İçeriğe geç

Bi Umut

Bölüm 53 · 10 dk okuma

Bi Umut

Bölüm 53

-53-

"Acıyor mu elin?" diye tekrar sordu Mayıs. Elinin üzeri biraz kızarıktı sadece. "Yok, acımıyor." deyip gülümsedi Emir de. Elini çekti sonra. "Sen ne yapacaksın şimdi?" "Staja geçerim, sen?" "Ben buradayım," dedi. "Akşama ancak gelirim." Sonra devam etti. "Keşke söyleseydin direkt oraya bırakırdım seni." Mayıs bir şey diyemeden devam etti yine. "Neyse şimdi bırakırım." deyip arabayı tekrar çalıştırdı. "Yok yok, gerek yok. Ben otobüsle geçerim. Hem Deniz'le konuşacağım. Sonra geçerim oraya." "Ne konuşacaksın, olanları mı?" diye sordu. "Evet," diye onayladı Mayıs. "Kulağına bir şey gelirse haber verir hem." Başını salladı Emir. "Tamam. Ama işin bitince ara ben bırakırım seni. Hem öğleden sonra değil miydi stajın?" "Evet." "Tamam o zaman sen işlerini hallet öğlen olunca beraber yemek yiyelim merkezde. Sonra seni bırakır okula geçerim ben." Mayıs mantıklı bulunca onayladı onu. "Tamam o zaman, haberleşiriz yine." Emir "Olur." deyip yaklaştı ve yanağını öptü. Mayıs da onun yanağını öpüp geri çekildi. Sonra da "Görüşürüz." deyip çıktı arabadan. Çıkmadan önce Emir'in "Görüşürüz bitanem." demesine gülümsemeyi unutmamıştı. Emir'e başta kızsa da sonraları onu anlamış ve sakinleşmişti. Bu kadar empatik bir insan olmasa belki küsebilirdi ama onu anlayabiliyordu. Emir'i seven biri olsa ve onu Emir'in yakınında dahi görse kafayı yerdi muhtemelen. Ayrıca birinin Emir'e "Sen nasıl bir insansın?" gibi şeyler söylemesini çok sakin karşılayabileceğini sanmıyordu. Ama Bora'yı dövdüğü için hâlâ hak vermiyordu ona, o ayrı. ** "Bora'yı mı dövdü?" diye sesli konuşan arkadaşıma kızdım hemen. "Megafon da vereyim mi?" "Yok kimse duymaz da kızım iş biraz ciddiye binmiş sanki." "Valla o kadar korktum ki sana anlatamam. Yani şu 2 ay nasıl geçecek gerçekten bilmiyorum ya..." "Sanmıyorum ki 2 ay beklesin." dedi Deniz umutsuz bir şekilde. "Ruh hâlini düşünemiyorum, çok öfkelidir. Ama sana böyle bir şey yapar mı bilemedim." "Gidip birilerine anlatır mı diyosun?" Alt dudağını çıkardı bilmem der gibi. "Bilemiyorum işte. Belli olmaz. Sen yine de kötü düşünme ama anlatırsa ne yapacaksınız?" Omuzlarımı kaldırıp indirdim. "Bilmiyorum. Açıkçası artık bunu düşünmek istemiyorum. Her an tetikte olmak istemiyorum artık ya, yoruldum bundan. Sanki kötü bir şey yaptık, evlendik işte. Okulda aşk yaşamıyoruz ya normal her zamanki gibi işimizi yapıp gidiyoruz. Zaten haftanın 1 2 günü okuldayım diğer günler stajdayım. Sürekli kim ne diyecek diye düşünüp kendimi yıprattım zaten. Öğrendi işte. İster anlatsın ister anlatmasın. Umursamayacağım bundan sonra." Başını salladı Deniz. Hak verdi ona. Ama aynı zamanda olacak olanları pek kestiremedi. İş dekanlığa kadar gider miydi mesela? Mayıs'ın okul hayatını etkiler miydi? Bunları da düşünüyordu. Aslında bunları Mayıs düşünüp ona anlatmıştı ama şimdi umursamıyordu. Belki de umursamamaya