonra hemen odaya gittim.
Kapıyı yine sessizce açıp girdim içeri. Mayıs aynı şekilde yatıyordu yatakta. Yavaşça yanına yaklaşıp ona baktım. Yüzü hala solgun gözüküyordu.
Acaba ne zaman uyanırdı? Çok sürer miydi?
"Çok şükür hayati tehlikeyi atlattın. En kısa zamanda ayağa da kalkacaksın Allah'ın izniyle."
Gülümsedim.
"Biliyordum iyileşeceğini."
Hemen sonra yüzüm ciddileşti.
"Benim yüzümden geldin bu hale. Seni o gün o eve götürmemeliydim. Amcam sakinleşmeden sizi bir araya getirmemeliydim. Seni kurtların arasına attım göz göre göre."
"En azından kuzu değilim."
Elimle başımı ovarken onun sesini duymamla birlikte ona baktım.
"Mayıs!"
Gözlerini zar zor da olsa açmıştı.
"Uyandın sonunda."
Gülümsemeye çalıştı.
"Elhamdülillah."
Ben de gülümsedim.
"Yorma kendini. Ben gidip haber vereyim."
Bir cevap vermezken hemen çıkıp hemşirelerden birine haber verdim. O da doktora söyledi. Hemen sonra doktor gelirken ben dışarıda kalmıştım.
"Uyandı demek. Gözün aydın oğlum."
"Sağ ol anne."
Uyanınca öyle bir yük kalkmıştı ki üstümden bunu yaşamayan anlayamazdı. Dünden bugüne sanki ömrümden birkaç yıl eksilmiş gibi hissetmiştim. Saatler geçmek bilmemiş zaman akmayı bırakmış gibiydi. Neyse ki o bunu atlatabilmişti. Şükürler olsun atlatabilmişti.
**
1 Hafta Sonra
Mayıs Ayaz'dan
Allah'ıma çok şükür ki hastaneden kurtulabilmiştim. Fakat şimdi de yine o eve gidiyorduk. Emir çoğu kez korkmamam gerektiğini amcasının bir daha böyle bir şeye kalkışmayacağını söylemişti ama tedirgin olmamak elde değildi. Beni öldürmeye çalışan bir adamla aynı evde yaşamak çok kolay olmayacaktı zannımca.
Anladığım kadarıyla amcası öfke nöbeti gibi bir şey geçirmiş ve bilinci yerinde değilken ateş etmişti bana. Kendisi sanırım sinir hastasıymış ve ilaç kullanıyormuş. O gün de ilacını kullanmamış ve bununla beraber bu olanlar yaşanınca öfkesini kontrol edememiş. Emir her ne kadar bunun tekrarlanmayacağını söylese de amcasının ilacını almadığı sinirli bir gününe denk gelmeyeceğimin garantisi yoktu. Yani aslında can güvenliğim yoktu. Ama Emir ısrarla bunun tekrarlanmayacağını, kimsenin bana zarar veremeyeceğini söylüyordu. Bunu neye dayanarak söylüyordu bilmiyorum ama ona güvenmemi istiyordu. Bense sanki başka seçeneğim varmış gibi ona güvenmeyi seçiyordum.
Araba evin önüne gelip durduğunda önce Emir indi. Arabanın etrafından dolanıp açtığım kapıdan çıkmam için yardım etti. Henüz tam olarak iyileşmemiştim ama yine de ayaklanacak kadar iyiydim çok şükür. Kendim de yürüyebilirdim ama Emir bu olanlardan dolayı kendini suçluyordu. Bu yüzden de bana dikkat ediyordu. Biraz vicdan azabı çekiyor anladığım.
Bir de yara omzuma yakın olduğundan galiba sol kolum bir süre askıda kalacakmış. Bunun için de üzgün ve sanırım kendini bana karşı sorumlu hissediyor.
"Sağ ol."
İnmeme yardım ettikten sonra sağ kolumu tutup yürümeme de yardım etti. İkimiz beraber eve doğru yürüyüp kapının önüne kadar geldik. Emir elini cebine atmış tahminimce anahtar ararken kapı birden açıldı ve bilin bakalım bizi kim karşıladı.
Beni neredeyse kalbimden vuracak olan adam.