İçeriğe geç

Bi Umut

Bölüm 7 · 8 dk okuma

Bi Umut

Bölüm 7

-7-

Amcası onu gördüğü gibi üzerine doğru gelirken Emir benim önüme geçti.

"Ulan hain herif!" diyerek Emir'in üzerine gelen adam hızla yüzüne sert bir yumruk indirdi. Gelen yumruk onu sarsmıştı ama yere düşürmemişti. Sadece birkaç adım tökezlemişti.

İstemsiz olarak onun adını fısıldarken aynı zamanda yanına gittim. Yüzüne bakmaya çalışırken Emir eliyle dudağındaki kanı siliyordu.

"İyi misin?" diye sordum sessizce. Kendimi olabildiğince sıkıyordum ama elimden bir şey de gelmiyordu. Onun evinde ve onun ailesiyle beraberdik ama ona bunu yapan yine ailesiydi.

Emir gözlerini bir iki saniyeliğine yumup bana iyiyim cevabını gözleriyle verirken ben hala onun yanındaydım. Amcasının vurmasıyla babası amcasının yanına gelmiş onu zapt etmeye çalışıyordu.

"Şiyar dur bir dur!"

"Bana bak lan! Hemen gidip boşayacaksın bu kızı! Anladın mı?! Bu aileye hain sokturtmam ben!"

Babası amcasını tutmaya çalışırken elini sallayarak ve bağırarak söylemişti bunları. Bu sırada Emir'in annesi olduğunu düşündüğüm kadın gelmişti ve direkt oğluyla ilgilenmeye başlamıştı.

"Oğlum! İyi misin?" diyerek yüzünü eliyle kendine çevirdi. Emir ise elini yavaşça itip çok net çıkan sesiyle konuştu.

"İyiyim ben anne siz geride kalın. Babamla hallederiz biz."

Amcası hala Emir'e saydırmaya devam ediyorken annesiyle konuşup anlaşmışlardı.

"Bırak lan beni bırak!"

"Dur diyorum sana Şiyar! Elimden bir kaza çıkacak!"

"Asıl o kaza benim elimden çıkacak! Bu oğlun olacak şerefsize engel olacaktın Necati! Olmadın. Şimdi bu işi ben düzeltmesini bilirim." diyerek elinden kurtulan amcası tekrar Emir'in üzerine geldi. Elini kaldırıp bu sefer okkalı bir tokat atacakken onu durduran Emir olmuştu. Amcasının vurmak için kaldırdığı elini havadayken yakalayıp durdurmuştu.

"Amca yeter!"

Emir koca evi inleten sesiyle bağırdığında ben bile irkilmiştim. Yüzü o kadar öfkeli ve gergin duruyordu ki acaba amcasına karşılık verir mi diye düşünmedim değil.

Amcası onun lafına daha da öfkelenip kolunu kurtardı. Sonra "Sen bir de bana karşı mı geliyorsun lan?" deyip yakasına yapıştı. Annesi ve yengesi arkadan bir şeyler söylerken amcası yakasını sımsıkı tutuyor her an bir hamle yapacakmış gibi duruyordu. Babası tekrar olaya müdahale için gelirken ona pek gerek kalmadan Emir kendi yakasını tutmuş olan amcasının yakasını tutan iki kolunu da kavrayıp sert bir şekilde ittirdi. Bu şekilde birbirlerinden ayrılırken Emir tekrar bağırdı.

"AMCA YETER DEDİM!"

Babası amcasının yeni bir hamlesine karşı amcasının yanına giderken amcası öfkeyle Emir'i izlemekle yetinmişti.

"İster kabul et ister etme! Mayıs'la evlendik biz! O da bu aileden artık!"

Emir'in bağırması pek fayda etmemiş olacak ki amcası çok daha yüksek bir sesle karşılık verdi.

"LAN SEN NE AİLESİNDEN BAHSEDİYORSUN?! GELİN DİYE BU HAİNİ Mİ GETİRDİN EVE?!"

