İçeriğe geç

Bi Umut

Bölüm 37 · 8 dk okuma

Bi Umut

Bölüm 37

-37-

Emir Ayaz'dan

Yola çıkalı birkaç saat olmuştu. Mayıs ailesinden ayrılırken biraz kötü olsa da hızlı toparlamıştı. Biraz konuşmuştuk ama çok değildi. Mehmet'le barıştıklarını anlatmıştı. Beni ve ailemi sormuştu. Sonra biraz daha konuşup susmuştuk. Çünkü Mayıs'ın ciddi manada uykusu vardı. Belli etmemeye çalışıyordu inatla ama gözünden uyku akıyordu. Neyseki uyumaya ikna edebilmiştim. Çok uğraşmasına gerek kalmadan dalmıştı uykuya. Şimdi de uyuyordu hâlâ.

Yüzü cama dönük uyurken kıpırdanmaya başladı Mayıs. Başımı yola çevirip tekrar ona döndüğümde sanki elektrik çarpmış gibi anlık titreme yaşayıp uyandı bir anda.

"Mayıs?" diye tedirgince sorduğum soruyla beraber bana döndü. Gözleri ilk önce anlamaz gibi baktı ama hemen sonra sessiz ama rahat bir nefes verdiğini gördüm.

"Bir şey mi oldu güzelim? İyi misin? Rüya mı gördün?" diye hızlıca ama yumuşak bir sesle konuştum. Aynı zamanda arabanın hızını da yavaş yavaş azaltmış sağ şerite geçmiştim.

"İyiyim," dedi eliyle yüzünü kapatıp. Sanırım kendine gelmeye çalıştı. Sonra ellerini çekip devam etti. "Rüya gördüm."

"Anlatmak ister misin?"

Bana bakmadan önüne dönüp anlatmaya başladı. Gözleri torpidoya sabitli gibiydi.

"Peşimde biri vardı. Birinden kaçıyordum. Kim bilmiyorum, yüzünü görmedim ama uzun bir süre kovaladı beni. Sonra yaklaştı iyice. Tam beni yakalamak üzereyken uyandım. Kalbim hâlâ küt küt." deyip bana döndü en son. Yüzünde yaşadığı stresi anlatan bir ifade vardı. Gülmekle gülmemek arasındaydı ama komik olduğu için değil ne kadar heyecanlandığını belli etmek ister gibiydi.

"Hayır olsun inşallah. Biraz su iç, belki iyi gelir. Arabayı sağ çekeyim mi?"

"Yok yok," diye itiraz etti. "Yola devam edelim, geceye kalmayalım. Hatta istersen ben süreyim, yorulmuşsundur. Kaç saat oldu yola çıkalı?"

"Yahu sen önce bir kendini düşünür müsün? Su iç kendine gel. Açıktıysan bir şeyler ye. Olmadı ilk gördüğümüz yerde durup yemek yiyelim. Ne diyorsun?"

"Aç değilim ki... Ama susadım biraz su içeyim." deyip kenarda duran su şişesinden birkaç yudum içti. Şişeyi dudaklarından çekince bana sordu.

"Sen de ister misin?"

"Olur."

Mayıs muhtemelen başka şişe ararken elinden az önce su içtiği şişesini aldım. Bir şey demesine vakit kalmadan besmele çekip birkaç yudum da ben içtim.

O bana yandan gülümseyen bakışlarını gönderirken ben göz kırpmıştım aynı şekilde gülümseyip. Sonra şişeyi kapağını kapatması için ona uzattım.

"Biliyorsun ben araba kullanırken şişe kapağı açmayı pek beceremiyorum. İlle karımın açtıklarını içmem lazım."

Daha önceki araba yolculuğumuza yaptığım göndermeyi anlamış olacak ki gülümsedi yine.

"Ya karın olmazsa yanında? O zaman kim açacak?"

Kaşlarımı çattım.

"Karım yoksa o kadar uzakta ne işim var benim?"

Gülümsedi yine.

"Belki işin çıkmıştır."

"O zaman o da gelsin"

"Belki onun da işi var?"

Ufaktan sinirlendim.

"Ne yani biz yine ayrı mı kalacağız?"

"Kalamaz mısın?"

"Elimde olsa onu kendime bağlarım."

"Allah Allah... Senin ağzın iyi laf yapıyor sanki?"

"Yani... Karımı seviyorum demek daha doğru olabilir."

Gülümsedi. Ama bir şey demedi. Onun yerine derin derin baktı yüzüme. Bakışlarının içinde kaybolabilirdim belki biraz daha uzun baksaydım ama araba kullanıyordum.

Ben de gülümserken onun gülüşü yine yüzünde soldu. Sonra gözlerini benden çekti ve başını koltuğa yasladı.

"Bir şey mi oldu?" diye sorduğumda tek eliyle yüzünü ovdu.

"Yok, hâlâ uykum var biraz. Ama akşam namazını kılalım önce. Okundu mu?"

Saate baktım.

"Birazdan okunur. Cami görünce dururum."

