"Mayıııs." deyip biraz yaklaştı bana ve ellerini iki omzuma koydu. Sesi meraklı çıkmıştı. "Efendim?" dedim ben de yutkunduğumu belli etmeyerek. Kokusu çok yakın olunca beyin fonksiyonlarım yavaşlıyordu da biraz. "Bu konuyu ilk defa açmıyorsun farkındasın dimi?" "Hangi konuyu?" "Benim bu evliliği gizlemek istediğim zamanların konusunu." "Ne alakası var, lafı geldi sordum." dedim umursamazca. Kaşlarını çattı. "Beni geçiştirme." diye uyarıcı bir tonda konuştu. Gözlerimi kaçırdım ister istemez. "O zamanki ilişkimizle şimdiki farklı, biliyorsun dimi?" "Biliyorum." dedim hâlâ ona bakmazken. "Bana bakar mısın?" dedi bu sefer kibarca. Saniyelik bakıp tekrar gözümü kaçırdım. "Güzelim," dedi sesini iyice yumuşatıp. Hâlâ yüzüne bakamazken elini kaldırıp çenemin altına getirdi. Hafifçe başımı kaldırıp ona bakmamı sağladı. "Gözünü kaçırmana gerek yok." Omuz silktim. "Biliyorum." "O zaman niye gözüme bakmıyorsun?" deyince yine gözümü kaçırdığımı fark ettim. "Bilmiyorum." Bazen bu kadar kırılgan olmak canımı yakıyordu. "Bitanem," dedi elini yanağıma getirip. Gözlerim onu bulunca devam etti. "Ben sana o zamanlar o gözle bakmıyordum. Sadece üzmemem, korkutmamam ve umut vermemem gereken biri olarak görüyordum. Boşanmak üzere evlenmiştim. Sana da bunu söylemiştim. Bunun için beni suçluyor musun?" Başımı iki yana salladım. "Hayır. Sen hayatımda gördüğüm en mert insanlardan birisin. O kadar zaman aynı evde iki yabancıydık ama senin bir yanlışını görmedim. Hep dürüst oldun bana. En başından beri. Ama..." deyip gözümü kaçırdım yine. "Ama?" diye sordu o da. Bi cesaret gözüne bakıp konuştum. "Senin bir suçun yok, biliyorum. Ama bir zamanlar beni istemiyor olman aklıma gelince üzülüyorum. Elimde değil..." deyip yine gözlerimi kaçırdım. Söylerken bile utanmıştım ama söylemesem de olmuyor işte. Emir bir şey demedi önce. Sonra iki elini kaldırıp iki yanağıma yerleştirdi nazikçe. Başımı da kaldırıp ona bakmamı sağladı. "Sanki," dedi tebessüm ederek. "Ellerimin arasında dünyanın en kırılgan ama en kıymetli mücevheri var. Güzel bakamazsam kayıp gidecek elimden." Somurttum. "Bıktın dimi benden? Sürekli benimle uğraşmaktan?" Saçmalama der gibi baktı. "Benim senden başka uğraşacak kimim var? Sen karımsın benim. Hayatımı paylaştığım insansın. Benim en kıymetlimsin. Ben seni bu hâlinle sevdim zaten." Gözlerim doldu ama ağlamadım tabii. "O zamanlar zaten ayrılacağız kafasında olduğum için saklamak daha mantıklıydı. Ama seni istemediğim için değil, zorunlu bir birliktelik olduğu için ayrılık düşünüyordum ben. Hatta senin de benim gibi düşündüğünü sanıyordum." Bir şey demeyince ellerini indirip şüpheyle sordu. "Sen de mi ayrılmak istiyordun yoksa? Beni sevdiğin hâlde?" Daha önce söylemiştim ona. Yine söylemek sorun olmaz diye düşünüp konuştum fazla açıklama yapmadan. "Ben sadece istenmediğim yerde kalmak istemiyordum." Emir'in gözlerinde az öncesi bakışlar tamamen kaybolmuş yerini bariz bir hüzün almıştı. Bunu görebiliyordum. "Hiç olmazsa çabalasaydın, belki ben de isterdim?" diye sitem edince evlenmeden boşanmayı söyleyenin kendisi olduğu aklıma geldi. "Sen o ihtimali ta en başta elimden aldın Emir Bey hiç üste çıkma." Ciddi bir şekilde "Çıkarım," dedi. Sonra biraz daha kısık ve kırgın bir sesle "Sen benim için uğraşmamışsın ki." dedi. Sesinin verdiği telaşla konuştum hemen. "Ne yapabilirdim