İçeriğe geç

Bi Umut

Bölüm 22 · 9 dk okuma

Bi Umut

Bölüm 22

-22-

Yutkundum.

Onunla olmak dünden beri o kadar zordu ki... Hep acabalarla kafamda sürekli senaryo dönmesi, keşke söyle mi yapsaydım, yanlış mı yaptım diye düşünmekten kafam allak bullak olmuştu. Ne yüzüne bakabildim ne konuşabildim doğru düzgün. Hep güvenmek isteyen bir yanım olsa da kimseye güvenme diye bağıran başka bir yanım vardı. İnsanlara güvenmek zaten zorken Emir'in böyle bir şey yapmış olma ihtimali bile beni çok yıprattı. Dünden beri kendimde değilim.

Şimdi gelmiş beni sıkıştırmış benden cevap bekliyordu. Zaten bu içimde tutmak istediğim bir şey değildi onunla konuşmak bir de onu dinlemek istiyordum ama sevdiğin adama benden nefret mi ediyorsun demek de hiç kolay bir şey değildi. Üstelik çok sinirli olduğum bir anda. Ama bu sinir her an başka bir şeye dönüşüp beni burada açık edebilirdi.

Belki de çoktan dönüşmüştü.

Gözlerimi kaçırdığım sırada başını eğip bakmaya çalıştı.

"Niye gözlerini kaçırıyorsun?" diye sessizce sorduğu soruya dudaklarımın titremesi cevap vermişti.

"Mayıs?"

Gözlerimi hala ona çevirmezken dolduğunu hissettim.

"Ne oldu? Anlat bana, çözelim neyse."

Dudaklarımı ısırdım kendimi tutmaya çalışarak. O ise biraz geri çekilip yüzümü görmek için biraz daha eğdi başını ve ellerini omuzlarıma yerleştirdi.

"Mayıs, yapma böyle. Anlat bana ne olduğunu. Hadi..." deyince daha fazla beklemedim. Biraz daha beklersem ağlayabilirdim çünkü. Yüzümü ona çevirip direkt konuştum içimden geldiği gibi.

"Gerçekten benden nefret ediyor musun?"

"Ne?"

Sanki şok olmuş gibi sorduğu soruyla beraber elleri de iki yana düştü.

"Bir an önce kurtulmak mı istiyorsun? Yüzümü görmek bile istemiyor musun? Bu kadar mı tahammülün yok bana?"

Gözlerim hüznümü bu kadar belli ederken onları kaçırmak işe yaramayacak gibiydi. Zaten ses tonum ele veriyordu her şeyi.

Emir şaşkınlığını belli ederek çattı kaşlarını.

"Mayıs Allah aşkına ne diyorsun? Böyle saçma şeyler nereden geliyor aklına?"

"Nereden mi geliyor? Sen söylemişsin işte."

"Ben mi?" diye sordu ikinci şoku yaşar gibi.

"Evet."

"Kim dedi bunu sana?" deyip durduğu sırada birkaç saniye arayla tekrar sordu. "Banu mu dedi?" diyerek daha şaşkın bir hal aldı yüzü.

Hafif başımı sallayıp gözlerimi kaçırdığım sırada çok derin bir nefes alıp verme sesi duydum. Sonra bir şey demeyip uzaklaşınca telefonunu aldığını fark ettim.

Bu sefer bir şey demeden ne yapacağını izledim.

Telefonda bir şeylere basıp beklediği sırada hoparlöre aldı konuşmayı. Ben hala kapıda dikilirken ters ters bana bakıp "Gel buraya." dedi. Sonra koltuğa oturduğunda bir şey demeyip ben de biraz ilerisine oturdum. Yüz hatları tamamen gerilmiş olan Emir'in ateş saçan gözleri arada beni bulduğu sırada açıldı telefon.

"Efendim."

"Arabayı hala Esat mı kullanıyor?"

"Evet de bir şey mi oldu?"

"Olmuş, ben de yeni öğrendim! Sen Mayıs'a ne anlattın Banu?"

Kısa bir sessizlik olurken Emir yine sordu biraz daha gergin bir şekilde.

"Sana diyorum Banu! Biz yokken Mayıs'a ne anlattın?"

