İstemediği bir cevap almaktan korkarak bekledi Emir. İstemiyorum derse ne yapacaktı? Nasıl durduracaktı onu? Gitme, dese kalır mıydı?
Mayıs'ın ise aklı karışıktı. Çok hem de. Emir'in söyledikleri mantıklı geliyordu bir yerde ama konduramıyordu. Kendini bittiğine öyle inandırmıştı ki bu ihtimal çok uzaktı ona. Beklemiyordu Emir'den bunu. Hiç beklemiyordu. En son umutlandığında yine arkadaşız demişti. Şimdi nasıl böyle söyleyebiliyordu anlayamıyordu. Oturmuyordu kafasında. Tamam açıklamıştı. Ama işte...
Ama seviyorum demişti. Resmen seviyorum demişti. Ya şunu duymayı ne kadar istemişti. Yıllardır üstelik. Beklemişti, sabretmişti. En son umutlanmayı bıraktığında bunun olması ona çok tuhaf geliyordu. Olabiliritesi çok çok çok düşük bir durumdu ama olmuştu. Şaka gibiydi. Ama olmuştu. Emir sevdiğini söylemişti. Gerçekten seviyor muydu bunu bilmiyordu ama sevdiğini söylüyordu. Aklına ister istemez başka ihtimaller geliyordu.
Kim bilir ki? Belki de ona acımıştı... Kötü bir zamandan geçiyordu ve iyi değildi. O da acıyordu, üzülüyordu ve bunu sevmek sanıyordu belki de.
Gözlerini kapatıp sıkı sıkıya bastırdı göz kapaklarını. Yine aynı şeyleri yaşamak istemiyordu. Yine üzülmek, yine hayal kırıklığına uğramak istemiyordu... Kalbinde bu kadar yük varken bir de bunu kaldırmak, bu yükü taşımak, bu yükle yaşamak istemiyordu. Çok fazla hayal kırıklığı yaşamıştı ve duygusal olarak bu kadar zayıf olduğu bir anda ona daha çok bağlanıp sonra daha büyük bir hayal kırıklığını kaldıracak gücü yoktu. Bunu yaşamak istemiyordu. Çünkü bu sefer de umutlanırsa ve o umut da yıkılırsa kalbi paramparça olurdu. O zaman toparlanmak çok daha zor olurdu. Kendinde o gücü bulabileceğini hiç sanmıyordu.
Gözlerini açıp kuruyan dudaklarını yaladı. Bakışları Emir'in gözlerine kaydığında yutkundu. Gerçek olsun öyle isterdi ki... İnanmayı öyle çok isterdi ki...
Ama çok büyük bir tehlikeden korkuyordu Mayıs. Ve şu anki psikolojisi bunu anlamasını zorlaştırıyordu.
"İnsan bazen..." diye başladığı cümlenin devamı Emir'den çok kendini inandırmak içindi. "...bazı duyguları karıştırabilir Emir. Bir yakınını veya arkadaşını seversin, sayarsın. Başına kötü bir şey gelsin, üzülsün istemezsin. Ona bir şey olduğunda yardım etmek, yanında olmak istersin. Şimdi beni üzgün, yaralı görünce yardım etmek istedin. Muhtemelen acıdın da. Bu yüzden beni sevdiğini sanıyorsun. Ama acımana falan gerek yok, imtihan dünyasında imtihan oluyoruz. Kendini hiçbir şeye zorunlu hissetme. Beni sevmek zorunda değilsin, benimle ilgilenmek zorunda değilsin, benim yaralarımı sarmak zorunda değilsin. Biraz kendini de düşün. İleride vazgeçeceğin, pişman olacağın şeyler söyleme bana. Tam bana kötü haberin geldiği zamanda verdiğin kararı sorgula."