Başını salladı.

Sonrasında bir caminin yanında durup namazımızı kıldık. Ardından yola devam ettik. Mayıs yine uykuya dalmıştı. Gidene kadar da uyanmamıştı. Ben de arabayı sürmüştüm aynı şekilde.

**

Arabayı park ettikten sonra kontağı kapatıp hemen yan koltukta uyuyan karıma döndüm. Yüzü bana dönüktü. Yüz hatları normalde olduğundan biraz daha ciddi duruyordu. Kaşları çok hafif çatık gibiydi. Baş örtüsü genel olarak düzgün dursa da kenarları bozulmuştu biraz. Elleri kucağındaydı. Rahat edemediği belliydi ama en azından uyumuştu.

Kendimi biraz daha ona çevirip elimi ona uzattım. Sanki içinin güzelliği dışına vurmuş gibi bir güzelliği vardı. Çok güzeldi, anlatabileceğim bir şey değildi. Yüzüne bakmak bile içimi ısıtıyordu.

Yavaşça elimi yüzüne koymaya yeltendim. Elim yüzüne değdiği an hiç beklemediğim bir şey oldu. Mayıs yerinde sıçrar gibi uyandı. Hemen elimi çektim.

"Bir şey yok güzelim, benim Emir." dedim alel acele. Gözleri tedirgince bakarken benim söylediğimle beraber gözlerini kapatıp rahat bir nefes verdi. Ne olduğunu anlayamazken "İyi misin?" diye sordum dokunmadan.

Gözlerini açıp bana döndü.

"İyiyim." dedi gözlerini kaçırıp. Yüzü hâlâ gergin gibiydi. Ne olduğunu anlayamadım. Dokununca neden korktu ki? Yine kabus mu gördü?

"Ne oldu, neden korktun?" dedim tedirgin bir şekilde. Korkmasına sebep olmak iğrenç hissettirmişti. Ama asıl nedenini anlayamamıştım henüz.

"Yine rüya gördüm." dedi eliyle yüzünü ovarken. "Çok karmaşıktı."

"Anlatmak ister misin?"

"Parça parça. Çok hatırlamıyorum. Dokununca tedirgin oldum galiba."

"Ben özür dilerim. Korkutmak istemedim."

Hemen bana döndü.

"Yok Emir, seninle ne alakası var? Rüyadan etkilendim herhalde ondan oldu."

Yutkundum. İyi olmadığı o kadar belliydi ki... Önce uyuyamadı. Uyumaya başlayınca da kabuslar başladı. Onun canı yanıyordu hâlâ. Ama benim elimden bir şey gelmiyordu.

"Tamam, hadi eve çıkalım. Geldik."

Başını sallayıp arabadaki birkaç eşyasını aldı ve indi. Ben de inip kalan eşyaları aldım. Arabayı kilitledikten sonra beraber eve çıktık. Asansörden inince Mayıs kapıyı açtı. Besmele çekip sağ ayağıyla eve girdi. Sonra benim geçmem için kapıyı biraz daha açıp yol verdi. Ben de aynı şekilde onun gibi eve girdim.

Ev soğuktu. Kombi açık değildi çünkü. Mayıs ışıkları açarken ben de eşyaları bırakıp kombiyi açtım. Sonra oturma odasına gittiğimde onun pencereyi açtığını gördüm.

"Havasız kalmış ev, biraz havalansın."

Başımı sallayıp konuştum.

"Aç mısın?"

"Pek iştahım yok."

"Benimki de soru... Bir şey yemedin ki. İştahın yoksa bile açsın."

"Sen aç mısın?"

Başımı salladım yine.

"Valla acıkmadım desem yalan olur. Ne yiyelim?" deyip mutfağa yöneldim. Mayıs da hemen peşimden geldi.

"Ben pek yiyemem ama sana tost falan yapayım istersen? Gerçi annem bir şeyler koymuştu yolda yeriz diye."

"Ben onları yedim."

Ve evet hâlâ açım.

"Hepsini mi?" diye şaşkınca sorunca kaşlarımı kaldırdım.

"Hiç kendinle kıyaslama beni. Bir kere ben kaç saat araba kullandım."

"Oturarak." dedi kıvrılan dudaklarını gizlemeye çalışarak. Gözlerimi kıstım.

"Sen araba kullanmayı kolay sandın herhalde? İnsanı oturduğu yerde yoruyor. Enerji kaybettim bir sürü."

"Yok estağfurullah," dedi o da kendini tezgaha yaslayıp, ellerini de iki yanına tezgaha koydu. "Ben bile yoruldum uyuduğum hâlde."

"Şimdi nasılsın?"

"İyiyim, rüya işte geçti gitti."

"Geçsin de..."

Suratımı asıp hazır yeni kendine gelmiş karımı üzmek yerine konuyu dağıttım hemen.

"Ne yapsak ya?" deyip buzdolabını açtım. Gitmeden önce alışveriş yaptığımız için dolap doluydu. "Dolap da doluymuş baya."