"Sana mı yetiştirdi hemen?"

Ya sabır ya selamet...

"Benim canımı sıkma Banu! Anlat diyorum sana!"

Bağırmıyordu ama sesi çok sert çıkıyordu. Banu da beklemedi daha fazla.

"Sana ne dediysek onu dedim işte, boşan dedim."

"Başka ne dedin?"

"Ne diyeceğim başka ya? Boşan dedim işte."

Yuh lan. Vallaha yuh billaha yuh!

"Öyle mi? Hiç babasıyla falan tehtid etmedin o zaman? Babam babanı öldürür zaten sen en iyisi boşan da demedin? Öyle mi?"

"Ne alaka ya? Babam öldürecek olsa öldürürdü zaten. Şimdiye kadar niye beklesin? Böyle tehtid mi olur? Biraz daha az sallasaymış."

Şok içinde telefona baktım. Ciddi manada şok olmuştum. Bu kadar profesyonel bir şekilde nasıl inkar edebilir böyle? Bu nasıl bir seviye? Nasıl bir insan bu?

"Demedin yani öyle bir şey?"

Emir'in sorusu iliklerime kadar gerdi beni. Bu, bana inanmadığı Banu'ya inandığı anlamına geliyordu.

"Demedim."

"Peki benim onun hakkında ne düşündüğümle ilgili bir şey dedin mi?"

Alay eder gibi cevap verdi.

"Olanı söyledim. Emir seninle zorla evlendi dedim, o mu zoruna gitmiş?"

"Banu bana net cevaplar ver!"

"Söyledim ya Emir, Allah Allah. Seninle zorla evlendi dedim yalan mı? Herkesin bildiği şey."

Şok içinde sadece dinliyordum.

"Başka bir şey dedin mi?"

"Hayır."

Şaşkınlıkla kapattım ağzımı.

"Yani başka bir şey demedin, hiçbir şey?"

"Demedim diyorum ya Emir. Hem ne bu hesap sormalar ya?"

"Sen niye huzursuzluk çıkarıyorsun Banu? Niye Mayıs'a gidip bunları konuşuyorsun? Derdin ne kızım senin?"

Emir'in yükselen sesine karşı önce sessizlik olsa da sonrasında yüzsüz yüzsüz konuştu yine.

"Bizim derdimiz belli Emir, bunu sen de gayet iyi biliyorsun. Ona da söyledim sana da. Zorla evlendiniz, boşanın kurtulun."

Sinirle soludu Emir yine.

"Bunları konuşmayacağım artık tamam mı? Siz benim işime karışmayın. Bir daha da Mayıs'la muhatap olmanızı istemiyorum. Anladın mı Banu? Hiçbiriniz onunla konuşmayacaksınız. Bir şey varsa bana söyleyeceksiniz. Anladın mı Banu? Anlatabiliyor muyum? Anlıyor musun beni?"

Bastıra bastıra konuşurken aynı zamanda çok sert ve netti.

"Ne diye konuşayım onunla? İşim olmaz."

"İyi! Bence de olmasın. Hadi hayırlı yolculuklar." deyip beklemeden kapattı ve telefonu koltuğun üzerine savurdu. Sonra da bariz belli olan siniriyle burun kemerini sıktı kısa bir süre gözlerini kapatıp.

Bense hala şok içinde iki elimle ağzımı kapatmakla meşguldüm. Buradan bu iş nasıl dönerdi bilmiyorum. Banu öyle bir oyun kurmuştu ki Emir'e söylemesem kendimi yiyecektim; Emir'e söyledim, şimdi Emir bana inanacak mı diye düşünecektim. İki ucu pis değnek.

"Sana bahsettiğim şey buydu işte!"

Emir bir anda sesini yükseltince elimi çekip ona baktım.

"Onlar düşmanlarına adil olmazlar dedim sana! Biz birbirimize güvenmezsek oraya buraya savururlar bizi dedim! O yüzden o sözleri istedim senden! Bana güven ben de sana güveneyim dedim! Biri bir şey dediğinde sana inanayım dedim, sen de öyle ol dedim. Yoksa canı yanan biz oluruz dedim! Dimi Mayıs? Dedim bunları dimi?"

