Sarılmasına karşılık alması bir saniye sürmemişti. Emir de kollarını sardı hemen karısına. "Sen de iyi ki varsın." dedi gülümseyerek. Karısının içini rahatlatmak ona da iyi gelmişti. Aralarındaki ilişkiyi zedeleyecek en ufak bir şey yapmak, özellikle de Mayıs'ın güvenini kırmak istemiyordu. Onu istemeden olsa bile korkutması en az Mayıs kadar Emir'i de yaralardı. Mayıs içten bir şekilde gülümseyip yavaşça geri çekildi. Emir'den bunları duymak gerçekten çok iyi hissettirmişti. Emir böyle bir şey demese de Mayıs'ın ona olan duyguları değişmezdi ama söylediği için sanki mümkünmüş gibi daha çok sevmişti onu. Her ne kadar içi biraz rahatlasa da biraz çekiniyordu Mayıs. Çünkü Emir'e olumlu bir cevap vermeyi düşünmüyordu. "Emir..." deyip durduğu sırada Emir hâlinden az çok anlamıştı vereceği cevabı. Mayıs yerine o konuştu. "Tamam. Ben gidip yastık nevresim alayım." deyip tebessüm etti kendini kötü hissetmesin diye. İçinden yas tutmaya başlamıştı ama belli etmedi. Kalkacağı sırada Mayıs kolunu tuttu. "Gerçekten seninle ilgili değil. Biraz kendimi toparlayana kadar en azından. Belki birkaç gün..." "Biliyorum, merak etme." deyip tekrar tebessüm etti. Mayıs da aynı şekilde karşılık verdikten sonra yerden kalktılar. Seccadeleri kaldırdıktan sonra Emir gidip yastık yorgan aldı. "Yardım edeyim mi?" Aslında yardım edilecek bir şey yoktu ama Mayıs fazla sessizlik olmasın diye konuşmuştu. "Yok hallederim ben. Sen git, uyu bir an önce." Mayıs zaten ayakta zor duruyordu. "Tamam o zaman. İyi geceler." Emir elindeki işi bırakıp kapıda onu izleyen karısının yanına gitti. Sonra da Mayıs'ın beklemediği bir şey yapıp sarıldı ona. Burnunu başının üstüne dayayıp kokusunu içine çekerken Mayıs da sarıldı ona bir şey demeden. Emir kokusunu ciğerlerine doldurduktan sonra geri çekilip gülümsedi ona. "Şimdi iyi oldu gecem." Mayıs anlık bir şokun ardından hafiften kızarmıştı. O, böyle şeylere alışık değildi ama Emir bunları yapmaktan çekinmiyordu. İster istemez utanıyordu. Yutkunup konuşmaya çalıştı. "Ben gideyim o zaman. Sana Allah rahatlık versin." deyip hemen uzaklaştı yanından ve yatak odasına geçti. En son Emir'in "Sana da." dediğini duymuştu. Odaya geçince utanmanın etkisi kısa sürmüş ve üzerindeki namazlığı ve başörtüsünü çıkarmıştı. Katlayıp kenara koyduktan sonra saç lastiğini çıkarıp henüz tam kurumamış saçlarını serbest bıraktı. Yatağın kenarına oturup komodinin üzerindeki sudan bir bardak doldurup içti. Sonra da yorganın altına girip gözlerini kapattı. Hiçbir şey düşünmemeye çalışsa da onlarca düşünceyle beraber uyumaya çalıştı. ** Gözlerini açtığında güneş batmak üzereydi. Hava kararmaya başlamış, kasvetli bir hâl almıştı. Üzerinde babasının ona aldığı haki yeşili elbisesi vardı. Başında ise siyah bir başörtü. Etrafına bakınca bulunduğu yerin cami avlusu olduğunu fark etti. Bunu fark edince kaşlarını çattı. Çünkü bu cami babasının öldürüldüğü camiydi. Gözleri babasının öldüğü yere kayınca orada birinin olduğunu fark etti. Arkası dönüktü fakat anlamıştı, babasıydı. "Baba..." Oraya doğru gitmeye çalıştığında hareket edemediğini fark etti. Yürümeye çalıştı ama olmadı. Bir adım bile yaklaşamadı babasına. Ona gidemedikçe seslendi. Babası onu duysun diye çok seslendi ama babası uzun bir süre hareket etmedi. Biraz daha seslendikten sonra