İçeriğe geç

Bi Umut

Bölüm 31 · 11 dk okuma

Bi Umut

Bölüm 31

-31-

Yutkundu Mayıs. Ama bir şey demedi Mehmet'e. Onun yerine kalkıp kendi odasına geçti hemen. Kendini toparlayıp açtı telefonu.

"Efendim."

"Mayıs... Nasılsın? Merak ettim seni. Annen nasıl, sakinleşti mi?"

Mezarlıkta annesi ve kardeşiyle kaldığında Emir de oradaydı. Annesinin hâlini görmüştü. Gelip yardım etmek de istemişti ama Mehmet istememişti. Sıkıntı çıkmasın diye bir şey yapmamış geri planda durmuştu Emir.

"Her halimize şükür..." dedi ama içindeki fırtınayı gizleyemedi Emir'den. "Anneme ilaç verdim, uyuyor şimdi."

"İyi yapmışsın... Mayıs, bi dışarı çıksan, görsem seni? Kardeşin istemez diye eve gelmedim ama istersen oraya da gelirim?"

Mayıs böyle bir şey beklemese de çok şaşırmadı. Annesi uyuyordu, Mehmet de biraz olsun sakinleşmişti. Emir de kaç saattir dışarıdaydı, onu görmeyi Mayıs da istiyordu.

"Tamam, ben inerim. Sen hala arabada mısın?"

"Evet, buradayım ben."

"Üşüyor musun? Bir şey getireyim mi?"

"Yok, sen gel yeter..."

Telefonu kapattıktan sonra Mehmet'in yanına gitti Mayıs. Mehmet koltuğa oturmuş durgun bir şekilde bakıyordu halıya.

"Hadi geç odana, sen de dinlen biraz."

"Uykum yok abla."

"Uyumasan bile uzanırsın. Çok yoruldun bugün."

Mayıs beklemediği bir cevap aldı kardeşinden.

"Sen ne yapacaksın? Onun yanına mı gideceksin? O yüzden mi uyutmaya çalışıyorsun beni?"

Önce şaşırdı ama daha çok gerildi Mayıs. Mehmet'ten beklemediği bir tavırdı bu. Ama sinirleri yıpranmıştı farkındaydı. Terslemek istemedi.

"Niye böyle bir şey yapayım kardeşim? Senden izin mi alıyordum bu zamana kadar? Evet gideceğim birazdan, senin de haberin olsun. Ama yoruldun diye dinlen dedim."

Mehmet ayağa kalkıp yaklaştı ablasına.

"Kusura bakma abla. Görüyorsun işte halimi, sana patladım." diye özür diledikten sonra devam etti. "Ama sen de kimin yanına gittiğini unutma, olur mu? Ve bir an önce şu boşanma işini hallet."

Mehmet söyleyeceğini söyleyip odasına giderken Mayıs sıkıntılı bir nefes verdi. Her şey üzerine geliyor gibi hissediyordu ama belli edemiyordu kimseye.

Üzerine montunu aldı. Atkısını taktı. Telefonu da cebine koyup çıktı evden. Merdivenleri indikten sonra binadan çıktı ve evin tam karşısındaki arabayı gördü. Hemen sonra da arabaya yaslanmış bekleyen Emir'i.

Kapı sesini duyunca başını kaldırıp oraya baktı Emir. Mayıs'ı görünce yaslandığı yerden doğruldu. Ellerini cebinden çıkardı ve Mayıs yanına gelene kadar gözlerini ondan ayırmadı. Mayıs da biraz sonra yanına gelmişti zaten.

"Hoş geldin." dedi Emir yumuşak bir sesle. Ne denir bilmiyordu ki...

Küçük bir tebessüm etti Mayıs. Bir şey demezken Emir tekrar konuştu.

"Telefonda sordum ama... Gerçekten nasılsın Mayıs? Öylesine sormuyorum. Az çok görüyorum ama anlatırsan rahatlarsın belki. Zaten yeterince sıkıyorsun kendini. En azından bana anlat. Atma içine."

Sıkıntılı bi nefes alıp verdi Mayıs. Çok doluydu ama kendini tuttu yine. Yine de iki kelam etse belki bir nebze olsun rahatlardı. Dudaklarını yaladı cevap vermeden önce.

