İçeriğe geç

Bi Umut

Bölüm 21 · 12 dk okuma

Bi Umut

Bölüm 21

-21-

Mayıs Ayaz'dan

Bu adam bu huyunu ne zaman bırakacaktı acaba? Hayır bu şekilde dikkatimi toplayamıyorum, fazla yakın duruyor. Biraz sosyal mesafe canım!

"Bal gibi de kurtulurum. Çekil geçeceğim." diye huysuzlandığım sırada hiç pas vermedi.

"Çekilmiyorum."

Kaşlarım Allah Allah der gibi kalkarken tekrar konuştum inatla.

"Çekil."

"Hayır."

"Emir çekilsene ya."

"Ne yapacaksın ben çekilince?"

"Yarım kalan temizliğe devam edeceğim tabii ki."

"Hey Allah'ım ya! Ne temizlik aşkıymış arkadaş!" diye sabırsızca konuşurken keşke araya biraz mesafe koysaydı. Bu şekilde olmuyor.

"Aşk maşk yok. Temizlemek gerekiyordu, ben de temizliyordum. Bu kadar."

"Biraz bekleyebilir ama dimi?"

Sözde soru cümlesiydi.

"Niye bekliyormuş?"

"Çünkü konuşacağız!"

Sanki biraz gerilmişti. Ama ben de hiç sakin değildim çünkü beni her seferinde tekrar tekrar sinirlendirmeyi başarıyordu.

"Ne konuşacağız?"

Sesim biraz tripli biraz da sinirli çıkıyordu.

"Ne mi konuşacağız?" dedi sinirli bir şekilde. "Mesela dünü konuşabiliriz. Bugünü de konuşabiliriz. Bu tavırların sebebi neyse onu da konuşabiliriz. Sen konuşmak iste yeter ki ben sana soru bulurum."

"Öyle mi?" dedim elimi belime atarken. "Peki tamam konuşalım. Ben de konuşmak istiyordum zaten. Senin soracak şeyin varsa benim de var. Dökelim taşları bakalım ne oluyor?"

Benim meydan okumaya karşı Emir de aynı şekilde baktı. Kaşlarını kaldırdı. Sonra geri çekilip tek eliyle oturma odasını gösterdi.

"Güzel. Buyurun o zaman Mayıs Hanım, şöyle alalım sizi."

"İyi," deyip başörtümün kenarlarını düzelttim. Sonra da önden önden geçtim içeri. Bir konuşma yapmak ben de istiyordum, ona anlatmam gereken şeyler vardı. Ama iki saattir sinirimin geçmesini bekliyordum, daha mantıklı düşünebilmek için. Çünkü bir sinirle Emir'e hesap sorabilirdim ve böyle yaparsam kendimi çok fazla açık ederdim. Ama ben bunu asla ama asla istemiyordum. Biraz daha sakin konuşmak istiyordum ama Emir o kadar sabredememiş belli ki.

İçeri geçip oturdum koltuğa. Emir de gelip çaprazıma oturdu.

"Buyur sor." deyip önce onun sorması için fırsat verdim.

"İyi," deyip kollarını dirseklerine yasladı ve devam etti. "Dün benim bilmediğim ne oldu Mayıs?"

İşte malum soru. Canımın sıkkın olduğunu bazen çok belli ediyorum ve Emir gibi dikkatli biri de bunu hemen anlıyordu. Ama elimde olan bir şey değil ki... Üzgün olduğumda insanların yüzüne bakamıyordum. Sadece kabuğuma çekilip bunu halleden kadar kimseyle konuşmak istemiyordum. Ama böyle yapınca da bir şey olduğu anlaşılıyordu. Ne yapabilirim ki?

Dün olan şey belliydi, Banu benimle konuşmuştu ve benim canımı gayet güzel sıkmıştı.

**

Dün

"Nihayet seninle yalnız kalabildik."

Anlamadığımı belli ederek kaşlarımı çattım.

"Efendim?"

"Emir varken diyorum, gerçekleri söylemeye fırsat olmuyordu."

Elimdeki işi bırakıp ona döndüm. Ne gerçeklerinden bahsediyordu şimdi?

"Açık konuşur musun?"

Tezgaha yaslanıp iğrenir gibi baktı bana. Ne istiyordu benden anlamıyorum. Ne diye bu üstten bakmalar falan? Sevmek zorunda değilsin de hani, ne bileyim insan gibi davrasan yeter yani. Ben bir şey mi yaptım?

'Dedenin sana mirası işte.'

Haklısın iç ses. Maalesef yine haklısın.

"Bana rol yapmana gerek yok, zaten her şeyi biliyorum."

"Neyi biliyorsun? Gizlediğimiz bir şey mi var da?"

