"Ben onun için ağlamadım. Ben, beni sevdiği için birinin acı çekmesine üzüldüm. Çünkü biliyorum onun nasıl bir şey olduğunu." Duraksadı. Gözlerini kaçırdı kısa bir süre. "Vaktinde acı çekmemin sebebini seni gördüğüm için içten içe kızardım sana. Kızardım ama sonra sana kızdığım için kendime kızardım. Çünkü senin suçun yoktu. Ben kendi kendime yaşardım o duyguyu. Senin haberin bile yoktu ama o kızgınlık olurdu içimde. Şimdi sana kızdığım şeyi başkasına yapıyorum elimde olmadan. Bilmiyorum daha önce yaşadın mı ama... Birine kızdığın bir şeyi başkasına yapmanın verdiği vicdan yükü hafif olmuyor." Sıkıntılı bir nefes alıp verdi. "Emir ben kendimi anlatabiliyor muyum bilmiyorum ama..." dediği sırada daha fazla konuşmasına müsaade etmeden konuşurken hareket ettirdiği ellerini tuttum. "Anlattın," dedim sakin ve yumuşak bir sesle. "Ben de anladım. Zaten ben de aynısını düşünüyordum, sadece senin söylemeni istedim, içim rahat etsin diye." "Ama hâlâ için rahat değil gibi bakıyorsun." dedi o da itiraz ederek. Gözleriyle gözlerimi analiz eder gibi bakıyordu. "Hâlâ canın sıkkın, görüyorum." Evet canım sıkkındı, çok sıkkındı. Kendimi boks torbası gibi kullanmak isteyecek kadar hem de. "Canım nasıl sıkkın olmasın?" dedim sıkıntılı bir nefes verdikten sonra. Göğsümde ağır bir yük vardı. "En başından beri canını yakan benmişim." Mayıs Ayaz'dan Emir ellerimi bıraktığı sırada ben ne dediğini yeni yeni anlıyordum. "Emir..." diyemeden devam etti konuşmasına. "Seni o kadar üzmüşüm ki... Bir başkası seninle benzer bir şey yaşadı diye, ağlamakta bu kadar zorlanan sen, gözümün önünde içli içli ağladın." dediğinde gözlerinin yaşardığını fark ettim. Şaşkınlıkla üzgünlük arasında gidip gelirken ne diyeceğimi bilemedim. "Sırf beni sevdiğin için... Benim yüzümden... Seni öyle ağlatan benmişim aslında..." Benim de gözlerim dolduğu sırada bir şey demek istemedim. Bilmiyorum, belki de bazı şeyleri aşmak için ondan bunları duymam gerekiyordur... "Bir de evlenmeden önce de seviyormuşsun. O zamanlar üzüldüğün yetmezmiş gibi zorla evlendirildik. Seni mecburiyet gibi görmemi sağladılar. Ve ben bunu sana sürekli hatırlattım. Hatta en başından beri. Boşanacağız, dedim. Gerçek bir evlilik değil, dedim. Öyle sonradan sevme saçmalıkları olmaz, dedim. Arkadaş, dedim. Ev arkadaşı, dedim. Bir sürü şey dedim de ağzımdan bir tane olumlu bir şey çıkmadı. Belki evlilik senin için bi umuttu ama ben her seferinde o umudu yakıp yıkamışım. Senin suçun beni sevmekmiş, benimse seni görmemek... Belki ben bir şey kaybetmedim ama sen... Senden kim bilir nelerini aldım ben..." Gözümden bir damla yaş düşüp yanağımda ince bir yol çizmeye başladığında çeneme ulaşamadan onun parmakları arasında kayboldu. Elini yanağıma koyup sildiği o gözyaşının ardından bir diğeri daha gelirken bu sefer silmedi onu. Onun yerine yaklaştı. Gözlerini o gözyaşımdan ayırmadan yüzünü