"Nasıl anlatılır bilmem ki..." deyip yutkundu. "Böyle sanki... Şu göğsümün üzerine koca bir taş koymuşlar, o taş böyle ciğerlerimi eziyor. Nefes alamıyor gibi hissediyorum. Böyle konuşurken kelimeler boğazıma diziliyor sanki. Kendimi sıkıyorum, sıkıyorum, sıkıyorum. Dokunsalar çatlayacak gibiyim. Kalbime öyle bir acı vuruyor ki... Hani elini sürekli duvara vurursan nasır tutar ya, kalbim de öyle oluyor gibi hissediyorum. O acı vurdukça sanki nasır tutuyor kalbim. Bir de atamıyorum ya onu içimden. Birikiyor ya. Şurama kadar doldum. Babamın acısını yaşayamadan annemle kardeşimin derdine düştüm. Ya onlara bir şey olursa diye korkuyorum. Annemi düşünüyorum, kardeşimi düşünüyorum, babamı..." Gözleri dolmuşken yutkundu tekrar. "Babam zaten..."

Devam edemedi. Çünkü biraz daha konuşsa tutamayacaktı kendini.

Başını yere eğip yüzünü sakladı. Dudaklarını ısırarak bu ağlama hissinin geçmesini bekledi. Babasını konuşmaya başlayınca kalbi öyle bir sıkışıyordu ki konuşamıyordu bile. Konuşmaya çalışsa ağlayacaktı, biliyordu.

"Keşke elimden bir şey gelse... İçinden o acıyı söküp almak için nelerimi vermezdim."

Emir'i duymuş fakat bir şey dememişti. Onun yerine daha çok sıktı kendini. Dudaklarını yaladı tekrar ve kaldırdı başını.

"Ben eve gideyim." dedi ve gözlerine bakarak devam etti. "Sen yedin mi bir şeyler?"

Kendi henüz yememişti ama açsa ona bir şeyler yapardı. Birazdan yemek yapmayı düşünüyordu zaten. Aç değildi ama annesiyle kardeşine yapacaktı. En azından birinin onların sağlığını düşünmesi gerekiyordu.

"İyi hatırlattın. Ben de onun için çağırmıştım aslında."

Mayıs "Ne için?" diye sorarken arabanın arka kapısını açıp içinden iki büyük poşet çıkardı ve Mayıs'a uzattı onları.

"Bunlar ne?" diye sorarken burnuna gelen kokularla az çok anlamıştı Mayıs.

"Sizin için. Bir de yemekle uğraşmayın diye."

Mayıs'ın yüzü anında yumuşarken gözleri doldu yine.

"Pide ve çorba var. Isıtıp yemesi kolay diye ondan yaptırdım. Ne zamandır bir şey yemedin. Birkaç lokma bir şeyler ye. Evde yoktur belki diye ağrı kesici de koydum poşete."

Dudakları titredi Mayıs'ın. Dudaklarını birbirine bastırdı. Haber geldiğinden beri varlığını, desteğini eksik etmediği gibi, bu soğukta saatlerdir arabada beklediği yetmezmiş gibi, bir de gidip onlar için yemek almıştı. Oturup ağlayacaktı şimdi.

Poşetleri elinden aldı. Yine dudaklarını ısırarak kendini sıkarken poşetleri yere bıraktı ve Emir'in de beklemediği bir şey yaptı.

Kollarını onun beline sarıp sarıldı ona.

Yüzünü Emir'in göğsüne gizlerken Emir ilk önce şaşırmıştı elbet ama sonra hemen kollarını sardı Mayıs'a. Biraz daha çekti kendine onu. Desteğini sonuna kadar hissettirmeye çalıştı. Yanında olduğunu da. Mayıs da bunu hissetmiş ve bir nebze olsun rahatlamıştı.

3 Gün Sonra

Üç gündür evde derin bir sessizlik vardı. Annesi biraz daha iyiydi Mayıs'ın. Mehmet de daha sakindi artık. Her ölümün sonrasında olduğu gibi onlar da normal hayatlarına yavaş yavaş dönmeye başlamışlardı.

Annesi genel olarak Kuran okuyor, namaz kılıyor, kendini ibadetle meşgul etmeye çalışıyordu. Yemek yemek istemese de Mayıs'ın zoruyla bir şeyler yiyor en azından ayakta durabilecek gücü bulabiliyordu.

Mehmet ise daha sakindi artık. Daha normal düşünebilecek hale gelmişti. İntikam işlerinden vazgeçmiş gibi görünüyordu. Biraz daha olgun davranıyordu. Annesiyle ablası önceliği olmuştu artık. Daha çok onları düşünmeye çalışıyordu. Ablasının söylediklerini düşünmüştü uzun uzun. Eğer onlar tehlikeye girecekse hiçbir şey yapmamaya razıydı artık. Babasını kaybetmişti, onları da kaybedemezdi. Üzerine, onları koruması gerektiğinin sorumluluğunu almıştı ve ona göre davranacaktı.

