İçeriğe geç

Bi Umut

Bölüm 45 · 13 dk okuma

Bi Umut

Bölüm 45

-45-

Yazardan Kapıyı ardından kapatıp yanına gitti Emir. Yatakta yanına oturdu. "Mayıs?" Hâlini bozmadan cevap verdi Mayıs. "Efendim?" Sesinde pek gerginlik yoktu ama elleri onu ele veriyordu. "Sorun ne güzelim?" diyerek yumuşak sesle sorduğunda soruya kaçamak cevap vermeye çalıştı yine. "Ne sorunu?" "Niye gerginsin bu kadar?" Utana sıkıla söyledi, uzatmanın manası yoktu. "Heyecandır. Aynı yatakta uyuyacağız falan ya." "Ne var bunda?" dedi anlamayarak. "Daha önce de beraber uyumuştuk." "Evet ama ne bileyim..." "Mayıs..." diye söylemesi için ısrar etti ama hiçbir şey yokmuş gibi cevap verdi yine Mayıs. "Efendim?" Emir her an kafayı yiyebilirdi ama sakin kalıp öğrenmeye çalıştı. "Güzelim," diyerek yumuşak bir şekilde konuşmaya çalıştı. Aynı zamanda da hâlâ oynadığı ellerini elleri arasına aldı. "Varsa bir şey söyle ki çözelim. Daha az önce birbirimize açık olacağız diye söz vermedik mi?" Emir, Mayıs'ın gözlerinin nihayet muhatabı olduğunda Mayıs duraksadı biraz. Emir, onun somut bir sebep söylemesini beklerken Mayıs çok bağımsız bir şey istedi. "Bana sarılır mısın?" Şaşırdı. Bir saniyelik şaşkınlıktan sonra omuzlarından tutup göğsüne çekti onu. "Sarılırım tabii." deyip kollarını doladı ona. Biraz sessizce bekledi. Belki de sadece biraz fazla heyecanlanmıştı, o yüzden böyleydi belki. Üstüne gitmek yerine sarılmak daha iyi gelir diye umarak bekledi konuşmasını. Kalbinin hızını hissedebiliyordu Emir. Gerçekten çok hızlıydı. Sakinleşmesi için ellerini aşağı yukarı hareket ettirdi yavaşça. Saçlarını koklayıp öptü. Hiçbir şey demeden bekledi. Biraz sonra Mayıs, nefes alış verişleri normale dönünce konuştu geri çekilmeden. "Fazla heyecan yaptım galiba. İlk defa birbirimizi sevdiğimizi bilerek beraber uyuyacağız ya. İster istemez gerildim. Ama geçti." Duraksadı. Daha kısık bir şekilde devam etti sözlerine ama Emir duymuştu. "Heyecanlandıran da sensin sakinleştiren de. Tuhaf bir şey..." Gülümsedi Emir. Onu heyecanlandırdığına mı sevinse kollarında sakinleşmesine mi bilemedi. Başının üzerinden öptü yine. Kısık bir sesle "Bunlar hep karıma özel." deyip dediğini duyduğunu belli etti. Güldü yine Mayıs. Sonra yavaşça kendini geri çekti. Elini kalbinin üzerine koydu. "Galiba daha iyiyim." dedi daha sakin çıkan sesiyle. Az önceye nazaran daha iyi görünüyordu. "Sevindim," deyip karısının saçlarını düzeltti. Biraz espriyle ortamın havasını değiştirmek istedi. "Bir an cazibeme dayanamayıp bayılacaksın diye çok korktum." deyip güldü. Mayıs da katıldı ona. Sonra uykulu bir sesle "Yatalım mı artık?" deyince başıyla onayladı Emir. Kalkıp gece lambasını yakıp odanın ışığını kapattı. Biraz daha saçlarını kurulayıp havluyu sandalyenin üzerine koydu. Mayıs ince yorganın altına girmiş oturuyordu. Emir de yatağa gelip oturdu yanına. Aralarındaki gereksiz mesafeden rahatsız oldu, kolunu Mayıs'ın beline dolayıp kendine çekerek kapattı o mesafeyi. Mayıs da yardımcı olup yatakta ona doğru kaydı. Aradaki mesafe kapanınca kendini biraz ona döndürdü Emir, aynı şekilde Mayıs da ona döndü. Önce bir şey demeden saçlarıyla oynadı Emir. Mayıs'ın kendini tamamen rahat hissetmesini