ki? Evlenmeden boşanırız dedin bana. Zorla kendimi sana sevdiremezdim ya." "Kalmak için de uğraşmadın ama. Sensiz mutlu olduğumu göstermek için kaç gün arkadaşında kalmıştın hatırlatırım." "Bir kere ben onu beni isteyip istemediğini anlaman için yaptım." "Aynı şey. Ya o zaman anlamasaydım? Ayrı eve çıkmayı bile düşündün Mayıs." Sesi kırgın çıkınca iyice telaşlanmaya başladım. Sürekli yanlış bir şeyler mi söylüyordum ben? "Ben, ben senin için... İstemediğin biriyle yaşamak zorunda kalma diye." "Sen benden çok kolay vazgeçebiliyorsun, sebep olarak da benim iyiliğim için diyorsun. Neyse," dedi gözlerini benden çekip. "Geç kalacağız, çıkalım bir an önce." deyip odadan çıktı benim ağzımı açmama fırsat vermeden. Şaşkınlıkla arkasından bakakaldım. Konu nereden nereye gelmişti ve bir anda Emir'i nasıl kırabildim ben? Geçmişte yanından geçilen konular hep böyle gün yüzüne çıkmak zorunda mı? 'Onu bırak da sen bu adam için ne yaptın cidden?' Yıllardır onu seviyorum. 'Onu kazanmak için veya kaybetmemek için ne yaptın diyorum?' Ben... Ben... Bilmiyorum, ne yapabilirdim? 'Emir seni sevmiyorken umut vermedi, sevdikten sonra da kaybetmemek için elinden geleni yaptı. Kapında yattı, sevdiğini ilk o ilan etti. Annesini babasını ikna etti. Sen ne yaptın?' Ben de ailemi ikna ettim. Boşanmanın lafını etmedim. 'Sen en iyisi biraz düşün.' diyen iç sesim içime kurt düşürdü, gitti. Ben de öylece kaldım. Büyük bir vicdan azabı ve Emir'i üzmenin verdiği kalp ağrısıyla. Cidden Emir'e böyle mi hissettirdim ben? Onun için hiç uğraşmadığımı, onun için hiçbir şey yapmadığımı mı düşünüyor? Ondan çok kolay vazgeçebileceğime mi inanıyor? "Emir." diye seslendim ama o çoktan çıkmıştı evden. Eşyalarımı alıp hızlıca ben de çıktım. Asansöre sabrım yetmeyince merdivenlerden inip öyle çıktım binadan. Acilen Emir'le konuşup bu yanlış anlaşılmayı düzeltmem gerekiyordu. Bahçeye inince kapının önünde bekleyen arabaya bindim hemen. Ben bindiğim gibi zaten çalışan arabanın gazına basıp sürmeye başladı. Asla bana bakmayan Emir'in kaşları biraz çatıktı ve düşünceli gibiydi de. "Emir." dedim yumuşak bir sesle. "Efendim." dedi bana hiç bakmadan. "Emir bak öyle bir şey yok tamam mı? Sen yanlış anladın, ben senden vazgeçmedim hiç." Önce bir şey demedi. Sonra "Öyle mi?" diye sordu. Hemen cevap verdim ben de. "Evet, tabii ki öyle." "Çok sağ ol o zaman." dedi gram inanmadım der gibi. Şaşkınlıkla ona bakıp konuştum. İtiraz eder bir şekilde "Emiir." dediğimde cevap uzun sürmedi. "Mayıs bence şu an konuşmayalım. Sen biraz düşün, söylediklerimi kafanda tart, ondan sonra bakarız." Derin bir nefes alıp verdim. Şimdi konuşsam da bir anlam ifade etmeyecekti belli ki. "Ben senden hiç vazgeçmedim Emir, bunu bil de sonra yine konuşuruz." dedim sadece. Emir de bir şey demedi zaten ve sessizlik hakim oldu arabaya. Şimdi gün boyu kafamda 156 farklı senaryo kurup Emir'le 156 kez tartışıp 156 kez barıştıktan sonra 156 tane de cümle icat ederim artık. 