İçeriğe geç

Bi Umut

Bölüm 34 · 9 dk okuma

Bi Umut

Bölüm 34

-34-

Emir Ayaz'dan

Eğer yanlış duymadıysam ki duymadım Mayıs uzun bir süredir beni sevdiğini söylemeye çalıştı. Değil mi? Doğru anladım ben?

"Mayıs," dedim kafam karışık bir şekilde. "Nasıl yani? Uzun zaman derken? İlk günden beri mi?"

Elleriyle oynamaya başladı. Sonra bana bakıp cıkladı, aynı zamanda kaşlarını da kaldırmıştı.

"Biraz daha uzun."

Ne demek daha uzun? Tanışmadan önce mi? Evlenmeden önce mi?

"Nasıl yani? Biz evlenmeden önce?.. Sen zaten beni seviyor muydun?" dedim şok içinde. Seviyor olma ihtimalini düşünmüştüm, sevmiyor ihtimalini de düşünmüştüm, hatta hoşlanma ihtimalini de düşünmüştüm ama böyle bir ihtimali hiç düşünmemiştim. Ciddi bir şaşkınlık içindeydim.

Başını sallayınca şaşırdım yine. Aynı zamanda sevindim beni sevdiğini kabul ettiği için ama şaşkınlık biraz daha baskındı.

"Sen ciddi misin?"

"Tabii ki ciddiyim. Böyle şaka mı olur?"

"Ama nasıl olur?" dedim kafam karışmış bir şekilde. "Hem ben sana sormuştum. Sevdiğin biri var mı demiştim."

"Evet. Ben de senden başka kimse yok demiştim."

Gözlerim kocaman oldu. Yok artık... Gerçekten yok artık. Ciddi miydi gerçekten? Çünkü inanmak çok zordu. Resmen bana kendi söylemiş! Ben farklı anlamışım! Şaka gibiydi!

"Ne?" dedim ikinci bir şok dalgasıyla beraber. Düşüncelere dalarken yeni çıkmış sakallarımı sıvazladım. Böyle bir şey yaşamış olmamız çok tuhaftı. Benim zorla evlendiğimizi düşündüğüm kadın beni zaten seviyormuş, hatta bana bunu söylemiş ama ben anlamamışım.

Komik değil desem yalan olur.

Etrafta dolanan gözlerim Mayıs'ı tekrar bulurken onun dudaklarını birbirine bastırdığını fark ettim. Gülmemek için uğraşıyordu hanımefendi ama fark ediliyordu. Onu öyle görünce kendimi tutmayıp güldüm ben de. Ben gülünce o da gülmeye başladı. Beraber öyle güldük biraz.

"Sana inanamıyorum," dedim gülmemin arasından. "Resmen kelime oyunu yapmışsın bana."

"Estağfurullah," dedi o da biraz ciddi durmaya çalışarak. "Ne oyunu? Ben sadece cevap verdim."

Yalandan ters bir bakış atıp şaşırmaya devam ettim. Çünkü hâlâ gerçek gelmiyordu. Yani, üç gündür Mayıs'ı kaybetme korkusu yaşayan ben için onun beni seviyor olması, dahası uzun zamandır seviyor olması çok uçuk bir ihtimaldi.

"Aklım almıyor... Gerçekten çok şaşkınım." deyip düşüncelerimi toparlamaya çalıştım.

"Haftalardır aynı evde yaşıyoruz. İnsan biraz belli etmez mi? Ya da sen belli ettin ben mi anlamadım?"

Aklıma bir sürü şey geldi. Bizim aynı yatakta yatmamızı istemeyen de oydu, hadi onu anlarım, evde onu istemeyeceğimi düşünüp gidebilecek olan da oydu. İnsan sevdiğine yakın olmak istemez mi? O zamanlar niye öyle davrandı? Anlamıyorum, oturmuyor yani.

"Belli etmek istemedim," dedi dürüstçe. "Anlamanı da bilmeni de istemedim."

"Neden peki?" diye sordum. O da derin bir nefes alıp verdikten sonra cevap verdi.

"Şimdi önceki tavırlarım aklına geliyor muhtemelen. Niye öyle davrandı diye düşünüyor gibisin."

