Mayıs kafası karışmış bir şekilde ona bakarken Emir onu hemen arabanın kapısına getirmiş ve kapıyı açmıştı.
"Nereye gidiyoruz Emir? Annemler evde."
"Tamam arayıp haber ver."
"Yalnız mı kalsın?"
"Yahu sen Mehmet'i adamdan saymıyorsun herhalde? Evde değil mi kardeşin?"
"Evde ama..."
Aklı onlarda kalmasın diye ikna etmeye çalıştı Emir. Yoksa gitseler de konuşamayacaktı belli ki.
Biraz yaklaşıp omuzlarından tuttu.
"Bak, kardeşin evde. Anlattığın kadarıyla annen de iyi durumda. Arayıp haber verirsin. Halini görüyorum Mayıs. Kafan çok karışık, aynı anda bir sürü şey düşünüyorsun. Çok dolmuşsun görebiliyorum. Her şeye, herkese yetişmeye çalışıyorsun. Ama kendini düşünmüyorsun hiç. Gel sakin bir yere gidelim. Oturup bir kafanı dinle. Anlatacaklarımızı anlatalım, konuşacaklarımızı konuşalım. Kafanda bir sürü soru var farkındayım, benim de var. Onları çözelim. En azından kafan rahat olsun. Tamam mı?"
Mayıs bir eve bir de Emir'e baktıktan sonra cebinden telefonu çıkarıp Mehmet'i aradı. Emir de geleceğini anladığı için tebessüm etmiş ve ellerini Mayıs'ın üzerinden çekmişti.
"Efendim abla."
"Mehmet, bizim Emir'le bir işimiz var. Bir yere gidip geleceğiz. Çok geç kalmayız haberiniz olsun. Anneme de söyle tamam mı?"
"Ne işi abla, nereye gidiyorsunuz?"
"Bir iş işte gidip geleceğiz."
"O adamla ne işin var senin abla hâlâ? Boşanmayacak mısınız siz?"
"Ablacım bak rica ediyorum benim sabrımı sınama, olur mu? Çocuk değilim ben. İşim var dedim. Gecikirsem haber veririm yine. Tamam mı? Annemi yalnız bırakma ben gelene kadar."
"Abla normal biri olsa bir şey demem zaten ama sen onun kimin yeğeni olduğunu unutuyor gibisin."
Mayıs'ın ciddi manada sinirleri yıpranmıştı ama yine sakin kalmaya çalıştı. Kardeşinin sürekli böyle konuşması artık yoruyordu onu. Anlamaya çalışıyordu ama kardeşinin onu anlamak gibi bir niyeti yok gibiydi.
"Eve gelince konuşalım. Sen anneme haber ver, yalnız da bırakma yeter. Hadi görüşürüz."
Gergin bir şekilde telefonu kapatırken sıkıntılı bir nefes vermişti.
"Benden rahatsız dimi?"
Emir'in sorduğu soruya karşın hafif başını salladı.
"Anlamaya çalışıyorum ama bazen sanki ben hiçbir şey yaşamıyorum gibi davranıyor. Ablası olduğumu unutuyor."
"Çok genç daha. Acısı da taze. Zamanla anlar."
Onaylar gibi başını salladıktan sonra Emir gözüyle arabayı işaret etmiş ve Mayıs arabaya binmişti. Emir de hemen diğer tarafa binip çalıştır arabayı.
Emir arabayı sürerken Mayıs başını koltuğa yaslamış dışarıya bakarak düşüncelere dalmıştı yine. Emir'in de dediği gibi kafasında çok şey vardı, çok şey düşünüyordu ve yorulmuştu bundan.
Annesi, kardeşi, kardeşinin intikam hevesi, babası, babasının katili, onun nerede oluşu, ne zaman yakalanacağı, hangi avukatı tutacağı, davanın ne kadar süreceği, bu sırada Emir'in ailesinin tavrının nasıl olacağı, muhtemelen Şiyar'ı koruyacaklarını biliyordu aslında, bu süreci nasıl takip edeceğini düşünüyordu, okul bitmemişti, son senesiydi ve stajını da düşünüyordu. Biraz daha gitmezse stajı kabul olmaz ve muhtemelen senesi uzardı. Gidip stajını tamamlaması gerekiyordu. Bir de evlilik durumu vardı tabii, onu da düşünüyordu. Boşanacaklar mıydı o bile belli değildi. Muhtemelen boşanacaklardı. Aklında bu da vardı.
