İçeriğe geç

Bi Umut

Bölüm 28 · 10 dk okuma

Bi Umut

Bölüm 28

-28-

Mehmet boğazı yırtılırcasına bağırıp saydıktan sonra Emir'e konuşma hakkı vermeden kapattı telefonu. Emir telefonu odadaki koltuğa koyduktan sonra başını tutmaya başladı. Yine ağrıyordu çünkü. Bu yükün altından nasıl kalkacaktı hiç bilmiyordu. Mehmet'in o acı dolu, çatallı sesi kafasında yankılanmaya devam ediyordu. O çocuğa ne diyecekti, ne diyebilirdi? Ne dese ne değişirdi ki? Babası ölmüş, buna hangi söz teselli olabilirdi?

Daha Mehmet'i dinleyip böyle olmuşken Mayıs uyanınca ne yapacaktı hiç bilmiyordu. Hiçbir şey bilmiyordu. Başı çatlayacak gibi ağrıyordu. Kendini yine sıkışmış gibi hissediyordu.

Hala başını tutarken Mayıs'tan küçük bir ses duydu. Hemen elini çekip ayağa kalktı ve yine yatağın kenarına oturdu.

"Mayıs?"

Mayıs'ın gozleri hâlâ kapalıydı.

"Güzelim duyuyor musun beni?"

Mayıs'ın gözleri hafif hafif açılmaya başladı. Gözlerini zar zor açar gibi bir hali vardı. Sonra birkac saniye gözlerini etrafta gezdirip bir an anlamaya çalıştı nerede olduğunu. Gözleri Emir'i bulduğunda yutkundu. Nefes alışverişleri yavaş yavaş hızlanırken aklına kardeşiyle konuştukları geldi. Sonra da babası. Gözleri dolmaya başladığı sırada Emir konuşmaya çalıştı onunla.

"Mayıs... İyi misin?.."

Diyecek bir şey de bulamıyordu ki... Mayıs uyanmıştı ve galiba hatırlamaya başlamıştı babasını.

"E-emir. Emir doğru değil dimi?" deyip doğrulmaya çalıştı yatakta. Emir onu durdurmaya çalışırken itti onu ve doğruldu yatakta.

"Bırak beni! Doğru mu dedim sana Emir? Doğru mu?!" diye sesini yükseltti.

Gözlerinden yaş akmaya başlasa bile durmadan sormaya devam ediyordu.

"Sana diyorum Emir! Cevap ver bana!"

Emir yine bir şey diyemiyor üzerindeki bu yükle yutkunmaya çalışıyordu. Aynı zamanda Mayıs'ın ani bir hareketine karşı tedbir olarak bekliyor, kendine zarar vermesin diye nöbet tutuyordu.

Mayıs yatakta tam oturur hale gelip gözlerinden akan yaşlarla bağırıyordu Emir'e.

"Niye susuyorsun Emir?! Konuşsana! Bir şey söylesene Emir!"

Aslında farkındaydı Mayıs gerçek olduğunun. Bi umut inanmak istiyordu yalan olduğuna. Bi umut Emir gerçek değil desin diye bekliyordu. Baban iyi, bir şey olmadı. Sana yalan söylemişler desin diye bekliyordu. Bi umut istiyordu Mayıs. Tutunabileceği bi umut. Onu ayakta tutabilecek bi umut. İçindeki acıyı, göğsündeki sancıyı dindirebilecek bi umut...

"Mayıs, sakin ol. Ne olur güzelim... Bir şey olacak diye korkuyorum sana." diyerek kollarını tutmaya çalıştığı sırada sert bir şekilde itti ellerini Mayıs.

"Bırak beni!" diye bağırdı yine. Sonra iki elinin avuçlarıyla ittirdi Emir'i.

"Cevap ver bana! Cevap ver dedim!"

Bir kere daha ittirdi. Emir onu durdurmadı, vurmasına izin verdi ve çaresizce izledi onu.

"Konuş! Doğru değil de! Sana yalan söylediler de!"

Bir kere daha vurdu.

