Selamünaleyküm... Hepimize hayırlı Ramazanlar öncelikle.😇😇 Bu bölüm biraz kısa olmakla birlikte geçiş bölümü niteliğinde düşünülebilir. Yani en azından kasvet havasından çıkarma niyetindeyim. Biraz daha eğlenceli olacağını düşünüyorum gelecek olan bölümlerin. Umarım öyle yapabilirim. Hepinize keyifli okumalarrr... 💙 ** Duyduğu seslerle gözlerini açtı Emir. Gözleri Mayıs'ı bulduğunda sesin kaynağını da bulmuş oldu. Hemen doğrulup yanına gitti. Koltuğun kenarına çöküp seslenmeye başladı. "Mayıs... Mayıs uyan hadi." Mayıs yine bir şeyler mırıldanıyordu ama anlaşılmıyordu ne söylediği. Emir omzuna dokunup seslendiğinde uyandı yine sıçrar gibi. "Tamam sakin ol... Geçti, kabustu. Korkma." Mayıs yine bir kabustan uyanmanın verdiği ilk şokla Emir'in yüzüne baktı önce. Sonra yattığı yerde doğrulup sırtını koltuğun kenarına yasladı ve elleriyle yüzünü sıvazladı. "İyi misin? Su getireyim mi?" Başını iki yana salladı hâlâ elleri yüzündeyken. Kalkıp koltuğun kenarına Mayıs'ın yanına oturdu. Mayıs'ın biraz kendine gelmesini bekledi. Mayıs ise biraz daha öyle durduktan sonra ellerini çekip Emir'e baktı. Camdan gelen sokak lambalarının ışığı sayesinde Emir onun yüzünü görebiliyordu. Ağlamasına dair bir işaret olmasa da gözleri kızarmıştı ve şu an kendisine kaşları çatık bir şekilde bakıyordu. Neden böyle baktığını anlamasa da o konuşmadan Mayıs konuştu. "Bu yüzden seninle aynı yerde uyumak istemiyorum işte." Kaşlarını çattı Emir, anlamadı. "Ne yüzünden?" Mayıs beklemeden konuştu. Gözleri dolu dolu döktü içinde ne varsa. "Bu yüzden işte. Bu şekilde kabus görüyorum. Sürekli uyanıyorum. Geceler artık zulüm gibi bana. Birlikte olunca seni de uyandırıyorum böyle. Sana da zehir ediyorum geceyi. Zaten ne bir ilgi gösterebiliyorum ne sevgi. Sana yaklaşınca kendimi kötü hissediyorum. Sarılmaya bile korkuyorum. Hemen Mehmet'in dedikleri geliyor aklıma. Babam geliyor. Dünyanın en bencil insanı gibi hissediyorum o zaman. Ama böyle yaparak da seni harcıyorum sanki. Kendi derdim yüzünden seni üzüyorum. Ama sana yaklaşsam zorla yapıyor gibi olacağım. Böyle yaparsam yine sana ayıp. Çok ayıp hem de. Öyle yapsam olmuyor böyle yapsam olmuyor. Ne yapacağımı bilmiyorum artık Emir, çok yoruldum..." Emir içi acıyarak dinledi karısını. Kendi kendine neleri düşünüyormuş da haberi yokmuş. Aklından neleri geçiriyormuş... O göz kaçırmaların sebebini de anlamış oldu bu şekilde. Kötü olduğu hâlde gülümsemeye çalışma sebebini de. Yutkundu önce. Empati yapmaya çalıştı yine. Ne kadar kendini sıkışmış hissettiğini fark etti onun. Ne kadar bunalmış ve yorulmuş olduğunu. Herkesi düşünürken, her şeyi halletmeye çalışırken kendini nasıl es geçtiğini gördü. Sarılıp destek olmak istedi ama az önce söylediklerinden sonra bunu artık yapamayacağını fark etti. Çok acıydı ama o, karısına iyi gelmiyordu. "Mayıs," diye seslendi yüzünü elleriyle kapatmış karısına. Dokunmadan da desteğini hissettirebilirdi sonuçta. Mayıs bir şey demeyince