Yani anlaşılan düşünecek çok şeyi vardı ve kafası kazan gibiydi. Bu süreçte sürekli evle ve evdekilerle ilgilenmek de çok yormuştu onu. Tabi ki şikayetçi değildi, elbette ailesiyle ilgilenecekti ama neticede o da insandı. O herkesi düşünmek zorundaydı ama kendini düşünmeye vakti yoktu. Doğal olarak yoruluyordu.
Araba yolculuğu sakin geçmiş ve Emir bir yerde durdurmuştu arabayı. Etrafına bakınca buranın onunla ilk konuştuğu zamanki yer olduğunu fark etti. Deniz kenarıydı yine.Ne yani başladığı yerde bitsin mi diyecekti?
Güldü kendi kendine. Sinirleri bozulmuştu. Ciddi manada sinirleri çok bozuktu.
"Ne oldu, neye gülüyorsun?" diye sordu Emir. Yolda hiç konuşmamışlardı. Şimdi neye güldüğünü anlayamadı.
"Buraya özellikle mi getirdin yoksa başka sebebi var mı?" dedi gülmeyi bırakırken.
"Kafe tarzı bir yerde rahat olamazsın diye düşündüm. Havalar soğuk, buralar genelde boş oluyor. Ama ilk burada konuştuğumuzu da hatırlıyorum, onu diyorsan."
Tebessüm etti Mayıs.
"Anladım."
"Sahilde yürüyelim mi biraz?"
"Olur."
Arabadan inip sahile geçtiler beraber. Mayıs önde, Emir ise bir adım arkasındaydı. Mayıs denize bakarak yürürken Emir ona bakarak yürüyordu.
Tam ne diyeceğini kestiremiyordu Emir. İçinden ona söylemek istediği çok şey vardı. Bir sürü şey hem de. Ama ne zaman söylemeliydi bilmiyordu. Şimdi zamanı mıydı emin değildi. Evin yanında söylemeyi düşünmüştü. Ama bilmiyordu gerçekten. Şimdi söylese onun bencil olduğunu düşünür müydü mesela? Benim babam ölmüş sen neyin peşindesin der miydi? Hepten siler miydi ya da? Ama söylemese gideceğini düşünüyordu. Niye gitmiyorsun derse bir cevap vermesi gerekiyordu ki sormuştu. Kafası karışıktı Emir'in de. Kestiremiyordu ne yapması gerektiğini. En iyisi akışına bırakmaktı. Söylemesi gerekirse söylerdi, gerekmezse de zamanı gelince söylerdi. Ama işte insanın başına ne zaman ne geleceği belli olmuyordu. Yarının garantisi yokken beklemeyi de istemiyordu. Düşünmekten kafayı yiyecekti. Bir yandan da amcası meselesi vardı zaten.
Denizin kokusunu içine çekerek yürüdü Mayıs biraz daha. Denizin uçsuz bucaksız oluşunu izledi uzun uzun. Kafasını biraz olsun boşaltmayı denedi. Pek bir işe yaramasa da farklı bir huzuru vardı buranın. Ferahlatıyordu sanki içini. Hiç değilse biraz olsun iyi gelmişti.
Biraz öyle sessizce yürüdükten sonra durmuşlardı. Konuşmayı başlatan ise Mayıs olmuştu.
"Konuşacağız demiştin?"
Emir zaten onda olan bakışlarını kısa bi denize çevirip sıkıntılı bir nefes aldı. Tekrar ona çevirdiği bakışları kararsız kaldığını belli ediyordu.
"Konuşmak istediğim bir sürü şey var ama... Zamanı mı bilmiyorum."
"Bir sürü şey mi?"
Başını salladı.
Anlayışlı gözükmeye çalıştı Mayıs.
"Üzülürüm diye düşünüyorsan bence daha fazla bekleme. Bu kolay kolay geçebilecek bir acı değil çünkü. Rabbim kolaylığını veriyor çok şükür. Hem senin de kendine göre vardır aklında bir şeyler. Üç gündür evin önünde bekliyorsun, bence de artık konuşmamız lazım."