Ona döndüm ve başımı hafif sağa yatırıp sordum.

"Söyle bakalım ne yapayım sana? Ne yemek istiyormuş benim karım?"

Anlık bir duraksamadan sonra yüzünde öyle bir tebessüm yayıldı ki içim eridi sandım. Çok güzel gülüyordu öyle böyle değil.

Başta yüzünde büyüyen gülüşü sonlara doğru yine solmuştu yavaşça. En son çok küçük bir tebessüm edip konuştu.

"Benim bir şey yiyesim yok ki. Sen ne istiyorsan söyle onu yapalım."

Bu yüzünün düşme sebebini de soracaktım elbet ama önce karnını doyurmam lazım. Yoksa bu gidişle hasta olacak.

"Olmaz senin de yemen lazım ve bu konuda senin fikrini sormuyorum karıcığım. Hadi söyle ne istediğini."

"Ama Emir yiyesim yok ki." diye itiraz edince yine buzdolabına döndüm.

"İş başa düştü o zaman."

Buzdolabını hızlı bir tarayıp içinden birkaç malzemeyi çıkardım ve onun hemen yanına tezgaha koydum. Başka bir dolabı açıp oradan da makarnayı bulup onu da tezgaha koydum. Sonra da gözlerimle malzemeleri gösterdim ona

"Tahmin et."

Bir bana bir malzemelere bakıp pes eder gibi bir nefes verdi. Sonra bariz bir kabullenişle cevap verdi.

"Bir düşünelim bakalım. Garnitür ve salatalık turşusu çıkarmışsın. Mısır ve makarna da olduğuna göre... Ne ki acaba? Menemen mi yoksa?" deyip bir de sanki gerçekten merak ediyormuş gibi bakması yok mu? Şu an gözüme öyle tatlı geldi ki gülümsemekten alıkoyamadım kendimi. Zaten neden gülmeyeyim ki? Karım değil mi? En çok ona gülmem lazım.

İçimden gelen yanağını öpme isteğini zar zor bastırıp malzemelere döndüm.

"Evet, bugün de sınıfta kaldın tebrik ederim." deyip ellerimi yıkamaya başladım. "Neyse Allah'tan aramızda yemekten anlayan biri var." deyip laf atmayı da ihmal etmedim tabii ki. Ne zaman böyle yapsam bi şekilde cevap vermeye çalışıyordu ve kafası dağılıyordu. Aynı taktiği uygulamaktan kime ne zarar gelirdi?

"Yok artık," dedi, baya bir şaşırmışa benziyordu. "Benim yemeklerime de laf etmezsin." diye devam etti îmayla.

"Ben kimsenin yemeğine laf etmedim. Sen niye üzerine alındın?" deyip kaşlarımı kaldırdığım sırada gözlerini kıstı.

"O, yemekten anlayan biri, ben oluyorum o zaman."

"Yoo, gayet de kendimden bahsediyordum."

Bu sırada ketla su doldurup çalıştırıyordum.

"Ben kötü yapıyorum yani?"

"Ben öyle bir şey demedim." diye hemen itiraz ettim başım belaya girmeden. Mayıs Hanım da kendinden emindi gerçi.

"Söyleyemezsin zaten, çünkü yalan olur." deyip kollarını bağladığında tek kaşımı kaldırdım.

"Bak sen... O kadar eminsin yani?"

Başını salladı kendinden emin gülümsemesiyle.

"Bir kere sen kendin söylüyorsun çok güzel olmuş diye."

Ona yaklaşıp sağ elimi yaslandığı tezgaha hemen onun yanına koydum. Sonra da gözlerine bakıp sordum.

"Belki yalan söyledim? Öylesine öyle dedim belki? Ne biliyorsun?"

Tebessüm etti yine. O tebessüme daldım gittim. Yapma güzelim şöyle şeyler... Yemek de yapamayacağım senin yüzünden.

"Biliyorum. Çünkü sen benim güvenimi yalan söyleyerek kazanmadın."

Gülümsedim. Çok içten gülümsedim hem de. Sanki zaman geçtikçe içimdeki yeri de artıyordu. Sözleriyle, gözleriyle beni kendine bağlıyordu. Bu iki yeşili böyle baktıkça içimden bir şeyler akıp gidiyordu. Hep baksın, hep gülsün istiyordum. Gözlerine hiç hüzün uğramasın, hep mutlu olsun. Hep böyle güzel baksın. Ben de bir ömür bu iki yeşilliğe bakayım.

Derin derin baktım gözlerine. Sevgimi gözlerimde de görmesini istedim. Söylemeden de anlasın, sevildiğini, bendeki değerinin ne kadar büyük olduğunu fark etsin istedim. Sonra sol elimi kaldırıp kalbimin üzerini gösterdim. Gözlerinin en içine bakarken kalbine dokunmak istediğim sözlerimi söyledim fısıldar gibi.

"Şuradaki yerini bir bilsen... Ah bir bilsen..."

Bölüm sonu

8 yorum