çalışıyordu. Bilmiyordu. Ama bunları hatırlatıp canını sıkmaya gerek var mıydı bilemedi. Galiba akışına bırakacaktı o da Mayıs gibi. O sırada Deniz'i biri aradı. "Efendim Ramazan." "Ne yapıyorsun, yanında biri var mı?" Ramazan sınıftan biriydi. Genel olarak çevresi geniş, çoğu insanla iyi anlaşan sempatik biriydi. Okulda sevilirdi de. Ama sesi neden gergin gibiydi pek anlayamadı Deniz. "Mayıs'la oturuyoruz, sen ne yapıyorsun?" dedi normal bir konuşmaymış gibi. Açıkçası konunun Mayıs'la ilgili olduğunu düşünmüştü. Mayıs o sırada telefonuna bakmaya başlamıştı. "Mayıs mı yanında? Versene iki dakika. Bende numarası yoktu, sana onu soracaktım." Bu şekilde tahmininde yanılmadığını anlamış oldu Deniz. "Tamam." deyip Mayıs'a dokundu. "Seninle konuşacakmış." "Benimle mi?" diye şaşırdı Mayıs ama Deniz uzattığı için almış bulundu. Deniz, bilmem der gibi bakınca telefonu kulağına götürdü. "Efendim." "Mayıs merhaba, Ramazan ben sınıftan." deyip devam etti beklemeden. "Ya ben bir şey duydum da işin aslını sana sorayım dedim." Mayıs anında gerilmişti. Cidden bu kadar hızlı yayılmış olabilir miydi her şey? "Ne duydun?" diye sordu ona. Bu konu Ramazan'ı neden ilgilendirmişti onu da pek anlamamıştı ama sorgulamadı da. Şu an duyduğu şeyi merak ediyordu. "Evlenmişsin diye duydum. Tabii bu bizi ilgilendirmez ama yine de sormak istedim. Biliyorsun Bora benim arkadaşım. Bugün de bir şeyler olmuş herhalde. Anlattı ama sinirliydi baya tam doğru mu değil mi anlamadım. Eğer doğruysa..." deyip Mayıs'ın tepkisini ölçtü bir iki saniye. Mayıs konuşmayınca devam etti. "Bora'yı vazgeçirelim diyoruz. Yoksa bu şekilde başını belaya sokacak." Mayıs rahat bir nefes verdi. Tam olmasa da biraz olsun rahatlamıştı. Çünkü Bora onlara Emir'le evli olduğunu anlatmamıştı galiba. "O sana ne anlattı ki?" diye sordu yine de emin olmak için. Ramazan cevap verdi. "Yani çok bir şey anlatmadı. Sanırım senin yanında birini görmüş kavga etmişler sonra evli olduğunuzu öğrenmiş." Mayıs gülümsedi. İçi biraz olsun rahatlamıştı. "Doğru anlatmış o zaman," dedi bozmayarak. "Evet evlendim. Umarım bir daha böyle şeyler yaşanmaz. Sadece kendini değil beni de çok zor durumda bırakıyor gerçekten. Önceden söylememiştim ama bundan sonra atacağı her adımı evli bir kadına atmış olur. Lütfen bunun farkına varsın artık." Kısa bir sessizlikten sonra "Anladım," dedi Ramazan. Sonra merakına yenik düşerek sordu. "Anladım ama bir şey merak ediyorum Mayıs. Madem evliydin, Bora sana geldiğinde neden söylemedin ona? Söyleseydin o da senden vazgeçerdi." Mayıs bir anda o kadar gerildi ki... Nasıl cevap vereceğini bilemezken "Söylemek istemedim." dedi ve devam etti. "Çünkü biz henüz düğün yapmadık ve soran herkese açıklama yapmak istemedim." diye kısa bir açıklama yaptı. Aslında yalan sayılmazdı. Çünkü kimseye açıklayamayacağı için saklanmasını istiyordu bu evliliğin. "Gerçekten mi? Sırf bu yüzden mi Bora'ya açık kapı bıraktın?" deyince tepesi attı