istiyordu. Konuşmaya başladı bu yüzden. "Saçlarınla uğraşmayı seviyorum." Gülümseyerek "Ben de." dedi. Emir yanlış anlayarak konuşmayı sürdürdü. "Uzunlar ya bir de, istediğin şeyle sokarsın." "Hayır," deyip güldü. Emir anlamadığı sırada elini uzatıp onun yaptığı gibi saçlarına dokundu. Düzeltir gibi gibi yapıp çekti elini geri. "Bunlarla uğraşmayı seviyorum." Kaşlarını kaldırdı Emir. Yaklaşmaktan genelde uzak durduğu için saçlarıyla da pek bir münasebeti olmamıştı. Ne zaman dokunmuştu da uğraşmayı seviyordu? "Ne zamandan beri?" diye sordu merak dolu gözlerle. Mayıs'ın ona olan ilgisi dikkatini çekmişti. Genelde kendi yaklaşmaya çalıştığından ondan gelecek adımları pek bilmiyordu. "Evlendiğimizden beri. İçimde sürekli onlarla oynama dürtüsü oluşuyor anlamadığım bir şekilde. Böyle karıştırıp bozasım geliyor." dedi yaramazlığından memnun bir çocuk gibi. Emir biraz şaşırdı, beklemiyordu ama hoşuna gitti. "Allah Allah... Demek karımın da bana ilgisi olduğu konular varmış." deyip göz kırptı sırıtarak. "Tabii ki var Emir." diyerek tastikledi onu Mayıs. Ne sanıyordu bu adam? Yıllardır kalbini hızlandıran tek adamdı, anlamamış mıydı? "Sen biraz yaklaşsan, benim kalbim nasıl atıyor haberin yok." diye devam etti. Ona kaç haftadır sevdiğini söylediği hâlde yaklaşamamıştı. Bu yüzden bazen utanmayı bırakması gerekiyordu, çünkü Emir'in kalbiyle inanması gerekiyordu onu sevdiğine. Belki inanıyordu ama duymaya ve hissetmeye de ihtiyacı vardı, tıpkı Mayıs gibi. Emir duyduğu cümleyle çok mutlu oldu, gözlerine yansıdı hemen bu mutluluğu. Gözlerinin parladığını gece lambası ışığıyla bile fark etmişti Mayıs. "Öyle mi?" dedi gülümseyerek. Sonra daha fazla şeyler duymak istediğini belli etti sözleriyle. "Başka ne oluyor?" Gülümsedi Mayıs. Bunda utanacak bir şey bulamadı. Sevdiğini söylemekten ve hissettirmekten geri duran biri olmak istemedi hiç. Çünkü hissettirilmeyen sevginin bir manası yoktu onun gözünde. Bilmek yetmiyordu, insan hissetmek istiyordu. "Başka..." deyip düşünmeye koyuldu. Sonra aklına gelenleri sıraladı onu ilgiyle dinleyen kocasına. "Böyle sarıldığın zaman dinlendiğimi hissediyorum, o kadar iyi geliyor ki... Bazen sana uzun bakamıyorum, yakışıklılığından başım dönüp bayılacağım sanıyorum." deyip güldüğünde Emir çok daha mutlu olmuş ve araya girmişti. "Yakışıklı mı buluyorsun beni?" dedi gülerek. Kendini çirkin görmüyordu hiç, fena değildi hatta. Ama Mayıs'ın yakışıklı bulduğundan da haberi yoktu. Başını salladı Mayıs. Sonra abartarak devam etti. "Hem de çok yakışıklısın. Dikkatimi toplayamıyorum sana bakarken. Kafamı karıştırıyorsun, ne yapacağımı unutuyorum. Öyle böyle değil yani." deyip gülümsedi yine. Pek abartmamıştı aslında. Kaşlarını kaldırdı Emir şaşkınlığını belli ederek. Tek eliyle Mayıs'ın saçlarını kulağının arkasına sıkıştırırken Mayıs konuştu yine. "Belki şimdiye kadar pek böyle şeyler söylemedim ama sana olan hislerim, gösterebildiğimin çok ötesinde Emir." Mayıs'ın bu söylediği Emir'in bakışlarını daha da derinleştirmişti. Çok daha farklı, çok daha yoğun bakıyordu gözleri. Yüzündeki gülümseyen ifade derin bir tebessüme dönüştü. Sevildiğini hissetmek güzeldi, ama onun tarafından sevilme hissi