ellerini tutup iki yanına indirdi. Mayıs'ın gözleri kızarıktı hâlâ ve ona değil aşağıya bakıyordu. "Bana bir bakar mısın?" diye tekrar konuştu Emir ellerini ellerinden çekerken. Mayıs bir şey yapmayınca ısrar etti "Hadi." diyerek. Bu sefer başını kaldırıp ona baktı Mayıs. Üzgün bir şekilde bakarak konuştu Emir. "Ben sana demedim mi güzelim? Senden sadece iyi olmanı bekliyorum, başka bir şey beklemiyorum. Sen iyi ol yeter ki diye. Sen rahat olana kadar koltukta yatmaya razı gelmedim mi ben? Niye böyle şeyler düşünüp de kendini bunaltıyorsun?" "Bir şey istemedin ama böyle yaparak seni de kötü bir hâlin içine sokuyorum." "Neymiş o kötü hâl? Koltukta yatmak mı? Allah aşkına Mayıs ben zaten yaklaşık 2 aydır koltukta yatıyorum. Şurada biraz daha yatmak inan koymaz bana. Ayrıca koltuk gayet rahat, ben alıştım çoktan." "Tamam ama içerde yatak var, sen benim yüzümden burada yatıyorsun. Kendi evinde kendi yatağında yatamıyorsun. Artık uyku da uyuyamıyorsun. Kabuslarım yüzünden uyandırıyorum seni." "Tövbe estağfurullah... Sen burada kabus görüp uyanırken ben mışıl mışıl nasıl uyuyabilirim? Sen istersen Fizan'a git, senin iyi uyuduğunu görmeden bana uyku falan yok. Böyle de olması gerekiyor zaten Mayıs." derken sonlara doğru biraz yükseldi Emir. "Bazen gerçekten kızdırıyorsun beni güzelim. Hep başkaları, hep başkaları. Biraz otur da kendini düşün artık. Boş ver Emir'i. Yatsın koltukta ne var yani? Bir zahmet uyansın uykusundan. Camış gibi yatmasın. Allah Allah ya..." Sözleri Mayıs'ı çok az da olsa gülümsetmişti ama Emir hazır ağzını açmışken diğer söyleyeceklerini de söylemeye devam etti. "Kardeşin düşünmeden etti bir laf diye cezasını sen çekiyorsun zaten, ona da ayrı bilendim. Sırf kardeşin diye bir şey demiyorum yoksa ona yapacağımı bilirdim ben." dedi ama duramadı yine. "Beyefendiye bak ya! Yok unutmuşsun da bilmem neymiş de! Senin ne çektiğinden haberi yok tabii konuşmak kolay. Kendi rahatça ağladı, seni ağlarken görmedi. Annenle ikisini sen toparladın, güçlü durmaya çalıştın. O acısını yaşadı, sen yaşayamadın. Bunları gözü görmedi ama az bir yüzün güldü diye sen göze battın." Mayıs ne diyeceğini bilemezken biraz sakinleşsin diye şakayla karışık konuştu. "Allah'tan bir şey demedin." "Yalan mı ama?" diye devam etti Emir. Mehmet'e çok fena öfkeliydi. Yaptığı düşüncesizlik yüzünden Mayıs günlerdir neler çekiyordu. Ama bunda Mayıs'ın da payı vardı. Kendine hiç acıması yoktu. "Yalan değil. Bunu sen de biliyorsun. Bildiğin hâlde kendine eziyet ediyorsun. Çevrendeki herkese çok merhametlisin ama sıra kendine gelince çok acımasızsın Mayıs. Yapma bunu. Bu kadar eziyet etme kendine. Bu kadar üzme kendini. Sıkma. Yorma. Bir rahat bırak." Mayıs tek kelime etmeden dinledi onu. Hiçbir şey diyemedi. İçten içe haklı olduğunu biliyordu, kendine söyleyemiyordu sadece. Çünkü kendi için iyi bir şey düşünecek olsa vicdanını rahatlatmak için yapıyor gibi hissediyordu. Ama haklı olduğunun farkındaydı. Doğru