İçeriğe geç

Bi Umut

Bölüm 49 · 9 dk okuma

Bi Umut

Bölüm 49

-49-

Şaşkınlıktan ama en çok mutluluktan dilim tutulmuştu sanki. Gülümsemekten cevap veremedim önce. Sonra Emir'in hâlâ bir cevap beklediğini görünce çabucak konuştum. "Evet!" Yine gülümsedim ama uzun zamandır bu kadar mutlu hissetmemiştim. Ve bunun yüzüme yansıdığına emindim. "Evlenirim Emir." deyip boynuna sarıldım. Öyle bir sarıldım ki... Sanki hiç ayrılmayacak gibi. Emir de sarıldı sıkı sıkı. Etrafımızdaki insanlar bizi alkışlamaya başladılar. Tebrik edip mutluluğumu paylaştılar. Ayrılıp onlara da teşekkür ettik, sonra dağıldılar. "E yüzük?" Tanımadığım bir ses bu soruyu sorduğunda gözlerim o tarafa kaydı. Bir adam telefonla bizi çekiyordu. "Bizi mi çekiyorsunuz?" diye sordum anlamayarak. "Evet yenge, yüzüğü takarsan çok makbule geçecek valla." Emir'e baktım, gülüyordu. O an anladım ki Emir'e yardım eden bu adammış. "E adam doğru diyor Mayıs. Yüzüğü takmadın." diyerek kutuyu uzattı. Ben de gülerek elimi uzattım. Emir yüzüğü parmağıma taktı. Buket hâlâ diğer elimde duruyordu. "Emir bu çok güzel..." Yüzüğe hayran hayran bakarken aslında hayran olduğum kişi karşımdaydı. "Çok teşekkür ederim. O kadar mutlu oldum ki..." Gülümsedi. "Bunların hepsi sen mutlu ol diye zaten." Bir şey demedim, gülümsedim sadece. Ne diyebilirim onu da bilmiyordum açıkçası. İçimden sürekli teşekkür etmek geliyordu ama onu da ettim zaten. Bilmiyorum yani... "Teşekkür ederim." dedim yine duramayıp. "Yani bunu düşünmüş olman..." Yutkundum. "Oturup ağlayacağım şimdi." "Hayır hayır..." deyip ellerini yanaklarıma koydu. "Ağla diye değil gül diye yaptım. Ağladığın yeter canımın içi, şu güzel yüzün gülsün artık." Gözlerim yaşarmıştı çoktan. Ama ağlamak istemiyordum. "Seni çok seviyorum." dedim gözlerimle de aynı şeyi söylerken. Gülümsedi ama çok güzel gülümsedi. "Ben de seni çok seviyorum." "Biliyor musun benim de sana bir sürprizim vardı." dedim kısa bir süreliğine unuttuğum hediyeyi hatırlayınca. "Öyle mi?" dedi şaşırarak. "Ne sürprizi?" "Benimki bu kadar büyük değil tabii." dedim gülerek. "Ufak bi hediye." "Neymiş merak ettim." dedi heyecanlanmış gibiydi. Onu daha fazla bekletmeden kol çantamdan kutuyu çıkarmaya çalıştım. Tek elle zor olunca çiçeği sol koluma sıkıştırıp öyle çıkarttım saat kutusunu. Sonra da iki elimin avucunda kutuyu ona uzattım. "Heyecanlandım şimdi." deyip güldü. "Ya inşallah beğenirsin." deyince kutuyu elimden alıp açtı. "Oha!" Evet ilk tepkisi bu oldu. "Çok iyi bu." deyip kutusundan çıkardı saati. "Tutar mısın?" deyip kutuyu bana verdi ve saati koluna taktı. "Aşırı iyi duruyor. Şuna baksana." deyip bana gösterdi. Galiba beğenmişti. "Çok yakıştı." "Ben de bakayım." deyip yanımıza gelen kişi Emir'in arkadaşıydı. "Yenge şunu bi turar mısın?" Ben ne olduğunu anlamadan elindeki video çektiği telefonu elime tutuşturup Emir'in kolundaki saate baktı. "Harbiden oha! Lan oğlum ben istiyordum bu saati ya... Neyse senden kullanırız artık." "Yürü git lan. Karımın hediyesine bu dokunma!" "Ne cimri bir şey oldun sen ya! Ver ben de takacağım." deyip saati Emir'in kolundan çıkarmaya çalışırken ben şaşkınlıkla onları izliyordum. "Lan