İçeriğe geç

Bi Umut

Bölüm 24 · 9 dk okuma

Bi Umut

Bölüm 24

-24-

4 Gün Sonra

Yine gergin bir şekilde çıktım sınıftan. Tahammül seviyem anlamadığım bir şekilde azalmıştı. Son birkaç gündür kendimi çok gergin hissediyordum.

Okulun hocalar için çay yapılan odasına gidip bir fincan çay aldım. Sonra oradan çıkıp odama geçtim. Aslında öğleden sonra dersim yoktu, çıkıp gidebilirdim ama işlerim vardı. Ne işim olduğunu ben de bilmiyorum fakat okulda durmam gerekiyordu işte. Bir toplantı falan çıkardı belki. Hem eve gitmeyi istemiyordum, akşama kadar çok sıkılırım yapacak bir şey bulamam, duvarlar üstüme üstüme gelir. Gerek yok. Belki bir arkadaşımla oturur laflardık. Tabii o kadar uzun sürmezdi, arkadaş sonuçta. En fazla 3 saat oturursun 5 saat oturursun. Çok özlersin bir gece yanında kalırsın. Ama 4 gün kalmazsın herhalde. Onun da kendi hayatı var sonuçta. Hem insanın evinde bir bekleyen olur. Annesi olur, kardeşi olur, babası olur. Olmadı evcil hayvanı olur. Hepsinden ayrı bir kocası da olabilir yani. Var bir sürü evli insan. Kocasını bırakıp başka yerde kalan, haber vermek dışında arayıp sormayan, aynı yerde denk gelme çabasında bile olmayan. Var öyle insanlar yani görüyoruz etrafta.

Fincanı masaya koyup telefonu aldım elime. Herhangi bir bildirim yoktu yine mailler dışında. Çatılan kaşlarımla beraber maillere basıp yeni gelenlere bakmaya başladım. En azından zaman geçerdi.

Yaklaşık yarım saate okunacak mailler de bitti fincandaki çay da. Odada daralmaya başlayınca kalkıp çıktım dışarı. Biraz da koridorlarda gezinmeye başladım.

Sınıfların önünden geçerken değişiklik olsun diye üst kata da çıktım. Etrafta sunumdan çıkan öğrenciler ve dersine yetişmeye çalışan alt sınıflar vardı. Etrafa bakınırken bugün sunum yapılan sınıfa yaklaşmıştım. O sırada birkaç öğrenci yanıma gelip soru sormaya başlayınca durup onlarla ilgilenmeye başladım.

Öğrencilerin sorularını cevaplarken ileriden kapı açılma sesi geldi. Gözüm kısa bir süreliğine o tarafa kayarken sınıftan Mayıs çıktı elinde dosyalarla beraber. Dikkatim anlık oraya kayarken o beni görmemiş elindeki dosyayla ilgileniyordu. Fazla baktığımı fark edince hemen öğrencilere döndüm.

Öğrencilerin sorularını hızlıca cevaplayıp onları gönderdikten sonra hala görüş açımda olan Mayıs'a doğru birkaç adım ilerledim. Bu sırada o da koridorun sonuna yaklaşmıştı yani görüş açımdan çıkmak üzereydi. Adımlarımı hızlandırıp biraz yaklaştığım sırada Mayıs'ın adımları yavaşladı. Aynı şekilde ben de yavaşlarken neden durduğunu yeni fark etmiştim.

O Bora denen herif girmişti koridora. Koridora girdiği gibi Mayıs'ın yanına giderken bütün sinir dalgalarının vücudumda yayılmaya başladığını hissettim. Bir anda yüz hatlarım gerilmeye başladığında Bora'nın Mayıs'ın yanında durmasıyla kafam hepten attı. Hızlıca onlara doğru ilerlerken konuşmalarını duyabilecek kadar yaklaşınca durdum. Kendimi biraz kenara alıp dinlemeye başladım.

"Ne haber Mayıs?"

Mayıs direkt "Sana ne?" dedikten sonra gitmeye çalışınca önüne geçip konuşmaya devam etti kıt kafalı.

"Geçen sefer konuşamamıştık. Şimdi konuşalım mı?"

Sinirle soluduğunu ben bile duydum.

"Benim seninle konuşacak bir şeyim yok. Neden olsun zaten? Geldin hesap sordun bir de konuşalım diyorsun. Ben sana hesap mı vereceğim? Git başımdan. Bir daha da selam bile verme bana. Konuşma benimle. Uzak dur."