Emir sustu bir süre. Anlamaya çalıştı onu. Mayıs'ın şu an belki de en ihtiyacı olan şey anlaşılmaktı. Annesiyle, kardeşiyle uğraşırken özellikle de kardeşine laf anlatırken hep onu anlamalarını beklemişti. En çok da kardeşinden. Ona bir şeyleri anlatmak için çok uğraşmıştı. Şimdi de Emir'in onu anlamasını bekliyordu. Artık birilerinin onu anlamasını istiyordu.
Yaklaştı Emir ona. Tebessüm etti. Sonra da onu ikna etmek için başladı konuşmaya.
"Sen ilk vurulduğunda nasıl hissetmiştim biliyor musun?" diye sorduğunda Mayıs ne demeye çalıştığını anlamayıp hafif kaşlarını çattı. Emir ise devam etti.
"Böyle, içimi çok büyük bir vicdan azabı sardı. Dedim, bu kız bana emanetti, ben koruyamadım, benim yüzümden oldu diye sen iyi olana kadar o yük benimle kaldı. Ki hala geçmiş değil o vicdan azabı, bir ömür benimle. Hâlâ onun yükünü taşıyorum. Ama o üç gün önce, sen düşüp de başını vurdun ya, yanına gelip sana seslendiğimde cevap vermedin ya, başındaki kanı gördüm ya... Sana yemin ediyorum orada kalbimin sıkıştığını hissettim. Hani böyle bazen nefes alamadığını hissedersin ya, nefes alamadım sanki orada. Sana bir şey olacak diye öyle bir korktum ki..."
Sanki o anı tekrar yaşıyormuş gibi içi daralmaya başladığında elini kalbinin üzerine koydu.
"Sanki şuramdan kalbimi biri söküp aldı da sonra elinde sıkmaya başladı. O an vicdan azabıymış, mahcubiyetmiş aklıma bile gelmedi. Yaşadığım korkudan onlara yer kalmadı. Senin iyi haberini duyana kadar ölüp ölüp dirildim sanki. Ben hayatımda öyle bir korku daha yaşandığımı hatırlamıyorum."
Mayıs'ın kızarmış gözleri tekrar tekrar dolarken Emir'in de ondan farkı yoktu. O günkü korkuyu istese de unutamazdı.
Mayıs bir şey demeden devam etti.
"Ben zaten bunca zaman anlamayı bekledim, bir anda olan bir şey değildi ki. İkimizi de bilinmezliğe sürüklemek istemedim. Allah aşkına Mayıs, sırf umut verip de hakka girmemek için karısına arkadaşım diyen eleman, emin olmadan gelip sana bunları söyler mi?"
Ağlamaklı bir şekilde sordu Mayıs. İkna olmayı öyle çok istiyordu ki...
"Söylemez mi?.."
"Söylemez tabii," dedi Emir gülümseyerek. Biraz olsun ılımlı bir şey söylemesi öyle iyi gelmişti ki... Mayıs'ın korkularını anlamaya çalışıyordu ama Mayıs onu anlamayacak diye korkuyordu.
Mayıs bir şey demeyince sordu Emir.
"Artık anlıyor musun beni?"
Mayıs gözlerini kaçırırken başını salladı. Emir gülümseyip tekrar sordu.
"İnanıyor musun peki?'
Elleriyle oynarken alt dudağını dişleyip yine başını sallayınca Emir sesli bir şekilde nefes verdi. Sanki üzerinden yük kalkmış, kuş gibi hafiflemişti. Sonra beklemeden çekti onu kendine ve sımsıkı sarıldı.
"Senin Allah'ına kurban be!" deyip sıkı sıkı sardı onu. Öyle bir rahatlamıştı, öyle bir hafiflemişti ki... Kaç gündür içinde biriktirdiklerini anlatabilmenin rahatlığı, anlaşılmanın huzuru vardı içinde. Mayıs ona yine inanmıştı, yine güvenmişti. Bu zamana kadar yaptığı gibi yine anlamıştı onu, anlamak istemişti. Anlamak istemeseydi yüz tane kanıt gösterse, sabaha kadar konuşsa yine anlamazdı. Mesele biraz çabaydı aslında. Mayıs'ın duygularını, korkularını önemseyip açıklama yapmaya çalışması, ikna olsun içi rahatlasın ona tam olarak inansın diye uğraşmasıydı Emir'in. Yoksa, seviyorum dedim işte neyi uzatıyorsun, demek kolaydı. Mayıs bu çabayı, bu uğraşı görmek istiyordu, önemsendiğini görmek istiyordu. Emir de elinden geldiğince yapmaya çalışıyordu bunu.