"E biraz öyle tabii." diye onayladım onu. "Seven insan sevdiğinin yanında olmak istemez mi? Ona yakın olmak istemez mi? Sen evden ayrılmayı bile düşünmüştün Mayıs."

"Evet," diye o da beni onayladı. Sonra açıklamaya başladı. "Çünkü beni kendine zorunlu hissetmeni istemedim. Tamam biz zorunluluktan evlendik, zaten istemiyordun ama bir şekilde iyi geçiniyorduk. Ben zaten seni zorunluluk olarak görmüyordum ama aramız iyi olsa bile senin beni isteyip istemediğinden emin değildim. O yüzden gittim, üç dört gün gelmedim. İsteyip istemediğini kendin anla istedim. Kendini benim yerime koysana Emir. Sevdiğin seni aslında istemiyor, sırf mecbur olduğu için seninle aynı evde yaşıyor. Resmen sana katlanıyor. Bu ne kadar yaralayıcı bir şey biliyor musun? Ben günlerce acaba öyle mi diye düşündüm. Düşüncesi bile çok kötüydü. Ben bunu istemedim, böyle bir şey istemedim. Tamam sevi sevdim. Çok sevdim hem de. Ama ben bu şekilde olmasını istemedim."

Gülümsedim. Kocaman gülümsedim hem de. İçime o an nasıl bir mutluluk doldu anlatamam. Böyle içim içime sığmadı. Mayıs'ı alıp, ona sıkı sıkı sarılıp böyle içime sokmak istedim. Öyle bir mutluluk işte, nasıl anlatayım?

Kendini açıklamaya çalışırken yine hüzün çöken yüzünü yaklaşıp ellerim arasına aldım. Yeşilin en güzel tonu olduğuna karar verdiğim gözlerine bakabildiğim kadar sevgimi anlatmak ister gibi baktım. İçimden bizim için türlü dualar ederken baş parmağımla hafifçe yanaklarını sevdim. Sonra gözlerinin içine bakarak konuşmaya başladım.

"Ben Allah'tan gül istedim, O bana gül bahçesi verdi. Ben bizim küçük de olsa bir ihtimalimize de razıyken Rabbim beni senin sevginle rızıklandırdı. Benim yuvamı korudu, bana aile verdi. Şimdi şükretmesin de ne yapsın bu Emir kulu?"

Yüzüne tebessüm yayılmış aynı zamanda gözleri hafif dolmuştu.

"Rabbim sabredenlerle beraberdir Mayıs. Ben de senin yanındayım. Ne yapılması gerekiyorsa beraber yaparız. Hepsinin üstünden beraber geliriz. Kendini hiç yalnız hissetme."

Yutkunduğunu gördüm. Yüzündeki buruk tebessümüyle beraber konuştu.

"Beni anlamaya çalışıyorsun ya... Benim yanımdasın ya... Allah da seninle beraber olsun. Seni yalnız bırakmasın Emir..."

**

2 Gün Sonra

Mayıs Ayaz'dan

"Anne benim seninle bir şey konuşmam lazım."

İki gündür içim içimi yiyordu. Annemlere nasıl söylerim, ne tepki verirler bilmiyorum. Mehmet'in onaylayacağını sanmıyorum ama annem ne der pek kestiremiyorum.

Emir de ailesiyle bugün konuşacaktı. İkimiz de ortalığın biraz daha sakinleşmesini beklemiştik. Avukatla konuşmamıza göre katil hâlâ ülke sınırları içindeymiş ve sanırım yakalanması da an meselesiymiş. Polisler her yerden sıkıştırıyormuş onu. Emir'in söylemesine göre de aşiret onun arkasında durmamış, ortada evlilik varken kan döktüğü için. Bir de babası aşiretle konuşmuş sanırım. Babasının sözüne itimat etmişler. Yani Emir'in babası adaletten yana bir adam, Emir'in anlattıklarına göre.

Bugün de babası eve gelmiş. Ben bizimkilere konuşayım, sen sizinkilerle konuş dedi. Çünkü en geç birkaç güne okula dönmemiz gerekiyor ikimizin de. Ve bu evlilik meselesinin bir şekilde konuşulması gerekiyor.

"Hayırdır kızım, kötü bir şey mi var?"

"Yok anne, Allah korusun. Bu benimle ilgili."

"İyi çok şükür, gel yanıma otur şöyle."