Mayıs konuştuktan sonra birkaç saniye içinde yanlarındaydım.

"Mayıs ne oluyor?" deyip başımla Bora'yı gösterdim. "Rahatsız mı ediyor seni?"

Bora'ya öldürecek gibi bakarken Mayıs cevap verdi.

"Yok hocam, bir şey sordu cevap verdim."

Sesinden ne kadar gerildiği belli oluyordu. Daha çok sinirlendim.

"Konuşmanızı duydum." deyip Bora denen çocuğa yaklaştım. "Kızı rahatsız mı ediyorsun sen?"

Sesim sert olsa da çok yüksek değildi.

"Hayır hocam," dedi o da biraz gerileyip. "Konuşalım mı dedim sadece."

"Niye, git başımdan uzak dur, dedi o zaman?"

"Hocam," dedi Mayıs onun konuşmasına fırsat vermeden ve çok ciddi bir şekilde. "Konuşmak istedi, ben de istemediğimi söyledim. Sorun yok yani."

"Evet hocam ben de gidecektim zaten. O sırada siz geldiniz."

"İyi," dedim ben de aynı ciddiyetle. "Gidebilirsin o zaman. Bir daha Mayıs'la konuşmak istemezsin umarım."

Bora, hafif kaşları çatık bir şekilde bir bana bir Mayıs'a baktı. Sonra da kendinden emin bir şekilde konuştu.

"Konuşmak isteyene kadar beklerim hocam sıkıntı yok."

"Bekleme!" dedi Mayıs bana bırakmadan bastıra bastıra. "İstemeyeceğim."

Bora bozulsa da yumuşak konuşmaya çalıştı.

"İyi de niye? Kötü bir şey demiyorum, sadece konuşmak istiyorum."

"Ama o istemiyor!" dedim sinirle. En son beni zıvanadan çıkaracaktı. "Uzatma. Seni bir daha Mayıs'ın yanında görmeyeceğim."

Hala gitmek yerine meydan okumaya kalkıştı bana.

"Yalnız burası ortaokul değil hocam. Hayatımıza karışmaya hakkınız yok."

Biraz yaklaşıp gözlerine baktım bütün öfkemi kusar gibi.

"Kadının rızası olmadığı yerde devlet başkanı da olsan karışırım."

Sonra geri çekilip Mayıs'a döndüm.

"Mayıs sen benim odama geç istersen, dosyana bakacağım."

Mayıs "Peki hocam." deyip giderken hemen arkasından ben de gittim. O önde ben arkada yürürken Mayıs bir an önce varmak ister gibi hızlıydı. Ben ona kıyasla biraz daha yavaştım. Öfkeliydim ama öğrencilerin olduğu yerde bunu belli etmek istemiyordum.

Odanın önüne yaklaşınca Mayıs kapının kenarında durup etrafa bakmaya başladı gergin bir şekilde. Ben de kapıya gidip açtım. Kapıyı açık bırakıp içeri geçtikten sonra Mayıs girdi içeri ama kapatmadı kapıyı.

"Kapıyı kapatsana." deyip koltuğa geçtiğimde beklemediğim bir cevap verdi Mayıs.

"Gerek yok hocam. Buyurun dosyam."

Dosyasını uzatıp masaya koyarken tuhaf tuhaf baktım ona. Mayıs anlamadığım bir şekilde yüzüme bakmıyor, gözlerini dosyasına sabitlemiş öyle duruyordu ayakta. Başta anlamasam da dışarıda birilerinin olma ihtimaliyle sıkıntılı bir nefes verdim ve verdiği dosyayı incelemeye başladım. Pek dikkatimi veremesem de genel bir şeyler söyledim. Mayıs da beni dinledikten sonra çıktı odadan.

Sinirden başıma ağrı girmeye başlamıştı.

O herifin ısrarı bütün sinir sistemimle oynamıştı. Evet Mayıs cevabını vermişti. Ben de konuşmuştum. Ama geçmiyordu işte.

Beklerim diyor. Beklerim. Sen kimi bekliyorsun hayırdır? Neyi bekliyorsun? Beklesen ne olacak hem? Sana mı gelecek Mayıs?

