İçeriğe geç

Bi Umut

Bölüm 36 · 11 dk okuma

Bi Umut

Bölüm 36

-36-

Emir odadan çıkınca Mayıs ve annesi tekrar koltuklara oturmuştu. Mayıs hâlâ Mehmet'e bakmazken Mehmet oturduğu yerden kalkıp ablasının yanına biraz mesafe bırakarak oturdu. Mayıs elleriyle oynayıp yine bakmadı Mehmet'e. Mehmet ise ona dönüp seslendi.

"Abla." dedi yumuşak bir sesle.

Mayıs yüzüne bakmadan "Efendim." diye cevap verdi düz bir sesle.

Mehmet mahçup sesiyle konuştu.

"Ben sana öyle demek istemedim abla."

Mayıs beklemeden ona dönüp cevap verdi sakin bir şekilde.

"Ya ne demek istedin?"

"Abla çok sinirliydim. Bir anda öyle çıktı ağzımdan."

"Olsun kardeşim," dedi Mayıs durgun sesiyle. "Senin ne düşündüğünü anlamış oldum."

Mehmet bir şey diyeceği sırada Emir girdi odaya. Beklemeden konuştu ortaya.

"Avukat aradı," dedi sabırsız bir şekilde. Bu haberi bu aileye bir an önce vermek istiyordu.

Üçü de bütün dikkatini ona verdiğinde Mayıs sordu hızlıca.

"Bir haber mi var?"

"Evet," deyip tebessüm etti Emir, birazdan göreceği mutluluğu tahmin ederek. "O, yakalanmış."

Bir anda üçü de aynı anda kalktılar koltuklardan.

"Yakalanmış mı?"

"Gerçekten mi?" diye sordu Mayıs inanamaz gibi.

Gülümsedi Emir.

"Gerçekten."

"Allah'ım çok şükür." diyerek ellerini yüzüne sürdü Neslihan Hanım.

"Şükürler olsun!" deyip sevinçle annesine döndü Mayıs. Annesi de ona ve Mehmet'e bakınca gidip sarıldı annesine. Annesi de hemen sarıldı ona. İkisinin de gözleri dolduğu sırada Mehmet onlardan ayrı onları izliyordu tebessümle. Başta şaşırsa da hızlı toparlanıp derin bir nefes alabilmişti Mehmet. Yüzü uzun zaman sonra gülmüştü. Annesi ve ablasını izleyip onların mutluluğuna da şahit oldu.

Mayıs da annesi de zor tuttular kendilerini ağlamamak için. Üzerlerinden yük kalkmış gibiydi. İlk kez doğru düzgün nefes alabilmişlerdi sanki son 5 gündür. Bekledikleri haberi almışlardı sonunda.

Mayıs geri çekildiğinde annesi Mehmet'e gülümsedi. Gelip o da sarıldı annesine. Mayıs onlara gülümseyip Emir'e döndü. Tebessümle kendisine bakıyordu. Gülümsedi ona da teşekkür eder gibi. Emir de aynı şekilde gülümseyip gözlerini bir saniyelik kapatıp açtı.

Mehmet de annesinden ayrılınca ablasıyla göz göze geldiler. Mayıs'ın gülümsemesi yüzünde yavaş yavaş solmaya başladı. Gözlerini kardeşinden kaçırıp gülüşü tam solmadan annesine baktı ve tebessüm etti. Annesi ise hüzünle baktı ona. Evlatlarını böyle görmek canını acıttı.

Mehmet'in ise ablasının kendisinden yüz çevirmesine içi acıdı. Ablasını çok seviyordu ve çok düşkündü ona. Daha önce çok kavga etmişlerdi, tartışmışlardı ama onlarda böyle kırgınlıklar olmazdı. Şimdi ablasının gülüşünü söndürmüştü sanki. Vefat eden babasını unuttuğunu söylemesi çok ağır gelmişti. Farkındaydı hata yaptığının. Üstelik ablası hem onunla hem annesiyle ilgilenmişti. Bir kere onların yanında ağlamamış hep teselli eden taraf olmuştu. İkisi bitik haldeyken onlara yemek yapmıştı. Kaç gündür onları toparlayan ablasıydı. Ayrıca hukuki süreçle de ilgileniyordu. Onlara hiçbir iş birakmadan kendinden önce onları düşünüyordu. En az onlar kadar yıpranmıştı ablası, görüyordu bunu. Hatta belki daha çok yıpranmıştı. Göz altlarından ve zayıflamasından belli oluyordu. Nasıl üzüldüğünü biliyordu.