bambaşka bir şeydi. Elini saçlarından ayırıp yanağına getirdi. Nazikçe sevdi yanağını. Sonra başını ona yaklaştırıp diğer yanağına bastırdı dudaklarını. Bu sefer tüy kadar hafif değil, çok daha derin bir öpücüktü bu. Mayıs çok heyecanlanmıştı bu hareketiyle. Terleyen avuç içleriyle sımsıkı sıktı yorganı. Beklediğinden çok daha etkilendi. Emir uzun süre ayrılmadı, kokladı onu, dudaklarının baskısını çekmedi bir süre. Duygularını dudaklarıyla anlatmak istedi ona. İkisi de çok yoğun duygular hissediyordu. İliklerine kadar sevildiklerini hissettiler. Bu o kadar güzel bir duyguydu ki, Emir'in belki beş on saniye beklemesi saatler gibi gelmişti onlara. Sonunda Emir yavaşça çekildiğinde ikisinin de kalbi depar atıyor gibi hızlıydı. Özellikle Mayıs yine kendini bayılacak gibi hissetmişti. Çok kısa bir an olsa da etkisi büyük olmuştu. Yanaktan öpmek çok farklı hissettirmişti ikisine de. Tamamen duygulardan ibaret gibiydi ve ruhu doyuruyordu sanki. Emir yüzündeki o gülümsemeyle kalbini bir bakışıyla bile hızlandıran karısına baktı. Nasıl denk gelmişlerdi, nasıl bu kadar sevmişti hiç bilmiyordu. Ama iyi ki olmuştu, iyi ki ona nasip olmuştu. "Ben de senin gibiyim bitanem. Ama artık bu kadar kasılmamıza gerek yok. Rahatça, içinden nasıl geliyorsa öyle davran. Artık seninle aramdaki hiçbir mesafeye tahammülüm kalmadı." Konuşup yine Mayıs'ın yüzünü güldürdü, yeşil gözleri parladı yine. Fakat daha fazla konuşmayıp uzandılar ikisi de. Emir aradaki mesafeden yine rahatsız olup kolunu uzattı ve beline dolayıp kendine çekti. Şaşırmasına bir şey demeyip sarıldı ona. Bunaltmayacak kadar serbest, Mayıs'ın gönlünü doyuracak kadar sıkı sarıldı. Mayıs'ın kalbi yine yarışa hazırlanmaya başlamıştı bile. Önceden kaçamak olarak Emir'i izlediğinde bile kalbi hızlanıyorken şimdi yan yana yatıyorlardı. Üstelik Emir onu seviyordu. Bu bazen o kadar hayal gibi geliyordu ki inanmakta zorlandığı zamanlar oluyordu. Hep bi umut diyerek kendini ümitsizlikten korumuştu. Ama bazen kendini kandırıyormuş gibi hissediyor o zamanlar kalbi çok kırılıyordu. Sevmek onun için son beş yıldır acı veren bir şeyden öteye geçememiş hatta bazen hayal kırıklığı olarak tanımladığı bir duygu olmuştu. Ama şimdi sanki tüm o üzüntüleri unutturacak kadar güzeldi her şey. Biraz sonra Mayıs da kolunu ona sardı. Gülümseyip saçlarını öptü Emir. Gece lambasını da kapattıktan sonra uzun zaman sonra ilk kez bu kadar huzurlu bir şekilde gözlerini kapattı. ** 2 Gün Sonra Mayıs Ayaz'dan "Ben diyorum ki..." diyen Emir'le beraber ona döndüm. Şu an oturmuş akşam çayı içiyorduk. "Ne diyorsun?" diye sordum merakla. Elleri yine rahat durmayıp saçlarımla oynuyordu. Parmaklarına dolayıp bırakıyordu sürekli. "Acaba hafta sonu bir yerlere mi gitsek?" "Hım," dedim biraz düşünüp. Şehri gezmekten bahsediyordu herhalde. "Olabilir, nereye gidelim?" "İstanbul'a." Şaşkınlıkla ağzım açıldı. "İstanbul mu?" diye sordum, hiç beklemiyordum uzak bir yer diyeceğini. "Evet. Cuma akşamı çıkarız. İki gece kalır pazar akşamı döneriz." Emir planı hazırlamıştı sanırım. Bir eksik benden onay almaktı sanırım. Onu da alırdı hiç zor olmazdı ben İstanbul'u çok seviyorum zaten. Benden bir cevap beklediğini fark edince konuştum hemen. "Nereden aklına geldi bir anda?" "Düşünüyordum zaten. İkimiz için de bir farklılık olur. Hem gezmediğin yerleri gezdiririm sana. İstanbul'u çok sevdiğini biliyorum." Daha önce bunu konuşmuştuk muhabbet ederken. İstanbul'a gittiğimde hayran kalmıştım o şehre, o gün de bunu anlatmıştım Emir'e. Bir tane İstanbul'a ait küçük bir albümüm vardı benim, onu göstermiştim. Çektiğim videoları falan derken bakıyorum da baya uzun uzun anlatmışım aslında. "Evet de... Ne bileyim beklemiyordum." Tereddütle sordu. "İstemez misin?" "Hayır hayır," diye itiraz ettim hemen. "Çok isterim, niye istemeyeyim? Çok seviyorum ben orayı. Sadece şaşırdım. Ama güzel olur gidersek." Sonra heyecanlandım. Galata'ya Emir'le çıkma fikri geldi aklıma. "Hatta çok güzel olur." diye devam ettim neşeli bir sesle. "Düşünsene Galata'ya seninle çıkıyorum, kız kulesini beraber izliyoruz Üsküdar'da, İstiklal Caddesi'nde yürüyoruz, Beşiktaş'a vapurla geçiyoruz, Ortaköy'de kumpir yiyoruz falan. Çok güzel oluuur!" dedim heyecanla. Düşünsene en sevdiğin şehre sevdiğin adamla gidiyorsun. Gülüp cebinden telefonunu çıkardı. "O zaman ben biletleri alıyorum." "Ne bileti?" "Uçak bileti. Arabayla uzun sürer yorulmayalım boş yere." "E nasıl gezeceğiz o zaman? Hem nerede kalacağız?" Telefonda bir şeylere basarken cevap verdi. "Onları ben hallettim. Bilet işini sana sormadan almayayım dedim. Dur bir dakika onu da halledeyim hemen." "Ne kadar hızlısın," dedim bir şaşkınlık daha yaşarken. "Ne ara hallettin?" "Hallederim ben," deyip göz kırptı ve tekrar telefona bakmaya başladı. "Peki nereleri gezeceğiz?" dedim biraz sonra. "Onu da hallettin mi?" diyerek güldüm. "Yok," deyip telefonu kenara bıraktı. "Onu beraber halledelim dedim. Gitmek istediğin yerleri belirleyip öyle rota çizeriz." "Ay çok hızlı oldu bir saniye," deyip koltukta bağdaş kurdum ona dönük bir şekilde. Çok heyecanlanmıştım. Emir'in gözleri benim hareketlerimde dolanırken gülüyordu. "Biraz düşüneyim bekle." O başını yana yatırmış saçlarımla oynarken ben bir şeyler düşünüyordum arada kendi kendime arada Emir'le konuşurdum. "Ne yaparız?.. Galata'ya gideriz bir kere, Galata önemli oraya gidelim. Eminönü'ne de gidelim oranın manzarası çok güzeldi hem balık ekmek yeriz. Başka... Dur ya ben albümü getireyim o zaman hatırlarım." deyip koşarak odaya gittim ve albümü bulup geldim hemen. "Bak şimdi sen de bak bir daha senin de aklına bir yerler gelir." "Bakarım." dediği sırada ben albümü açmaya çalışıyordum. Gelip Emir'in yanına oturdum. Dizlerimi kendime çekip albümü dizlerimin üzerinde ona gösterdim. Fotoğraflara bakarak bir şeyler anlatırken Emir kısa cevaplar vererek dinliyordu beni. Bunu fark ettiğimde hemen ona baktım başımı kaldırıp. Ama o sanırım zaten bana bakıyormuş. "Sen beni dinlemiyor musun?" diye sordum gözlerinin etkisinden zar zor çıkıp. "Dinliyorum." diyerek karşı çıktı hemen. "Ama bakmıyorsun fotoğraflara." Omuz silkti. "Burada gerçeği varken fotoğrafı ne yapayım?" "Ama burada İstanbul da var." dedim gülerken. "Sen varken İstanbul'u ne yapayım?" dedi hâlâ gözlerini dikmiş bakarken. Bu adam bir gün beni kalpten götürecekti ama hadi hayırlısı. "Sen var ya çok fenasın." deyip fotoğraflara döndüm tekrar. Ağzı çok güzel laf yapıyordu. 