yüzüme yaklaştırdı. Ne yapmaya çalıştığını sorgulamadan bekleyip izledim sadece. Yapacağı şeyden tereddüt edecek olsam bu kadar yaklaşmasına en başından izin vermezdim zaten. Kızardığını anladığım gözlerimle onu izlerken biraz daha yaklaştı ve dudaklarını, dokunmaktan korkuyorum ama dokunmak istiyorum, der gibi hafif bir şekilde gözyaşıma bastırdı. Göz kapaklarım istemsizce gözlerimi örttüğünde zaman durmuştu benim için. İçim gitti. Geri çekilene kadar nefesimi tuttuğumu fark edemedim bile. O an sanki içimdeki o tarif bile edemediğim boşluğun dolmaya başladığını hissettim. Bir şeyler oturmuştu sanki. Eksikler giderilmişti... Kendime bile itiraf edemediğim, o hâlâ etkisi geçmemiş olan kızgınlığımın geçmeye başladığını fark ettim. O gizlenen kalp kırıklığının beni terk etmeye başladığını hissettim. O içimden bir türlü gitmeyen burukluğun düzelmeye başladığını anladım. Eksikliğin ne olduğunu düşünürken, hep kendimden bir şeyler beklerken, aslında beklediğim şeyin Emir'in benim hissettiklerimi anlaması olduğunu ancak şimdi idrak edebildim... Dudakları yanağımdan yavaşça ayrılırken yüzü biraz uzaklaştı yüzümden. Gözleri hemen gözlerimi bulmuş, aynı geçmemiş olan hüzünle bakıyordu onlara. Sesi çok gecikmemiş, tınısı içimi titretmeye yetmişti. "Gözyaşına sebep olmaktan Allah'a sığınırım, demiştim. Yapamamışım... Özür dilerim birtanem, ben seni çok üzmüşüm..." Benden özür diliyordu, hem de suçu olmadığı hâlde. Sadece üzüldüğüm için... Ağladığım için... Gözyaşı döktüğüm için... Bir şey yapmadığı hâlde, haberi olmadığı hâlde, bana hep iyi davrandığı hâlde, bilmeden üzülmeme sebep oldu diye benden özür diliyordu. Kalp kırıklığımı önemsiyor, üzülmemin sebebini umursuyor, kendi suçu olmasa bile derdimle dertleniyordu. Beklemeden sarıldım boynuna. Emir Ayaz'dan Beklemediğim için bir iki saniye afallamış olsam da hemen sonra ben de kollarımı beline dolayıp kendime çektim onu. Burnumu saçlarına yaslayıp kokusunu soludum. Üzüntüsünün, ağlamasının sebebi olduğumu öğrendiğimden beri iyi değildim. Kafamı toparlamak için zaman istesem de toparlayabildiğimden emin değildim. Mayıs'ı tanıyorum, tabii ki bana yine iyi niyetle yaklaşacak ama ben kendimi ne zaman iyi hissedeceğim onu bilmiyorum. Sadece onu daha çok mutlu etmek istediğimi biliyorum. Beni sevdiği için üzüldüğü zamanları unutturacak kadar, belki daha fazla... Fakat beklemediğim bir şey dedi. "İyi ki sen çıktın karşıma." Donup kaldım. Şaşkınlığım geçmeden devam etti hemen. "İyi ki seni sevmişim. Çok bekledim, çok sabrettim ama değdi. Rabbim bana en iyisini verdi." Geri çekildiğinde şaşkınca ona bakıyordum. Benim yüzümden o kadar üzüldüğü hâlde bunları söylüyordu bana... "Ama ben seni çok üzdüm." dedim anlamayarak. "Hatta ağlattım, nasıl iyi ki diyebiliyorsun?" Mayıs ellerimi ellerinin arasına alıp gözlerime baktı, tebessüm etti. "Beni sen üzmedin. Ben sevgime