Ama Emir'in arkasında durdukça, onun için konuştukça sinirleri gerilmişti. O an babasından çok kocasını düşünüyor gibi gelmiş, ağzından bir anda öyle bir laf çıkıvermişti. Yoksa o da farkındaydı her şeyin ama anlaması biraz geç olmuştu.

"Mayıs," diye seslendi Emir. "Avukatla görüşelim, adlî süreçle ilgili detaylı konuşalım."

"Olur," diyerek onayladı onu. "Şimdi mi?"

"Evet."

Annesine döndü.

"Anne biz bir gidip gelelim. Gelince ben size anlatırım."

"Tamam kızım, gidin siz."

Annesine de haber verince odadan çıkıp üzerine mont aldı Mayıs. Sonra Emir'le beraber çıktı evden.

İkisi beraber avukatın yanına gittiler. Bundan sonra ne olacağıyla ilgili detaylıca konuşup öğrendiler. Mayıs'ın içine su serpilirken Emir onun mutluluğuyla mutlu oldu. Biraz olsun gülümserken görebildi onu. Sonra oradan çıktılar. Emir Mayıs'a yemek ısmarlamayı teklif etti. Mayıs reddetti. Arabaya bindiklerinde Emir konuştu arabayı çalıştırmadan.

"Çok şükür ki biz gitmeden yakalandı. Gözün arkada kalmaz artık."

"Evet, o kadar sevindim ki... Dışarıdayken hâlâ annemler için tehlike olarak görüyordum. Şimdi en azından içerde diyebiliyorum."

Başını salladı Emir.

"Pazartesi orada olmamız gerekiyor. İzinler bitti sayılır." diyerek konuyu açtı Emir. Bugün günlerden çarşambaydı.

"Evet," deyip düşündü Mayıs. "Ne zaman yola çıkarız?"

"Bence hafta sonunu orada geçirelim. Hem evin eksiklerini hallederiz, hem biraz dinlenmiş oluruz. Cuma günü yola çıkalım diyorum?"

Hafif başını salladı Mayıs.

"Olur galiba, anneme de söylerim. Cumaya kadar bu evi hallederim. Annemler de toparlandılar sayılır. Mehmet okuluna devam eder. Evi temizlerim, yemek koyarım buzluğa... Bir de alışveriş yaparım."

Emir'e anlatıyor gibi değil de kendi planını yapıyor gibiydi Mayıs. En son alışveriş deyince Emir'e döndü.

"Markete gidelim mi önce?"

"Olur gidelim. Bizimkilerin yanına ne zaman gideriz?"

"Yola çıkmadan önce oraya gidelim istersen. Ayıp olur öyle dersen yarın gidelim. Bugün biraz kafam dolu ama istersen bugün de gidebiliriz. Ama bence onlara sor."

Başını salladı.

"Tamam o zaman ben konuşur haber veririm sana."

Mayıs da onu onaylayınca arabayı çalıştırdı Emir. Direkt markete sürdü. Gelince beraber inip alışveriş yaptılar. Mayıs evin eksiklerini aldı, bol bol da meyve aldı. Börek yapabilmek için yufka aldı. Akşama börek yayıp geri kalanını da buzluğa koymayı düşünüyordu.

Alışveriş bitince ödemeyi Emir'in ısrarlarına rağmen Mayıs yaptı. Böylesi daha uygun olur, dedi. Sonra çıkıp eve gittiler. Mayıs arbadan inmeden Emir'in ne yapacağını sordu.

"Benim mekan belli. Buradayım." deyince kızdı Mayıs.

"Emir gitsene evine, burada niye bekliyorsun?"

"Aşk olsun," diye yalandan sitem etti ona. "İnsan kocasına git der mi? Zaten eve aldığın yok."

"Ben seni eve nasıl alayım Emir? Mehmet'e inat yapar gibi... Zaten aramamız iyi değil, hep ayrı düşeriz." dedi durgun bir şekilde. Emir hemen cevap verdi.

"Biliyorum canımın içi, şaka yapıyorum. Siz iyi olun da gerisi çok önemli değil."