Mayıs da onlarla ilgileniyordu genel olarak. Yemeklerini yapıyor, bir şeyler yemeleri için uğraşıyordu. Annesinin ilacının takibini yapıyordu. Eve taziyeye gelenlerle de ilgilenmeye çalışıyordu. Her şeyi herkesi düşünmeye çalışıyordu. Evi temizliyordu sık sık. Dolapta saklanacak yemekler yapıyordu annesi için. Bir sürü eksikler vardı. Onları alması için Mehmet'i gönderiyordu. O gittikten sonra en azından bir süre rahat etmeleri için elinden geleni yapıyordu.

Stajı olduğu için oraya geri dönmesi gerekiyordu mecburen. Gittiğinde aklı yine burada kalacaktı ama en azından Mehmet'i ve annesini toparlayıp öyle gitmek istiyordu. Mehmet'le sık sık konuşuyor, annesine destek olması gerektiğini, o gidince annesini onun koruması gerektiğini, sorumluluk alması gerektiğini yumuşak bir dille anlatıyordu. Aynı şekilde annesine sabretmesi için destek oluyor, sık sık onunla da ilgileniyordu. Genel olarak amacı onları toparlamaktı ve yavaş yavaş toparlandıklarının da farkındaydı. Bu yüzden içi biraz olsun rahatlamıştı. Özellikle Mehmet'ten olumlu dönüşler aldıktan. Yanlış bir şeyler yapmak gibi bir niyetinin olmadığını düşünüyordu artık ve bu onu gerçekten çok rahatlatıyordu.

Ama babasının acısı hala tazeydi. Herkesi, her şeyi düşünmekten, ağlamayacağım diye kendini sıkmaktan, güçlü durmaya çalışmaktan bedeni kaskatı olmuştu. Dolmuştu ama yapacağı bir şey de yoktu. Dayanmaya çalışıyordu sadece.

Şimdi ise üzerine montunu giymiş iniyordu aşağıya. Emir'in yanına gidiyordu. Biraz önce arayıp görmek istediğini söyleyince hazırlanıp çıkmıştı. Onu her yanına çağırmasında nereyedeyse aynı şey geliyordu aklına. Gelmese bile Mehmet hatırlatıyordu.

Ablasının yine Emir'in yanına gittiğini görünce kapıda boşanma konusunu açmış, aynı şeyi ablasına yine hatırlatmıştı. O adamın arabasını kapının önünde her gördüğünde sinirleri bozuluyordu ve ablasına da boşanma meselesini hatırlatıyordu. Ama Mayıs sürekli sırası değil, konuşacağım diyerek onu susturuyordu.

Şimdi yine içindeki aynı kurtla beraber yanına gidiyordu işte. Belki de bugün bu konuyu açacaktı.

Binadan çıktığında onu yine arabasına yaslanmış bir şekilde bulmuştu. Sesi duyunca yine Mayıs'a bakmaya başlamış ve o gelene kadar beklemişti.

Mayıs ise ona değil yere bakıyordu yürürken. Onu son kez görecekti belki de. Bilmiyordu ki... Belki birazdan boşanmayı konuşacaklardı. Onun özgürlüğü buna bağlıydı. Mayıs seviyordu onu ama Emir öyle değildi. Mayıs'ı bir arkadaştan öte görmemişti hiç. Onun için kelepçe gibi bir şeydi Mayıs. Seveceği birini bulması için kocaman bir engeldi. Hep bi umut demişti aslında Mayıs. Bi umut sever belki, bi umut o da bir şeyler hisseder kendi gibi, bi umut gerçeğe döner bu evlilik diye hep içinde bi umut vardı. Ama olmamıştı işte. Onca zaman geçmişti ama Emir ona karşı hiçbir şey hissetmemişti. Umutları sonbahardaki yapraklar gibi teker teker dökülmüştü. Bütün ihtimaller yok olmuştu. Şimdi ise belki de artık bu işi bitirme vakti gelmişti. Ve Mayıs buna engel olamazdı.

