Kapıyı açtığı gibi bağırdı Mehmet.
"Ne yüzle geldin lan sen buraya?!"
Emir beklemediği bir şeyle karşılaştığı için duraksadı. Bir şey demedi önce. Hafif kaşları katıldığı sırada Mayıs gelmişti telaşla.
"Mehmet bir dinle dedim sana!"
"Neyi dinleyeceğim abla?! Yaptıkları pislikten sonra hangi yüzle buraya gelebiliyor?! Sen nasıl onu çağırabiliyorsun?! YA SEN FARKINDA DEĞİL MİSİN? BU HERİFİN AMCASI BİZİM BABAMIZIN KATİLİ ABLA!"
Mayıs dudaklarını birbirine bastırıp hareket ettirerek dinledi kardeşini. Çünkü bu şekilde kendini tutabiliyordu. Gözleri her an dolacak gibiydi. Ama bir suçu olmadığı hâlde Emir'e böyle davranmasına karşı susamazdı da. Zamanında bu kendisine de yapılmıştı. O katil sırf katilin torunu olduğu için Mayıs'ı vurmuştu. Şimdi benzer muameleyi Mehmet Emir'e yapıyordu.
"Emir bir şey yapmadı! Sen de biliyorsun! Amcasının suçunu ona yükleyemezsin!"
"Öyle mi!" diye yine sesini yükseltti Mehmet. "Onlar dedemin suçunu sana yüklediler ama! Yalan mı? Onların evine gittiğinde seni güllerle karşılamadılar herhalde! Aynı muameleyi sana yaptıklarını bilmiyorum mu sanki! Nasıl hemen unutuyorsun abla sen?"
Mayıs ağzını açıp bir şey söyleyecek oldu ki annesi geldi.
"Mehmet bağırma! Geç içeri!"
Mehmet annesine dönerken Emir hâlâ aynı yerde aynı şekilde duruyordu. Mayıs ise bir ona bir Mehmet'e bir annesine bakıyordu üzgün ve gergin bir şekilde. Mehmet son anda öğrenmişti Emir'i çağırdıklarını. Onlarla konuşmadan da Emir gelmişti zaten.
"Ama anne!" diye başlayıp devam ettirmediği cümleyi annesi bölmüştü.
"Mehmet! Geç oğlum içeri." dedi net bir şekilde.
Mehmet ise yumruklarını sıktı öfkeden. Ama annesine de karşı gelmedi. Hırsla yanlarından geçip içeriye geçti.
Üçü baş başa kalınca Emir konuştu.
"Ben sonra geleyim isterseniz." deyip merdivene yöneldiği sırada Mayıs'ın annesi durdurdu onu.
"Sen de geç içeri."
Emir ve Mayıs beraber şaşırıp önce Neslihan Hanım'a sonra birbirlerine baktılar. İkisi de bunu beklemezken Neslihan Hanım içeri geçmişti bile.
Emir ayakkabılarını çıkarırken Mayıs konuştu hızlıca.
"Çok üzgün, çok öfkeli. Anlamaya çalış onu Emir, lütfen. Öfkesi sana değil."
Emir Mayıs'ın karşısına geçip tebessüm etti.
"Biliyorum, merak etme sen."
Sonra beraber oturma odasına geçtiler. Kapıdan ilk önce Emir sonra Mayıs geçti. Emir'i görür görmez ayağa kalktı Mehmet. Konuştu yine öfkeyle.
"Bir de bu adamı eve mi aldınız?!"
Emir yine sessiz kalırken Neslihan Hanım konuştu.
"Mehmet otur şuraya!" deyip Emir'e döndü. "Sen de otur. Mayıs sen de."
Hepsi Neslihan Hanım'ı dinleyip koltuklara oturdular. Mehmet üçlü koltuklardan birine, Emir'le Mayıs hemen karşısındaki üçlü koltuklara oturmuştu. Neslihan Hanım ise iki koltuğun arasındaki tekli koltuklardan birine oturmuştu. Hepsi yerleşince tekrar konuştu.