Mayıs ise kendini hâlâ tutmaya çalışsa da iyi değildi. Emir'in sarılmasına karşılık vermedi başta. Çünkü sarılırsa yenilecekmiş gibi hissediyordu. Çok dolmuştu, günlerin yorgunluğu vardı üzerinde. Babası zaten büyük bir yıkımken bir de Emir'in gidecek olmasını hazmetmeye çalışmıştı. Şimdi de hiç beklemediği bir şekilde Emir'in onu sevdiğini öğrenince iyice duygu karmaşası yaşamış ve nasıl tepki vereceğini şaşırmıştı.
Emir ne olduğunu anlamak için geri çekildi.
Mayıs'ı ağladım ağlayacak halde görünce kaşlarını çattı hemen.
"Ne oldu? Yanlış bir şey mi söyledim? Niye böyle oldun?" diye tedirgin bir şekilde sorarken Mayıs'ın dudakları titremişti.
"Güzelim?.."
"Emir ben..." derken boğazı düğümlenmiş gibi hissetti. Biraz daha konuşsa ağlayacaktı.
Ağlasa ne olurdu ki?.. Güçsüz mü kalırdı? Biraz ağlasa, rahatlasa ne olurdu? Mayıs insan değil miydi? Taş olsa çatlamaz mıydı? Bu kadar kendini sıkmasına gerek var mıydı? Tamam sabrediyordu. Ama sabretmek ağlamamak demek değildi ki. Kendini sıkıp zulüm etmek de değildi. Sabretmek; Allah'tan geldi, O'ndan geldiyse dayanırım, çünkü O kaldıramayacağım yük vermez, ben O'ndan razıyım demekti. Yoksa taş olsa çatlardı. İnsanın bazen ağlaması da gerekirdi. Bu günah değildi, kötü bir şey değildi, bu güçsüz olmak da değildi. Sadece insanî bir durumdu. Efendimiz(sav) onca yükü sırtlamıştı. Onun da ağladığı zamanlar olmuştu. Şimdi ağladı diye ona güçsüz diyebilir miydi kimse? Ya da sabretmemiş? En ağır şeyleri yaşamıştı o. Ama bize sabrıyla örnek olmuştu, ağlamamakla değil.
"Sıkma kendini," dedi Emir yumuşak bir sesle. "Ağlamak istiyorsan ağla. Rabbim kolaylığını verir. Ama sen benim de senin yanında olduğumu bil, tamam mı?"
Mayıs'ın gözünden bir damla yaş gelmiş hemen sonrasında ise Emir'e sarmıştı kollarını. Sonrasında ise kendini tutmamış, ağlamaya başlamıştı. İçinde biriken her şeyi atmak ister gibi, bastırdığı duygularını dışa vurmuştu sonunda.
Babasını çok seviyordu Mayıs. Çok bağlıydı ona. Evlenmek zorunda kaldığında bile çok kızamamıştı ona. Hak vermişti, kırılmıştı evet ama o da çok sevdiği içindi. Sık sık arardı onu. Sesini duymak isterdi. Çok değer veriyordu babasına. Mayıs için çok farklı bir yerdeydi babası. Çok koyuyordu bu yüzden yokluğu. Önceden bir telefon uzağındayken şimdi arasa da cevap veremezdi. Sesini duyamayacaktı bir daha. Yüzünü göremeyecekti. Sarılamayacaktı. O kadar koyuyordu ki... Sanki içinden bir parçayı Mayıs'ı parçalayarak koparmışlardı. Eksilmiş gibi hissediyordu...