Hayatımıza karışamazsınmış! Lan senin Mayıs'la bir hayatın olabilir mi geri zekalı?! Öyle bir şey olabilir mi sanıyorsun? Nereye karışamazmışım? Karım lan o benim. Ben karışmayacağım da kim karışacak? Sen git benim karıma, Mayıs'a, böyle konuş. Sonra ben oturup bekleyeyim. Yok öyle. Ah bir de elim kolum bağlı olmasa... Evli olduğumuzu bi herkese söyleyebilsem...

İşin ucu sadece bana değil Mayıs'a da dokunuyor. Onun da başı yanar. El bağlı, kol bağlı. Mecbur sabredeceğiz 3 - 5 ay. Sonra mezun olunca saklamaya da gerek kalmayacak. O çocuk da ortalarda olmayacak.

Telefonumu çıkarıp Mayıs'a mesaj attım.

Emir: Bu akşam geliyor musun eve?

Kısa bir süre sonra cevap yazdı.

Mayıs: Bilmiyorum, belli değil.

Ne demek bilmiyorum? Kaç gündür neyin hasret gidermesi bu?

Hızlıca bir şeyler yazdım.

Hala hasret gideremediniz mi?

Sildim.

Kaç gün oldu, gelsene artık.

Sildim.

Evde çok sıkıldım.

Sildim.

Ev çok sessiz kaç gündür.

Sildim.

Koltukta yatmayı özledim.

Sildim.

Kaç gündür ne yapıyorum hiç merak etmiyor musun?

Sildim.

4 gün yetmedi mi?

Sildim.

Gel artık dolap danoneyle doldu. Yemen lazım.

Sildim.

Gel de sana Hatay usulü soslu dürüm ısmarlayayım.

Sildim.

Gel artık...

Bunu da silip sıkıntıyla nefes verdim. Ne yapıyordum ben böyle? İstediği zaman gelirdi. Beni niye bu kadar ilgilendiriyor onun gelmemesi?

Kafam o kadar dolu ve karışıktı ki... Anlayamıyordum kendimi. Gittiğinden beri sanki bir şeyler eksik gibi geliyordu. Ev boştu. Sessizdi. Sesine alıştığım için miydi bu? Gitmesinden daha çok bu kadar az araması, sadece dışarı çıkacağı zaman mesaj atması, onun dışında neredeyse hiç aramamış olması tuhafıma gitmişti. Ne bileyim saçma sapan beklentilere girdiğimi fark ettim. Ama aslında aramız gayet iyiydi. Ne bileyim insan en yakın arkadaşını bile yeri geliyor her gün arıyor. Onun için bir yakın arkadaş bile değil miydim? Hiç aklına gelmiyor muydum? Merak da mı etmiyordu?

Ben her gün arayıp sorarken o niye böyleydi?

Peki, ben niye böyleydim? Niye böyle uzak kalması tuhafıma gidiyor? Alıştığım için mi? Çok fazla beraber vakit geçirince yokluğu tuhafıma mı gitti? Bu mu?

Belki de böyleydi. Ona fazla alışmıştım ve şimdi uzak olması garip geliyordu. Olan buydu.

Mayıs'a kısa bir cevap verip telefonu kapattım. Sonra da eşyalarımı alıp çıktım okuldan.

Emir: Haber verirsin.

**

Akşam namazını kıldıktan sonra saate baktım, telefona baktım, biraz da televizyona baktım. Hepsi çok fazla sıkıcı gelirken biraz çalışmak için yatak odasına geçeyim dedim. Ondan önce çay yapmayı düşündüm. Ama Mayıs yoktu. Bu gece de gelmemişti. Tek başıma çay içme fikri çok can sıkıcı gelince vazgeçip buzdolabını açtım. Alışveriş yapma zamanı gelmişti. Dolap iyice boşalmaya başlamıştı. Haftalık alışverişi genelde Mayıs'la beraber yapıyorduk. Market alışverişini de onunla beraber yapıyorduk, arada bazı şeylere beni yollamasını saymazsak. Temizliği de beraber yapıyorduk. Yemeği de. Şimdi hiçbirini yapma isteği yoktu içimde. Akşam yemeği bile yememiştim. Yiyesim de yoktu. Ben belki gelir diye düşünmüştüm ama gelmemişti işte.

Buzdolabının kapağını kapatırken bildirim sesi geldi telefonumdan. Elime alıp yine ne maili geldi diye bakacakken ekrandaki Mayıs yazısıyla gözlerim istemsiz açıldı. Mesaj atmıştı.