"Sözümü kesmeden dinle." diyerek Mehmet'e baktı. Sonra Mayıs'la Emir'e de kısa bir bakıp "Siz de aynı şekilde." diye ekledi. İki taraf da sessiz kalınca konuşmasına devam etti.
"Sizin dedeniz, vaktiyle Emir'in dedesine kıydı."
Cümlesi biterken Emir'in yüzü gerilmiş ama bir şey dememişti. Neslihan Hanım devam etti.
"Emir'in amcası da sizin babanıza kıydı."
Konuşurken sesi titremesin diye uğraşıyordu.
"Kan dökmeyi sizin dedeniz başlattı, Emir'in amcası devam ettirdi. Ne sen ona sen babamın katilinin yeğenisin diyeceksin, ne de o sana sen dedemin katilinin torunusun diyecek. Kan davasını sürdürmek büyük günahtır ve büyük bir haktır. Senin dedenin günahının bedelini önce ablan ödedi sonra da baban. Emir'in amcasının günahını da yeğeni mi ödeyecek Mehmet? Hangi haklı gerekçenle Emir'e düşmanlık ediyorsun sen?"
Mehmet aynı öfkeyle bir annesine bir Emir'e bakarken en son annesine dönüp cevap verdi.
"Ne biliyorsun onun suçsuz olduğunu? Bu zamana kadar ablama haksızlık yapmadığı ne malûm?"
Neslihan Hanım kızına döndü.
"Emir'in sana bir yanlışı oldu mu kızım?
Başını hemen iki yana salladı Mayıs.
"Hayır olmadı."
Emir istifini bozmadan onları dinlerken devam etti Neslihan Hanım.
"Bir haksızlık yaptı mı sana?"
"Hayır yapmadı."
"Seni dedenden vurmaya kalkıştı mı hiç?"
"Hayır anne. Beni suçlamadı hiç. Hep iyi olmaya çalıştı bana karşı. Allah razı olsun."
Neslihan Hanım tepkisiz kalarak Mehmet'e döndü. O konuşmadan Mehmet konuştu.
"Aldın adamı eve, kız doğruyu bile söyleyemiyor anne!" diye sitem ettiğinde Mayıs cevap verdi ona.
"Ben ne zaman yalan söyledim Mehmet? Kimden niye korkayım? Beni korkuttukları babamı zaten kaybetmişim."
Emir sessiz kalmaya devam ederken Mehmet cevap verdi.
"Al kendin söyledin işte. Korkutmuş seni. Bir de yanlışı olmadı diyorsun!"
"Emir beni korkutmadı Mehmet! Emir de babası da bu dava bitsin istedi hep. Kan dökülsün isteyen onlar değildi. Anla artık şunu!"
"O ZAMAN BENİM BABAMIN KANI NİYE DÖKÜLDÜ ABLA?!" diye bağırıp ayağa kalktı Mehmet. Mayıs da aynı şekilde kalktı ayağa.
"Bu işi kim yaptıysa suç onun! Sen bunu idrak edemiyor musun ya?"
Mehmet geri durmadı ve dilinin kemiğine o an sahip çıkmadı.
"Ben neyi idrak ettim biliyor musun abla? Bu herif sana iki güzel davranıp üç beş gün kapında bekleyip seni çok güzel kandırmış! Sen de babanı 5 günde unutup aşk meşk işlerinin peşine düşmüşsün bile!"
Mayıs duyduklarıyla şok oldu o an. Hiç beklemiyordu böyle bir şeyi. Mehmet'ten hele. Bunu nasıl söyleyebiliyordu ablasına? Nasıl bu şekilde konuşurdu? Günlerdir o ve annesini düşünmekten kendi acısını yaşayamamıştı doğru düzgün. Geceleri uyuyamıyordu. Yemek bile yiyemiyordu doğru düzgün. Şimdi gelip de ona nasıl babanı unuttun diyebiliyordu? Bu çok ağır değil miydi? Bunu hak etmiş miydi Mayıs?