Sonra Emir'in gidecek olması gerçeğiyle baş başa kalmıştı. Babasını kaybetmişti, acısı daha çok tazeyken sevdiği adamı kaybedeceğini de düşünmüştü. Bu da çok ağır gelmişti. Çünkü Emir hayatından çıkınca onun da ne senini duyacaktı ne de yüzünü görecekti. Bunu düşündükçe daha çok sıkışmıştı Mayıs'ın kalbi. Üç gündür ne çektiğini bir o bir de Allah biliyordu.
Ama şimdi yaşadığı çok daha farklıydı. O, Emir'i yıllardır seviyordu ama hiçbir zaman ondan bir adım gelmemişti. Evlendiklerinde bile Emir sık sık hatırlatmıştı gerçek bir evlilik olmadığını. Ve buna göre hareket etmişti, buna göre davranmıştı ona. Daha üç gün öncesine kadar arkadaşız derken bugün sevdiğini söylemişti. Kafası çok karışmıştı. İnanamamıştı ama Emir inandırmıştı onu. İkna etmişti. Ve Mayıs ona inanıyordu. Sevgisine de inanıyordu. Tüm söylediklerine de. Bu güne kadar verdiği güvenin meyvesini yiyordu Emir.
Tüm bu duygu yoğunluğundan sonra duyguları boşalmıştı Mayıs'ın. Kendini sıkmaktan taş gibi olan bedeninin gevşemesine izin vermişti. Çünkü kendini güvende hissettiği ve onu anlamaya çalışan birinin yanındaydı. Onu yargılamaya değil rahatlatmaya çalışan birinin yanındaydı. Onu düşünen, seven, ve iyiliğini isteyen birinin yanındaydı.
Ve Mayıs o 'biri'ni çok seviyordu.
Emir ona sarılan karısına beklemeden aynı şekilde karşılık vermiş göğsüne bastırmıştı onu. Ağlamasını duyuyordu ama bir şey diyemiyordu. Çünkü Mayıs'ın ağlamaya ihtiyacı vardı. Diğer türlü kendine daha çok eziyet ediyordu. Sessizce bir süre sarıldı Emir ona. Rahatlaması için bekledi. Ağlama sesini duydukça içi eziliyordu Emir'in. Gözleri dolmuştu ama elinden de daha fazlası gelmiyordu. Çünkü insanın gücü ölüyü canlandırmaya yetmiyordu.
Mayıs bir süre öyle ağladıktan sonra sesi yavaş yavaş kısılmaya başlamıştı. Nefes alışverişleri de sakinleşmeye başlamıştı. Üzerinde ağlamanın verdiği bir yorgunluk vardı ama biraz olsun rahatladığını hissediyordu. Vücudu gevşemişti, kaskatı değildi. Sarıldığı için Emir'in kokusu da geliyordu burnuna, bu onu daha da mayıştırmıştı. Başını koyduğu yer de sıcaktı.
Ama daha fazla öyle durmadı çünkü hava soğuktu ve Emir üşümüş olabilirdi.
Kendini toparladığını hissedince yavaşça geri çekildi.
"Üşüdün sen de." derken eliyle yüzündeki kalan ıslaklıkları sildi. Emir ise peşin cevabını verdi hemen.
"Sen sarılınca içim bile ısındı." dedi gülümseyerek. Cevabı Mayıs'ı da gülümsetmiş aynı zamanda utandırmıştı da. Başını eğdiği sırada Emir tekrar konuştu.
"Tamam, arabaya geçelim. Üşüme daha fazla."
"Üşümedim ki. Ama gidelim, annemler merak etmesin."
Emir aklındaki o soru işaretiyle onayladı Mayıs'ı. Evet Mayıs fiilen olumsuz bir tepki vermemişti ama seviyorum da dememişti nihayetinde.