söylüyordu Emir. Ve bunu başka birinden duymak çok iyi gelmişti. Dudaklarını birbirine bastırdı. Gözünden istemsiz bir damla yaş düştü gitti. Bu yaş kendisi içindi. Kendine kötü davrandığı için. Emir elini uzatıp sildi o yaşı nazikçe. "Ben seni böyle görmeye dayanamıyorum, sen nasıl kıyabiliyorsun?" Elini çekti biraz sonra. Gözleri doldu ama belli etmedi Mayıs'a. "Biraz daha uyu, namaza daha var." Mayıs bir şey demeden uzandı koltuğa. Emir de oturduğu yerden kalkıp çöktü ve yere oturdu. Tek kolunu Mayıs'ın hemen yanına, diğer kolunu büktüğü dizinin üzerine koydu. Mayıs şaşkın bir şekilde ona bakarken Emir umursamazca omuz silkti. "Niye yere oturdun?" "Uyumanı bekleyeceğim." "Ama..." dediği sırada Emir kesti sözünü. "Mayıs, hadi güzelim yat uyu. Boşuna dil dökme." Çok net bir şekilde söylediklerine karşı Mayıs konuşmayı manasız buldu. Onun yerine Emir'e dönüp tek elinin üzerine yattı. Gözleri anında onun gözleriyle buluşurken Emir'in de ona baktığını gördü. Gözlerini çekmedi, aksine uzun uzun baktı ona. Emir de çekmedi gözlerini. Bir süre sessizce birbirlerine bakıp durdular öyle. Sonra Mayıs bir cesaret boşta kalan elini Emir'in koltuğun üzerindeki elinin üzerine koydu. Emir'in gözleri anında eline kayıp tekrar Mayıs'a döndüğünde onun küçük bir tebessüm ettiğini gördü. Gülüşüne karşılık vermesine fırsat kalmadan yumdu gözlerini Mayıs ve kendini bir nebze daha rahat bir uykunun kollarına bıraktı. Emir ise bu küçük hareketle yaşadığı mutlulukla güzelini izlemeye devam etti. ** Mayıs Ayaz'dan Gözlerimi açma sebebim bu sefer kabuslarım değil, elimin üzerine başını koymuş uyuyan sevdiğimdi. Gözlerimi açar açmaz onu görmüş olmak farklı bir histi. Güzel ve çok saf bir his. Benim uyumamı beklerken uyuyakalmıştı burada, elimin üzerinde. O kadar güzeldi ki. Sevgisi öyle güzeldi ki... Bunu hissetmek bambaşka bir histi ve ben bunu şu an çok içten bir şekilde hissediyorum. Elimi kıpırdatmadan biraz doğruldum. Boşta duran elimi uzatıp saçlarına götürdüm. Dağınık saçları iyice dağılmış, yüzüne yayılmıştı. Hafifçe dokundum saç tutamlarına. Daha önce hiç yapmadığım bir şey yapıp elimle sevdim onları. Hep oynamak istemiştim saçlarıyla da hiç öyle bir hakkı kendimde görememiştim. Yakınken bile uzaktık çünkü ve sevmiyordu beni. Hâlbuki şimdi sevgisini en derinlerden hissediyordum. O kadar iyi hissettiriyordu ki... Bazen söylediği tek bir kelimeyle, bazen sarıp sarmalamasıyla, bazen şakayla karışık ettiği iltifatlarla, ince davranışlarıyla, bir kere olsun şikayet etmeyişiyle, hep destek oluşuyla, sevdiğini söylemesiyle, benim için burada uyumasıyla... Fazla belli etmesem de o kadar mutlu oluyordum ki o böyle şeyler yapınca. Her şeyden önce bana yalnız olmadığımı hissettirmesi çok kıymetliydi, hele ki böyle bir zamanda... Yaptıklarıyla karanlık bir kuyuda bana ışık tutuyordu sanki. O ışıkla kendini gösterip ben de buradayım diyordu. Bu gerçekten çok başka bir şeydi. Evet belki ben tek başıma da