Yanına gidip koltuğa oturdum ben de. Sonra ona döndüm.

"Anlat hadi."

Gergin bir nefes alıp verdikten sonra konuşmaya başladım.

"Anne şimdi biz Emir'le hâlâ evliyiz ya."

"Şu mesele..." deyip ellerimi tuttu annem. "Kızım, vaktinde kan dökülmesin diye içimiz kan ağlasa da seni evlendirdik. Hakkını helal et. Ama gördün işte bu bile durdurmadı o caniyi. Senin de artık bu yükün altında durmana gerek yok. Boşanmak istiyorsan ben senin arkandayım."

**

Emir Ayaz'dan

"Baba bi konuşalım mı?"

Babama çalışma odasının kapısından seslendiğimde gözündeki gözlüğünün üzerinden bakıp konuştu.

"Gel oğlum."

İçeri girip çalışma masasının önündeki iki sandayeden birine oturdum. Ben konuşmadan babam sordu.

"Hayırdır, bir sıkıntı mı var?"

"Yok baba. Ben seninle evlilik meselesini konuşmaya geldim."

Babam anladım der gibi kaşlarını kaldırdı. Sonra gözlüğünü çıkarıp konuştu ben anlatmadan.

"Sonunda o meseleye geldik yani. Bak oğlum, bu zorunluluktan yapılan bir evlilikti. İkiniz de mecbur kaldınız. Ama sen o kızla gerçek bir evlilik yaptın. Hem Allah katında hem kanun önünde karın o senin. Eğer ki kıza umut verdiysen evli olduğunuz süreçte, o zaman onu yarı yolda bırakmak olmaz. Ama yok baba ben umut vermedim biz hâlâ mecburiyetten evliyiz diyorsan, o zaman git karınla konuş. İkiniz de istemiyorsanız anlaşmalı bir şekilde boşanın. Ben senin arkandayım."

**

Yazardan

"Sen ne dersin peki?" diye sordu Mayıs. Kafasında şüphe olduğundan değil, annesinin fikrini ve hislerini merak ettiği için sordu. "Boşanmamı ister misin?"

Annesi durup baktı kızının gözlerine dikkatlice. Bu soruyu sorduğuna göre kesin olarak bir boşanma düşüncesi yoktu kafasında. Zaten günlerdir o çocuğun evin önünde beklemesinde bir şey vardı. Fakat Mayıs'ın ne düşündüğünü de kestiremedi.

"Bir insanın kabahatini, suçsuz birine, sırf akrabası diye yüklersen Allah bunun hesabını sorar kızım. O yüzden ben amcasının günahını o çocuğa yüklemem, sen de yükleme. Öyle veya böyle karı kocasınız siz. Dersen ki anne ben kocamdan boşanmak istemiyorum, seni yadırgamam."

**

"Sen ne yapmamı istersin?" diye sordu Emir babasına. Babasının fikirlerine değer veriyordu ve ne düşündüğünü bilmek istiyordu. Mayıs'ı sevmediğinden veya kafasında şüphe olduğundan değil. Babasının ne diyeceğini merak ediyordu.

Babası oğlunun düşünceli halini sorguladı. Günlerdir eve geldiği yoktu. İçinde bir dert olduğu belliydi. Karısının yanına gidiyordu sürekli. Kendi evinden çok onun yanına gitmişti. Vardı bir şeyler, belliydi. Ama konuşmaya fırsat olmamıştı elbet.

"Ben ne isterim?.. Ben oğlumun mutlu bir yuvası olsun isterim." deyip ellerini masanın üzerinde birleştirdi. "İnsan bazen gözünün önündekileri görmez. Varken kıymetini anlamaz yanındakinin, ille kaybetmesi gerekir onun değerini anlaması için... Sen o kıza zorla evlendiğim biri gözüyle bakarsan onun gerçekte nasıl olduğunu göremezsin, çünkü gönül gözüyle bakmazsın. Ama sen karına, acaba böyle karşılaşmasaydık da şartlar başka olsaydı, o zaman ben bu kadınla evlenir miydim, karım olsun ister miydim gözüyle bakarsan, gönül gözüyle bakarsan o zaman Allah'ın da izniyle onu görebilirsin. İlle kaybetmene gerek yok oğlum. Seviyorsan eğer git konuş, evliliğini kurtarmak için uğraş. İçinde biraz şüphe varsa sevdiğine dair, hemen boşanmayın. Yuva kurmak o kadar kolay değil. Harcamayın birbirinizi."