babası yavaşça ona doğru döndü. Üzerinde siyah bir takım elbise, siyah gömlek ve siyah bir ayakkabı vardı. Siyahı sevmezdi babası... Fakat baştan aşağı siyah giyinmişti bu sefer. Üzerindekilerin ciddiyeti yüzüne vurmuş gibi gergindi yüz hatları. Mayıs'a bakıyordu ama tek kelime etmiyordu. Gözlerindeki duygular anlatıyordu dile getirmediklerini fakat bu sefer iyi şeyler anlatmıyordu. Her zaman güler yüzle baktığı kızına bu sefer kınayan gözlerle bakıyordu. Yutkundu Mayıs. Babasının bakışları altında ezildiğini hissetti. Babası öyle bakıyordu ki ona kendinden iğrendi Mayıs. Sanki ondan utanır gibi, yazıklar olsun der gibi bakıyordu. Gözlerinde sevgiye dair bir şey bulamadı. Saf bir utanç vardı bakışlarında. Kızından utanmıştı. Baba, demek istedi Mayıs. Ne oldu, ne yaptım ben demek istedi. Fakat sesi çıkmıyordu bir türlü. Soramıyordu babasına. Neden böyle bakıyorsun, diyemiyordu bir türlü. Anlayamıyordu. Anlayamadığı gibi çok üzülüyordu. Bu bakışların muhatabı olmak çok canını yakmıştı. Fakat sebebini de anlayamadı. O an babası tek bir şey söyledi. Tek bir cümle. Ama o cümle Mayıs'ın dünyasının başına yıkılmasına sebep olmuştu bile. "Benim daha toprağım soğumadan sen bir adamın peşine düştün ya, sana yazıklar olsun..." O an sanki başından aşağı kaynar sular döküldü Mayıs'ın. Gözleri doldu, dolduğu gibi de taştı. Hıçkıra hıçkıra ağlamaya başlamış ama aynı zamanda babasına anlatmaya çalışmıştı. "Hayır, öyle değil!" diye haykırmak istedi. Konuşmak, derdini anlatmak, babasına kendini açıklamak istedi ama yapamadı. Hiçbirini yapamadı. Ne kadar çabalasa da fayda vermedi. Babası ne sesini duydu ne de gözyaşlarını gördü. Tek bir cümleyle Mayıs'ın ciğerini sökmüştü sanki. Gözleri canını yakmak ister gibi bakmaya devam etti. O bakışlarla Mayıs'ın vicdan yükü daha da arttı. Kalbi sızladı. Bağırmak istedi ama bağıramadı. Anlatamadı. O bakışların ve o cümlenin altında ezildi kaldı. En sonunda babası gözlerini çekti ondan. Döndü arkasını. Mayıs ne kadar "DUR!" diye bağırsa da duymadı onu. "GİTME!" dese de gitti. "NE OLUR DİNLE!.." diye feryat etse de dinlemedi. Arkasına bir kez olsun bakmadan çekip gitti. Mayıs ise geride perişan hâlde bağırmaya, ağlamaya devam etti duyulmadığı hâlde. Yere çöktüğü sırada en son fark ettiği şey, babasının ona aldığı elbisenin paramparça olmuş hâliydi. ** Saat gece yarısına doğru gelirken yattığı koltukta huzursuzca kıpırdandı Emir. Uykuya dalalı henüz birkaç saat olmuştu veya olmamıştı. Anlayamadığı bir huzursuzlukla uyandı. Eli telefonuna gidip saate baktı. 01.00'e geliyordu. Tekrar uyumak için gözlerini kapattığında kulağına sesler gelmeye başladı. Dikkat kesilip ne olduğunu anlamaya çalıştığı sırada aklına Mayıs gelince fırladı koltuktan. Yatak odasına gitmesi 3 saniyesini almıştı. Kapının önüne geldiğinde sesin Mayıs'a ait olduğunu anlayınca beklemeden daldı odaya. Fakat az önce korkudan hızlanan kalbi, gördüğü manzara karşısında paramparça olmuştu... Çünkü Mayıs, uykusunda hem ağlıyor hem de sayıklıyordu. "Baba dinle, ne olur dinle baba, gitme..." Emir kalbinin üzerine oturan taşla beraber hemen masa lambasını yakıp gitti karısının yanına. Yatağın kenarına oturup gözleri dolu dolu seslendi ona. "M-mayıs... Uyan hadi. Kabus o güzelim. Gerçek değil, hadi uyan ne olur..." Onu korkutmaktan da