İçeriğe geç

Bi Umut

Bölüm 52 · 9 dk okuma

Bi Umut

Bölüm 52

-52-

Yazardan Şok olmuş gözlerle bakıyordu Bora. Mayıs... Tanıdığı o kız, tanıdığını sandığı kız bir hocayla yan yana, göz göze el ele... "Senin..." dedi zar zor şoku atlatmaya çalışarak. "Senin bu adamla ilişkin vardı." Sesi soru sora gibi çıkmıştı. Nasıl böyle bir şey yaparsın, bana söylediğin hiçbir şey gerçek değil miydi... Gibi sorular beynini kemirirken aslında en başından beri ilişkisi olduğu için ona hayır dediğini anlamıştı. "Ulan en sonunda elimde kalacaksın!" diyerek onun üstüne yürüyen Emir'i Mayıs durdurdu zar zor. "Emir dur, yapma!" "Sana ne lan Mayıs'tan!" diye bağırmaya başladı Emir. "Sana ne?! Patlatacağım o beynini! Bak en sonunda elimde kalacaksın!" Bora umursamadı bile. Hâlâ hayal kırıklığı yaşıyordu Mayıs'tan dolayı. "Bana bir sürü şey söyledin... Nasip dedin, Allah dedin... Meğer ilişkin varmış, Allah'ı da karıştırmışsın yalanına... Sen nasıl bir insa-" Cümlesini tamamlayamadan yüzüne yediği yumrukla yere yığılması bir oldu. Emir Mayıs'ın elinden kurtulmuş ve Bora'ya saldırmaya başlamıştı. "Ne biçim konuşuyorsun lan sen?! Gebertirim seni!" diye bağırırken aynı zamanda yerde yatan Bora'ya yumruk savuruyordu. Mayıs Emir'e ne kadar yalvarsa da Emir durmuyor, Mayıs ise korkudan eli ayağı titreyerek ayırmaya çalışıyordu onları. "Emir ne olur dur yapma!" diyerek ağlar hâle gelmişti. "Ne biçim konuşuyorsun lan Mayıs hakkında! İlişki falan ne saçmalıyorsun kafasız herif! Karım lan o benim karım! O ima ettiğin şeyle beraber senin beynini patlatırım, DUYDUN MU?" Bora kendini korumaya çalışıyorsa da yediği yumrular umrunda değildi aslında. Fakat duyduğu cümle karşısında nutku tutuldu. Mayıs, evli miydi?.. Artık kendini korumayı bıraktığı sırada Mayıs daha da korkup zar zor durdurdu Emir'i ve bulduğu bir boşlukta geriye çekmeye çalıştı onu. Gözlerine bakmaya çalıştı. "Emir ne olur dur, bak çok korkuyorum yapma, lütfen yapma, lütfen..." diye ağlayarak konuştuğu sırada Emir bir an göz göze geldi onunla ve kafasına dank etti her şey. O an fark etti Mayıs'ı ne kadar korkuttuğunu. Kendine gelip kalktı Bora'nın üstünden ve Mayıs'ı da çekti yanına. Ellerini iki yanağına yerleştirip ağlayan karısını sakinleştirmeye çalıştı. "T-tamam bitanem özür dilerim, korkma. Bir şey yok tamam mı bak sakinim." diyerek gözlerinin içine bakarken Mayıs yerde yüzü dağılmış bir hâlde kıvranan Bora'ya kaydı. "Nasıl bir şey yok, ne hâle geldi görmüyor musun?" diye konuştu hâlâ ağlarken. Emir kısa bir Bora'ya bakıp tekrar ona döndü. "Bir şey olmaz ona." dediği sırada Mayıs ellerini itti ve Bora'ya bakmak için yere çöktü. "Mayıs!" diye uyarıcı bir tonda konuşsa da dinlemedi Mayıs onu. Adamı ne hâle getirmişti hâlâ kıskançlık mı yapıyordu! "B-bora iyi misin? Duyuyor musun beni?" Bora kendinden geçmiş gibiydi. Mayıs'ı yarım yamalak duyuyor ama gözlerini açmaya derman bulamıyordu kendinde. "Bora!" diye tekrar seslendiğinde Emir kolundan tutup kaldırdı onu. "Emir ne yapıyorsun?" diye sorduğunda Emir sakin kalmaya çalıştı. "Ondan uzak dur Mayıs. Ben bakacağım. Korkma, bayıltacak kadar bile vurmadım." deyip Mayıs'a söz hakkı tanımadan onu arkasına çekti ve yere çöktü. "Aç lan gözünü." diyerek nezaketten çok uzak bir şekilde konuşmaya başladı. Bora