Canımın içi deyince Mayıs'ın yine içi ısındı. Ama gülümsemedi. Emir de devam etti.

"Allah'ın izniyle barışırsınız siz. Mehmet çok düşkün sana. Yaşına başına bakmadan bana dikleniyor. Ablasını alacağım ya, ona sinirleniyor. Biz bunu çok belli etmedik, bir anda da boşanmayacağız deyince neye uğradığını şaşırdı çocuk. Beni de zaten sevmiyor iyice uyuz oldu. Bana patlayacağına sana patladı."

Sıkıntılı bir nefes alıp verdi Mayıs.

"Üzme kendini, düzelir hepsi." diye devam etti Emir. Mayıs ise küçük bir tebessüm edip tekrar diğer konuya geçti.

"Akşam oldu. Eve git sen de. Kaç gündür arabada uyuyorsun. Aklım sende de kalıyor böyle."

"Nasıl yani, " dedi Emir şaşırmış gibi yaparak. "Seni görmeden mi uyuyayım?"

Emir böyle konuştukça gülümsemek istiyor ama gülümseyemiyordu Mayıs. Onun yerine itiraz etti.

"Gördün ya beni. Ben de seni gördüm. Hadi git uyu dinlen biraz. Yemek de ye. Hem o da yakalandı. Aklın burada kalmasın."

"Ama camdan bakman lazım." diye diretti Emir. Geceleri uyumadan önce konuşuyorlardı ve Emir cama çıkmasını istiyordu. Mayıs da pencereden ona bakıp biraz da öyle konuşuyorlardı. Sonra ikisi de uyuyorlardı, ne kadar uyuyabilirlerse...

"Tamam, ben camdan bakınca gidecek misin?"

"Sen beni istemiyor musun ya?" diye tekrar sitem etti Emir.

"Emir olur mu öyle şey? Sen de artık dinlen istiyorum. Kaç gündür benimle beraber perişan oldun. Bir de bu soğukta arabada uyuyorsun. Söz dinlesen daha önce gönderecektim ama işte..."

"Tamam tamam," dedi Emir daha fazla uzatmadan. "Şimdi yakalandı ya, içim biraz olsun rahatladı. Gidip uzun yola hazırlanayım bari. Hanımın sözünü dinlemek lazım sonuçta." deyip göz kırptı. Mayıs küçük bir tebessüm etti.

"Allah'a emanet ol o zaman."

"Sen de öyle. Ama camdan bakmadan gitmem." deyip inat yaptı yine. Mayıs bu haline tebessüm etti yine. Gerçekten onu güldürmeyi başarıyordu böyle zamanda bile.

"Tamam." dedi kabullenerek. Sonra çıktı arabadan ve eve gitti. Bu sırada Emir'in gözüne arka koltuktaki poşetler takıldı. Unutup gitmişti Mayıs. Gülüp çıktı arabadan. Arka koltuktan malzemeleri alıp onun peşinden gitti eve. Üst kata çıkıp kapıya gelince zile bastı.

Kapı biraz sonra Mayıs tarafından açılmıştı.

"Emir?" diye sormaya kalmadan elindeki poşetleri gördü.

"Poşetleri unutmuşsun." deyip gülümsedi.

"Aklımdan çıkmış onlar." deyip elindeki poşetleri aldı Mayıs. Normalde düşeceği gülüşe şimdi çok tepki veremiyordu. "Sağ ol."

Başını bir kez aşağı yukarı yaptı Emir.

"Ben gideyim o zaman. Görüşürüz."

"Görüşürüz."

Emir içindeki o ufak sıkıntıyla gitti oradan. Mayıs'ın hâlâ rahat olmadığının farkındaydı.

Mayıs ise kapıyı kapatıp malzemeleri mutfağa götürdü. Annesi mutfaktaydı. Yemek yapmaya başlamıştı. Keyfi yerinde olmasa da içinde bir rahatlama olmuştu kadının. O adam çocuklarıma da musallat olursa diye endişe ediyordu. Şimdi yakalanmış olması içine su serpmişti resmen.

Mayıs getirdiği malzemeleri bir kenara koyup odasına gitti hemen. Emir'e bakmak için cama çıktı. Çıktığı gibi arabasına yaslanmış onun penceresine bakan Emir'le göz göze gelmesi bir olmuştu.