Mehmet'in konuşmasından sonra Emir de ayağa kalkmıştı. Bu kadar sustuğu yeterdi. Günlerdir Mayıs'ın ne hâlde olduğuna bizzat şahit olmuştu. Bu lafları hak etmiyordu.
"Sen ablana bunu nasıl söylüyorsun? Bu kız günlerdir size destek olacağım diye kendini parçaladı. Geceleri sizden gizli gizli ağladı. Uyuyamadı. Yemek bile yemedi doğru düzgün. Şu dediğin lafa bak!"
Çok sinirlenmişti Emir. Mayıs'ın ne yaptığını onlar görmese de Emir şahit olmuştu. Gece ne zaman arasa telefonu açıyordu hemen, uyanık oluyordu çünkü. Sesinden ağladığını anlayabiliyordu Mayıs belli etmemeye çalışsa da. Buraya geleli yüzü gözü çökmüştü, zayıflamıştı. Bunları o görmüyordu belli ki ablasına bunları söyleyebiliyordu! Bencillikti Mehmet'in yaptığı. Ablasıyla empati kuracağına onu suçlamaya çalışıyordu. Sanki bir tek kendisi acı çekiyordu!
Mayıs'ın ise kalbi öyle bir kırılmıştı ki sesini sanki Mehmet de duymuştu. Ağzını açıp tek kelime etmedi. Gözleri yaşardı. Dudaklarını birbirine bastırdı. Öylece Mehmet'in gözlerine hayal kırıklığı ile baktı. Sonra yaşaran gözlerinden bir damla yaş düşünce Mehmet'in içi acıdı o an. Zaten söylediği gibi pişman olmuştu dediklerinden. Ablasının bakışları altında ezildiğini hissetti. Ama laf ağızdan çıkmıştı bir kere. Geri alamıyordu ki.
Mayıs düşen tek damla yaşı hızla sildi elinin tersiyle. Sonra da odadan çıkıp gitti. Emir de tam peşinden gidiyordu ki Neslihan Hanım durdurdu onu.
"Sen dur." deyip ayağa kalktı. Emir olduğu yerde ona döndüğünde, Neslihan Hanım ikisine de bakıp devam etti sözlerine. "İkiniz de bu odadan konuşup anlaşmadan çıkmayacaksınız! Çıkan olursa bir daha bu eve gelmesin!"
Neslihan Hanım öfkeyle odadan çıkıp kızının yanına giderken Emir ve Mehmet tek başlarına kalmıştı. İkisinin de aklı Mayıs'taydı. İkisi de öfkeliydi. Emir Mehmet'e kızarken, Mehmet daha çok kendine kızıyordu. Ablasının o bakışlarının muhatabı olmamayı o an çok isterdi. Gözlerinin kızarıklığını görmemeyi de. Gözünden akan yaşın sebebi olmamayı da. Bir anlık öfkeyle söylemişti. Öfkesi ablasına değildi ama ona parlamıştı. Yanlış yapmıştı farkındaydı ama iş işten geçmişti.
"Sen bana olan öfkeni ablandan niye çıkarıyorsun lan?" diye sordu Emir sesini yükseltmemişti ama sesi sertti. Mehmet ise tekrar sinirlenmişti onun konuşmasıyla beraber.
"Sana ne lan?! Ablamla benim aramda! Seni ilgilendirmez! Aile işlerimize karışma!" diye cevap verdi o da sert sesiyle. Zaten siniri tepesindeydi. Bir de bu herif konuşup daha da sinirlendiriyordu onu.
"İlgilendirir! Kardeşisin diye onu böyle üzemezsin!" diye çıkıştı Emir. Mehmet ise kaşlarını kaldırıp "Öyle mi?" diye sordu alayla karışık öfkeyle.