**

Gülümsedi Mayıs. Annesinden destek görmesi çok güzel bir duyguydu. Onu suçlamayacağını bilmek çok güzeldi.

"Sen ne istiyorsun peki? Gönlün mü düştü o çocuğa? Boşanmaya niyetin var mı?" diye devam etti annesi. Mayıs cevap verdi.

"Ben boşanmak istemiyorum anne."

Annesi soluk bir tebessüm etti.

"O ne istiyor peki?"

"O da boşanmak istemiyor."

Annesi gülümsedi. Belli ki onlar kararlarını vermişti. Kendisine de onlar için dua etmek kalıyordu.

"Allah sizi yanlış karar vermekten korusun yavrum. Söyle ona, yanıma gelsin. Eğer elimi öpmeyi başarırsa benim de rızam var bu işe."

**

Gülümsedi Emir. Babasından olumlu dönüş almak içine su serpti sanki. Onların rızasını almak önemliydi çünkü.

"Sen ne yapmak istersin?" diye sordu babası. Onun fikrini almıştı, şimdi sıra kendi fikrini söylemekteydi. Yerinde biraz daha dikleşip cevap verdi babasına.

"Ben karımdan boşanmak istemiyorum baba."

Babası zaten böyle bir şey beklediği için şaşırmamış çok küçük bir tebessüm etmişti.

"Konuştun mu onunla? Onun da gönlü var mı?"

Tebessüm etti Emir. Mayıs'ın 'çok sevdim' diyen sesi geldi aklına.

"Konuştum. O da boşanmak istemiyor."

Derin bir nefes alıp verdi babası. Sonrasında sandalyesine yaslanıp konuştu.

"O zaman gitmeden getir gelinimi yanıma. Ama önce git annenle de konuş, onun da rızasını al."

**

Emir evden çıktığı gibi Mayıs'ı aradı. Yanına gidene kadar sabredemedi. Bir yandan arabaya binerken diğer yandan telefonu hoparlöre almış açılmasını bekliyordu. Annesiyle de konuşmuş onun da rızasını almıştı. Eğer Mayıs da annesinin rızasını alabildiyse gerçek bir aile olmalarının önünde bir engel kalmayacaktı. Bunu düşündükçe içi içine sığmıyordu.

Az sonra Mayıs açtı telefonu.

"Alo Mayıs, ne yaptın? Konuşabildin mi annenle?"

Heyecanla sorduğu soruya tebessümle cevap verdi Mayıs.

"Konuştum, sen konuştun mu?"

"Konuştum. Rızaları var, gitmeden getir yanımıza dediler sadece. Annen ne dedi?"

Mayıs'ın gülümsemesi yüzünde büyüdü.

"Çok sevindim. Annem de gelsin dedi. Ama öpsün elimi demedi." deyip alt dudağını ısırdı. Emir'in tepkisi ise gecikmedi.

"Nasıl yani? İzin vermedi mi?"

Telaşla sorduğu soruyu Mayıs yanıtladı hemen.

"Yok öyle değil. Elimi öpmeyi başarırsa benim rızam var dedi."

Emir kaşlarını çatıp anladığını söyledi.

"Öperim elini ne olacak? O da benim annem sayılır."

Yine tebessüm etti Mayıs. Ama üstelemedi.

"Tamam. Sen neredesin şimdi?"

"Yoldayım, oraya geliyorum."

"İşin var mı peki?"

"Evet, annenin elini öpmem lazım."

"Dur ben anneme haber vereyim. Kapatıyorum."

"Tamam Allah'a emanet."

"Sen de."

Emir telefonu kapatıp biraz daha gittikten sonra evin önüne gelmişti. Mayıs'a mesaj attı. O da ona olumlu dönüş yapınca binaya girdi. Eve çıkıp kapının önünde durdu ve üzerini başını düzeltip zile bastı.

Kapının açılması uzun sürmedi. Ama Emir'in beklediğinin aksine kapı normal bir şekilde Mayıs tarafından değil, sert bir şekilde Mehmet tarafından açılmıştı.

Bölüm sonu

1 yorum