Sürekli düşünmekten kafayı yemek yerine konuşup bir an önce sonuca bağlanmasını istiyordu Mayıs. Hem Emir'e de yazıktı. Kaç gündür arabadaydı. O da belirsizlik içindeydi. Mayıs'ın yanında olmaya çalıştığının farkındaydı Mayıs ama Emir buna mecbur değildi. Ve mecbur gibi davranmasına de gerek yoktu. Evet iyi biriydi, düşünceliydi ama onun da bir hayatı vardı. Kendini hiçbir şeye mecbur hissetmemeliydi. Mayıs böyle bir şey istemiyordu.
"Mayıs ben," deyip duraksasa da devam etti Emir. "Ben orada sana yanında olduğumu söylemeye çalıştım. Yani, ne olmuş olursa olsun sen benim için çok değerlisin. Gerekirse haftalarca da kalırım arabada sorun yok. Yeter ki sen iyi ol."
Tebessüm etti Mayıs. Emir'in çok güzel bir kalbi vardı gerçekten. Çok düşünceliydi. Mayıs'a bir kere yanlışı olmadığı gibi ona destek olmaya çalışmıştı hep. Bilmediği bir şey varsa o da Mayıs'ın duygularıydı. Bu yüzden bu tavırlarının Mayıs'ı ileride ne kadar yıpratacağını fark edemiyordu.
"Ben seni anlıyorum zaten Emir ve bu söylediklerin, davranışların benim için çok kıymetli. Ama böyle devam edersen ileride ben üzüleceğim. Çünkü alışıyorum... Anlamıyorsun işte. Yarın bir gün sen gidince sudan çıkmış balığa döneceğim. Gözüm hep seni arayacak. Sen böyle yaptıkça ileride daha çok zorlanacağım. İyi niyetinin farkındayım ama bunu yapmak zorunda değilsin. Yapma da. Bana olması gerekenleri söyle, gerçekleri konuşalım. Çünkü ben hayal dünyasında yaşayamam."
"Gerçekleri mi istiyorsun?" deyip ciddileşti Emir. Mayıs onun gideceğine kendini öyle bir şartlamıştı ki başka bir ihtimal düşünemiyordu. Ağzından çıkanlar tamamen gidecek olması üzerineydi. Diğer ihtimali düşünmüyordu hiç. Emir'in onu bırakmak istemediğinin ihtimali dahi gelmiyordu aklına. Ama öyle değildi işte. Bu yüzden anlamıyordu Emir'i. Ama hislerini söylemeden, hissettirmeden anlamasını da bekleyemezdi Emir.
Yaklaştı Mayıs'a. Arada biraz mesafe baktıktan sonra durup gözlerine baktı. Mayıs
"O zaman gerçekleri söyleyeyim sana Mayıs. Sana gitmeyecekmiş gibi konuşuyorum, çünkü gitmek istemiyorum. Hep yanında olmaya çalışıyorum, çünkü yanında olmak istiyorum. Günlerdir araba seni bekliyorum, çünkü iyi ol istiyorum kendini yalnız hissetme istiyorum."
Mayıs şaşkınlık içinde Emir'i dinledikten sonra zar zor konuştu. Sesi kötü çıkmasın diye zorladı kendini.
"Bunlar, ne demek oluyor?"
Tebessüm etti Emir. Güzel yüzüne baktı karısının. İçinden çokça dua ederek cevap verdi ona.
"Senden boşanmak istemiyorum demek oluyor. Ayrılmak istemiyorum. Bu evliliği bitirmek istemiyorum demek oluyor."
Mayıs beyni karıncalanmış gibi hissederken "Ne?" diye sorabildi sadece. Emir'in söylediklerini tam olarak algılayabilmiş değilken Emir çekinerek kaldırdı ellerini. Yavaşça Mayıs'ın yüzünü ellerinin arasına aldı. Aynı zamanda yüzünü inceliyordu. Yüzünün her zerresine bakarken içinden, ondan ters bir tepki veya olumsuz bir cevap almamak için dua ediyordu. Çünkü şimdi söyleyecekleri Mayıs'ı ondan tamamen uzaklaştırabilir veya ona daha çok yaklaştırabilirdi. Allah'a hayırlısı için dua ederken ve olacakları ona bırakırken içten içe hayırlısının Mayıs olmasını istiyordu. Korkuyordu, çünkü onu kaybedebilirdi. Ama hep korkak kalırsa da onu hiç kazanamazdı. Bu yüzden en iyisi elinden geleni yapıp gerisini Allah'a bırakmaktı. Çünkü O en iyisini de en hayırlısını da bilirdi ve O'nun izni olmadan hiçbir şey olmazdı.