Bu sefer bana dönüp devam etti.

"SEN NE DEMEYE İMZA ATTIN? HE! NE DİYE EVLENDİN? AİLEYE GELİN GELDİN DİYE SANA NEFES ALDIRIR MIYIM SANIYORSUN LAN! SOYU BOZUK!"

Bu koskoca adamın karşısında mümkün olduğunca sağlam durmaya çalışıyordum ama öyle bağırıyordu ki bu çok zordu.

"AMCA!"

Emir amcasına karşılık verecek gibi olurken babası araya girdi.

"ŞİYAR YETER! Geç şuraya! Bir durun durağın olsun be!"

"Nesi yeter Necati? Adam sonuna kadar haklı! Onu susturacağına oğluna söz geçir sen! Babanın katillerinden kız getirmiş. Ama sen maşallah denizlerden serinsin!"

Bunları söyleyip eşinin yanına giden yengesine karşı da babası cevap verdi.

"Sen de yangına körükle gitme! Geçin oturun şuraya! Oturup adam akıllı konuşulacak bu mesele!" diyen peder bize ve Emir'in kuzenine bakıp "Büyükler olarak." diye devam etti.

"Konuşulacak bir şey yok Necati! Oğlunun başımızı eğen bu hareketini boşanmaktan aşağısı kurtarmaz! Sonra da asıl yapılması gereken yapılacak, bu iş kökten halledilecek!"

"Konuşulacak dediysem, konuşulacak Şiyar! Uzatma!"

Amcası önce bize sonra da kardeşine hepimizi bir kaşık suda boğacakmış gibi baktıktan sonra onu tutan kardeşinden kurtulup içeriye geçti. Emir'in babası da hemen ardından giderken geride kalanlara duyurarak, "Bizi yalnız bırakın!" diye konut verdi. Emir'in kuzeni ve yeni gördüğüm birkaç kişi ortalıktan çekilmeye başlayınca Emir de elimi tutup bizi oradan uzaklaştırmaya başladı. Biz salondan çıkmış başka bir yere giderken arkadan yine amcasının sesini duyduk.

"Hiç utanmadan elini tutuyor bir de! Bugün elinden tutup odana götürdüğün kansızı yarın kendin kapı dışarı edeceksin Emir efendi! Bu lafımı da iyice belle!"

Onca söze karşı Emir istifini bozmadan yürümeye devam etmiş ve tek kelime cevap vermemişti. Biraz koridorda ilerledikten sonra bir odaya gelip kapıyı açtı ve beklemeden içeriye girdi. Kapıyı da hemen ardımızdan kapatır kapatmaz elimi bırakıp yatağa oturdu.

Muhtemelen Emir'in yatak odasıydı burası. Çift kişilik, üzerinde lacivert yatak örtüsü olan bir yatak, geniş sade ve kahverengi tonlarında bir çalışma masası, aynı tonlarda büyük bir gardırop, yine aynı tonlarda aynalı şifonyere benzer bir mobilya, halı, perde falan filan bir sürü şey vardı işte. Bir de girdiğimiz kapıdan farklı bir kapı, orası da muhtemelen banyoydu. Bir de eve girdiğimizden beri aşırı derece rahatsız olduğum bir şey vardı o da evin içinde ayakkabıyla dolaşmamızdı. Kendi evim değil ama ben acayip rahatsız oldum şahsen.

'Onca olayın arasında bundan mı rahatsız oldun?'

Tabii amcasının bağırması da hoş bi durum değil.

Emir kendi kendine sıkıntılı bir nefes alıp verirken ben onun yüzünü incelemekle meşguldüm. Amcasının eli belli ki çok ağırdı. Tek yumrukla yüzünü morartmayı başarmıştı. Acıyordur şimdi.

Kollarını dirseklerine dayayan Emir iki eliyle başını ovmaya başladı. O sessizce başını ovarken yanına biraz yaklaşıp sordum "İyi misin?" diye. O ise pozisyonunu bozmadı.