'Etkilendiğini inkar edemezsin ama.' diyen iç sesime cevabını verdim. Etmiyorum zaten. Sesli güldü bu dediğime. "Fena mıyım? Ne yapmışım ki?" Omuz silktim. "Ağzın çok güzel laf yapıyor maşallah." Elleri yine saçlarımı bulup omuzlarımdan geriye attı. Alttan alttan baktım ona. Boyu benden uzundu da. "Hepsi karıma özel." deyip yaklaştı. Burnunu saçlarıma dayayarak boynumdan öptü. Huylanıp kıkırdadım. "Emiiir." deyip başımı yana yatırdım. O da başını çekmeden burnunu sürttü boynuma. "Huylanıyorum ya." deyip kıpırdandım yine. Güldü. "Biliyorum." "Yapmasana." diyerek güldüm ben de. Beni dinlemedi tabii. "Emir." diye uyardım tekrar. Bir anda başını kaldırdı. Kaşlarını çatıp dikti gözlerini. "Bana bak. Zaten hâlâ buse namına bir şey alamadım senden. Sabaha kadar gıdıklarım seni görürsün." deyip tekrar başını boynuma gömdü. Güldüm. Konuyla ne alakası vardı şimdi hiç anlamadım. "Bunun konuyla ne alakası var acaba?" "Çok alakası var." deyip burnunu sürttü yine. Sonra da sinirli gibi konuştu. "Hayır madem açtın o kapıyı biraz da sen gel dimi? Hep ben hep ben nereye kadar?" "Emir ya," diye biraz şirinlik yapsam da kızdı yine. "Hiç Emir falan deme bana. Yaklaşmama izin veriyorsun madem kendin niye bana yaklaşmıyorsun?" Sesinde o an farklı bir şey fark ettim. Şaka gibi konuşuyorduk ama gerçeklik payı büyüktü bu konuşmanın yeni yeni anlamıştım. 'Salak olduğundandır.' Hafiften geri çekildim. "Haklısın," dedim düşünceli bir şekilde. Hem seviyorum deyip hem de uzak durmak yıpratıcı bir şey olmalıydı Emir için. Hoş değildi, adım atan hep o olmamalıydı. Emir başını çektiği sırada gözleri anlamayarak baktı bana. "Sanki seni istemiyormuşum gibi gözüküyor." diye devam ettim ben de. "Özür dilerim Emir, bu çok kötü hissettiriyordur. Daha dikkatli olacağım." Emir cevap verdi hemen. "Güzelim ben özür dile diye demedim onu. Şakayla karışık konuşuyordum öyle." Başımı salladım. "Biliyorum, ama şaka da olsa yalan değil. Haklısın ayrıca. Bir söz söylediysem ona göre davranmam lazım. Sana gel diyorum kendim bir şey yapmıyorum. Çok bencilce bu..." Emir ne diyeceğini bilemez bir şekilde bakarken gülümsedim ona. "Utanmama gerek yok dimi sonuçta kocamsın?" "Tabii ki." diye cevap verdi hemen. "Ama ben sana içinden geldiği gibi davran dedim. İçinden gelmiyorsa bir adım bile yaklaşmanı istemem." Gülümsedim yine. Bu ciddi havayı dağıtmam gerekiyordu. Evet Emir'e istemeden uzak davranmışım önceden ama bu düzelmeyecek bir şey değildi. Büyük bir sorun da değildi. Ben sonuçta istiyorum onu ve sadece bunu biraz daha belli etmem gerekiyordu. Biraz kendimi ona çevirip ellerimi iki yanağına koydum. "Ben de sana öyle yaklaşmıyorum zaten." Yüzü biraz gevşediği sırada daha çok gülümseyip boynuna sarıldım. "Sen bana nasıl sabrediyorsun Allah aşkına?" O da kollarını belime dolayıp kendine çekti ve güldü sessizce. "Sevdik bir kere, mecbur sabredeceğiz." "Bak ya..." deyip geri çekildim. "Hiç itiraz ediyor mu?" "Niye itiraz edeyim? Önce aşkından deli divane et, sonra uzaktan uzaktan sev. Bekleye bekleye sabır taşı oldum." Gözlerimi kıstım. "Hani beklerim diyordun, ne oldu?" Hâlâ belimde