bıraksana saatimi!" "Bakacağım lan versene!" "Karımın hediyesi diyorum karımın." "Ne yapalım karının hediyesiyse? Yemedik ya!" deyip bana döndü ve daha sakin bi sesle hızlıca konuştu. "Yenge sen üzerine alınma." deyip tekrar Emir'e döndü. Refleks olarak "Olur." dedim ben de. "Bütün romantikliğimizin içine ettin!" deyip kendini ondan kurtardı ve beni kendine çekip kolunun altına aldı Emir. "Git evlen, senin karın da sana alsın. Allah Allah." "Görüyorsun dimi yenge, bir saatin lafını yapıyor bana. Gidiyorum ben ya! İşin düşünce görüşürüz seninle!" Arkasını dönüp gidecek olduğu sırada Emir konuştu hemen. "Gel lan buraya nereye gidiyorsun?" deyince durup geri döndü. Emir de devam etti. "Evin anahtarını ver önce." "Sen baya kullanıyorsun he beni." dedi sakin bir şekilde. Emir de güldü. Sonra yanına gitti. "Olur mu öyle şey kardeşim? Sağ ol her şey için." deyip elini uzattı. O da eline vurunca baya güzel bir ses çıktı. Sonra gülüp sarıldılar birbirlerine. "İstediğin saat olsun... Ama bu olmaz. Bu çok kıymetli." deyip bana baktı. Yutkundum ister istemez. Sanki son cümlesini saate değil de bana ithafen söylemiş gibi bakmıştı. "Belli belli..." dedi arkadaşı da imayla. "Yalnız, olan var olmayan var..." diye de ekledi. İster istemez utanıp gözlerimi kaçırdım. İnşallah yüzüm kızarmamıştır. "Sen yine çok konuşmaya başladın." dedi Emir onu susturmak için olsa gerek. "Tamam tamam." dedi o da uzatmadan. "Ben yavaştan kaçayım. Hayırlı olsun yenge bu arada tebrik edemedim. Allah mutlu mesut etsin." "Teşekkür ederiz, sağ olun her şey için." Başıyla onayladı beni ve Emir'e döndü. "Kardeşim hayırlı olsun tekrar. Bir ihtiyacınız olursa ararsın. Hadi Allah'a emanet." "Sağ ol kardeşim eksik olma." dedi Emir de, sonra vedalaştılar ve ayrıldılar. "Kaldık mı baş başa?" Emir yanıma gelip yine kolunun altına aldı beni. "Öyle oldu galiba." dedim ben de. Sahilde yürümeye başladık yavaş yavaş. Yanımızda deniz dalgalarının sesiyle beraber. Güneş batmış, karanlık çökmeye başlamıştı. Üzerimde günün yorgunluğu varken Emir'in varlığı bu yorgunluğumu hafifletiyordu. Birinin yanında dinlenebilmek çok farklı bir histi. Sanırım bunu ilk kez Emir'le hissediyordum. Ve çok güzeldi aynı zamanda. Allah isteyene bunu helaliyle yaşatsın inşallah. "Ne düşünüyorsun?" Sessizliği Emir bozmuş bulundu. "Seninleyken nasıl hissettiğimi." diye cevap verdim. "Nasıl hissediyormuşsun?" diye sordu o da merakla. "Güzel." dedim. "Nasıl?" dedi. Anlattım. "Gün boyu çok güzel vakit geçirdik. Çok eğlendim, çok güldüm, her şey çok güzeldi. Tam olarak sevdiğim adamla yaşamak istediğim şeylerdi hepsi. Özellikle sonuncusu. Hiç beklemiyordum, hiç belli etmedin bir şey. Gerçekten sürpriz oldu benim için. Ama iyi ki oldu çok güzel oldu. İleride..." dedim ve duraksadım biraz. "Çocuklarımız sorsa anlatabileceğim bir evlenme teklifi var artık." deyip dudağımı ısırdım. Aşırı utanmıştım ama nedense söylemek istemiştim. Emir durdu bir anda. "Kim sorsa dedin sen?" Gülüp cevap vermemeyi tercih ettim. "Mayıııs." diye güldü o da. "Kim dedin?" "Kim demişim?" diye sordum ben de. "Birileri dedin bir şey dedin bir daha söylesene." "Ya Emir