yine Mayıs'ın. "Açık kapı ne demek ya?" diyerek öfkesini sesine yansıttı. Ama eğer bu şekilde yansıtmaya devam ederse söyleyeceklerini anlayacağını pek sanmıyordu. Biraz daha sakin ama hâlâ sinirli bir şekilde konuştu. "O nasıl laf Ramazan? Bora bana her geldiğinde ben ona hayır dedim, her seferinde hayır dedim, bir kez bile umut vermedim. Hatta benden uzak dur dedim, beni zor durumda bırakıyorsun dedim. İstersen ona sor bunların hepsini dedim ben ona..." Nefeslenip devam etti. "İlla birini mi sevmem gerekiyor hayır lafını anlaması için, illa evli olmam mı lazım? Kimseyi sevmeden de hayır diyemez miyim ben? Sırf evli olduğumu söylemedim diye açık kapı mı bırakmış oldum yani? Ayıp değil mi bu dediğin?" Yine kısa bir sessizlik oldu. Mayıs nefesini düzenlerken Ramazan konuştu sakin bir şekilde. "Kusura bakma Mayıs, ben anlamaya çalıştım sadece. Ben sana sormasam Bora kendi kendine soracaktı, biliyorum. Ama anladım seni. Tamam. Bu arada Bora bir tek bana anlattı için rahat olsun. Bizden çıkmaz." "Sağ ol." dedi Mayıs daha sakin bir şekilde. Sonra bi umut konuştu. "Umarım Bora da anlar." "Anlar ya, ben zaten konuşacağım onunla." "Sen bilirsin." dedi Mayıs düz bir şekilde. Sessizlik olmadan Ramazan konuştu hemen. "Tamam o zaman görüşürüz, sağ ol cevap verdiğin için." "Bir şey değil." Telefon kapanınca Deniz'e geri uzattı Mayıs. "Ne oldu öyle ya iki dakikada?" "Duydun işte." dedi Mayıs keyifsiz bir şekilde. "Emir hoca olduğunu söylememiş mi?" "Yok." "İyi bari onu söylememiş en azından." "Evet," dedi Mayıs yine canı sıkkın bir şekilde. Cidden az önce okuldan birine açıklama yapması çok canını sıkmıştı. Bu özel bir mesele olduğu halde insanlara açıklamak zorunda kalmak çok sinir bozucuydu. "Bunaldım yaa..." diyerek kalktı ayağa. "Nereye?" diye soran Deniz'e omuz silkti. "Bilmiyorum, belki camiye giderim. Ya da yürürüm biraz." "Ben de geleyim mi?" "Yok ya sağ ol. Ben biraz kendim dolaşayım." Başını salladı Deniz anlayışla. Sonra Mayıs gitti. ** Emir kendini işlere vermeye çalışıyor ama aklı sürekli Bora denen herife takılıyordu. Onun Mayıs'a karşı bir şeyler hissediyor olması kafayı yemesine sebep oluyordu. Delirecek gibi oluyor sonra kendini bir şekilde toparlıyordu. Geldiğinden beri bilgisayarla uğraşıyor girdiği bilgiler yanlış olmasın diye zırt pırt dönüp kontrol ediyordu. Yorulmamıştı ama sinirleri bozuktu. Acaba Mayıs nasıl diye düşününce kısa bir ara vermenin daha iyi olacağını umdu. Telefonunu çıkarıp Mayıs'ı aradı. Telefon ikinci çalışta açtı. "Alo?" "Efendim." deyince sesinde bir gariplik sezmediği için sevindi. "Nasılsın güzelim?" "İyiyim, sen nasılsın?" "Ben de iyiyim. Ne yapıyorsun?" "Yürüyorum kampüste. Sen ne yapıyorsun?" "Saate bakıyorum, öğlen olsa da çıksam diye." "Az kaldı." "Evet çok şükür. Bu arada hava soğuk değil mi sen niye dışarıda yürüyorsun?" "Hava alayım dedim." "Ama soğuk yani çok kalma dışarıda." "Olur." Emir, Mayıs'ın sesinde durgunluk