olan ellerini biraz daha sarıp kendine çekti. Burun buruna geldiğimizde nefesimi tuttum kısa bir süre. "Bekledim zaten." dedi gözlerime bakarak. Hafif bir yutkunduktan sonra yüzümün diğer kısımlarını inceledi bir süre. Gözleri en son tekrar gözlerimi bulduğunda ise devam etti. "Hâlâ bekliyorum da..." Yutkunma sırası bana geçtiğinde en çok neye cesaret edebilirim şu an diye düşündüm. Emir'i henüz yanağından bile öpmemiştim. Ben bu adamdan gerçekten uzak duruyormuşum. Sanırım yanağını öpecektim. Ne yapayım arkadaşlar benden öyle büyük şeyler beklemeyin. Kalpten falan giderim. Ellerimi omuzlarına koyup destek aldım ve yaklaşıp yanağını öptüm. Küçük bir öpücük olmuştu. Geri çekilip gözlerinin parladığını görünce diğer yanağını da öptüm. Ama bu sefer biraz bekleyip koklayarak öptüm. Geri çekildiğimde Emir'in yüzünde büyük bir gülümseme vardı. Ben çekilince beklemeden o da benim iki yanağımı kocaman öptü. "Canımın içi..." deyip sarıldı bana. Başını yine saçlarıma gömdü, koklayarak birkaç buse bıraktı. "Oh, çok şükür." diye sessizce konuşunca gülümsedim. Sonra ben de onun boynunu öptüm beklemediği bir anda. Burnumu dayadığım sırada hafif başını oynattı. "Güzelim, bende de kalp var." deyip gülmeye çalıştı. Bir şey demeyip ben de kokusunu ciğerlerime çektim onu dinlemeden. Yine başını oynattığı sırada kıkırdadım. "Huylanıyorsun." dedim başımı çekmeden. "Hayır." dedi kısık bir sesle. "Kıpırdanıyorsun ama?" diye sordum bu sefer. "Alışkın değilim, ondandır." Yine burnumu sürttüm. "Mayıs." diye uyardı beni. Gülüp yine aynısını yapınca "Sen kaşındın!" dedi ve bir anda gıdıklamaya başladı beni. "Ay dur ne yapıyorsun?" deyip kendimi kurtarmaya çalıştım ama izin vermedi. Kahkahalar atarak onu durdurmaya çalıştım ama pek bir işe yaramadı. "Dur! Yapma!" deyip gülmeye devam ederken konuşmaya da çalıştım. "Valla bayılırım, yapma!" Yine güldüm. "Ay dur dur çaylar dökülecek Emiiir!" Gülmeye devam ederken aslında çok hızlı yapmadığı için keyif de alıyordum ama rahat duramıyordum işte elimde değil. Kahkahalar arasında Emir'e zar zor da olsa baktığımda onun bana hayran hayran baktığını fark ettim. Gülüşüm bu sefer onun bakışlarına olurken yaptığı yeni bir hamleyle kendimi geriye attım istemsiz olarak. O arada bulduğum bir boşlukla hemen kalktım koltuktan. Emir de kalkmaya kalkışınca hemen fırladım, odadan çıktım. "Gel buraya kaçma." diye arkamdan bağıran insafsız kocamı dinlemedim tabii ki. Ben kaçtım o kovaladı. Yatak odasında da bu kovalamaca devam etti. En son Emir beni yakaladığında kaçmaya çalıştım yine ama o bu sefer gıdıklamak yerine sıkı sıkı sarılmıştı. "Şimdi nasıl kurtulacaksın?" Ben de kollarımı ona dolayıp sarıldım. "Kurtulmasam da olur." diye mırıldandım. Emir, saçlarımın üzerini öpüp kokladıktan sonra geri çekildi. "Uyuyalım mı?" Başımı sallayıp yatağa geçtim. Emir de geldi. Kolunu bana doğru uzatınca istediğini yapıp başımı kolunun üzerine koydum ve ondan önce ben sarıldım ona. O da gülüp sarıldı hemen. Yine saçlarımın üzerini öpüp "İyi geceler bitanem." dedi. Başımı biraz çevirip göğsüne küçük bir buse kondurup "İyi geceler." dedim ben de. Sonra da gözlerimi kapatıp kendimi uykuya bıraktım.

Bölüm sonu

2 yorum