zorlamasana ya." İmalı imalı güldü bana. "Kızım sen var ya..." deyip derin bir nefes aldı. "Bir gün kalpten gidersem sebebim sensin haberin olsun." dedikten sonra tekrar yürümeye başladık. "Allah korusun ya tövbe de." Gülüp "Tövbe." dedi. Kısa bir sessizlikten sonra ben konuştum bu sefer. "Ama yine de ben önce seninle vakit geçirmek isterim." "Nasıl yani?" "Şöyle yani," deyip bu sefer ben durdum. "Daha önce de söylemiştim ya hani gezmeyi çok seviyorum diye." "Evet, söylemiştin." "İşte ben seninle gezmek istiyorum. Yani nereye gidebilirsek... Gücümüz yeterse tüm dünyayı. Bu benim en büyük hayalimdi. Şimdi sen geldin. Artık en büyük hayalim seninle dünyayı gezmek oldu." Emir tebessümle beni dinlerken sordum. "Sen de ister misin böyle bir şey?" Ellerimi tutup gözlerime baktı. "İsterim tabii. Bu benim de hayalimdi. Çok isterim ama önce yaşayamadığımız şeyleri yaşatmam lazım sana." "Nasıl yani?" diye ben sordum bu sefer. "Şöyle yani, önce çiçeğimle çikolatamla gelip seni isteyeceğim. Sonra sırayla kına, düğün... Yani... İleride çocuklarımıza anlatacağımız evlenme hikayemiz olacak." dedi çocuk kısmının üzerine bastırarak. "Sen ciddi misin?" diye sordum şaşkınlıkla. Ben bu kadar ilerisini düşünmemiştim. "Tabii ki ciddiyim. Evlenme teklifini bile ettim görmedin mi?" deyip güldü. "Emir inanamıyorum sana." Açıkladı kendini. "Evlenme teklifini etmeden söylemek istemedim sana. Ama ne zamandır aklımdaydı. Nasıl yaparım diye düşündüm. Babamla konuştum, nasıl olur diye sordum. O da gelince konuşuruz dedi. Hallolmayacak bir şey yok Allah'ın izniyle. Babam olumlu yaklaşınca senin annenle de konuştum. O da olumlu yaklaştı. Allah'ın izniyle halledeceğiz hepsini." diye heyecanla konuştu. Şaşkınlıkla onu dinledim. Tüm bunları çoktan düşünmüş ve ailelere kadar açmış meseleleri. Benim dünyadan haberim yok hâlâ saat araştırıyordum bıraksalar. "Sen ne ara..." "Mayıs ben senin içinde ukte kalsın istemiyorum. Böyle gelecekte bir gün konuşurken, ya Emir şunu da yapamadık, demeni istemiyorum. Ben sana güzel şeyleri hissettirmek istiyorum. Bak, peygamber efendimiz (sav) sevginin hissettirilmesi, gösterilmesi gerektiğini kendi hayatında birçok kez gösteriyor. Birini seviyorsan bunu göstermen gerekir, bu kadar basit. Ben bir sürü insan gördüm, adam seviyor eşini ama göstermiyor bunu. Kadın da sevgi görmek istiyor, hissetmek istiyor adam da ben böyleyim deyip kenara çekiliyor. Ya da tam tersi. Adam, kadın mutlu olsun diye o kadar uğraşıyor sadece bir gülümseme bir güler yüz görebilmek için, kadın adamı sevdiğini iddia ediyor ama bir gülümsemeyi bile çok görüyor. Gösterilmiyorsa bunun bi anlamı yok bence. Ben böyle bir ilişkimiz olsun istemiyorum. Evliliğimizde Peygamberimizi (sav) örnek alalım. Onun gibi biz de gösterelim sevdiğimizi. Saygılı olalım, saygı görelim. Mutlu olalım, mutlu edelim. Yeri gelince dert ortağı, yeri gelince oyun arkadaşı olalım. Beraber eğlenelim. Hiç kimse bu hayata 10 kere evlenip gelmiyor. Bazı şeyleri de yaşayarak öğreneceğiz. Beraber öğrenelim. Ama pusulamız peygamberimiz (sav) olsun. Allah'ın izniyle diğer şeyler hallolur." Yemin etti galiba beni ağlatmak için. "Sen nasıl