korkuyordu ama yine de dokundu koluna. En azından bu kabus kadar korkmazdı. Hâlâ belli belirsiz bir şeyler sayıklarken ağlıyordu Mayıs. Emir'in dokunmasıyla beraber sıçradı sanki yataktan. Bir anda yerinde doğrulup hızlı hızlı nefes alıp vermeye başladı. "Tamam güzelim, geçti... Korkma... Kabustu sadece. Bak, buradayım ben." derken ellerini Mayıs'ın yüzüne yerleştirmiş, sakinleşmesi için başparmaklarıyla yüzünü okşuyordu. Gözlerini, ben buradayım der gibi gözlerine sabitledi Emir. Mayıs hâlâ kabusun etkisinde olsa da Emir'in yüzünü görünce duraksamıştı. Hâlâ hızlı hızlı nefes alırken Emir'i görmenin verdiği rahatlamayla boşluğa düşmüş gibi hissetti. Eli ayağı boşaldı. Yeni yeni kabus gördüğünü idrak etmeye başladığında ise gerilmiş vücudunu serbest bıraktı. Omuzları çöktüğünde yüzü de düşmüş ve anın verdiği duygu yoğunluğuyla tekrardan ağlamaya başlamıştı. O ağlamaya başladığında ise Emir beklemeden onu kendine çekip sarılmıştı. "Geçti bitanem, korkma. Korkma, kabus gördün sadece. Bak ben buradayım, evimizdeyiz. Yanındayım güzelim ne olur korkma." Mayıs'ın Emir'e sarılmaya bile gücü yoktu. Hıçkıra hıçkıra ağlıyor, kendine engel olamıyordu. Kendini öyle berbat ve bitik hâlde hissediyordu ki saatlerce ağlasa bu histen kurtulamayacak gibiydi. Korkuyu, çaresizliği iliklerine kadar hissetmişti. Rüyasında babasına sesini duyuramaması mahvetmişti onu. Hele babasının söylediği şeyle dünyası başına yıkılmıştı. En kötüsü ise, arayıp teselli bulacağı bir babası yoktu artık... Hıçkırıkları arasında "Affetmeyecek beni..." dediğini duydu Emir. "Hiç affetmeyecek..." Emir ona hâlâ sımsıkı sarılıyor, sırtını sıvazlıyor, saçlarını okşuyordu ama yetmediğinin farkındaydı. Ne yapacağını kestiremese de elinden geldiği kadar desteğini hissettirmeye çalıştı. "Şşş... Yok öyle bir şey. Sen baban için elinden geleni yaptın. Affedilecek bir şey yapmadın." "U-unuttum onu..." dedi Mayıs hıçkırıklarının arasında. "Unutmadın Mayıs." "Unuttum... T-toprağı soğumadan evlilik derdine düştüm." Emir anladı, kardeşiyle barışsa da hâlâ o sözlerin etkisinde olduğunu. İçinde Mehmet'e karşı bir öfke dolmaya başladı ama şimdi sırası değildi. O lafın ne kadar manasız ve saçma olduğuna Mayıs'ı inandırması gerekiyordu. Yoksa belli ki kurtulamayacaktı bu düşüncelerden. "Hayır. Sen de biliyorsun Mayıs. Kardeşin öyle dedi diye böyle diyorsun ama Mehmet de biliyor babanı unutmadığını." "Babam da öyle dedi..." diyerek cevap verdi. Gördüğü kabus tekrar canlandı sanki gözünde. "Daha toprağım soğumadan bir adamın peşine düştün dedi... Yazıklar olsun dedi..." Bir hıçkırık daha kopup gitti dudaklarından. Gördüklerinden o kadar etkilenmişti ki ne duysa içi rahatlamayacak gibi hissediyordu. Emir de fark etti bunu. Bu yüzden biraz sakinleşmesini beklemenin daha iyi olacağını düşündü. "Sen değil ben senin peşine düştüm Mayıs. Birine kızacaksan bana kız, kendine değil. Şimdi biraz rahatlamaya çalış tamam mı? Sakinleşince konuşuruz." Mayıs bir şey demedi. Demeye de hâli yoktu zaten. Sadece Emir'in göğsüne yaslanmış bir şekilde ağlamasının dinmesini bekledi. Aradan geçen kısa bir zamandan sonra Mayıs sakinleşmiş, nefesi normal hızına dönmeye başlamıştı. Sakinlikle birlikte üzerine yorgunluk da çökmüştü, her ağlamasından sonra olduğu gibi. "Daha iyi misin?" Emir'in aynı sakinlikle