"Komik misin sen ya? Dünden beri iyi aile pozu veriyorsunuz. Biz salak mıyız sanıyorsun? Anlamıyor muyuz?"

Sakinim, sakinim. Sesimi olabildiğince düz tutmaya çalıştım. Nihayetinde Emir'in misafiri.

"Niye poz keselim size? Neysek oyuz. Siz ne anladınız?"

Güldü aşırı itici bir şekilde.

"Öyle mi? O yüzden mi Emir gelip nasıl bir evliliğiniz olduğunu anlattı bana? Yaptığınız sadece rol. Bize öyle göstermek için. Memlekete gidince bunlar boşanacak demeyelim diye."

Yem mi atıyordu yoksa gerçekten Emir böyle bir şey yapmış mıydı emin olamadım. Ama Emir'in böyle bir şey yapmış olduğuna inanmak istemiyordum. Sonuçta bu ikimizin özeli ve paylaşmak çok büyük ayıp, bana karşı.

"Bizim kimseye rol yaptığımız yok. Sen öyle anladıysan bu senin sorunun."

Tabii ki gidip işin aslını Emir'den öğrenecektim.

"Bana bak kızım!" deyip elini kaldırmaya kalkınca tek elimi kaldırıp durması için işaret yaptım.

"Sen önce o eline sahip çık!" dedim çok ciddi bir şekilde. Sesimi yükseltmemiştim ama yeterince sert olduğumu düşünüyordum. "Sınırını aşma! Ne söyleyeceksen söyle, işim var."

Öne kaykılan bedenini geriye çekerken elini sert bir şekilde indirdi ve güldü sinirle.

"İyi, Emir'in ne dediğini söyleyim de bak bakalım ben mi öyle anlamışım! Yoksa Emir mi öyle demiş."

"Dinliyorum."

Sakinliğimle sinir etmekten çok zevk alırdım ve şu an kısa bir anlığına da olsa bu zevkten mahrum kalmamıştım.

Sinirlendiği belli olurken konuşmasına devam etti.

"Emir geldi yanıma. Oturup konuştuk uzun uzun. Bana ne kadar kötü bir evliliğinin olduğundan bahsetti. Ne kadar mutsuz olduğundan. Seni sadece zorunluluk olarak gördüğünden, bir an önce kurtulmak istediğinden ama kan davası yüzünden katlanmak zorunda olduğundan. Yüzünü bile görmek istemiyorum dedi bir de tabii. Ama işte Allah korkusu var çocukta. Sana belli etmek istemiyormuş. Katilin torunu olduğun halde vicdan yapıyor. Elimde olsa dedi, bir an beklemem boşanırım. Hemen kurtulurum ondan. Ama kan dökülmesin, kardeşine ilişmeyin diye eli kolu bağlı olduğunu söyledi. Bunları gelip sana söylemeyeceğini bildiğim için ben gelip söyleyim dedim. Belki biraz gururuna dokunur da boşanmaya yanaşırsın. Senden nefret eden bir adamla ömür çürütme boşuna."

Saç telimden parmak uçlarıma kadar bir duygu yüklendi bedenime. Aldığım nefesi dahi zehir edecek kadar kötü bir duyguydu bu. Gerildiğimi iliklerime kadar hissettiğim o an tek tesellim yanlış bir tepki vermemek oldu.

Yumruklarımı sıktığım belli olmasın diye elimi arka tarafıma çektim ve yanlış bir şey dememek için ısırdığım dilimi serbest bıraktım.

"Ben de keyfimden evlenmedim. İkimizin de amacı belli, kan davası bitsin diye evlendik. Kafamıza göre boşanma şansımız olsa hiç evlenmezdik zaten."

Sesim yine sert ama çok yüksek olmayan bir sesti.

Sırıttı yine. Sonra beni şok edecek o cümleyi kurdu.

"Kan davası bitsin diye mi? Sen iki imzayla bu dava biter mi sanıyorsun?"

"Ne demek bu?"

"Ne demek olduğunu söyleyeyim. Sen benim babamı hiç tanımıyorsun. O kafasına bir şey koyarsa yapar. Onu bu evlilik bile durduramaz."

Bütün bedenim şimdi başka bir duyguya esir olmuştu.

Korku.

"Yapamaz! Her şeyin bir kuralı var. Sizin de töreniz yok mu? Evlilik olursa dava kapanır. Dediğin gibi olsa baban şimdiye kadar niye beklesin?"

"Tam da dediğin gibi, töre. Babamı durduran şey şu an bu ve o töreyi ezmeden bu işi halletmek istiyor. Yoksa çoktan babanın defteri dürülmüştü."

Kafayı yiyecektim en sonunda! Ne diyordu bu kız?