"Dilini mi yuttun?! Konuşsana!"

Yine vurdu.

"Babana bir şey olmadı desene! Baban iyi desene! Kimse bir şey yapmadı ona desene!"

Bir kere daha vurdu. Bir daha, bir daha...

"Konuş Emir!" diye bağırdı yine ama sesi öyle çatallı ve çaresiz çıkıyordu ki Emir nefret etti kendinden. Ama Mayıs dayanamıyordu artık. Öfkeli gözükmekten de yalan birkaç cümleye muhtaç kalmaktan da yorulmuştu. Gücünün tükenmeye başladığını hissederken sesi de kısıldı. Bağıramadı. Sadece birkaç cümleye ihtiyacı vardı ve onları duymak istiyordu. Babasının gittiğine inanmak istemiyordu.

"Konuş, ne olur... Bir şey olmadı de. Baban iyi de. Baban ölmedi de..."

Yine vurmaya devam ediyordu ama gücü azalmaya kollarında derman kalmamaya başlamıştı. Son güçlerini kullanırken gözlerinden yaşlar gelerek konuşmaya, sesi kısılarak devam etti.

"Ne olur bir şey de... Emir ne olur bir şey de... Baban iyi de... Ölmedi de... Gitmedi de..."

Sesi iyice kısılmış, gücü artık tükenmişti. Kendinde bulabildiği son güçle vurdu ona ama elini çekmek yerine tuttu onu. Tutundu ona. Artık ağlamaya başladığında Emir onu tuttuğu gibi çekti göğsüne. Sarıldı sımsıkı. Bastı bağrına. Ona güç olmak ister gibi sarıp sarmaladı onu.

Mayıs tutamamıştı kendini. Dayanamadı, gücü yetmedi. Ağladı hıçkıra hıçkıra onun göğsünde. Canı öyle çok yanıyordu ki... Göğsünde öyle bir ağrı vardı ki... Nefes almak öyle çok zordu ki...

Boğazı yırtılırcasına ağladı Mayıs. İçi dışına çıkacakmış gibi hissedene kadar ağladı. Emir ise daha çok bastırdı onu göğsüne. Daha çok çekti kendine. O da dayanamıyordu. Mayıs'ı böyle görmeye dayanamıyordu. İçinden bir şeyler kopuyordu sanki o her hıçkırdığında. Gözleri dolmuştu. Güçlü durmaya çalışıyordu ama Mayıs bu haldeyken öyle zordu ki bu. Kendini ağlamamak için sıkıyor, ona destek olmak için elinden geleni yapıyor ama yine de yetemediğini hissediyordu.

Bir şey söyleyecek oluyor, sonra vazgeçip geri duruyordu. Dudakları aralanıyor ama hemen sonra çaresizce geri kapanıyordu. Ona ne söylese eksik kalacaktı, ne dese anlamsız olacaktı. Emir de ne yapacağını bilmiyordu.

Daha ne kadar ağladı bilmiyordu Emir. Ama onu bir an bırakmamıştı. Mayıs ise artık gücünün tükendiğini hissediyordu. Ağlamaya bile mecali kalmamıştı. Kendini Emir'e yaslamış ondan destek alıyordu. Yoksa yatağa yığılıp kalacak gibiydi.

Emir biraz olsun sakinleştiğini anladığında omuzlarından hafifçe tutup geri çekti onu göğsünden. Yüzünü kendi yüzünün hizasına getirip feri kaçmış gözlerine baktı.

"Daha iyi misin? Doktoru çağırayım mı?"

Mayıs ona bakmıyordu ama. Ağlamak çok az iyi gelmiş olsa da ağlamaktan yorulmuştu. Kendini mental olarak öyle berbat hissediyordu ki... Babasını düşündüğü an gözleri doluyor ama ağlamaya bile mecali kalmadığı için ağlayamıyordu bile. Öylece çarşafa bakıyordu sadece. Algıları kapanmış gibiydi. Ne yapması gerektiği hakkında bir fikri yoktu. İçindeki o yoğun acıdan başkasını düşünemiyordu. Babasından başka bir şey aklına gelmiyordu sanki.