Mayıs: Emir eve birini çağırdın mı? Bu akşam gelsem?

Gülümsememe engel olmazken cevap yazdım hemen.

Emir: Kimse yok. Hazırsan geliyorum seni almaya.

Bir yandan masanın üzerine bıraktığım araba anahtarını alırken diğer yandan cevap bekliyorumdum.

Mayıs: Sen zahmet etme ya ben kendim gelirim.

Koltuğun üzerinden ceketimi aldıktan sonra cevap yazdım.

Emir: Çıkıyorum, 10 dakikaya orada olurum.

Ardından evden çıktım evin anahtarını da alıp.

Mayıs: Yahu...

Mayıs: Tamam ama sakın evin önüne kadar gelme. Bıraktığın yere gel. Olur mu?

Merdivenlerden hızlı hızlı inerken tamam yazıp cebime attım telefonu. Sonra da arabaya atlayıp sürdüm arkadaşının evine.

Kısa süren araba yolculuğundan sonra arabayı tam onu bıraktığım yere park ettim. Hemen ardından da geldiğimi mesaj attım. O da hemen geleceğini yazınca beklemeye başladım. Yaklaşık beş dakika boyunca yolu izledikten sonra sonunda görmüştüm onu. Üzerinde haki yeşili feracesi, üstünde de siyah eşarbı vardı. Sırtındaki kıyafet koyduğu siyah çantasıyla gelirken arabadan çıkıp çıkmamak arasında kalsam da biri görmesin diye bekledim. Oturduğum yerde dikleştikten sonra arabanın yanına kadar geldi Mayıs ve kapıyı açıp girdi içeri.

"Selamünaleyküm."

Arabaya bindiği gibi yayılan kokusunu içime çektiğimi belli etmedim tabii ki. Tebessüm ettim.

"Aleykümselam." deyip kaşlarımı kaldırdım. "Hoş geldiniz Mayıs Hanım. Sonunda bulabildiniz evin yolunu."

Ben arabayı çalıştırırken cevap verdi gülümseyerek.

"Ne bileyim, kalayım dedim öyle biraz."

Yola odaklanmak adına gülümsemesini görmezden gelmeye çalıştım.

"Ben de dedim, herhalde ya arkadaşını çok özledi ya da benden bıktı da gelmiyor eve."

Lafımı da esirgemem.

Mayıs "Ne alakası var?" diye itiraz ederken ona yandan bir bakış attım 'bilmiyorum artık' der gibi. O da devam etti zaten.

"Deniz'le vakit geçirmek istiyorduk zaten, öyle denk geldi. Hem sanki şikayetçiymiş gibi ne konuşuyorsun? Biraz kendi yatağında yattın işte rahat rahat. Hem kafanı da dinlemişsindir biraz. Ev sana kalmıştı."

Kafamı dinlemek mi? Evet kafamı çok güzel dinlemiştim. Yeterince konuşuyordu beynim. Biraz daha kafamı dinlersem kafayı yiyecektim haberi yok.

"Yatak çok rahattı da şu kafa dinleme işi biraz sıkıntı. Anladım ki bana yanlız kalmak yaramıyor. Sıkıldıkça bir şeyler düşünüyorum, düşündükçe başıma ağrı giriyor. Biraz daha gelmeseydin düşünmekten kafayı yiyebilirdim."

"Abartma Emir." dediği sırada evin önüne gelmiştik. Sanırım arabayı biraz hızlı kullanmışım.

"Abartmıyorum," dedim arabayı istop ederken. Sonra emniyet kemerini çıkarıp devam ettim. "Neyse eve çıkalım da bir konuşuruz yine."

Beni onaylayınca arabadan indik. Sonra da binaya girip bizim olduğumuz kata çıktık asansörle. Asansörün küçüklüğünden ötürü yine burnuma gelen kokusuna ne diye alıştırdım kendimi bilmiyorum ama alışmıştım bir kere. Yapacak bir şey yoktu. Asansörden indikten sonra kapıyı açıp içeri girdim ve kapının önünde onu karşılar gibi bekledim ayakkabısını çıkarmasını. Ayakkabısını çıkarıp içeri adım atınca yeni kapıyı açmış gibi konuştum.

"Hoşgeldin," dedim ve kendimin bile beklemediği bir şey yapıp sarıldım ona. "...evine."

Bölüm sonu

7 yorum