"Ben mi üzüyorum ablamı? Geceleri gizli gizli ağlıyor diyordun az önce. Günlerdir niye ağlıyor lan benim ablam? Kimin yüzünden ağlıyor?!"
"Ben ne yaptım Mehmet?! Söyle ya Allah aşkına söyle ben ne yaptım?! Kan dökülmesin diye evlen dediler karşı çıkmadım. Evlendim diye amcam bana düşman kesildi bir şey demedim. Mayıs'ı istemediler, aldım onu kendi evime götürdüm. O da benim gibi mağdur dedim iyi davranmaya çalıştım. Düşman kesilmedim ona. Çünkü ikimizin de suçu yoktu. Benim dedemin ölümünde Mayıs'ın bir suçu yoktu. Senin babanda da benim suçum yok. Ben elimden geleni yaptım. Kan davası bitsin diye aşiret büyükleriyle görüştüm. Ama halledemeden olanlar oldu. Şimdi suçlunun yakalanmasını ben de istiyorum. Kim ne yaptıysa cezasını çeksin. Ama suçsuz olanların ne günahı var? Mayıs'la benim ne günahım var? Ne yani biz birbirimizi sevdik diye hiç üzülmedik mi? Her şeyi unuttuk mu? Ablanın günlerdir ne hâle geldiğini senin gözün görmüyor mu?"
Mehmet'in öfkesi yavaş yavaş pişmanlık ve hüzne dönerken iki eliyle yüzünü kapatıp koltuğa geri oturdu. Ağlamıyordu ama gözleri dolmuştu. Başına ağrı girmişti. İçindeki öfkeyi, nefreti kime kusacağını şaşırmıştı. Emir'i görünce aklına hemen babası geliyordu. Öfkesi daha da artıyordu. İstemeden onu suçluyordu. Ablasının onu sevmiş olmasını hazmedemiyordu. İstiyordu ki o aileden tamamen uzak olsunlar hiçbir bağı kalmasın. Ama ablası hâlâ bu adamla evliyken bu mümkün değildi. Tamam asıl suçlu Şiyar'dı evet biliyordu bunu. Emir'in suçu olmadığının da farkındaydı. Ama suçlu olmasını istiyordu içten içe. Suçlu olsun ki bütün nefretini ona kussun, öfkesini ona saçsın. Ama değildi, hedef şaşırıyordu Mehmet. Ve bunun farkına varmak çok canını sıkıyordu.
Bir de bu öfke yüzünden ablasını da üzmüştü. Daha da beter hissetti kendini. Her şey birbirine girmişti.
Emir de karşısına oturdu. Bir şey demedi ama. Biraz kendi kendine düşünmesi iyi olurdu. Hâlâ aklı Mayıs'taydı. Annesi yanına gitmişti ama kendi görmeden rahat etmeyecekti. Fakat yanına gitmesi olmazdı. Annesiyle konuşuyordu, rahatsız etmese iyi olurdu.
Bu yüzden oturup bekledi. Mehmet de karşısında oturuyordu. Ellerini yüzünden çekmiş gözlerini halıya dikmişti. Düşünceliydi. Dizlerini dirseklerine dayayıp biraz durdu öyle. Kendi kendine hesap yaptı durdu. Sonra başını kaldırıp sert bakışlarını Emir'e muhatap yaptı.
Bu sırada içeriye Neslihan Hanım girmişti. O girdiği gibi ayağa kalkan Emir, "Müsaadenizle Mayıs'a bakacağım." dedi odadan çıkmadan önce. Neslihan Hanım onu gözlerini kapatıp onayladıktan sonra ise beklemeden çıktı odadan ve Mayıs'ın odasına doğru gitti hızlı adımlarla. Kapıya geldiğinde hızlıca tıklayıp gel demeden girdi içeri.
Emir içeri girdiği gibi başını diğer tarafa çevirip yüzündeki yaşı sildi Mayıs. Yanına geldiğinde yüzü yerdeydi. Emir onun hemen yanına yatağa oturup yüzüne bakmaya çalıştığında daha çok gizledi yüzünü.