Emir onu gördüğü gibi gülümsedi. Mayıs da tebessüm etti. Emir ellerini cebine atıp ona bakmaya devam ederken Mayıs eliyle 'gitsene' der gibi işaret yaptı. Emir daha çok gülümserken Mayıs tekrar aynı şeyi yapmıştı. Emir bu sefer onu başıyla onayladı. Sonra işaret parmağıyla önce kendini gösterdi. Ardından Mayıs'ı işaret etti. Sonra da elini düz tutup sol göğsünden karnının sağ tarafına doğru görünmez bir çizgi çizdi. Sonra yine gülümseyip arabaya bindi ve gitti.

Mayıs ise aldığı iltifat karşısında önce şaşırsa da sonra gülümsedi. Çocuk gibiydi Emir bazen. Ona işaret diliyle seni seviyorum demişti. İster istemez gülümsedi ama çok sürmeden o da kayboldu yüzünde. Sıkıntılı bir nefes alıp verdi. Sonra pencereden ayrılıp mutfağa annesinin yanına gitti. Ona yardım etti.

**

Cuma günü gelmiş, Mayıs gitmeye hazırlanmıştı. Emir birkaç saat içinde gelecekti. Dün Emir'in ailesinin yanına gitmişlerdi. Onlarla konuşup onların da olurunu almışlardı. Bugün de yola çıkacaklardı.

Mehmet o günden beri ablasıyla konuşmayı denediyse de Mayıs pek oralı olmamıştı. Gerektikçe konuşuyordu ama o kadardı. Bu konu açılınca konuşmak istemiyor o konudan uzaklaşıyordu. Çünkü kırgınlığı çok tazeydi ve konuşursa onun kalbini kırmaktan korkuyordu. Sadece biraz zaman geçmesini istiyordu. Yoksa kardeşiyle barışmayı o da çok istiyordu. Kalbinin yumuşaması için bekledi. Bu lafı sindirebilmek için bekledi ama içine öyle oturmuştu ki iki gündür uyuyamıyordu. Ciddi manada uyuyamıyordu. Biraz gözleri kapanacak olsa gözünün önüne babası geliyordu. Çok özlüyordu onu, çok utanıyordu ondan. Kendinden iğrenir gibi oluyordu babası aklına gelince. Belki de Mehmet haklı diye düşünüyordu ister istemez. Böyle düşündükçe içine taş oturuyordu sanki. Aldığı nefes, içtiği su zehir oluyordu.

Yutkundu yine aklına gelince. Gerçi aklından çıktığı yoktu ya...

"Emir'le konuştum, bir iki saate gelecekmiş. Gelince biz de yola çıkarız anne." dedi annesine. Annesi onlara yolda yemeleri için bir şeyler hazırlıyordu. Mayıs istemese de dinlememişti onu.

"Tamam kızım." deyip işine devam etti annesi. O sırada mutfağa Mehmet girdi. Mehmet ablasının burada olduğunu bilerek gelmişti. İki gündür onunla konuşmaması çok canını sıkıyordu. Bu halde olmalarına çok üzülüyordu. Artık bir şekilde onunla konuşup gönlünü alması gerekiyordu.

"Abla artık konuşalım, lütfen." deyip ablasının oturduğu sandalyenin hemen karşısındaki sandalyeye oturdu.

"Evet, konuşun." dedi anneleri. Sonra da hazırladıklarını kenara koyup onlara döndü.

"Benim odada işim var. Oturup, yarına çıkacağımızın garantisi olmadığını düşünüp, öyle konuşun." deyip mutfaktan çıktı.

Mayıs'la Mehmet masada karşılıklı oturuyorlardı şimdi. Mayıs gitmeden konuşmayı istiyordu zaten, iyi olmuştu gelmesi.

"Abla bak, bi dinle beni tamam mı?" diyerek konuya girdi Mehmet. Ablası onu onaylayınca da devam etti.