Bu şekilde gözlerime bakarken utandım kendi kendime. Ellerimle oynamaya başladığım sırada devam etti biraz kısılan sesiyle.

"Dedim. Sen de çok iyi hatırlıyorsun. Peki senin bu yaptığın ne Mayıs? Başkası benim hakkımda bir şey söyledi, sen de hemen inandın. Bu mudur yani? Bu kadar basit. E nerede kaldı güven? Lafta mı? Şimdi olana bakalım bir de. Banu başka diyor sen başka diyorsun. Ben ne yapmalıyım peki sence? Ben de inanayım mı Banu'ya senin gibi? Yoksa verdiğim sözün arkasında mı durmalıyım? Ne yapayım Mayıs sen söyle."

Hem kırgınlık hem öfke aynı sesin içindeydi. Ama daha bariz bir hayal kırıklığı vardı sanki. Ona inanmamı beklemişti ama hayal kırıklığına uğramış gibiydi.

Ama sandığı gibi değildi işte.

Ona bakıp aynı ciddiyetle konuştum.

"Orasını sen bilirsin. Ama ben Banu'ya inanmadım zaten Emir. Gelip sana soracaktım ama gitmelerini bekledim. Gittiler, ben de sordum. Hemen inanmadım ya. Sadece sen Banu için dürüst deyince tepem attı, acaba mı dedim. Sözümü çiğnemedim yani."

"Öyle mi hanımefendi? O yüzden mi dünden beri yüzüme bakmıyorsun? Ayrıca dürüst dedik diye her lafına kefil mi olduk? Ne bileyim ben, en son öyleydi. Hem pat diye sorduğun soruya bak. Ne diyebilirim başka?"

"Ne yapsaydım Emir? Kafam o kadar doluyken, bir yandan babam, bir yandan sen... Kolay mı sanıyorsun?"

"Kolay sanmıyorum. Ama bana güvenmeni beklerdim Mayıs. Ben nasıl biriyim senin gözünde? Senin hakkında öyle düşünsem bile arkandan konuşup başka birine anlatır mıyım?"

Gözlerim yine biraz dolmaya başladığı sırada dudağımın içini ısırdım ve konuştum.

"İnanmadım diyorum ya Emir inanmadım! Ama tabii sen böyle bir şeyin ihtimalinin bile ne kadar yıprattığını bilmediğin için hemen hesap sorabilirsin. Dünden beri iyi değilim. Doğru düzgün uyku uyuyamadım. Kuzenlerinin baskısı zaten var, bir de Banu gelip öyle konuştu, sen de onun için dürüst deyince izin ver de biraz kafam karışsın."

"Karışmasın kafan falan! Beni tanımıyor musun? Emir öyle bir şey demez diyemedin mi ona?"

"Diyemedim Emir! Bir daha olursa hatıralat da öyle diyeyim!"

"Fesuphanallah!"

Gözlerini diğer tarafa çevirdiği sırada Banu'ya değil de bana inandığını fark ettim. Gerçekten bana inanmış dimi? Hiç Banu'ya inanmış gibi konuşmuyordu.

Boğazımı temizledim.

"Öhöm," dediğim sırada bana baktı tekrar. "Şey... Sen şimdi bana inanıyor musun?"

"Neyseki aramızda mantıklı düşünebilen biri olduğu için anlayabiliyorum neler olduğunu."

Sonra başını ovduğu sırada konuştu kendi kendine ve sessizce. Ama ben duymuştum.

"Her şeyi geçtim, dün geceki halin hala gözümün önünde."

Şimdi koşup boynuna sarılmak vardı be Emir Ayaz. Ama işte...

"Neyse," dedi tekrar bana dönüp. "Bu konuyu da bağladığımıza göre diğer meseleye gelelim."

"Diğer mesele?"

"Dışarda yemek yerken lavaboya gittin. Dönünce telefona mesaj geldi. Sonra o kişiyi engelledin. Kimdi o?"

Mesaj geldiğini görmüş mü yani? Engellediğimi bile fark etmiş.

Neyse ben de Bora'yı anlatacaktım zaten. O sormuş oldu.

"Bora o. O gün gösterdiğim çocuk."

"Sana niye yazmış?"