sezince tekrar sordu. "Sen iyi olduğuna emin misin?" "Evet iyiyim, bunladım sadece." "Neden?" Sıkıntılı bir nefes verdi. Saklamak istemiyordu ama şimdi anlatası yoktu hiç. "Ya az önce Bora'nın arkadaşıyla konuştum." dediğinde Emir hiddetleniyordu ki devam etti hemen. "Bak sakın yine sinirlenme kötü bir şey olmadı. Sadece Bora evlendiğimi söylemiş ona." "Ona neymiş?" diye konuştu Emir sinirle. "Onluk bir şey yok. Doğru mu yanlış mı diye sordu. Doğruysa eğer Bora'yı vazgeçirmek istiyormuş falan. Ben de doğru falan dedim işte onu konuştuk. Yemekte konuşuruz yine." "Mayıs sen niye millete açıklama yapıyorsun Allah aşkına?" diye sordu Emir anlamayarak. "Ne bileyim Emir millete ne anlattı merak ettim. O sırada da evlendiğimi söyledim işte." dedi. Mayıs'ın da canı buna sıkılıyordu zaten. "Kimseye bir şey açıklamak zorunda değilsin." Emir de Mayıs'ın böyle bir durumda başkalarıyla muhatap olmasını istemiyordu. Bora bitti de şimdi arkadaşına mı açıklama yapıyordu? "Biliyorum Emir," dedi canı sıkkın bir şekilde. "Ama ben çok bunaldım yaa..." dedi içinde tutamayarak. Birinin onu anlamasını istiyordu ve o kişinin Emir olacağına inanıyordu. Emir Mayıs'ın sesinden anlamıştı zaten pek iyi olmadığını. "Neredesin?" diye sordu beklemeden. Bu sırada bilgisayarı kapattı. "Yanına geleyim, gideriz." "İşin yok mu senin?" "Sonra hallederim." "Emir işin varsa gelme şimdi, beklerim ben." "Güzelim sonra hallederim dedim ya. Neredesin söyle geliyorum yanına." "Camiye doğru gidiyorum." dedi en son pes edip. "Tamam sen arabaya doğru yürü ben de geliyorum." "Tamam." deyip kapattı telefonu. Sonra da arabaya doğru yürümeye başladı. ** "Oğlum ağzını topla bak başlatma çanağına!" "Millet yaparken yapıyor, ben söyleyince mi sıkıntı birader?" diye gevşek bir şekilde cevap verdi karşısında duran şahıs. "Sana ne lan sana mı kaldı laf söylemek?!" "Valla ağzı olan konuşur, sen de anca dinlersin böyle." "Lan ben senin var ya!" diyerek üstüne atlayacağı sırada Ramazan zar zor durdurdu Bora'yı. Karşısındaki terbiye yoksunu herif kahretsin ki konuşmalarını duymuştu. "Ulan evli kadına yanaşan sensin, hâlâ üste çıkıyorsun be. Bir de kocasından dayak yemiş enayi." deyip iğrenç bir kahkaha attığında Bora'nın iyice gözü döndü. Ramazan'dan zor da olsa kurtulup bir tane yumruk attı ona. "Ne diyorsun lan sen?! Ne biçim konuşuyorsun?!" "Bora dur lan dur!" diyerek onları ayırmaya çalışıyordu Ramazan. Yumruk yiyince geri sendeleyen eleman hızlı toparlamış o da bir yumruk savurmuştu saniyeler içinde. Ortalık bir anda kavga alanına dönerken etraftaki öğrenciler yeni fark etmişti durumu ve çok sürmeden etrafına toplanmışlardı. "Zoruna mı gitti Bora efendi?!" "Sus ağzını kırdırtma bana SUS!" diye bağıran Bora aynı zamanda ona vurmaya çalışıyor fakat Ramazan ve etraftan gelen birkaç kişi onları ayırıyordu. "Olmaz öyle ya bu kadar insan toplanmış burada, biraz şenlik olsun." "Şerefsizlik yapma lan! Haysiyetin yok mu