gelen sorusuna "Hıhı." diye bir mırıltıyla cevap verdi. Daha iyiydi evet, ağlaması geçmişti artık. Gördüğü kabus aklından çıkmasa da ilk etkisi yoktu üzerinde. Emir yavaşça onu kendinden uzaklaştırıp yüzüne baktı. "Su vereyim sana." Mayıs hafifçe başını sallayınca kenardaki komodinden bir bardak su alıp ona verdi. Birkaç yudum içen karısını bu sefer elini yüzünü yıkamak için kaldırdı. Beraber banyoya geçtikten sonra Emir Mayıs'ın yüzünü yıkamasını bekledi. Aklı çok doluydu Emir'in, kalbi ise sızlıyordu. Mayıs'a belli etmese de içi acıyordu onu böyle gördükçe. Günlerce uykusuz kalmıştı. Tam uyuyabildi diye sevinirken şimdi de kabuslardan kurtulamıyordu. Aşağı tükürse sakal yukarı tükürse bıyık, o da ne yapacağını bilmiyordu. Mayıs yüzünü yıkadıktan sonra suyu kapatıp ellerini lavaboya yasladı. Gözlerini kısa bir süre kapatıp durdu biraz. Soğuk suyun etkisi uzun sürsün diye yüzünü kurulamadı. Suyu düşünmeye çalıştı. Soğukluğunu düşünmeye çalıştı. Bir şekilde gördüğü kabusun etkisinden kurtulmaya çalışıyordu. Neyseki su iyi gelmişti, işi biraz olsun kolaylaşmıştı. "Şimdi nasılsın?" Emir'in sorusuyla beraber doğrulup ona döndü. Yorgun sesine inat "İyiyim, merak etme." dedi. "Başın ağrıyor mu? Ya da başka bir şeyin varsa ilaç getireyim." "Yok yok, iyiyim. Bir şeyim yok." deyip mahçup bir şekilde devam etti. "Hadi yat artık sen. Zaten uykusuz kaldın." "Yok da... Seni böyle nasıl bırakayım?" "Bir şeyim yok ki benim." "Ya yine kabus görürsen?" "Allah bilir... Ama kabus göreceğim diye seni başıma dikemem ki." "Dik, ne olacak?" "Öyle şey mi olur Emir?" "Olur. Yani tabii insaf edip oturmama izin verebilirsin." Küçük bir tebessüm etti Mayıs. "Çok düşüncelisin." "Ciddiyim ben." Mayıs onun gözlerine bakıp gerçekten ciddi olup olmadığını anlamaya çalıştı. Galiba ciddiydi. "Emir ben iyiyim, gerçekten. Kabus görürsem de hallederim bir şekilde." Emir sitemle karışık cevap verdi. "Niye kendin hallediyorsun? Yalnız değilsin ki ben varım. Beraber halledelim." Bu zamana kadar her şeyi kendi halletmeye çalışmış biri için çok uzaktı Emir'in söyledikleri. O hep sağlam duran, bir şeyleri halleden taraf olurdu. Onun ağladığını kimse görmez, üzüldüğünü pek anlamazlardı. Duygularını belli etmekten uzak durur bunu umursayan da çok olmazdı. Çoğu zaman kendini yalnız hissederdi. Ama nihayetinde bu hisse de alışmıştı. Şimdi ise Emir ona başka şeyler söylüyordu. Alıştığının dışında şeyler... "Sana yük olmak istemiyorum artık." Aslında en büyük sebep buydu. Birilerine yük olmak, o mahcubiyeti yaşamak istemediği için böyleydi. Bu yüzden hep kendi halletmeye çalışıyordu işlerini. Emir kaşlarını çattı hemen. Ama kızdığı için değil böyle düşünüp kendini üzdüğü için. Biraz yaklaşıp kollarını tuttu iki yandan. "O nasıl söz? İnsanın sevdiği ona yük olur mu hiç?" "Oldum ama. Günlerdir doğru düzgün uyuyamadın benim yüzümden. Araba köşelerinde, koltuk köşelerinde kalıyorsun. Gece yarısı benim yüzümden uyanıyorsun. Sürekli benim dertlerimle uğraşıyorsun. Belki de seni çoktan ayrılmadığına pişman etmişimdir bile." İster istemez son cümlesinde dolmuştu gözleri. Eğer gerçekten pişman olduysa kahrından ölürdü herhalde. "Mayıs sen benim sevgimi çok küçük görüyorsun galiba." dedi Emir biraz ciddileşip. "Sana yeni söyledim diye basit mi sanıyorsun? İlk problemde