"Çok öfkeliydim abla. O öfkeyi içimden atamadıkça başkalarına sardım. Sen de karşımıza onu getirince iyice sinirlerim bozuldu. Önceden sana kötü davrandığını düşündüm, ablam kendine yapılanı nasıl hemen unutur dedim. Sen unuttun ama ben unutmadım, daha çok bilendim ona. Sonra boşanmayacağınızı öğrenince daha çok kafam attı. Sen onu korudukça iyice delirdim. Sana çok kızdım. Biz babamın yasını tutarken ablam niye o herifi koruyor diye düşündüm. O, benim gözümde katilin kanından biriydi. Düşmanımızdı. O an sevgin gözünü kör etti sandım. Hiçbir şeyi göremiyorsun, düşmanı dost sanıyorsun sandım. Sırf sevdiğin için onu koruyorsun sandım. Daha çok kızdım sana. Sonra da ağzımdan öyle bir laf çıktı. Ama bak sana yemin ederim gerçekten babamı unuttuğunu düşündüğümden değildi abla. Kimi koruduğunun farkına var diye, sevgin gözünü kör etmesin diye öyle dedim. Yoksa ben senin ne hâlde olduğunu görüyorum abla, gözüm kör değil. Hatalıyım, çünkü çok ağır konuştum. Ama demek istediğim o söylediğim şey değildi. Az önce açıkladığım şeydi. Gerçekten çok özür dilerim abla."

Mayıs gözleri dolarak dinlemişti kardeşini. Mehmet ise ondan çok farklı değildi. Ablasını ne kadar üzdüğünün farkındaydı. Gözlerinin altı morarmıştı, uyuyamadığı çok belliydi. Ayrıca yüzüne de bakmamıştı iki gündür. Zaten çok iyi değildi bir de kendisi ablasının üzerine gitmiş, gözyaşına sebep olmuştu. Kendini çok kötü hissediyordu. Ablası onu affetsin istiyordu elbet ama ondan çok artık üzülmesin istiyordu. Çünkü ablası gerçekten iyi gözükmüyordu.

Mayıs yutkunup konuştu sessizce.

"Gerçekten öyle düşünmüyor musun?"

Bu sorunun cevabını duymayı çok istiyordu. Kardeşinin kendi hakkında böyle düşünmediğini bilmek istiyordu. Gerçekten babasını unutmadığına inanmak istiyordu.

"Tabii ki düşünmüyorum ablam benim." diye cevap verdi Mehmet en yumuşak sesiyle. Sonra oturduğu yerden kalkıp ablasının yanındaki sandalyeye oturdu ve ellerini tuttu. "Hiç öyle düşünmüyorum. Kör olan senin hâlini anlar be ablam. Bir anlık sinirle öyle çıktı ağzımdan. Yoksa öyle düşünmedim. Yemin ederim."

Mayıs gözlerine baktı Mehmet'in. Oradakileri görünce tebessüm etti. Sonra daha fazla beklemeden konuştu.

"İyi o zaman, büyüklük bende kalsın bari." diye şakavari konuşunca Mehmet kocaman gülümseyip sarıldı ona.

"Kalsın tabii ya. Ablam benim."

Mayıs da gülüp sarıldı ona. Arada burnunu çekmeyi ihmal etmedi tabii.

"Küçükler eşeklik yapar, büyükler de affedermiş. Ne yaparsın?" deyip güldü yine Mehmet. İçine su serpilmişti. Sırtından yük kalkmıştı sanki.

"O eşekliği bir daha yap bakalım ben ne yapıyorum sana." diye tehtid etmeyi unutmadı Mayıs. Mehmet hemen cevap verdi.

"Aman Allah korusun, tövbeliyim ben."

Biraz daha öyle kaldılar. Sonra anneleri geldi. Bereber üçü vakit geçirdiler Emir gelene kadar. Mayıs'ın da üzerinden yük kalmıştı. Biraz olsun rahatladığını hissediyordu. Annesi ve Mehmet de öyleydi. Onlara küslük yakışmıyordu. Olan küslükler de uzun sürmüyordu. Çok şükür ki bu küslük de bitmişti.

Aradan yaklaşık iki saat geçmişti ki Emir gelmişti. Eve çıkıp Mayıs'ın annesiyle konuştu, elini öptü. Sonra Mehmet'le konuşup onunla ciddi bir şekilde olsa da erkek erkeğe anlaştılar. Ardından aşağı indiler. Ailesi onları yolcu ederken ikisi arabaya bindiler. Sonra hayır dualarıyla beraber arabayla oradan gittiler.

Şimdi ilk kez kendi evlerine, gerçek bir evli çift olarak gitmek üzere yola çıkmışlardı.

Bölüm sonu

2 yorum