baş ederdim, o karanlık kuyudan düşe kalka bir şekilde çıkardım. Ama onunla hiç değilse önümü görebildim. Düşsem de kalkmama yardım etti. Yanımda oldu. Hâlâ da yanımda. Kimse için 'hiçbir zaman gitmeyecek' diyemesek bile bu günlerde yanımda olduğu hep hafızamda kalacak. Bir gün gitse bile o gün yanımdaydı diyebileceğim. Bu yüzden içimdeki yeri çok başka. Saçlarını sevmeye devam ederken kıpırdanmaya başladı. Elimi geri çektiğimde ise yavaş yavaş açtı gözlerini. Başta anlamsız baktığı gözleri beni fark edince büyüdü. Hemen oturduğu yerde doğrulup bana baktı. "Sen uyandın mı? Kabus mu gördün yine?" diye telaşla sorduğu soruya gülümsedim ve başımı iki yana salladım. Verdiğim cevapla rahat bir nefes verdiğini gördüm. Sonra kaşlarını hafif çatıp sordu tekrar. "Niye uyandın güzelim? Ben mi uyandırdım?" Gözleri hâlâ üst üste duran ellerimize kaydı. "Elinin üzerine yatmışım. Ağrıttım mı?" deyip diğer eliyle üzerinde uyuduğu elimi tuttu ve baş parmağıyla ovmaya başladı. Gülümsemem yüzümde yayılırken başımı yine iki yana salladım. "Namaz vakti geldi." "Allah Allah," dedi anlamayarak. "Alarm çaldı mı ben duymadım?" "Yok, birazdan çalar," dedim ben de duvar saatine bakıp. "Ben alarmdan önce uyandım." Koltuktaki elinden destek alarak ayağa kalktı. Elimi bırakmamış aksine beni çekiştirmeye başlamıştı. "Hadi kalk bakalım." Dediğini yapıp kalktım yataktan. Hâlâ elimi tutan Emir beni biraz kendine çekip elimi bıraktı. Sonra ellerini kaldırıp saçlarımı düzeltmeye başladı. Gözleri saçlarımın üzerinde gezerken konuştu aynı zamanda. "Sen pişmanlık hissedecek hiçbir şey yapmadın güzelim." Gözleri hiç yüzüme inmeden sadece saçlarımı izliyordu. Elleri ise aynı şekilde saçlarımı yavaşça düzeltiyordu. "Evliliğini kurtarmak bencillik değildir. Eşini sevmek bencillik değildir. Boşanmak istememek bencillik değildir." Saçlarımı düzeltmekten ziyade onlarla oynamaya başladı. "Ben, ilk defa böyle şeyler hissediyorum... Nasıl davranmam gerektiğini pek bilmiyorum. Sadece sana sevdiğimi hissettirmeye çalışıyorum ve seni kaybetmekten korkuyorum. Bu yüzden sen ayrılık lafını ettiğinde hemen itiraf ettim seni sevdiğimi." Sözlerinin sonuna doğru gözleri gözlerime kaydı. "Sen değil ama ben o gün bencillik yaptım belki de itiraf ederek. Ama sadece seni yalnız bırakmayacağımı bil istedim. Benden gitmeni istemedim. O yüzden o gün söyledim." Saçlarımı kulaklarımın arkasına sıkıştırdı. "Ama pişman değilim, yine olsa yine söylerdim. Seni bırakacağımı düşünmenden, yalnız hissetmenden iyidir." Ellerini saçlarımdan çekip yüzümün iki yanına yerleştirdi. "Ortada ne bencillik var ne de pişman olunacak bir şey. Ama yine de ben seni rahat olduğun zamana kadar bekleyeceğim. Senin istediğin kadar yaklaşacağım sana. Gerekirse sarılmayacağım, gerekirse elini tutmayacağım. Bu yüzden sakın senden uzaklaştığımı düşünme, tamam mı? Çünkü ben, senin adım atmanı bekleyeceğim."
Bölüm 40
-40-
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.