Mayıs hafifçe burnunu çektiğinde ise merhamet dolu sesiyle "Kıyamam ben sana." deyip göğsüne çekti onu. Mayıs da sanki bunu bekliyormuş gibi sardı kollarını ona. Kafasını göğsüne yaslayıp bu sefer böyle gizledi yüzünü. Ağlamadı ama gözlerinden yaşlar geliyordu elinde olmadan. İçindeki ağlama dürtüsü gidene kadar ayrılmayı düşünmüyordu. Emir zaten onu bırakmak istemiyordu. Sesini yumuşak tutarak konuştu.
"Şimdi çok sinirli. Biraz düşününce anlar. Zaten çoktan pişman oldu öyle dediğine."
"Bana, 5 günde unutup aşk meşk işlerinin peşine düşmüşsün dedi... Bunu nasıl söyleyebilir? Benim babama ne kadar düşkün olduğumu bilmiyor mu? Ne kadar canımın yandığını görmüyor mu? Ben bağırıp çağırmıyorum, ortalığı ayağa kaldırmıyorum diye acı çekmiyor muyum? Seni seviyorum diye her şeyi unuttum mu? İnsan babasını unutur mu? Ben bu lafı hak ettim mi Emir?" diye hayal kırıklığıyla konuştu. Gözleri yine dolmuş ve kızarmıştı.
Emir daha sıkı sarılıp cevap verdi hemen.
"Hayır tabii ki olur mu öyle şey? Senin neler yaşadığını ben kendim şahidim. Bir anlık sinirle söylemiştir o. Yoksa gerçekten öyle düşünmemiştir. Üzme kendini bu kadar, canımın içi." deyip başının üstünü öptü Mayıs'ın.
Canımın içi... Mayıs ister istemez gülümserken burnunu çekti yine. Sonra gülümsediği için Mehmet'in söyledikleri geldi aklına. Gülüşü yüzünde soldu.
'Babanı unutup aşk meşk işlerinin peşine düşmüşsün.'
Anında yüzü düştü. Kendini çok kötü hissetti. Hemen çekti kendini Emir'den.
Emir'in kolları otomatik olarak çözülmüş, Mayıs da uzaklaşmıştı ondan.
"Bir şey mi oldu?" dedi Emir anlamayarak. Bir anda ne olduğunu anlayamadı. Yanlış bir şey mi demişti?
"Hayır," dedi Mayıs sessiz bir şekilde. Emir'e söyleyecek bir şey bulamadı. Gerçek sebebi söylemeye utandı ister istemez.
"Yanlış bir şey mi dedim?" diye tekrarladı. Emir de kendini kötü hissetmişti.
"Yok hayır," dedi Mayıs mahcubiyetle. "Ben... Kendimi bir an çok bencil hissettim."
"Neden?" diyerek kaşlarını çattı Emir. Mayıs cevap vereceği sırada içeriden ses geldi. Annesi çağırıyordu.
"Gidelim mi?" dedi Mayıs söyleyeceklerini yutup. Emir arada kalsa da onayladı onu. Beraber kalkıp içeriye geçtiler. Annesi ve Mehmet oturuyorlardı.
"Geçin kızım oturun şöyle." deyip Mehmet'in oturduğu koltuğun karşısını gösterdi. Mayıs bir şey demeden ve bir kez olsun Mehmet'in yüzüne bakmadan oturdu koltuğa. Emir de hemen yanına oturdu.
Neslihan Hanım Emir'e bakıp konuştu.
"Delikanlı, sen benim kızımı seviyor musun?"
Emir bir anda gelen soruya karşı önce afallasa da cevabı gecikmedi.
"Evet, çok seviyorum."
Mayıs'ın yüzü biraz olsun gülmüştü ki son anda Mehmet'in söyledikleri yüzünden yine yüzü düşmüştü.