az biraz açtığı gözleriyle baktı ona ama bir şey demedi. "Emir ne yapıyorsun ya!" diyerek tekrar çökeceği sırada Emir engel oldu. "Mayıs bak zaten tepem atık lütfen beni zorlama tamam mı güzelim?" Sesi uyarıcı tondaydı. Sonra Bora'ya dönüp yüzüne hafifçe vurmaya başladı. "Sen de kalk lan artık, Allah Allah!" Bora yüzünü çevirip kendine gelmeye başlamıştı. Emir gerçekten de bayıltacak kadar vurmamıştı anlaşılan. O sızlanarak doğrulmaya çalışırken Emir kalktı ayağa. Mayıs hâlâ vicdan azabı ve korku yaşarken Bora'nın hareketlenmeye başladığını görünce içi biraz olsun ferahlamıştı. "Allah'ım çok şükür." Mayıs'ın Bora için şükrediyor olması Emir'i daha da delirtmeye başlamıştı. "Mayıs sen neye şükrediyorsun?" diye sordu içinde tutamayarak. Nasıl olur da onun için bu kadar endişelenebilirdi? "Ayıldı ya hani!" diye kızdı Mayıs ona. Ağlamayı bırakmış olsa da gözleri hâlâ nemliydi. "Sana ne ayıldıysa?" diye soran Emir'e şok içinde baktı. "Ne demek sana ne, öldürecektin neredeyse!" "Abartma Mayıs, bir şey olduğu yok. Cani miyim ben?" derken biraz gönül koymuş gibiydi. "Yüzünü dağıttın resmen! Ya bir şey olsaydı? Ömür boyu ikimize de vicdan azabı çektirecektin! Sonra hapse girecektin yine sensiz kalacaktım!" diye bağırınca yumuşadı Emir. Onu düşündüğünü anlayınca sakinleşti. "Korkma bir şey olmadı," diye sakince konuştuktan sonra henüz oturur pozisyona gelmiş olan Bora'ya baktı ve yine sinirlendi. "Tabii o gevşek ağzını açacak olursan bu sefer kimse alamaz seni elimden." "Emir başlama yine bak sakin ol." diyerek ikisinin arasına geçti. Bora ayaklanmaya başlamıştı. "Sen bile bunu yaptıysan herkes her şeyi yapar." dedi Bora zar zor ayağa kalkabilmişti. "Senin o ağzını!.." diye tekrar üzerine gideceği sırada Mayıs durdurdu onu. "Emir dur! Bırak ben konuşayım." diyerek net bir şekilde konuştu. Bora'nın düşünceleri çok kötüydü ve en azından anlatmak istiyordu. "Ne konuşacaksın onunla Mayıs?!" diyerek daha çok hiddetlendi Emir. Bora'nın söylediklerinden rahatsız oluyorsa ağzını kırabilirdi, Mayıs'ın konuşmasına ne lüzum vardı? "Ya bi anlatayım bilsin. Yanımdasın zaten, bir izin ver de derdimi anlatayım." Emir sinirle soludu. İçinden bolca sabır çekerken sakin kalmaya çalıştı. Yumruklarını sıktı ama bir şey demedi. Mayıs onun sessizliğini onay olarak düşünüp Bora'ya döndü. "Bak sana şimdi gerçeği anlatacağım. İster inan ister inanma, benim hakkımda bu şekilde konuşabilen birinin ne düşündüğü önemli değil benim için ama aynı okuldayız... Biz Emir'le evlendik. Ailelerimiz tanışıyordu, nikahı da memlekette kıydık. Sonra insanlar senin gibi hocasıyla ilişkisi var bilmem ne diye laf çıkarmasın diye gizledik bunu. İftar akşamı seninle son konuşmamızda da evliydik ama sana bunu söylemedim. Çünkü sen Emir'den önce de yoktun şimdi de yoksun. Biz evlenmeden önce de hayır demiştim ben sana. Konunun Emir'le alakası yok yani. O gün söylediklerimin hepsinde samimiydim, inanmayabilirsin ama gerçek bu. Ben Allah'ı kullanacak kadar alçak da değilim, böyle düşündüğüne göre beni zaten tanıyamamışsın. Şimdi istersen bunlara inan, istersen inanma git herkese anlat. Umrumda değil. Ben yanlış bir şey yapmadım. Sevdim, evlendim. Bu kadar." Bora bir şey diyecek oldu ki Emir konuştu. "Bana bak lan! Seni Mayıs'ın etrafında görürsem