"O zaman dava bitti işte! Ne anlatmaya çalışıyorsun?"

"Bu dava bitmez. Ama ertelenir. Hiçbir şey olmaz diye bir şey yok. Ben seni önceden uyarayım da, sen yine bildiğin yoldan git."

"Tehtid mi ediyorsun beni?"

"Bu bilinmezlikle yaşama diyorum. Yarın ne olacağı belli değil. E kocan da senden nefret ediyor. Boşan kurtar kendini."

Sinirlerim o kadar gerilmiş kafam o kadar bozulmuştu ki elimden bir kaza çıkmasın diye zor tuttum kendimi. Durdum. Sabrettim. Konuşmalarından anladığım kadarıyla beni boşanmaya ikna etmeye çalışıyordu. Tek amacı bu gibiydi. Söylediklerinin doğruluğundan çok şüpheliydim.

"Ben ne yapmam gerektiğini gayet iyi bilirim." dedim uzatmadan. "Akla ihtiyacım yok."

"Sen bilirsin." dedi o da bütün zehrini döktükten sonra ve gitti mutfaktan.

Allah'ım sen babamı koru. Bana dayanma gücü ver. Amin.

**

Sıkıntılı bir nefes verdim.

"Banu'yla konuştuk."

Kaşları hemen çatılırken sordu.

"Ne zaman? Sabah fırına gittiğimizde mi?"

Başımı salladım.

"Ne konuştunuz?"

Ellerimle yüzümü sıvazlayıp hazırladım kendimi. Babamla ilgili söylediklerini söyleyecektim. Ama şimdi sen onları mı kötülüyorsun falan derse var ya... Artık ne yaparım bilmiyorum gerçekten. Kendimi ona inandırmaya çalışmam ama. İnanırsa inanır, inanmazsa kendi bilir ya.

"Ne dedi biliyor musun? Önce babam kafasına koyduğunu yapar, onu iki imza durdurmaz dedi. Sonra da babamı töre durduruyor ama ileride ne olacağı belli olmaz dedi. En son da lafı, zaten ortalık karışık ne olacağı belli değil sen en iyisi boşan kurtar kendini demeye getirdi."

Güldüm sinirle. Aklıma geldikçe deli olacaktım.

"Ne?!" diye sesini yükseltti Emir. "Ne diyorsun Mayıs sen? Ciddi misin?"

Sıkıntıyla soludum yine.

"Dün gece niye kabus gördüm sanıyorsun?.." dedim kısık bir sesle. O anlattıkları yüzünden gün boyu babama bir şey yaparlar mı diye düşünmekten gece rüyama bile girmişti.

"Sen o yüzden..." deyip durduğu sırada ben konuştum.

"Amcanın babamı öldürdüğünü gördüm. Gözümün önünde hem de..."

Emir'in sinirden yüzünün gerildiğini gördüm. Kaşları olabildiğince çatılmış bir şekilde yumruklarını sıkmaya başladığını fark ettim.

"Sen onun yüzünden gece o haldeydin yani?.."

Sesi hem öfke doluydu hem de merhamet.

Bir şey demeden gözlerimi kaçırdım.

Gerilmiş bir şekilde başını ovdu. Gözlerini kapatıp bir süre öyle durduktan sonra cebinden telefonu çıkarıp bir şeylere basmaya başladı. Telefonu eline aldığı an hemen yanına oturup aldım telefonu elinden.

"Ne yapıyorsun Emir?"

"Versene Mayıs, niye alıyorsun telefonu?"

Uzanmaya çalışınca geri çektim kendimi telefonla beraber.

"Banu'yu mu arayacaksın?"

"Evet onu arayacağım tabii ki!"

"Hayır Emir ya, arama kimseyi. Arayıp ne yapacaksın?"

"Biliyorum ben ne yapacağımı! Verir misin şu telefonu?"

Yine uzanınca biraz daha geri çekildim ve biraz yumuşak konuşmaya çalıştım.

"Lütfen bak, arama kimseyi şimdi. Senden bir şey saklamak istemediğim için anlatıyorum zaten. Ve babama bir şey olmasından korkuyorum Emir. Amcanı az çok tanırsın, yapar mı böyle bir şey? Dokunur mu babama?"

Baba deyince bile gözlerim doluyordu. Dün geceki rüya geliyordu aklıma. Aynı korku, aynı dehşet yeniden yükleniyordu sanki bedenime.

Emir gözlerimin içine bakarken biraz sakinleştiğini gördüm. Yüzündeki öfke hala barizdi ama ondan daha çok hüznü belli oluyordu.

Ellerini omuzlarıma yerleştirip daha sakin sesiyle konuştu.

"Korkma. Benim tanıdığım amcam töreye karşı gelmez. Aksi olsaydı şimdiye kadar durmazdı zaten. Sen içini rahat tut."