Babasına veda etmek çok zordu. Çok zorlanmıştı. Şimdi ise Emir'e veda etmesi gerekiyordu. Ayrılıklar üst üste gelirken annesiyle kardeşini de düşünmek zorundaydı Mayıs. Annesi çok kötü haldeydi, kardeşini zor ikna edebilmişti intikamdan vazgeçmesi için hatta belki ikna edememişti. Hep acaba bir şey yapar mı diye düşünecekti. Annesinin sağlığını düşünecekti. Babasının acısını yaşayacaktı, onsuz olmaya alışmak zorundaydı. Bir de Emir gidecekti... Belki bir daha göremeyecekti, konuşamayacaktı, hayatından tamamen çıkacaktı...

Kafası çok doluydu, kalbi ise sıkışıyordu. Tüm bunlarla baş etmekte çok zorlanıyordu. Gerçekten çok canı yanıyordu...

Emir'in yanına geldi. Tam karşısında dikildi. Gözlerini kaldırdığında karşılaştığı iki çift göz ona çok farklı bakıyordu. Hüzün ve mahcubiyeti hissettiği bakışlardan sonra araya koyduğu bir metrelik mesafeyi Emir kapattı ve çok daha yakından bakmaya başladı Mayıs'a.

"Nasılsın? Daha iyi misin en azından?"

Alt dudağını çıkardı Mayıs bilmem der gibi. İyiyim dese yalan olurdu. Kötüyüm demek yerine ise susmayı tercih ederdi. Ya da elhamdülillah der yutkunur geçerdi.

Yutkundu Emir. Mayıs'ı bu halde görmek ona hiç iyi gelmemişti. Günlerdir sadece seyirci olmak, elinden hiçbir şeyin gelmemesi öyle kötüydü ki... Sevdiği kadın acı çekerken onu izlemek öyle yıkıcıydı ki... Bu öyle bir çaresizlikti ki Emir geçen bu zaman zarfında kendinden nefret edebildiği kadar nefret etmişti. Keşke acısını dindirebilseydi. Keşke elinden bir şey gelseydi ama gelmiyordu işte...

"Elimden gelse de şu göğsündeki acıyı söküp alabilsem keşke..."

Gözlerine bakarak söylediği sözleri Mayıs'ın zaten dolmak üzere olan gözlerini doldurmuştu.

"Olanları değiştiremem, biliyorum buna gücüm yetmez. Ama ben buradayım Mayıs. Daha önce de söyledim sana. Yanındayım... Konuşmak istersen veya susmak istersen, ağlamak istersen, yaslanmak istersen, sarılmak istersen, başka ne istersen ben buradayım. Tamam mı? Sakın yalnız hissetme kendini. Allah izin verdikçe bırakmayacağım seni."

Dudaklarını sıkı sıkıya bastırdı birbirine Mayıs. Gözleri dolmuş taşmak üzereydi. Dokunsa ağlayacaktı. Zor tutuyordu kendini. Nasıl konuşuyordu böyle? Birkaç güne çekip gidecek olan o değil miydi? Şimdi nasıl ona seni bırakmayacağım diyordu? Niye böyle bi umut veriyordu ona?

"Yapma Emir," dedi zar zor. "Kendi inanmadığın şeyi bana söyleme."

Emir kaşlarını çattı. Niye böyle bir şey demişti ki? Kötü bir şey mi söylemişti?

"Ne? Neden öyle dedin?" dedi anlamayarak. Mayıs ise aradaki mesafeyi bir adım geri giderek açmıştı.

"İki gün sonra gideceksin. Niye bana seni bırakmayacağım diyorsun? Niye bana yalan söylüyorsun?" dedi acı ve öfkeyle. Niye kandırmaya çalışıyordu onu? Çocuk muydu Mayıs? Farkında değil mi sanıyordu? Bir iki gün teselli edip sonra arkasına bakmadan gidecekti. Bunu mu yapmaya çalışıyordu? İyi bir şey yapacağını mı sanıyordu? Ayrılmak zaten zor olacaktı. Bu şekilde daha zorlaştırırdı ancak. Emir gidince ne olacaktı? Mayıs'ı kim toparlayacaktı? Kendini alıştırdıktan sonra gidince yine tek başına kalınca ne yapacaktı Mayıs? Bunu düşünmüyor muydu? Ne kadar yıkılacağını anlayamıyor muydu? Zaten ayakta zor duruyordu.

"Hayır ne yalanı?" diye apar topar itiraz etti Emir. Beklemediği bir tepkiyle karşılaşmıştı. "İnanmadığım bir şey söylemedim sana Mayıs."