eğer, bir Allah'ın kulu elimden alamaz seni. Duydun mu?" diye kısa bir uyarı geçtikten sonra Mayıs'ın elini tutup çıktılar parktan. Arabaya bindikten sonra daha Emir arabayı çalıştırmadan Mayıs onu dövmeye başladı. "Ne oluyor? Dur Mayıs, ne yapıyorsun?" Emir'e pek bir etkisi olmayan vuruşları yine Emir'in kollarını tutmasıyla son buldu. Emir, anlamsız bakışlarıyla "Ne yapıyorsun güzelim?" diye sorduğunda Mayıs kaşları çatık bir şekilde cevap verdi. "Dövüyorum seni, çok canın çekmiş ya!" "O ne demek Allah aşkına?" "Ya sen ne yapmaya çalışıyorsun? Ne diye saldırdın çocuğa? Ağzını yüzünü patlattın dağıttın bütün hırsını çıkardın! Öldüreceksin sandım ya!" diye sesini yükseltip ellerini kurtardı Emir'den. "Kafayı yiyordum! Bir şey olacak sandım! Aklıma türlü türlü şeyler geldi. Gücüm de yetmedi seni çekmeye... Ne kadar korktum haberin var mı senin?!" dediğinde sonlara doğru sesi alçalmış ve hafif titreyerek konuşmuştu. Emir, Mayıs'ın titreyen sesini duyunca yutkundu. Az önce ona vuran ellerini tutup konuştu yatıştırmak ister gibi. "Tamam bitanem korkma, bir şey olmadı." "Olabilirdi ama." Emir onu korkuttuğu için kendine kızsa da başka nasıl davranabilirdi bilmiyordu aslında. Mayıs'la o şekilde konuşmasını anlayışla karşılamasını beklemiyordu herhalde. "Ne yapsaydım güzelim? Seninle ne biçim konuştuğunu gördün. Nasıl sakin kalabilirdim?" "Sen sinirlenince böyle mi yapacaksın Emir? Öldüresiye dövmek miydi çözüm?" "Bak şu an korkmuş olduğun için öyle sanıyorsun ama ben o kadar ileri gitmedim." diyerek net bir açıklama yaptı ve daha mantıklı olduğunu sandığı bir gerekçe sundu. "Bayılmadı bile." "Aa ne güzel ya çok sağ ol. Dozunu da ayarlamış!" Emir buna şakavari bir cevap vermeyi uygun gördü. "E tabii kızım eczacıyız biz, doz bizim işimiz." Mayıs, "Ya sabır..." diyerek önüne dönüp kollarını bağlayınca Emir yeni bir küslüğün gelme ihtimalini sezdi ve hızlı bir şekilde müdahale etti. "Kusura bakma karıcığım ama kimse seninle o şekilde konuşamaz. O çocuk o dayağı hak etti. Ayrıca üçüncü kez söylüyorum, öldüresiye dövmedim ben onu hatta az bile yaptım da neyse..." dediği sırada Mayıs'ın ters bakışlarıyla karşılaştı ama devam etti yine de. "Tamam, özür dilerim... Ama seni korkuttuğum için. Başka bir şeyden değil yani." "Of Emir of!" deyip kollarını bağladı Mayıs. Her şeye bir cevabı vardı maşallah. Emir alttan almayı daha uygun gördü. Arabayı çalıştırırken "Hayatım, niye ofladın ki şimdi?" diye sordu. Aslında gayet sevimli duruyordu Mayıs'a göre. Ama Mayıs sinirliydi ona. Cevap vermedi. "Konuşmuyor musun benimle?" diye sordu Emir bi yola bi ona bakıyordu. "Konuşmuyorum." dedi Mayıs ona bakmadan. Emir yalandan kınar gibi konuştu. "Hih, ne kadar ayıp. İnsan kocasıyla konuşmaz mı?" "Kocası gidip el alemi döverse konuşmaz." Emir, yaptığından gram pişman olmadığını sözleriyle aktardı. "El alem gidip adamın karısına laf ederse adam da el alemi konuşturmaz Mayıs hanım. Hiç kusura bakma, yine olsa yine döverdim. Bunun için benimle konuşmayacaksan da eyvallah." Mayıs bir şey demedi. Emir de üstelemedi. İkisi de yolu izlerken aradan geçen birkaç dakikadan sonra kampüse girdiler. Emir arabayı yine aynı yere park ettikten sonra kontağı kapattı. Sessizlik yine sürerken Emir bu konuyu akşam tekrar konuşmanın daha