karşılık bulamadığım için üzülüyordum ama yine de seviyordum seni. Sen beni sevmek zorunda değildin, bana hiç ümit vermedin. Hiçbir suçun olmadığı hâlde benden özür diliyorsun Emir. Sırf beni daha önce görmediğin, sevmediğin için. Elinde olmayan şeyler için..." Yine tebessüm etti. "Ben belki kolay ağlayamam ama içimde çok şeyler yaşarım. Çok düşünürüm. Küçük şeyleri bile umursarım. Sen bana bunları söylememiş olsan ben yine seni sevecektim, yine bir gün o duvarları yıkacaktım belki. Ama sen benim hâlâ içimde olan o kırıklığı gördün. Hırpalanan kalbimi gördün. Bir şey yapmadığın hâlde kendine dert edinmişsin benim üzülmemi. Umursamışsın. Zaten geçmiş gitmiş bir şey dememişsin, geçmiş olduğu hâlde önemsemişsin." Duraksadı. "Hani aramızda duvarlar var demiştin ya," Hafifçe başımı salladığımda devam etti ve sanki o an beni dünyanın en mutlu insanı yaptı söyledikleriyle. "Galiba artık o duvarlar yıkıldı." Gözleri parıldayan karımın sözleri benim donup kalmama sebep olmuştu. Şok içinde bakıyordum ona. Dilim tutulmuş gibi konuşamıyordum da. Bir süre şoku atlatamasam da en sonunda dilim çözülüp iki kelam etmeme izin vermişti. "G-gerçekten mi?" Kekelemem umrumda olmazken yüzümdeki şaşkın ifadeden henüz haberim yoktu. Mayıs başını sallayıp "Gerçekten." dediğinde ise ayağa fırladım hemen. Sonra onu da kaldırıp sıkı sıkı sarıldım. Ama bu sefer hiç tereddüt etmeden, acaba demeden, doya doya... "Allah'ım çok şükür, çok şükür..." diye fısıldadığımda güzel karımın güzel gülme sesini de duymuştum. Mümkünmüş gibi daha sıkı sarılıp kokusunu içime çektim. Sanki yıllardır ona hasretmişim de şimdi kavuşmuş gibi hissediyordum. Kalbim deli gibi atıyordu. Vücudum fazla adrenalinden patlayacak gibiydi, ne yapacağımı şaşırmıştım. Umarım bütün gücümü Mayıs'a uygulamıyorumdur, diye düşünecek olduğumda kollarımı gevşettim hemen. Sonra da geri çekilip kocaman gülümsememle onun gözlerine baktım. Kollarını hâlâ tutuyorken kendimden uzaklaştırmamıştım onu. "Bu ânı çok bekledim. Rabbim nasip etti çok şükür. Ne kadar mutlu olduğumu anlatamam sana. Elim ayağıma dolandı, ne diyeceğimi de unuttum. Çok sıktım mı seni?" Başını hemen iki yana salladı gülerek. Onun güldüğünü gördükçe mutluluğum katlandı sanki. Yüzünü ellerimin arasına aldım. "Allah'ım yüzünü hep güldürsün böyle. Bir tane göz yaşına sebep olmayı nasip etmesin bana. Bu gözlerin hep böyle baksın bana. Sevgimiz hiç azalmasın hep artsın. O'nun rızasını kazandığımız bir aile olmayı nasip etsin bize Allah. Amin..." İçten bir şekilde o da "Amin..." deyince daha çok gülümsedim. Sonra biraz daha yaklaştım ve yapmayı çok istediğim ama hep beklediğim şeyi yapıp dudaklarımı alnına bastırdım. Gözlerim otomatik olarak kapanmıştı. Saçlarının kokusu burnuma dolarken biraz daha öyle kalıp küçük bir buse bıraktım alnına ve geri çekilip gözlerine baktım. "Seni çok seviyorum." Gözlerinin parıltısı