"Mayıs... Güzelim korkutma beni ne olur... Bana bak. Gözlerime bak."

Mayıs onu duyuyordu ama duymuyor gibiydi. Gözleri hala çarşafta kalırken gözlerinden yaşlar yavaş yavaş süzülmeye devam ediyordu. Ağlamıyordu ama gözleri dolup dolup taşıyordu.

Emir kollarında olan ellerini yukarı çıkarıp yüzünü avuçları arasına aldı. Hüzünle baktı güzel yüzüne. Yavaşça sildi baş parmaklarıyla gözyaşlarını. Mayıs hala gözlerini çevirip bakmıyordu ona. Gözleri hareket etmiyor ama gözyaşları sessizce akmaya devam ediyordu.

"Biraz bekle beni, doktoru çağırıp geleceğim. Tamam mı?"

Mayıs bu sefer gözlerini kaldırıp ona baktı. Önce anlamsızca baksa da sonra gözleri yavaşça büyüdü ve korkuyla baktı Emir'e.

"Mehmet!.."

Emir ellerini yüzünden çekip ne dediğini anlamaya çalışırken telaşla devam etti Mayıs.

"Mehmet! Emir, Mehmet! Benim gitmem lazım!" deyip üstündeki örtüyü kaldırdı. Kolundaki serumu çıkarıp yataktan kalmaya çalışırken Emir durdurmaya çalışıyordu onu.

"Mayıs dur, ne yapıyorsu?"

"Çekil Emir." deyip kollarını itti ve kalktı yataktan. Aniden kalktığı için başı biraz dönse de hızlı toparladı. Ama Emir uzaklaşmasına izin vermemiş önünde durup durdurmuştu onu.

"Bu halde gidemezsin Mayıs. Doktorun görmesi lazım. Yapma ne olur, sakin ol. Niye gitmek istiyorsun bana söyle."

"Gitmem lazım, anlasana! Babama kıydılar, Mehmet'e de kıyarlar! Elini kana bularlar! Onu da mahvederler! Anlamıyor musun?! Gitmem lazım!"

Mayıs geçmeye çalışsa da izin vermedi Emir.

"Tamam, korkma. Doktor seni görsün sonra söz ben götüreceğim seni ona. Bekle biraz."

"Ya bekleyemem diyorum! Onun da başını yapacaklar! Vaktim yok! Çekil önümden, çekil!"

Mayıs ne kadar gitmek için uğraşsa da Emir izin vermedi.

"Zorlama Mayıs. Bu halde gidemezsin. Doktora görünmeden bırakmam seni. Böyle yaparsan daha çok geç kalırız. Yapma. Telefonla konuş istiyorsan."

Mayıs biraz daha Emir'i zorlamaya devam etse de Emir bir şekilde sakinleştirmeyi başarmıştı onu. Telefonu Mayıs'a verip çıktı odadan doktoru çağırmak için.

Bu sırada Mayıs telaşla aradı Mehmet'i. Aklına öyle korkunç senaryolar geliyordu ki aklını kaybedecek gibi oluyordu. Ya Mehmet onlara bir şey yaparsa, ya katil olursa, hapse girerse, sonra Mehmet'i de öldürürlerse... Bu sefer korkudan gözünden yaş gelmeye başladı. Çabuk çabuk tuşlara basıp aradı onu. Ölüm gibi geçen bir on saniye sonra telefon açılmıştı.

"Alo Mehmet!"

"Abla!"

Mehmet'in sesi ağlamaklıydı.

"Nerdesin sen? Annem nerede? İyi misin? Sana bir şey yaptılar mı? Anneme bir şey yaptılar mı?"

Mehmet titreyen sesiyle cevap verdi.

"M-morgdayız abla..."

Göğsünün üzerine taş gibi oturdu bu söz Mayıs'ın. O an nefes alamadı. Mehmet'in korkusundan bir anlık unuttuğu gerçeği kardeşinden tekrar duymak çok ağır geldi ona. Şu kelimenin altında ezildi sanki. Ciddi anlamda konuşamadı, boğazı düğümlendi çünkü. Tek kelime edemedi.