mantıklı olduğunu düşündü. Mayıs hâlâ konuşmadığına göre siniri geçmiş değildi belli ki. Tam arabadan inmeye yeltendiği sırada Mayıs bileğinden tuttu onu. "Eline bi bakayım." diyerek az önce Bora'yı döven elinin üzerine baktı. Pek bir şey yok gibiydi ama biraz kan vardı ve hafif kızarıktı. "Acıyor mu?" diye sorunca gülümsedi Emir. "Yok." deyince Mayıs cebinden temiz peçete çıkardı. Torpidodan bulduğu suyu peçeteye damlatıp Emir'in elinin üzerini temizlemeye başladı. Arada üfleyerek acısının geçmesini sağlamaya çalışıyordu. Emir onu gülümseyerek izlerken henüz gündeme gelmeyen o konuyu açtı. "Bu arada," deyip Mayıs ona bakınca devam etti. "Artık okuldan biri evli olduğumuzu biliyor." Mayıs gözlerini ondan çekip tekrar işine odaklandı. "Evet." diye kısa bir cevap verdi. Emir devam etti konuşmaya. "Evli olduğumuzu söyledim diye kızdın mı bana?" Mayıs işine devam ederken "Yok." dedi. "Sen söylemesen ben söylerdim zaten." "Ama bilinsin istemiyordun?" "Evet ama duydun işte nasıl konuştuğunu. Öyle bilinmesindense evli olduğumuzu bilsinler daha iyi." Emir bir şey demedi. Canı sıkılmıştı çünkü bu dediğine. Mayıs ondaki durgunluğu fark edince kaçamak bir bakış attı. Emir'in kaşları hafif çatık önüne baktığını görünce elini mendille temizlemeyi bitirip mendili kenara bıraktı. Sonra iki eliyle onun elini tutup az önce sildiği yerin üzerine küçük bir buse kondurdu. Emir'in bakışları onu bulduğunda elini bırakmadan konuştu. "Hayatım... Ben sevdiğim adamla evlendim, üstelik onca zaman bekledikten sonra. Çok da güzel sevildim. Hâlâ hissediyorum sevgini. Tabii ki bunu herkes duysun bilsin isterim. Saklamak inan o kadar üzüyor ki beni... Ama, sana bana bir laf söz gelir diye düşünüyorum. Kimseye de açıklayamayız durumları. Sonra biz üzüleceğiz yine. O yüzden saklamak istedim, başka ne gibi bir sebebi olabilir ki zaten? Ben seninle evlendiğim için çok mutluyum, biliyorsun." Emir tebessüm edip diğer eliyle yanağını sevdi ve diğer yanağına küçük bir buse kondurdu. "Biliyorum, ben de çok mutluyum." Mayıs da tebessüm etti. "Ama öğrendi artık. Ne yapabiliriz ki? Biz elimizden geleni yaptık. Gerisini Allah'a bırakmamız lazım. Vardır bunda da bir hikmet. İster söylesin ister söylemesin umrumda değil artık. Utanılacak bir şey yok sonuçta, evlendik. Belki böylesi daha iyi olur." "İnşallah." dedi Emir sıkıntılı bir nefes verdikten sonra. Aslında bilinmesini en çok o istiyordu. Ödü kopuyordu biri gelip bir teklifte bulunur diye. Ya da birinin bunu düşünmesi bile delirtirdi onu. Hem arkadaşlarına da söylemek istiyordu. Çocuk gibi saklamak istemiyordu. Gerçek bir evlilikti bu ve karısıyla saklanmak zorunda kalmadan gönlünce vakit geçirmek istiyordu hâliyle. Bu şekilde dışarı çıkarken bile Mayıs'ın gerildiğini hissediyordu ve bu gerçekten çok canını sıkıyordu. Ama diğer yandan Mayıs'ı üzerler mi, iftira atarlar mı diye korkmuyor değildi. Çünkü insanlar bu evliliğin nasıl olduğunu bilmiyordu ve kendi kurdukları şeyleri söyleme ihtimalleri vardı elbet. Mevcut durum olarak hâlâ öğretmen öğrenci ilişkisi göründüğüne göre söyleyecekleri şeylerin pek de hayır olmayacağını tahmin ediyordu. Bu da Mayıs'ı üzebilirdi. İşte o zaman konuşanları bugün Bora'yı susturduğu gibi susturabilir miydi, onu bilmiyordu.

Bölüm sonu

2 yorum