bir adamsın?" deyip sarıldım boynuna. İnanın bu sözlere nasıl cevap verilir bilmiyorum. "Maşallah de maşallah de." dedi gülerek. "Maşallah benim kocama." dedim ben de gülüp. Sonra ayrıldık ve biraz daha yürüdük, sohbet ettik. Emir benim hayatımda hep sabır sebebimdi. Yani geçen yıllarda hep seven taraf ama sevilmeyen taraf ben olmuştum. Görmemişti beni yıllarca. Ama onu suçlayabileceğim hiçbir şey de yapmamıştı. Kimseyi beni sevmedi diye suçlayamam dimi? Üstelik onu sevdiğimden haberi bile yokken. Şimdi seviyor ve bunu çok güzel gösteriyor bana. Artık sabırdan çok şükür sebebim o benim. Güzel kalpli biricik sevgilim... ** "Bir şey diyeceğim." dedim parmağımdaki yüzükle oynarken. Bu sırada Emir gömleğinin kolunu ilikliyordu. Gözleri bir bana bir de oynadığım yüzüğe kaymış ve tek kaşını kaldırıp "De bakalım." demişti merakla. Ben de ellerimi önümde bağlayıp yaklaştım biraz. "Şimdi ben bugün okula geleceğim ya,* Yol yapar gibi konuşmalarımı en başından anladığı baya belli olan kocam yine net cevaplarıyla konuştu. "Evet." "Nasıl gideceğim?" "Arabayla." "Onu demiyorum." "Ya neyi diyorsun?" Elimi kaldırıp yüzüğü gösterdim. "Bununla nasıl gideceğim?" Dediğimi anlamamış gibi yapıp konuştu, daha doğrusu anlamak istemez gibi. "Gayet normal, düz. Hatta elini kolunu sallaya da bilirsin istersen." deyip gömleğini düzeltmeye devam etti. "Ya Emiiiir!" dedim kızar gibi. "Anlamazlıktan gelmesene. Yüzükle gidemem okula." "O niye?" Allah'ım yine döndük başa. "Ya kimse bilmiyor çünkü." "Kimse senin 'evli' olduğunu bilmiyor Mayıs, nişanlandığını düşünmelerinde bence bir sıkıntı yok." "Bak sen..." dedim elimi belime atıp. "Nişanlandım deyip yalan mı söyleyeceğim?" "Yo, evlilik teklifi aldım dersin." "Kim etti, derlerse?" "Emir Ayaz diyebilirsin, bence bir sakıncası yok." "Ya sabır... Nasıl sakıncası yok? Ben hâlâ öğrenci sen de öğretmensin." "Mayıs bak güzelim şöyle deyip durma, rica ediyorum. Sanki ayıpmış gibi bir itham oluyor. Bizim nasıl evlendiğimiz belli. Ki öyle olmasa bile sen son sınıfsın, 24 yaşındasın. Gayet evlenmeye müsait bir yaştasın. Sanki ben burada küçük bir çocuğu kandırmışım gibi, tövbe tövbe..." "Ya hayır Emir ben öyle bir şey demiyorum ki. Hem sadece o yönden niye bakıyorsun bir de benim tarafımdan bak." "Senin tarafından mı?" "Evet. Sen benim dersime giriyordun. Ben de çalıştım yüksek aldım çok şükür ama insanlar ne der? Ya senin bana torpil yaptığını düşünürlerse?" "İyi de senin çalışkan biri olduğunu ispatlamaya ihtiyacın mı var? Zaten beş yıldır notların belli. Benim sayemde bu noktaya gelme ihtimalin yok." "Öyle ama..." "Amasını ben söyleyeyim. Kimsenin bu saçmalığı düşünmesini istemiyorsun. Ben de istemiyordum. Fakat bizim evliliğimiz sonsuza kadar gizli kalmayacağı için insanlar öğrendiklerinde yine aynı şeyi düşünecekler." Emir'in ilk zamanlar evliliği saklamak istemesi aklıma gelince ister istemez sormak istedim. "Peki madem böyle düşünüyordun o zaman neden yeni evlendiğimiz zamanlar saklamak istedin bunu?" Tartışmıyorduk aslında, sadece fikir ayrılığı yaşıyorduk ama neyseki sakindik ikimiz de. Yani, en azından ben öyle düşünüyordum.

Bölüm sonu

2 yorum