gideceksem ne anladık o sevgiden? Tabii ki senin yanında olacağım, tabii ki derdini paylaşacağım, yeri gelir arabada uyurum, yeri gelir uyumam... Bunlar bana koymaz, dert olmaz. Beni üzerse yine sen üzersin, o da kendini düşünmediğin için. Böyle şeyler için ayrılığın adı bile geçmemesi lazım aklından." Mayıs, dudakları titrerken gözlerini kaçırdı. "Özür dilerim..." "Bak ya..." deyip gülümsedi Emir. "Özür dile diye demedim. Böyle şeyler düşünüp de bunaltma kendini. Hadi kaldık burada, odaya geçelim." Mayıs tebessüm edince beraber odaya geçtiler. Odaya girince yine ayakta dikilip birbirlerine baktılar. "Sen yatağa geç hadi." Sessizliği Emir bozmuştu. "Sen?" Evet o cevabı karar verilmemiş soru. "Ben sonra uyurum." "E uyuyana kadar ne yapacaksın?' Eliyle umursamazca sandalyeyi gösterdi. "Şurada otururum işte." "Sabaha kadar?" "Oturmak da mı yasak?" "Emir olmaz öyle şey ya, git sen." "Hiç utanmıyorsun dimi kocanı kovarken?' "Sabaha kadar sandalyede kalmandan iyidir." "İstersen yatağa geleyim?" "Emir..." "O zaman kabul et." "Ya gerek yok diyorum. İlle vicdan azabı mı çektireceksin bana?" "Valla kusura bakma ama seni yalnız bırakmaya niyetim yok. Odadan kovarsan kapıda beklerim." "Yok artık." "Ne? Salondan da mı kovacaksın?' "Emir onu mu diyorum ben?" "Ne diyorsun?" "Git içeride yat diyorum." "O zaman sen de gel." "Ben mi?" "Sahi, çok mantıklı. Sen gel içeri. Hem benim aklım kalmaz hem de aynı yatakta yatmayız. Koltuk L zaten." Mayıs biraz düşündükten sonra en mantıklı olanın bu olduğuna karar verdi. Aslında ayrı yatmak istemesinin en büyük sebebi kabuslardı. Fakat Emir gitmemekte ısrarcıydı. Kovarsan kapıda beklerim bile demişti. Yapardı da. Belli ki ayrı kalmayacaklardı. Yine de biraz daha düzelene kadar ayrı yatmakta fayda gördü. "Tamam, ben nevresimleri alıyorum." Emir haklı olmanın verdiği haklı gururla gülümsedi. Mayıs'ın çarşafları almasını bekledi. Beraber oturma odasına geçtiklerinde Emir kendi serdiği yatağa oturup Mayıs'ı izledi. "En mantıklı kararın bu kadar saçma olması kadar ironik bir şey var mı acaba?" Mayıs yatağını sererken bir yandan da Emir'le konuştu. "O niye?" Emir yakınmaya başladı. "İkimiz karı kocayız. Evde kocaman bir yatak var. Ama ikimiz de koltukta yatıyoruz." Mayıs bu sırada yatağı sermiş ve yorganı açıp oturmuştu. "Sen istersen yatağa geçebilirsin Emir." Emir hemen toparladı durumu. "Yok. Prensip olarak yatakta karım olmadan yatmıyorum." Gülümsedi Mayıs. "Allah Allah. Ne zamandan beri?" "Sevdiğimi anladığımdan beri... Tabii bazı istisnalar oldu küçük de olsa." Burada araba kulanacağı için evde uyumasından bahsediyordu. Mayıs gülümsedi. Bir süre bir şey demeden baktı sadece. Emir ise önce aynı gülümsemeyle karşılık verdi, sonra başıyla yatması için işaret yaptı. Mayıs bir şey demeden uzandı. Emir de uzandığında ikisi de L koltuğun köşesine ayaklarını uzatmıştı. Yüzleri birbirlerine dönük bir şekilde bir süre sessiz durduktan sonra birbirlerine 'hayırlı geceler' deyip gözlerini kapattılar.
Bölüm 39
-39-
Bölüm sonu
2 yorum
Sevgili yazarcığım çok güzel bir bölümdü Âllah razı olsun
1Yanıt"Aşağı tükürse sakal, yukarı tükürse bıyık" çok affedersiniz, katiyyen saygısızlık etmek istemem ama bu deyim nedense hep komiğime gidiyor. Tam moda girmiştimki bunu görünce tüm duygussallığım uçtu gitti
1Yanıt