Beraber arabaya geçtiklerinde hala burnunu çekmeye çalışan ama aynı zamanda belli de etmemeye çalışan karısına arabada bulduğu peçetelerden birkaç tane uzattı. Mayıs ona bakmadan peçeteleri alırken hâlâ yüzünü saklamaya çalışıyor olduğunu anlamıştı Emir. Mayıs'ın burnunu silmesini bekleyip ona döndü işi bitince.
"Mayıs," diye seslense de Mayıs ona dönmemiş sadece cevap vermişti.
"Efendim?"
"Niye bakmıyorsun bana?"
Kısık bir sesle cevap verdi.
"Yüzüm çok kötü çünkü."
"Mayıs bana bakar mısın?" diye ısrar etti Emir.
"Bakmasam?" diye cevap verdi.
"Olmaz. Hadi bak bakayım."
"Yok."
"Mayıs..." diye itiraz ettiğinde sıkıntılı bir şekilde nefes verdi Mayıs ve döndü ona.
Emir gülümseyerek ona bakarken Mayıs gözlerini kaçırmakla meşguldü.
"Bak bir de gözlerini kaçırıyor ya." diye sitem ederken Mayıs gözlerini de çevirip baktı ona.
"Üf Emir ya, keyif mi alıyorsun şişmiş kızarmış yüzüme bakmaktan."
"Evet." dedi Emir tereddüt etmeden. Mayıs ona tip tip bakmaya başladığında devam etti kendinden emin bir şekilde. "Hem ben senin görünüşüne bakıp sevseydim seni ilk gördüğümde âşık olurdum zaten."
Mayıs beklemediği bu iltifat karşısında gözleri kocaman oldu. Sonra kendini hemen toparlayıp önüne döndü. Çok utanmıştı. Çok hem de. Yüzü şimdi de utançtan kıpkırmızı olmuştu.
"Teşekkür ederim." diye konuştuğu sırada Emir bozulmuş gibi yaptı.
"Öyle demesen iyiydi be..."
"Neden?" diye hemen ona döndü Mayıs. Teşekkür etmişti sadece, ne demişti?
"Yani..." dedi Emir düşünceli bir şekilde. "Sizin oralarda nasıldır bilmem ama bizim oralarda bir adam bir kadına sevdiğini söylerse kadın da ona teşekkür ederse adamı reddetmiş anlamına gelir."
"Ne? Bir dakika. Ben ona teşekkür etmedim ki." diye telaşla konuştu. Sevdiği adamı ret mi etmişti yanlışlıkla?!
"Hım," dedi Emir tepkisinden memnun bir şekilde. "Reddetmedin o zaman?"
"Öyle de demedim ama..." diye verdiği hızlı cevaba karşı Emir de hemen sordu.
"Reddettin yani?"
"Hayır!"
"E ne ya o zaman?"
Emir bilerek onu sıkıştırıyor ve bundan çok keyif alıyordu. Mayıs ise kalp krizi geçirmek üzereydi.
"Reddetmedim seni."
"Kabul ettin o zaman?"
"Yani, öyle oluyor sanırım."
Emir devam etti sıkıştırmaya. Yani, bir şekilde Mayıs'tan bunu duyması gerekiyordu. Yoksa nasıl emin olabilirdi ki?
"Niye kabul ettin peki?"
"Ne demek niye kabul ettin?"
"Neden reddetmedim yani?"
"Reddetmemi mi istiyordun?"
"Hayır. Ama kabul etmen için bir sebep lazım."
"Sebebim var."
"Neymiş o sebep?"
"Şey..." deyip tutuldu Mayıs. Yani bunu söylemek bu kadar zor olamazdı. Kaç defa içinden söylemişti zaten. Şimdi sesli söylemek ve Emir'e söylemek neden bu kadar zor geliyordu?
"Ney?" diye sordu Emir. Mayıs kendini hem köşeye sıkışmış hem de aşırı gergin hissediyordu. Kafayı yiyecekti, çünkü konuşmayı unutmuştu!