Yutkundu Emir ve gözlerini Mayıs'ın gözlerinde sabitledi. Cesaretini topladı ve içinden geçenleri söyledi.
"İçimde öyle bir yer edindin ki anlatmak istesem ben bile anlatamam. Ne zaman, ne ara oldu inan ben de anlamadım ama... Mayıs, ben seni seviyorum. Hem de anlatabileceğimden çok daha fazla seviyorum."
Dondu kaldı Mayıs. Bir süre hiçbir şey diyemedi. Hareket de edemedi. Küçük çaplı bir şok geçiriyordu. Hayır, bu beklediği bir şey değildi. Bu, kesinlikle beklemediği bir şeydi. Bu, beklenebilecek bir şey miydi ki? Ne demişti o? Seviyorum mu? O da ne demekti öyle? Dalga falan geçiyordu herhalde. Ne saçmaydı. Böyle şeyin şakası mı olurdu? Ne yapmaya çalışıyordu bu adam?
Emir hâlâ bir söz, bir cevap, bir tepki beklerken Mayıs birden kendini çekti geriye. Emir'in elleri otomatik olarak düşerken bir an kendini boşluğa düşmüş gibi hissetmişti. Hemen sonra kendini toparlayıp Mayıs'a baktığında onun kaşlarının çatık olduğunu gördü.
"Sen ne dediğinin farkında mısın?" diye kızgın bir şekilde konuşmasına karşın Emir duraksadı. Mayıs ise devam etti aynı kızgınlıkla.
"Ya Emir böyle şaka olur mu? Ne yapıyorsun sen ya? Çocuk gibi kandırmaya mı çalışıyorsun beni? Sen bir insanın duygularıyla nasıl böyle oynayabiliyorsun?"
Emir Mayıs'ın söyledikleri karşısında şok oldu dense yeriydi. Şaşkın şaşkın baktı Mayıs'a. Tamam olumlu veya olumsuz bir cevap bekliyordu ama böyle bir şey beklemiyordu.
"Mayıs, ne şakası ne kandırması? Olanı söylüyorum sana." diye apar topar cevap verse de Mayıs'ı ikna edememişti.
"Bak hâlâ devam ediyorsun ya! Bir de olanı söylüyorum diyorsun! Ya sen daha üç gün öncesine kadar bana arkadaş diyen insan değil misin? Zırt pırt boşanacağız diyen değil misin? Şimdi ne oldu? Üç günde sevmeye başlamadın herhalde!"
Emir içinden hay ağzıma tüküreyim diye kendine saydırırken kısa bir süre sessiz kalmıştı ama sonra bir şekilde toparlayıp devam etti.
"Üç günde olmadı zaten. Aşamalı olarak oldu biraz. Yavaş yavaş anlamaya başladım. En son kanka muhabbeti dönünce kafama dank etti. Ne yapayım ben de biraz geç anlıyorum demek ki!"
"Ha tabii bir de kanka meselemiz var."
"Bir kere ben o kelimeyi sana karşı hiç kullanmadım onu sen dedin. Ve rica ediyorum bir daha o kelimeyi kullanma."
"Allah Allah! Ondan biraz önce 'biz seninle çok iyi arkadaş olduk' diyen de sendin ama!"
"O an fark edememiştim henüz. Bir anda çıkıverdi ağzımdan. Ne yapayım?"
"Sadece o değil ki. Her fırsatta boşanmaktan bahseden sen değil miydin? Ya Emir biz seninle ilk konuştuğumuzda bile sen bana evlenmeden boşanmanın hesabını yaptın ya."
"Çünkü o zamanlar bir şey hissetmiyordum sana karşı. Ve ikimiz de mecburiyetten evlenmek zorunda kalmıştık. Öyle söylemem gerekiyordu."
Emir, Mayıs'ın konuşmalarından az çok bir şeyler anlamıştı ama önceliği onun aklındaki soruları gidermekti. Bu yüzden araya girmiyordu.
"Bitti işte o mecburiyet..." dedi Mayıs sesi alçalırken. Gözleri de dolmuştu aynı zamanda. Belki de hâlâ kendini Mayıs'a mecbur hissettiği için böyle yapıyordu Emir. "Özgürsün artık. Bana mecbur değilsin..."
Sesi alçak olsa da içindeki fırtınayı görebiliyordu Emir. Onun hâlâ böyle düşündüğünü sanıyordu ama yanılıyordu işte.