"Abla?"

Mehmet'in ağlamaklı sesini tekrar duyunca fark etti Mayıs güçlü durması gerektiğini. Arkadan gelen annesinin ağlama sesiyle yıkılmış gibi hissetse de belli etmedi, edemedi. O da yıkılsaydı onları kim toparlayacaktı?.. Kendini tutmaya çalıştı. Derin bir nefes alıp verdi. Boğazındaki düğümü yutkunarak çözmeye çalıştı ve ağlamadan konuşmaya çalıştı.

"Başımız sağ olsun kardeşim... Annemin yanından sakın ayrılma. Tamam mı? Biz babamızı kaybettik," deyip tek eliyle ağzını kapattı kendini tutmak için. Çok zorlanıyordu ama dayanmaya çalışıyordu. Mehmet'in ağladığını belli eden sesine dayanmaya çalışarak devam etti konuşmaya.

"Ama o hayat arkadaşını kaybetti... Onu yalnız bırakma sakın. Yanından ayrılma. Ben gelene kadar annem sana emanet. Tamam mı kardeşim? Sabret, dayanmaya çalış. Bizim bizden başka kimsemiz yok. Anneme destek ol. Size de bir şey olur diye çok korkuyorum. Korkutma beni ne olur... Başka bir şey yapma."

Mehmet'in canı ne kadar yansa da içinde çok büyük bir öfke vardı. Kolay kolay da dinmezdi bu öfke. Sadece şimdilik acısı daha ağır basıyordu. Ve annesi çok kötü haldeydi.

"Herkes yaptığını ödeyecek abla!" dedi yine de. Hala ağlıyordu ve nefretini kusmak istiyordu.

Mehmet'in bu cümlesi Mayıs'ı öyle korkuttu ki o an korktuğu başına gelecek sandı.

"Ödeyecekler! Ama şimdi değil Mehmet! Şimdi annemin bize ihtiyacı var. Onu asla yalnız bırakmıyorsun. Anladın mı beni? Ben gelene kadar sana emanet dedim."

Mehmet'ten cevap gelmeyince sesini yükseltti Mayıs.

"Duydun mu Mehmet?! Annem diyorum sana! Onu sahip çık diyorum! Yalnız bırakma diyorum! Sana emanet diyorum, sana!"

"Tamam. Yalnız bırakmayacağım. Bu halde bırakmam zaten. Nasıl bırakayım?.. Abla... Annem de çok kötü. Biz nasıl toparlanacağız abla? Çok acıyor... Canım çok yanıyor... Babam gitti abla... Gitti babam... Gitti..."

Mayıs gözyaşlarını tutamadı ama sesini tuttu. Sesini çıkarmamalıydı. Zaten kötüydüler. O, sağlam durmalıydı.

Yutkunup derin bir nefes alıp verdi tekrar.

"Sabır kardeşim. Sabredeceğiz... Allah insana kaldıramayacağı yük vermez. Buna da dayanacağız elbet. Çok zor ama dayanacağız. Allah için sabredeceğiz. Rabbim sabredenlerle beraberdir... Aman diyeyim dilin isyana varmasın Mehmedim. Aman... Allah kulunu yanına aldı diye O'na gönül koymak olmaz. Ne mutlu babama ki arkasından isyan edecek değil, ona dua edecek evlatlar bıraktı. Dua et bol bol. Şu an hepimizin en çok buna ihtiyacı var..."

Sesi titremesin diye çok çabalıyordu ama ne kadar yapabiliyordu bilmiyordu. Gözündeki yaşı dinmese de ağladığı belli etmemeye çalışıyordu. Belli oluyordu, biliyordu ama en fazla bu kadarını yapabiliyordu.

Mehmet'ten olumlu yanıt alınca içi bir nebze olsun rahatlasa da fazlası olmamıştı. Bu sırada Emir doktorla beraber gelmişti odaya.