Sıkıntılı bir nefes verdim.

"Ben lovaboya giderken o çıktı karşıma. Seninle ikimizi yan yana görünce merak edip sordu. Ben de tersleyip lavaboya gittim. Çıkınca o da gitmişti. Masaya geldiğimde mesaj atmış. İşim çıktı, sonra konuşsak olur mu diye. Ben de engelledim."

"Ona neymiş? Sen terslemedin mi, niye bir daha mesaj atıyor bu herif?"

Emir'in gerilen yüz hatları az öncekine nazaran daha da belli oluyordu.

"Arkasından konuşmak istemiyorum. Ama sana söylemem gereken bir şey var."

Kaşlarını çattı iyice.

"Dinliyorum."

Önce derin bir nefes alıp verdim. Sonra tek nefeste söyledim.

"O, beni seviyormuş."

Kaşları kalktı hemen.

"Efendim?"

"Ne zaman söyledi tam hatırlamıyorum. Gelip kendi söylemişti. Benden olumsuz cevap alınca vazgeçer sandım ama hala değişmemiş belli ki."

"Rahatsız mı ediyor seni?" dedi sinirle.

"Yani, bilmiyorum. Yanımda birini görünce gelip hesap sorabiliyor. Öyle aşırı bir şey yapmadı sadece bu halleri sinirimi bozuyor."

"Gösteririm ben ona hesap sormayı!"

Sabır...

"Saçmalama Emir ya. Bil diye söyledim başka bir şey için değil. Gelip sana saçma sapan bir şey söylerse haberin olsun."

"Ne olacak Mayıs? Gelip gidip rahatsız mı edecek seni? Ben de oturayım böyle boş boş."

"Ya niye gidip gelip rahatsız etsin? Seni bilmeyecek zaten. Konuşmak isterse yine terslerim. İleri giderse de haberin olur zaten."

Başını çevirip derin bir nefes alıp verdi. Sonra elleriyle yüzünü yıkar gibi sıvazlayıp tekrar baktı bana.

"Bir ters hareketi olur, bir şey yapmaya yeltenir Mayıs bak anında haberim olacak. Tamam mı? Bak anında diyorum."

"Tamam."

Benden onay aldıktan sonra ayağa kalktı.

"Ben odadayım. Uzanacağım biraz."

Sonra gitmeye başladığında merakıma engel olmadım ve bir cesaret konuştum.

"Bir şey sorsam?"

Döndü bana tekrar.

"Sor."

"Yanlış anlama meraktan soruyorum. Kuzenlerimiz bize helal değil ya hani, sen de sarıldın falan."

Devam edeceğim sırada konuştu başını ovarak.

"Sana söylemedim dimi?"

"Neyi?"

Cevap verdi ve beni bu saçma sapan duygudan kurtardı. İki gündür boş yere sinir olduğumu anlamış oldum bu sayede.

"Biz Esat'la yakın zamanlarda doğmuşuz. Biz küçükken aynı evde kalma durumları olduğu için annemler bizi süt kardeş yapmak istemiş. Yengem beni annem de Esat'ı emzirmiş. Yani, Banu benim süt kardeşim aynı zamanda."

**

Selamünaleykümm

Saydım, bu bölümle beraber tam 10 bölümdür iki günü anlatıyorum. Jdndjdjjdjfj

Çok komik geldi öyle sizede söyleyim dedim 😄

Ama çok konuşuyorlar canım yani ben ne yapayım. Kuzenler, iki günde yaptılar yapacaklarını zaten. E o kadar Emir'i ikna çabaları, Mayıs'la konuşmaları falan. Çok verimli kullandılar bu iki günü helal olsun. E sonra Mayıs'la Emir'in aynı odada kalma meselesi var (oraları hızlı geçemezdim jdndjdjdjdjd), sonra Bora çıktı, o bitti Mayıs'la Emir'in hesaplaşması derkeeen 10 bölüm geçivermiş. 🤷🏻‍♀️

Neysem artık bitti çok şükür. Başka günleri de yazacağım Allah'ın izniyle.

Seviliyorsunuz 🙋🏻‍♀️

Hoşça kalın.

Allah'a emanet olun... 🤗

Bölüm sonu

7 yorum