"Aileleriniz yüzünden sıkıntı çıkabilir, ailen kızımı istemeyebilir, aileler hep düşman kalabilir. Bunları göze alabilecek misiniz?"
"Ben annem ve babamla konuştum. Onların rızasını aldım. Zaten babam en başından beri barıştan taraf. Siz merak etmeyin."
"Ben merak ederim. Evladım o benim, hep merak ederim. Ama gözüm arkada kalmasın isterim. Senin ailen iyi davranacak mı kızıma? Sen iyi davranacak mısın? Bu kan davası yüzünden üzecek misiniz kızımı?"
Emir ciddiyetle cevap verdi.
"Ben de ailem de Allah'tan korkan insanlarız. Dediğim gibi babam hep barıştan yanaydı. Bana evlen diyen de oydu. Mayıs'la boşanmak istemediğimi söylediğimde itiraz etmedi, arkamda durdu. Benim ailem kin gütmedi kimseye. Düşmanlık besleyenin kim olduğunu biliyorsunuz."
"Evet." diye araya girdi Mehmet. "Senin amcan. Babamın katili olan amcan."
Emir Mehmet'e baksa da söylediklerine cevap vermedi. Bir insana aynı açıklamayı sürekli tekrarlayınca artık o açıklamanın bir manası kalmıyordu. Çünkü bazen insan bir şeyi anlamak istemiyorsa anlamıyordu. Mehmet'i suçlamıyordu. Sadece yine açıklama yapmanın bir faydası olmadığının farkındaydı.
"Sözün özü," diyerek tekrar Neslihan Hanım'a döndü Emir. "Ben önce Allah'tan sonra da Mayıs'ı kaybetmekten korkarım. Kızınıza Allah'ın emaneti derim baş tacı ederim. Ondan merhameti esirgersem Allah'tan merhamet beklemeye yüzüm olmaz. Onu üzmemek için elimden geleni yaparım. Onu severim, sayarım, anlamaya çalışırım. Gözünüz arkada kalmasın."
Mayıs, duyduklarıyla içinin ısındığını hissetti. Hafif gözlerinin dolduğunu da anlıyordu. Dudaklarını birbirine bastırırken Neslihan Hanım başını hafifçe aşağı yukarı sallayıp kaşlarını çattı hemen sonra.
"Bak Emir, ben senin ne kadar doğru ne kadar yanlış söylediğini bilemem. Ama kızım senin sevgine inanmış, belli ki seni de kendi sevgisine inandırmış. Benim elimden gelen sizin için dua etmek olur bu saatten sonra. Fakat... Olur da kızımı üzdüğünü, ona yanlış yaptığını, gözündeki yaşa sebep olduğunu duyarsam, görürsem, hissedersem o zaman onu senden çekip almasını da iyi bilirim. Sakın olan onu bir başına sanma."
Tebessüm etti Emir güven verir gibi ve başını salladı bir kez.
Neslihan Hanım ise bir Emir'e bir Mayıs'a baktı. Gözleri çok hafif dolduğunda ayağa kalktı. Onunla beraber Mayıs ve Emir de kalktığında sağ elini kaldırıp öne doğru uzattı.
Emir'in gözleri parladı. Neslihan Hanım gözleriyle elini işaret edince beklemeden gelip tuttu elini ve öpüp başına koydu.
Emir geri çekilmeden konuştu.
"Artık sen de benim bir evladımsın."
Emir bir adım geriye gidip "Allah razı olsun." derken Mayıs gelip o da annesinin elini öpüp alnına koydu. Mehmet ise hâlâ oturuyor ama tek kelime etmiyordu.
Bu sırada Emir'in telefonu çaldı. Cebinden çıkarıp kim olduğuna baktığında avukatın aradığını görünce müsaade isteyip odadan çıktı. Sonra hemen açıp cevapladı.
"Efendim?"
Lafı uzatmayan avukat direkt konuya girdi ve müjdeli haberi Emir'e verdi.
"Gözünüz aydın, Şiyar yakalandı."