"Emir ben şey," deyip takıldı yine. Kendini boğmak istiyordu şu an. Çok saçmaydı. Ya nasıl söyleyemiyordu?!
"Tamam ya," dedi Emir, daha fazla zorlamak istemedi. Yani, belki de bir şeyler hissediyordu ama emin değildi. Belki de hissetmiyordu. Ama hissetmese reddederdi. Galiba biraz zamana ihtiyacı vardı. Zorlamaya gerek yoktu. "Zorlama kendini. Başka zaman söylersin. İstemiyorsan söyle ama Mayıs. Susmanı olumlu olarak algılarım."
Tebessüm etti Mayıs, hâlâ onu düşünüyordu. Ama ciddileşip konuştu hemen.
"Yok söylerim, yani söyleyebilirim. Sadece şey oldum böyle bir anda sorunca söyleyemedim ama söylerim. Dışarı çıkalım mı?"
"Mayıs kendini zorunlu hissetme. Henüz emin olmamış olabilirsin. Ben zorlamamalıydı."
"Hayır Emir öyle değil. Gel dışarı çıkalım iki dakika." deyip Emir'i dışarı çıkmaya ikna etti. İkisi de arabadan çıktıktan sonra Mayıs önce derin birkaç nefes alıp verdi, kendine gelmeye çalıştı. Söyleyebilirdi. Bu çok basitti. Emir yapmıştı, o da yapabilirdi. Sadece heyecanlandığı için böyle olmuştu. Bir anda sorunca cevap verememişti ama bu o kadar zor bir şey değildi.
Hem söylemezse Emir onun sevgisinden nasıl emin olacaktı?
Emir arabanın önüne geldiğinde Mayıs da hemen onun yanına gitti. Emir bir şey demeden onun konuşmasını beklerken Mayıs elini tuttu. Yakınlarda havanın soğuk olmasından olsa gerek insan yoktu. Bu yüzden daha rahat olabilirdi Mayıs. Emir şaşırsa da bir şey demedi. Mayıs'ın onu deniz kenarına çekmesine izin verdi. Sonra Mayıs durdu, ellerini çekti, Emir'in karşısına geçti ve tam konuşmaya başlayacaktı ki Emir ondan önce davrandı.
"Mayıs," deyip durdurdu onu. Şu an zorunlu hissettiği için söyleyeceğini düşünüyordu. "Bence şimdi bir şey söyleme. Belli ki zamanı değil. Konuşursan sırf beni mutlu etmek için konuşuyor olduğunu düşüneceğim çünkü."
Başını iki yana salladı Mayıs.
"Öyle değil ama."
"Ama şu an kafan karışık, duyguların birbirine karışmış olabilir. Acele etmene gerek yok, ben seni beklerim. İstemiyorum demediğin sürece seni bırakmaya niyetim yok."
Tebessüm etti Mayıs. O konuştukça daha çok seviyordu sanki, içindeki sevgi kabarıyormuş gibi hissediyordu. Ama bilmiyordu ki Mayıs'ın kafası karışacak bir durum yoktu. Çünkü onunkisi yılların meselesiydi.
"Biliyor musun Emir? Sen benim imkansız duamdın. Ama benim Rabbim imkansızları bile oldurabilirdi."
Emir ne söylediğini idrak etmeye başladığında hafif kaşlarını çatmıştı. Bu ne demek oluyordu? Duamdın derken?.. Emir, Mayıs'ın duasında istediği biri miydi? Daha önceden? Ne zamandan?..
"Nasıl yani?.." diye sordu Emir. "Ne zamandır?"
"Üç günden uzun bir süredir," deyip gülümsedi. Sonra bulduğu cesaretiyle beraber konuştu tekrar. "Yani kafamın karışacağı bir durum yok. Çünkü sen, benim kalbimde çok uzun zaman önce yer edinmiştin zaten."