"Başım ağrıyor."

"Bende ağrı kesici var."

El çabukluğuyla omzumdaki çantayı açıp ağrı kesici aramaya başladım. Lazım oldu ya, hemen gelmedi elime. Biraz çantayı dağıttıktan sonra buldum nihayet.

"Al," dedim ilaç paketini uzatırken. Bu sırada gözüm su arıyordu etrafta. Hiçbir yerde su göremeyince çantamdaki küçük, belki yarım litre bile olmayan cam şişeyi çıkardım.

"Hiç içmedim."

Elimden şişeyi alıp kafasına diken Emir hemen öncesinde de hapı ağzına atmıştı.

"Sağ ol."

"Şifa olsun."

Şişeyi yarıya indirdikten sonra bana uzattı. Ben alınca da sol bacağını büküp sağ bacağının altına aldı ve ayakları dışarıda kalacak şekilde yatağa uzandı. Yatağın bize göre sol tarafına uzanmıştı. Uzandığı gibi gözlerini kapatırken ben onu ve odayı izlemekle meşguldüm. Sanırım 3 4 haftalığına kalmam gereken yer burasıydı.

Biraz daha bakındıktan sonra köşede duran tek kişilik koltuğu fark ettim. O da haki yeşili renginde ve genişti. Buradan bakılınca gayet rahat bir koltuğa benziyordu. Eğer konfor testlerimden geçerse yeni yatağım olarak onu seçebilirdim.

'Sanki başka şansın var.'

Yani şu an için görünmese de bence Emir gibi zengin bir adam odasına geniş ve rahat bir kanepe alabilirdi. O zaman başka bir şansım olabilir evet.

"Beni dikizlemeyi keser misin?"

Şu sessizlikte ve ben tam koltuğa odaklanmışken birden konuşunca "Hı?" demiş bulundum.

"Efendim pardon?"

"Deminden beri başımda dikiliyorsun ya, onu diyorum. İyi ezberledin mi bari yüzümü?"

Aşağıdan tek kolu başının altında bana öz güven tavan bir şekilde gözleri kapalı konuşan Emir'e boş boş baktım.

"Niye sen koltuk musun?"

Birden gözleri açılan aynı anda kaşları çatılan Emir anlamayan boş bakışlarla sordu.

"Ne?"

"Deminden beri koltuğa bakıyorum, sen niye üzerine alınıyorsun?" diyerek gözlerimle koltuğu işaret edince bir koltuğa bir bana baktı. Sonra o yüzündeki anlamlandıramayan ifadeyle tekrar sordu.

"Tam olarak burada, başımda, dikilip koltuğu mu izliyordun?"

"Evet."

Anlamlandıramayan bakışların yanına bir de tuhaf bakışlar eklendikten sonra sanırım biraz(!) bozulmuş olacak ki kaşlarını çattı. Hemen sonra da eski pozisyonuna dönüp gözlerini kapattı.

"Sende de hiç akıl yokmuş. Yanında yakışıklı mı yakışıklı kocan dururken sen gidip koltuk izliyorsun. Ee, değdi mi bari?

Güldüm kendi kendime. Kendini dizilerdeki uyurken izlenilen erkeklerden biri sanmış herhalde. Garibim, seni izlemiyorlar mı?

Bu kısmı sesli söylemek yerine içimden söyleyip kendim güldüm. Sonra da ona cevap verdim.

"Şimdi anlarız değdi mi değmedi mi." deyip gittim koltuğa oturdum. Umarım göründüğü kadar rahattır.

Göründüğünden rahatmış. Onayladım.

Kaşlarımı kaldırırken şaşkınlığımı gizlemiyordum.

"Beklentimin üstünde."

Koltuk cidden rahat ve genişmiş. Dizlerimi kendime çeker ben buraya sığarım. Bir de battaniyeyle mis gibi uyurum. Şükür bugün de yatacak yer bulduk.

"Değdi desene." diye bana laf atan Emir'e gülümsedim.

"Öyle."