Mayıs muayene etmesine izin verdi doktorun ve sabırla beklemeye çalıştı. Hâli hâl değildi. Mehmet'in sesi yerle bir etmişti sanki onu. Nasıl toparlanacaktı bilmiyordu. Oraya gidene kadar kendine gelmesi gerekiyordu. Ama bunu nasıl yapacaktı bilmiyordu. Oraya gidince daha kötü olacağını da biliyordu ve annesiyle kardeşine nasıl destek olacaktı hiçbir fikri yoktu. Babasının cenazesinde nasıl sakin kalacaktı bilmiyordu. Daha acısını bile doğru düzgün yaşayamadan onlara nasıl destek olacaktı, nasıl toparlanacaklardı en ufak bir fikri yoktu.

Muayene bittikten sonra doktor çıkabileceğini söylemişti. Mayıs da hemen Emir'in getirdiği kıyafetleri giymiş ve Emir'le beraber çıkmışlardı hastaneden. Önce eve uğrayıp ikisi de alacaklarını aldı. Sonra vakit kaybetmeden çıktılar yola.

Arabayı yine Emir sürüyor Mayıs ise yan koltukta oturuyordu. Başını koltuğa yaslamış gözleri dışarıdaydı. Kafası çok doluydu, doludan ziyade çok kötüydü. Nefes alsa zulüm gibi geliyordu. Ağlamak geliyordu içinden ama ağlamıyordu. Gözleri sürekli doluydu, kızarıktı. Yüzünün rengi solmuş gibiydi. Sabretmeye çalışıyordu. Dayanmaya çalışıyordu. Şimdi ağlasa kendini toparlayamayacak gibi hissediyordu. Ama o dağılmak istemiyordu. Canı çok yanıyordu evet, içi paramparça olmuştu belki. Ama tutmalıydı kendini. Hiç olmazsa cenazeyi atlatıp Mehmet'i kontrol altına alana kadar. Hiçbir şey yapmayacağına emin olup yalnız kalana kadar sabretmeliydi.

Elleri kucağındaydı Mayıs'ın. Elleriyle oynuyordu. Canı yandıkça bir eliyle diğerine baskı yapıyordu. Parmaklarını sıkıyordu. Sanki öfkesini ellerinden çıkarmak ister gibi onlara eziyet ediyordu. Ama bilinçli olarak yapmıyordu. Farkında da değildi. Emir elini tutana kadar da fark etmemişti.

Gözleri ilk önce elini tutan eline, sonra o elin sahibine kaydı. Emir desteğini hissettirmek ister gibi sıkıyordu elini. Aynı şekilde de baktı yüzüne. Gözleri yol ve Mayıs arasında gidip gelirken anlayışla konuşmaya çalıştı.

"Ne olursa olsun, Allah izin verdikçe yalnız bırakmayacağım seni."

Mayıs'ın gözleri tekrar dolmuştu. Bir şeyler söylemek istedi ama söyleyemedi. Dudakları titremişti. Bittiğinin farkındaydı. Artık evli kalmayacaklarını biliyordu. Her şey bitmişti. Önce babasını kaybetmişti. Aklında kardeşini nasıl koruyacağının korkusu vardı ve en son sevdiği adamdan da boşanacaktı. Hayatı bir anda yerle bir olmuşken o, nasıl ayakta duracağını bile bilmiyordu.

Sadece şu an yalnız olmadığını bilmek iyi geliyordu. Emir'in desteğini hissetmek iyi geliyordu. Ama vakti gelince onun da gideceğini biliyordu. Günün sonunda yalnız kalacağını biliyordu ve bununla baş etmek ne demek işte onu hiç bilmiyordu Mayıs.

Bölüm sonu

1 yorum

  • Selamün Aleyküm güzel yazarcım, nasılsın? İNŞAÂLLAH iyisindir, sınavların nasıl geçti? Çok güzel bir bölümdü ellerine sağlık lütfen yeni bölümü çabucak at. Aslında yazmak istediğim başka şeylerde var ama şuan derslerimi yetiştirmeye çalışıyorum o yüzden bitirdikten sonra tekrar buraya uğrayınca

    2Yanıt