"Yapma Emir Allah aşkına." dedi Mayıs ve dudakları titreyerek devam etti. "Bugün yanımdasın, yarın yanımdasın. Ya sonraki günler? Çekip gideceksin bir gün. Böyle konuşma. Böyle davranma. Alıştırma kendini bana. Zaten çok zor. Daha fazla zorlaştırma ne olur..."

Mayıs'ın titreyen dudakları, nasıl canının yandığını belli eden sesine karşın gözleri doldu Emir'in. Başta ne yapacağını bilemese de bir adımlık mesafeyi kapattı hızla ve kollarından tutup konuştu beklemeden.

"Hayır hayır. Mayıs... Nereye giderim seni bırakıp?"

Korkmuştu Emir. O da bu evliliğin amacını aştığının farkındaydı. Haberi aldığından beri Mayıs'ı düşünüyordu evet ama evliliği bitirmek isteyeceğinin korkusunu da yaşıyordu. Eğer onu istemezse boşanmak zorunda kalırdı. Onu zorla kendine bağlayamazdı. Evlendiğinde bağlamıştı zaten. Şimdi ise çözmek zorundaydı o bağı. Geceden beri bu bağ çözülünce Mayıs yanında kalacak mı sorusuyla savaşıyordu.

Ve şimdi Mayıs onun gitmesinden bahsediyordu..

Emir'in kızaran gözlerine baktı Mayıs. Hala bi umut bekliyordu. Gidecek miydi gerçekten? Onca güzel zaman geçirmişlerdi, bir kez olsun gerçek olsun diye düşünmemiş miydi? Hiç mi bir şey hissetmemişti? Biraz olsun sevmemiş miydi?.. Mayıs'ı bırakıp gidecek miydi gerçekten?

Tabii ki gidecekti. O isteyerek evlenmemişti. Geçen zaman içinde ise hiçbir şey hissetmemişti. Hissetmek zorunda da değildi ki... Sevmek zorunda değildi... Onunla kalmak istemek zorunda da değildi. Hiçbir şeye zorunda değildi. Onun özgürlüğü elinden alınmıştı. Şimdi ise o özgürlüğü ona geri verme vakti gelmişti. Evet zordu ama gerçek buydu.

En başta baş başa konuştukları günü hatırladı Mayıs. Ne demişti ona? Kolayca boşanabiliriz... Emir için nasıl olacaktı bilmiyordu ama kendi için hiç kolay olmayacaktı, işte bunu biliyordu.

Yavaşça kollarını itti Mayıs. Konuşmak için yutkundu.

"Gitmeyecek misin?" diye sordu Mayıs ama sözde soru cümlesiydi. Cevabı biliyordu zaten. Bunu bi umutla değil, ona hatırlatma yapmak ister gibi söylemişti.

Emir net bir şekilde cevap verdi.

"Hayır. Gitmiyorum bir yere. Buradayım. Sana da bunu söylüyorum ya zaten."

"Gideceksin." dedi Mayıs hafif tebessüm etmeye çalışarak. Yorgunluğu gözlerinden belli oluyordu. "Ve biz birbirimizi bir daha göremeyeceğiz."

Yutkundu Emir. Düşüncesi bile kalbini sıkıştırdı. İçini bir korku sardı. Tüm hücrelerine kadar gerilmişken toparlamaya çalıştı kendini. Hayır o kadar kolay vazgeçmeyecekti. Anlayamadığı bir şey vardı Mayıs'ta. Hem onu çözecek hem de bu gitme meselesini halledecekti. Mecburdu. Başka çaresi mi vardı? Mayıs'tan bu kadar kolay vazgeçemezdi. Hiçbir şey yoksa bile ona bir şans vermesini isterdi. Bir şekilde bu evliliği kurtarmak istiyordu ve bunun için elinden geleni yapacaktı.

"Kolay değil o kadar." dedi keskin bir sesle. Netti ve kararlıydı. Ne istediğinin farkındaydı. Ne hissettiğinin de farkındaydı.

Anlamayarak çattı kaşlarını Mayıs. Emir ise devam etti.

"Onca yaşanan şeyden sonra bir kalemde silemezsin hiçbir şeyi. Konuşacağız!"

Kafası karıştı Mayıs'ın. Ne diyordu o? Ne demeye çalışıyordu?

Emir, Mayıs bir şey demeden tuttu onun elini ve hafifçe çekti kendine.

"Burada olmaz ama. Gel benimle."

"Nereye Emir? Neyi konuşacağız?"

Elini bırakmadan cevap verdi.

"Rahat konuşabileceğimiz bir yere. O ağzında gevelediğin şeyi konuşacağız."

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.