beni daha çok mutlu ederken aynı şekilde karşılık verdi. "Seni çok seviyorum." Daha çok gülümseyip sarıldım tekrar. Çok mutluydum. Öyle böyle değil. En son bu mutluluğu karımın beni sevdiğini öğrendiğimde yaşamıştım, şimdi ikinciydi bu. Bu sefer de karıma kavuştuğum içindi bu mutluluk. Artık aramızda engel kalmamıştı, çok şükür ki. Sarılmadan önce düşünmeme gerek kalmamıştı, içimden geldiği gibi davranabilecektim artık ona. Ne kadar şükretsem azdı. Yine de içimde kalmasını istemediğimden sordum. "Bana kızgın değil misin?" Cıkladı. "Değilim." "Beni suçlamıyor musun?" "Suçlamıyorum." "Sana sürekli boşanacağız demiştim, onun için de mi kızmadın?" Biraz düşündü. "Aslında söylediğin zaman sana çok sinir oluyordum." deyince geri çekilip yüzüne baktım. "Hatta söyleniyordum kendi kendime. Tamam boşanacağız, hiç düşünmeden imzalayacağım o kağıdı diyordum sinirle. Çok kızdırıyordun beni." "Özür dilerim." "Özür dile diye demedim, gül biraz. Sana çok gıcık oluyordum öyle konuşunca ama sonra bir şey yapıyordun hemen geçiyordu." "Hım, ne yapıyordum?" "Danonem bitiyordu, sormadan alıyordun. Ne bileyim... İltifat falan ediyordun işte öyle şeyler." "Azmış." dedim kendimi beğenmeyerek. "Ama o zamanlar seni sevdiğimin farkında bile değildim, o yüzden öyle odun gibiydim herhalde. Ama ben nereden bileyim? İlk defa böyle şeyler hissetmiştim, anlamadım ne olduğunu." Güldü. Devam ettim ben de. "Ama şey var. Son zamanlarda yaptığım şeyleri fark etmeden seni tavlamak için yapmış olabilirim." "Ne?" Yüzünün hâli beni güldürürken devam ettim. "İşte durup dururken en sevdiğin tatlıyı almalar, sürekli bir yakın durmalar, yemeklerin tadına baktırmak için elimle yedirmeler falan. O zamanlar anlamamıştım ama ben baya seni tavlamaya çalışmışım." "Bak ya," dedi sitem eder gibi. "Bu gariban da yesin bu numaraları." "Ye, ne olmuş? Karıma yapıyorum başkasına değil ya." Güldü yine ama bir şey demedi. "Mayıs," dedim düşünceli bir şekilde. Dikkatini biraz daha bana verdi. "Aklında veya gönlünde hiçbir pürüz yok dimi? Hiçbir kırgınlık kızgınlık kalmadı, dimi? Eğer varsa söyle, ben fark edememiş olabilirim. Bu konuştuklarımızı bile bu akşam olanlardan dolayı fark edebildim. Eğer seni anlamazsam bunu bana söyle, bileyim. Sakın küçümseyeceğimi düşünme bile, seninle ilgili en küçük ayrıntıları bile merak ediyorum. Bana hep böyle açık ol." Gülümsedi yine. Güven veren bir gülümsemeydi bu. "Merak etme. Sen beni dinlediğin sürece ben açık olurum sana. Ama aynı şeyi ben de senden bekliyorum. Genelde açık sözlü olsan da duygularını çok iyi saklayabiliyorsun. Bana saklamana gerek yok. Seni anlamak istiyorum, bana kendini anlatmaktan çekinme. Hem ayrıca kızgınlığım da kırgınlığım da yok. Kendimi uzun zamandır bu kadar huzurlu hissetmemiştim." "Çok şükür," dedim rahat bir nefes verip. Mayıs iyiydi. Özellikle babasından sonra iyi toparlamıştı. Şimdi