O gülüp tekrar gözlerini kapatırken ben de ayakkabılarımı çıkarıp düşündüğüm şeyi yaptım ve dizlerimi kendime çektim. Battaniyem eksikti ama onu da bir ara verirdi herhalde.

Bir ara.

Kafamı da koltuğa yaslayıp iyice rahat pozisyona geçerken aslında bunun çok kötü olmadığını fark ettim. Çünkü benim kafamda kurduğum, odasında yataktan farklı bir sandalyesi olmasıydı sadece. En iyi ihtimalle çok sert, daracık bir koltuk olmasıydı ki bu ihtimal sandalyede uyumaktan daha iyiydi. Çok şükür daha iyi bir alternatifim varmış.

"Çok sevdin herhalde?"

Rahat rahat otururken Emir'in sesiyle kafamı kaldırdım. Yattığı yerde başını çevirmiş bana bakıyordu.

"Yani," dedim çok memnun olmamış gibi gözükürken. "Gideri var. Bir ay idare eder beni."

Ben kaldırdığım başımı tekrar koltuğa yaslarken Emir doğruldu yattığı yerden. Yüzündeki şaşkın ifadeyle sordu yine.

"İdare eder derken?"

Pozisyonumu bozmadan cevap verdim.

"En fazla bir ay kalmayacak mıyız burada? Bir ay idare eder işte."

"Tamam da, koltuk seni niye idare etsin?"

"E ne istiyorsun Emir, yerde mi yatayım?"

"Yahu koskoca yatak süs diye mi duruyor burada?"

"Sen yatıyorsun ya orada."

"Eee?"

Tip tip baktım Emir'e.

"Ne eee?"

Emir her zamanki rahat haliyle konuşmasına devam etti.

"Kızım, evliyiz ya hani biz, hatırladın mı? Niye ayrı yatalım?"

Tuhaf tuhaf baktım ona. Yani, bence tartışmaya kapalı bir konu bu.

"Emir senin kafan saat başı resetleniyor mu? Ne diye aynı yatakta yatalım ya, Allah Allah."

Emir bu lafıma göz devirdi.

"Evli olduğumuz için olabilir mi?"

"Tamam evliyiz de," diye devam ederken sözümü kesip o atladı.

"O zaman sorun ne? Koca yatağa kendini mi sığdıramadın?"

"Be adam," diye cevap verdim ona. "Mesele o mu sence?"

"Ortada bir mesele mi var?"

Öyle bir konuşuyordu ki sanki her şey normaldi bir benim dediklerim anormaldi. Onun yüzünden bazen kendimi sorgulama ihtiyacı hissediyorum.

"Zorla evlendiğimizi hatırlatmamı mı istiyorsun?"

Derin bir nefes alıp veren Emir hiç sessiz nefes almıyor, bilakis benim duymamı istiyor gibiydi.

"Kızım sevmiyoruz etmiyoruz, aklına saçma şeyler getirip durma. Sadece aynı yatakta uyuyalım yoksa sürekli aynı odada başka yatacak yer ararız diye söyledim. Yani ben de çok meraklı değilim sana. Allah Allah..."

İyi en azından bu ısrarın sebebini anladık. Ama sana meraklı değilim detayı bence gereksiz ve kırıcıydı. Bunu ben biliyorum zaten niye hatırlatıyorsun ki?

Şu an biraz gerilmiş gibiydi o yüzden bir şey söylemedim. Onun yerine onun da yaptığı gibi gözlerimi kapatıp geri yatmayı tercih ettim. Hem bence böyle daha umursamamış gibi gözükürdüm.

Biz biraz daha öyle dinlenirken bir ses geldi. Ama bu sefer bağırma sesinden çok bir silah sesiydi duyduğumuz. Üstelik bu ses evin dışından değil içinden gelmişti. Şu an dışından gelmesi daha mı hayırlı olurdu bilmiyorum ama silah sesinin ardından gelen bağırma sesi hiç hayra alamet değildi.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.