senin?!" diyerek Ramazan araya girse de Bora uygunsuz birkaç kelime kullanmıştı bile. "Siz yapınca şerefli biz söyleyince şerefsiz mi oluyoruz lan?!" "Yalan yanlış bir şey anlatıp da ortalığı karıştırma! Bi halt bildiğin yok o ağzını zorla kapattırma bize!" diyerek Ramazan cevap verse de o susmadı. Artık sadece Bora'yı tutuyorlardı çünkü diğer şahsın böyle bir derdi yoktu. O vaktinde Bora'yla yaşadığı husumetin intikamının peşindeydi. "Hanımlar beyler! Size küçük bir duyurum olacak!" dediğinde Bora yine üzerine atlamaya çalıştı ama onu tutanlar izin vermedi. Bu sefer Ramazan üzerine gidecekti ki onu da tuttular. "Sus lan gebertirim seni sus!" diye Bora bağırsa da engel olamamıştı. "Bu Bora denen herif..." dediği sırada cümlesini tamamlayamadan susmak zorunda kaldı. Çünkü beklenmedik bir şey oldu. Biri geldi ve az önce Bora'nın yumrukla deviremediği herifi omuzlarından iterek saniyeler içinde yere serdi. İtmeden 2 saniye önce de "Kes lan sesini!" diye bağıran kişi Emir Ayaz'dan başkası değildi. Herkes Emir'in gelmesinin ve o çocuğu yere sermesinin şokunu yaşarken Emir hemen bağırdı onlara. "Ne izliyorsunuz siz de?! Dağılsın herkes! HADİ!" Etrafta toplananlar hızlı bir şekilde dağıldılar. Çünkü Emir ciddi manada sinirliydi ve herkes onun ne kadar disiplinli olduğunu bilirdi. Böyle bir durumda sırf merakları yüzünden başları derde girsin istemezlerdi. Bora ve Ramazan'ı tutanlar da dahil herkes giderken yerdeki şahıs yeni yeni doğrulmaya başlamıştı. Bora ve Ramazan birbirlerine bakıp tekrar Emir'e dönerken Emir konuşmak için herkesin gitmesini beklemişti. Nihayet dördü kaldı diye düşünürken tam konuşacaktı ki biraz ileride Mayıs'ı görmesiyle beraber durdu. Mayıs hem şaşkın hem korkmuş bir şekilde bakarken Emir hemen yerdekine döndü. "Bana bak! Bir kişiden bile bu konuyla ilgili bir şey duyarsam peşini bırakmam senin. Diplomanı bile alamazsın. Anladın mı?" Çocuk ne diyeceğini şaşırırken anlamsızca baktı önce. Sonra Emir "Anladın mı?" diye tekrarlayınca başını salladı. Sonra Bora'yla Ramazan'a döndü. "Siz de aynı şekilde. Sizinle ayriyetten konuşacağım." deyince Bora sessiz kaldı. Ramazan da aynı şekilde. Emir ise başka bir şey demeden uzaklaştı oradan. Aslında asla böyle bir tehtid kullanmazdı ama bu duruma bir şekilde el atması gerekiyordu. Mayıs'ın olduğu tarafa doğru yürüyordu ama Mayıs az önceki yerinde değildi. Tahmini arabaya doğru gitmişti. O da o tarafa giderken bir yandan da kendini sakinleştirmeye çalışıyordu. Bu işin buralara gelmiş olması delirtiyordu onu. Her şey bitmişti bir de böyle zevzeklerle uğraşıyordu! "Mayıs neredesin?.." diye etrafa bakınırken arabanın yanına gelmişti. Tam telefonu çıkarıp arayacağı sırada biri arkadan kollarını doladı ona. Yüzünü görmese de aklını karıştıran, zihnini bulandıran kokusunu tanıdı hemen. Elleri otomatik olarak onun kollarına dolanırken duyduğu son şey sessizce kopan bir hıçkırık sesi olmuştu...

Bölüm sonu

3 yorum