ise böyle olması benim içimi rahatlatmıştı. Gülümsedi yine. O kadar güzel ki... Hele o yeşilleri yok mu?.. İnsanı içine çekiyor sanki. Baktıkça bakmak istiyorum, bu gözler hep bana baksın istiyorum. Kaşları, burnu, dudakları, yanakları... Her zerresiyle çok güzeldi. Gülünce sanki mümkünmüş gibi daha güzel oluyordu. Nasıl oldu da ona ilk baktığımda bu güzelliği göremedim? Sıradan biri gibi gelmişti ama şimdi sanki dünyanın en güzel kadınıydı karşımdaki. Ki benim için öyle zaten. Görüp görebileceğim en güzel kadın. "Çok güzelsin," dedim içimde tutmayarak. Gözlerimi dünyanın en güzel şeyine bakar gibi diktim ona. "Başım döner düşersem şaşırma." diye şaka eklemeyi de unutmadım. Mayıs'ın yanakları kırmızıya bulanmaya başlarken gözleri çok kısa bir an eline gitse de sonrasında tekrar beni bulmuştu. Gülümsemesi yüzünde büyümüş, gözleri hafif kısılmış, yanakları hâlâ al aldı. Yaklaştım, iki yanağına da küçük birer buse kondurup daha çok kızarmasını izledim gülümseyerek. "Kızarmaya devam edeceksen yine öpebilirim?" "Emir ya," deyip elleriyle yüzünü kapatınca bu sefer sesli güldüm. "Niye kapattın yüzünü?" "Bir de soruyor musun ya?" dedi ellerini çekmeden. Sonra parmaklarıyla gözlerinin olduğu kısımları aralayıp o küçük aradan baktı. Sitemli sitemli konuşmaya devam etti sonra. "Hem utandırıyorsun hem gülüyorsun ya! Ne yapayım kızarıyor işte, elimde değil." "Sanki ilk defa söylüyorum." diye sitemvari konuşunca ellerini indirdi. "Alışkın değilim ben." "Alışana kadar söylerim o zaman." "Alıştıktan sonra söylemeyecek misin?" "O zaman da söylerim veya başka bir şey bulurum." "E ona da kızarırsam?" "Kızar, hoşuma gidiyor zaten." deyip sırıtınca yine kızardı ve yüzünü kapattı elleriyle. Biraz daha oyun oynamaktan kimin zararı olurdu ki? "Hem şimdi iznimi de aldım senden. Duvar falan yıkıldı hep. Kızarınca hiç sormadan öperim yanaklarını." "Emiiir!" "Ben şimdi istediğim zaman öpüp sarılabiliyorum dimi? Bu izin 'her şey dahil' olarak geldi?" "Ya," deyip çabucak çıktı odadan. "Nereye?" diyemeden gitmişti bile. Gülüp peşinden gittim. Yatak odasına gelince kapıyı tıklatıp içeri girdim. Mayıs ayakta dikilmiş bana bakıyordu. Muhtemelen az önce odayı tavaf ediyordu. "Kapıyı da artık tıklamama gerek yok dimi?" deyip gülümseyince bir şey demeyip arkasını döndü hemen. Aslında o kadar da abartmamıştım bence ama anlayamadığım bir gerginlik var gibiydi üzerinde. Bunu, yanına gidip gergin bir şekilde elleriyle oynadığını görünce daha iyi anlamıştım. Sahi, niye bu kadar gergindi ki? "Mayıs?" diyerek bana bakmasını isterken o ben dışında her yere bakıyordu. "Niye bu kadar gerildin?" "Gergin mi gözüküyorum?" dedi yine bana bakmazken. Kafam iyice karışınca karşısına geçtim. "Evet, hatta baya gerginsin. Seni utandırmak için söyledim onları ama eğer istemiyorsan..." Sözümü bitirmeme engel olan onun biraz telaşlı çıkan sesi olmuştu. "Yok! Yani