'En azından barışıyorsunuz da neden 156?" Ne bileyim, aklıma o geldi. ** Emir Ayaz'dan Bu mesele aslında çok önceden aklımdaydı ama konuşmak istemedim hiç. Çünkü biliyorum Mayıs beni seviyor bunu hissediyorum ve onun açısından bakınca o zaman makûl bir cevap gibi gelmişti öyle söylemesi. Ama şimdi yine aynı mesele açıldı ve Mayıs hiç çekinmeden istenmediğim yerde durmak istemem diyor. Tamam bu gayet normal ama insan hiç çabalamaz mı? O kadar evlenmişiz yani, belki olur demez mi hiç? Direkt ben istenmediğim yerde durmam deyip kestirip atabilir mi bu kadar seviyorken? Bilmiyorum belki de... Belki de gururu benden önce geliyordur... Bütün olumsuz olasılıkların kafamda dönmeye başladığı zaman dilimine girdik galiba. Kafam harbi bozuldu ama bir şey de diyemiyorum işte. Söyleyeceğimi söyledim zaten daha ne diyeyim? Mayıs'ın konuşması gerekmiyor mu? 'Kızı konuşturmadın.' Geç kalıyorduk. 'Arabada da konuşturmadın.' Çünkü kafam bozuk iç ses! Doğru söylese de doğru anlayamayacağım. 'O zaman onun konuşmasını bekleme kardeşim.' Beklerim! 'Daha çok beklersin.' "Ya sabır..." Kendi kendime sinir olup sabır çektim. Ve Mayıs da bunu duydu. Muhtemelen de yanlış anladı. Ona sabır çekiyorum sandı. Çünkü göz göze geldik ve ben o bakışı tanıyorum. "Sana demedim." dedim daha sakin bir şekilde. Gözleri hemen beni bulunca yeşillerinde kaybolduğum kadının masum ve kırılgan bakışları altında gardımın düştüğünü hissettim. Nereye düştü bu şimdi ya? İki dakika sinirli kalamayacak mıyım ben? "Öyle, kendi kendime bir şeyler düşünürken çıktı ağzımdan, sana yapmadım yani." dedim gözlerimi kaçırıp. "Hıhım." diye bir cevap verdi kısık bir sesle. Belli etmeden ona baktığımda elleriyle oynuyordu. Gözleri ellerinde ve düşünceli bir hâli vardı. Onun da üzgün olduğunu görebiliyordum ama kırılan taraf bendim bu sefer. Yine de kıyamıyorum ona. Çok küçük bir olay, olay bile değil, bir sabır çektim sadece ve bir sürü açıklama... Kısacası üzülmesini istemiyorum kardeşim bu yani, açıklama da yaparım karıma. Konuşmuyoruz diye kırıp dökecek değilim ya. Allah Allah... 'Kime anlatıyorsun?' Sen bi çık aradan. Bu ne lan seni mi dinleyeceğim?! Kendimle de kavga etmeye başladığıma göre haydi bana hayırlı başarılar. ** Dersten çıktıktan sonra direkt olarak çay almaya gittim, sanki sakinleştirecekmiş gibi. Benim bu kafa bozukluğu bir kilo papatya çayı içsem yine geçmez ya neyse. Mayıs'la sabahtan beri görüşmemiştik, hatta karşılaşmadık bile. 'Birinci dersin teneffüsünde olduğunuz için olabilir mi?' Sabır da sabır. Üzüntüm geçmedikçe kafama vuruyor bu sefer sinirlerim geriliyordu. Konuşsak belki düzelirdi, ki pek sanmıyorum, ama konuşmak istemiyorum. Konuşmadıkça da niye konuşmuyoruz diyorum. Halbuki konuşmaya zaman olmadı. Mayıs niye gelmiyor yanıma? O da konuşmak istesin. 'Teneffüs olalı 1 dakika oldu.' Sanki gelecek diğer derse kadar. Gerçi benim diğer dersim boş, o zaman da gelebilir. Ama yok, bu sefer de ifşa oluruz pardon! "Allah'ım sen bana sabır ver ne olur..." Kendi kendime söyledikten sonra çay odasına gelmiştim nihayet. Bardak alıp bir bardak kendime dolduracaktım ki benden önce biri aldı demliği. "Günaydın Emir hocam." Kadın gülümseyerek baktıktan sonra bardağını doldurdu. Bir adım geriye gidip aradaki mesafeyi açtım belli etmeden. "Günaydın hocam." "Uzatın bardağınızı, size de çay doldurayım." diyerek demliği uzattığında kibarca reddettim. Prensip olarak karımdan başka bir kadından çay almıyorum diyemediğim için "Sağ olun hocam ben kendim hallederim." dedim. Fakat ısrar etti. "Emir hocam ne olacak sanki, dökeyim hemen." Bu kadının ısrarlarını o kadar sevmiyorum ki. Tamam belki arkadaşça bir teklif ama istemiyorum yani zorla mı? Daha önce de reddediyordum, hâlâ aynı. Zaten Mayıs da gelmedi. "Sağ olun hocam ama istemiyorum. Siz kendinize alın, sonra ben alayım teneffüs bitmeden." Gerginim zaten bir de ısrar edilince hep deli oluyorum. Ama çok şükür ki sinirimi başkalarından çıkarma gibi bir huyum yok. En son karım kızdığından beri dikkat ediyorum da. Açıkça istemiyorum deyince demliği yerine bırakıp su doldurmaya başladı bardağına. "Dersiniz yok diye biliyorum." Sen nereden biliyorsun? "Efendim hocam?" dedim ne demeye çalıştığını anlamaya çalışarak. "Teneffüs bitmeden dediniz ya onun için dedim. Benim de dersim yok. Müsaitseniz okunması gereken quizler vardı. Yardım ederseniz sevinirim." deyip gülümseyince gözlerimi çevirdim. "Başka işlerim var hocam. Kağıtları verirseniz ben kendim okurum." Branşımız aynı olduğu için böyle talepleri olabiliyordu ama niye beraber okuyalım kardeşim, zaten cevaplar belli. Ki normalde ya herkes kendi sorduğu soruyu okur bitince diğer hocaya verir kağıtları ya da bir veya birkaç hocaya kağıtlar bölünür ve herkes yine ayrı ayrı okur. Yeni icat çıkarmaya gerek yok. "Aslında acil sayılır. Madem öyle diyorsunuz o zaman ben size kağıtları vereyim gün içinde. En son beraber kontrol ederiz." deyip gülümsedi ve çay odasından çıktı. Bi tamam dememi bekleseydi keşke. Ya sabır... Derken bilin bakalım kapının orada kimi gördüm? Mayıs yüzü hafif bi gergin gibi bana bakarken tam konuşuyordum ki Metin hoca geldi. "Günaydın Emir hocam." Metin hoca geldiği gibi Mayıs gözlerini çekip hemen gitmeye başlamıştı bile. "Günaydın hocam." deyip bardağı da bırakıp çıktım odadan. Mayıs'ın gittiği yöne doğru giderken onun başka bir hocayla konuştuğunu gördüm. Sonra kendimi sorguladım bir an. Niye peşinden gidiyorum ki? Zaten bana değil bir hocaya soru sormaya gelmiş. Yine aklına gelmemişim hanımefendinin. Gerisin geriye dönüp odama geçtim. Sinirlerim daha da gerildi. Zaten Mayıs da yok. Bugün akşam olacak mı acaba? Geceyi görebilecek miyiz yani onu merak ediyorum. Gün bitip de evin yolunu bulabilecek miyiz Allah'ın izniyle? Daha sandalyeye yeni oturmuştum ki kapı çaldı. Gel demeden kapıyı açan kişi Seçil hoca olmuştu. Kapıyı kapatıp içeri geldi. "Hocam kağıtları getirdim." deyince başımı salladım. "Buyrun hocam." Seçil hoca kağıtları bana verdikten sonra konuştu hemen. "Yarına kadar biterse çok iyi olur Emir hocam." Yine başımı salladım. "Tamam hocam hallederim." Gözleri kısa bir süre masada gezindikten sonra yine konuştu. "Çay almamışsınız hocam?" diyerek sorar gibi konuşunca göz devirmemek için kendimi zor tuttum. Galiba yanlışlıkla gıcık kaptım kadına. Kusura bakmayın hocam bugün ters günümdeyim. "Evet hocam." dedim sadece. "Kahve falan içmek isterseniz ben verebilirim." "Sağ olun hocam, içmeyeceğim." Başını salladı. "Peki hocam kolay gelsin size." deyip kapıya yöneldi. "Sağ olun hocam." dedim ben de. Sonra da kağıtlara göz gezdirmeye başladım. Henüz Seçil hoca odadan çıkmadan kapı tekrar tıklandı ve ben gel demeden Seçil hoca açtı kapıyı. Kim geldi diye bakarken yine Mayıs'ı görmeyi beklemiyordum açıkçası. Ama sanırım o da Seçil hocayı görmeyi beklemiyordu. Çünkü bakışları ikimiz arasında gidip gelirken yüzündeki ifadenin ne olduğunu ben kestiremiyordum.
Bölüm 50
-50-
Bölüm sonu
2 yorum
Abla yeni bölüm ne zaman
Abla ne güzel Emir Mayıs’a evlilik teklifi etmişti sen şimdi bunların arasını niye bozdun
3Yanıt