Yaklaştı ona yine. Ellerini kollarının omzuna yakın yerine yerleştirdikten sonra yine gözlerine bakıp tebessüm etti.
"Güzelim, güzel gözlüm benim... İki dakika dinle beni, sana ne düşündüğümü anlatayım."
Mayıs'tan olumsuz bir tepki almayınca ellerini çekip devam etti.
"Bu evlilik en başta zorunluluk için yapılmıştı. İkimiz de birbirimizi tanımıyorduk. Ben de o zamanlar bir yolunu bulur bu meseleleri hallederiz, dava kapanır biz de boşanırız diye düşünüyordum. Çünkü böyle bir evlilikten bir beklentim yoktu benim. İkimizin de suçu yoktu ama bizi mecbur bıraktılar evlenmeye. Benden çok sen zarar görecektin. Sonuçta ailenden ayrıldın, benim ailemle bir süre kalman gerekecekti. E ortada düşmanlık varken sana zarar gelebilirdi. Bu yüzden senin kendini güvende hissetmeni istedim. Sonuçta uzun bir süre beraber olacaktık, kafan karışır diye korktum. Gönül bu kayabilir diye düşündüm, e seni daha sevmiyorken umut verseydim sen de umutlansaydın ben bunun hesabını nasıl verecektim? Bir şekilde araya bir set koymaya çalıştım. O yüzden boşanmaktan bahsediyordum. Ama aramız da kötü olmasın diye arkadaş olalım dedim. Senden bir beklentimin olmadığını anla istedim. Mayıs beni de anlamaya çalış. Seni düşündüğüm için aramıza o setleri koydum. Umut vermemek için, seni korkutmamak için, bu evliliği esaret olarak görmememiz için öyle konuştum..."
Biraz duraksayıp devam etti.
"Ama şimdi işler değişti. Yani, en azından benim için değişti. Dedin ya üç günde mi sevdin diye. Üç günde sevmedim Mayıs. Sen yavaş yavaş yer edindin kalbimde. Ama ben bunu ancak üç gün önce fark edebildim."
Gözünden bir damla yaş düştü Mayıs'ın. Emir ise o gözyaşının altında şemsiyesiz kaldı.
Yıllardır ona olan sevgisiyle baş etmeye çalışmıştı Mayıs. Ondan kendini uzak tutmaya, onu görmemeye çalışmıştı hep. Sonra evlenmeleri gerekmişti. Çok garipti. O seviyordu ama zorla evlenmişti. Emir ise onların olabilme ihtimallerini ta ilk günden bitirmişti. Daha başlamadan hem de. Denememişti bile. Kolayca boşanırız demişti ona. Daha karısı olmadan. Kader onları yıllar sonra bir araya getirmişti ama Emir bu belki milyonda bir denk gelecek olan birlikteliği elinin tersiyle itmiş, onlar için olan en güçlü umudu yıkıp Mayıs'ın eline teslim etmişti.
Şimdi ise çok daha garip şeyler oluyordu.
Emir Mayıs'a onu sevdiğini söylüyordu. Hem de onun da dediği gibi çok kolay bir şekilde boşanabilecekleri hâlde. Her şeyi bitirebilme şansı varken. İsterse çekip gidebilecekken. O kalıp onunla olmak istiyordu. Fakat buna inanmak Mayıs için çok zordu. Özellikle de hayal kırıklığının ne demek olduğunu bilen biri için çok daha zordu.
Emir ise hâlâ o gözyaşında takılıydı. Niye böyle olmuştu? Üzmüş müydü onu? Korkutmuş muydu? Belki de istemiyordu. Veya inanmıyordu. Tam olarak ne olduğunu bilmese de o gözyaşına sebep olduğu için kendinden bir kez daha nefret etti.
"Gözyaşına sebep olmaktan Allah'a sığınırım Mayıs. Niye üzgünsün bu kadar? Yoksa... İstemediğin için mi?.."
Bu soruyu sormak Emir'e, sorunun muhatabı olmak da Mayıs'a zor gelmişti. Emir duyacağı şeylere hazır olup olmadığını bilmezken Mayıs ne cevap vereceğini bilmiyordu. İkisinin de bilinmezliği yaşadığı dakikalarda Emir bir cevap bekliyor, Mayıs ise ne diyeceğini kendi bile bilmiyordu.