öyle değil. Yani istemiyorum değil. Ama işte utandım herhalde ondan oldu." Konuşmanın başında bana bakan gözleri sonlara doğru tekrar ellerine inmişti. Kaşlarımı çattım bu hâline. "Güzelim, varsa bir şey söyle." dedim sakince. Gözleri hemen beni buldu yine. "Yok. Ben en iyisi şey yapayım, bir elimi yüzümü yıkayayım." Hemen sonra da lavaboya gitti zaten. Anlamamıştım ama büyük bir sorun olduğunu da sanmıyordum. Sonuçta iki dakika içinde benden başkasıyla konuşmadığına göre sorun bizle ilgiliydi. E söylediklerime de istemiyorum demedi. Utanmasından başka bir şeye yoramadım açıkçası. Hazır banyo boşken dolaptan temiz kıyafetler alıp banyoya geçtim. Hızlıca kısa bir duş aldım. Üzerimi giyindikten sonra dişlerimi fırçalayıp saçlarımı taradım. Saçlarım tam olarak kurumadığı için havluyla beraber çıktım banyodan. Saçlarımı kurulayarak odaya gittim. En fazla 15 dakika içinde çıkmıştım. Kapıyı açtığımda Mayıs yatakta oturmuş elleriyle oynuyordu. Üzerinde yeşil pijama takımı, ayağında terlik vardı. Saçlarını iki yana ayırmış ön kısmını kulaklarının arkasına sıkıştırmıştı. Hâline bakılacak olursa gerginliği hâlâ geçmemişti. Odaya girmem onun için pek bir şey değiştirmemişti çünkü hâlâ yüzüme bakmıyordu. Mayıs Ayaz'dan Saçma sapan davranmaya başladım gerçekten. Mantıksız hareketlerim var! Ne diye bu kadar gerildiysem! Alt tarafı beraber uyuyacaktık işte. Daha önce de aynı yatakta yatmıştık. Bu kadar gerilmenin manası ne?.. Bu sefer biraz farklı sanki, diyen iç sesim içimi kemirecek o kurdu bırakmıştı bir kere. Sıkıntıyla nefes verip saçlarımı geriye attım. Kalbim zaten deli gibiydi ama sadece heyecan olsaydı keşke. Acilen bu gerginlikten kurtulmam gerekiyordu. Hayır, Emir de yanlış anlayacak ayıp olacak sonra. "Af Allah'ım afff..." Ben hâlâ kendimi sakinleştirmeye çalışırken banyonun kapısının açılma sesini duydum. Hemen kendimi toparlayıp sakin durmaya çalıştım. Bir şey yoktu zaten. Abartan bendim. Emir sonuçta bu. Adam benim için koltukta yattı kaç hafta. Niye geriliyordum ki bu kadar? Alt tarafı beraber uyuyacağız, ne bu abartı? Diyorum ya saçmalıyorum işte! Kalbim sen de bir dur artık! Ay hayır durma! Pufff! Yavaşla yani ne bu hız? Ay Allah'ım sen yardım et. Ellerimle oynadığım sırada odanın kapısı açıldı. Hiç o tarafa bakmadan elimle oynamaya devam ettim. Heyecandan ve gerginlikten ölecek gibiydim bir de bakarsam yakışıklılığından başım dönüp bayılabilirdim. Ama cidden bayılabilirdim. Emir bir şey demeden yanıma geldiğinde daha bir gerildim. Çünkü soracak, biliyorum. E ne diyeceğim ben? Biraz içimden dua edip kendime gelmeye çalıştım. Şu yaptığım saçmalıktan başka bir şey değildi. Hemen normal hâlime dönmem gerekiyordu çünkü bu hareketlerimle Emir'e ayıp etmek istemiyorum daha fazla.
Bölüm 44
-44-
Bölüm sonu
2 yorum
Selamün aleyküm🤗Yeni bölüm ne zaman gelir acaba??
1YanıtKıyamam yaa nasıl da utandı🤭😂