Emir net bir adamdı. Yani oyun yapacak, yapmacık davranacak biri değildi tanıdığım kadarıyla. Ama gel bu cümleleri Banu'nun söylediklerinden sonra dinle bir de. Bir anda her yer nasıl tiyatro salonuna dönüyor.

İçimden Emir böyle şeyler dememiştir diye geçse de bir yanım Banu'nun bu cesareti nereden aldığını sorguluyordu. Tamam belki her dediği doğru değildi ama hepsinin yalan olduğu ne malum? Belki Emir ufak bir şey söyledi ve o da abarttı bunu, yani Emir bir şeyler söylemiş olabilir. Belki hepsini söyledi. Ya da hiçbirini söylemedi. Kafam o kadar karışıktı ki doğru hangisi anlayamıyordum.

Biraz olsun rahatlayıp başımı salladım. O da kollarını çekti. Sonra önüne dönüp yüzünü sıvazladı.

"Biraz sakinleşince ararım."

Ayağa kalktı.

"Ben bi su içip geliyorum. Sen de istiyor musun?"

Olumsuz anlamda iki yana salladım başımı. O da mutfağa geçip suyunu içti.

Daha anlatmam gereken şeyler vardı ama hiç konuşmak istemiyordum. Fakat konuşmazsam içimdekileri sırtımda bir yük gibi taşımak zorunda kalacağımı da biliyordum.

Emir gelince yine aynı yerine oturdu. Bense o gelene kadar eski yerime geçmiştim zaten.

Emir oturunca konuşmaya başladı.

"Bence sadece seni boşanmaya ikna etmek için öyle konuştu Mayıs. Sırf kötülük olsun diye yapmamıştır."

Su içerken bunu düşündü herhalde. Banu hangi iyi niyetle bunları demiş olabilir diye!

Ağzımı açıp bir şey diyecek oldum. Ama sonra bunun hiçbir işe yaramayacağını düşünüp vazgeçtim. Onun yerine sinirle gülümsemeyi tercih ettim. Burun kemerimi sıktığım sırada ne konuşsam boşmuş gibi geldi ve sustum bir süre.

Bana el kaldırmaya kalkışması da kesin iyi niyetindendir.

"Mayıs, bir şey demeyecek misin?"

Elimi burnumdan çekip baktım ona.

"Ne dememi bekliyorsun Emir? Sen çoktan yorumunu yaptın zaten."

"Tamam da," dedi o da benim gibi gergindi. "Senin aklındaki ne? Sen ne düşünüyorsun?"

"Çok önemli sanki benim ne düşündüğüm." deyip ayağa kalktım. Şu an o kadar sinirlenmiştim ki bundan sonra ne desem Banu'nun iyi niyetine(!) yoracak gibiydi. En iyisi biraz sakinleştikten sonra konuşmak. Ondan sonra ister iyi niyet desin ister başka bir şey. Fark etmez.

O da kalktı ayağa.

"Önemli olmasa sormam dimi?" dedi biraz sinirle. "Hem sen bana niye tavırlısın? Bu olayda benim suçum ne, dünden beri doğru düzgün yüzüme bakmıyorsun?"

Sonuna kadar dinlemedin de ondan anlamıyorsun canım. Benim hakkımda söylediğin şeyleri Allah bilir biliyor musun? Banu Hanım onu da iyi niyetinden söylemiştir eminim!

"Sana bir şey soracağım." dedim onun sorusunu es geçerek. Emir de anlamamış olacak ki durdu öyle. "Senin için Banu dürüst biri mi?"

Bir an afallamış gibi baksa da düzeltti kendini hemen.

"Yani, evet."

Evet demek... Keşke bu cevabınla neyi tastiklediğini bilsen Emir.

"Ama kefil olamam." diye devam ettiği sırada açık kapı bıraktığı için biraz olsun sevindim. "Ne oldu? Başka bir şey mi söyledi sana?"

Sinirimin hala geçmediğini fark edince onu da kendimi de yıpratmamak için açıkladım. Zaten söylemesi kolay bir şey değildi. Yani benden nefret ediyormuşsun, beni görmek bile istemiyormuşsun demek hiç kolay değildi. En azından bu halde söylemeyeyim. Sonuç itibariyle beni sevmek zorunda da görmek istemek zorunda da değildi.

"Emir, bak ben şu an biraz sinirliyim. Seni de yormak yıpratmak istemiyorum. Biraz sakinleşince konuşalım, olur mu?"

"Niye sinirlisin ama?" dedi yakınır gibi. "Ne olduğunu öğrenmek istiyorum. Bir sürü soru işareti oluştu kafamda. Konuşalım da bitsin işte. Erteleme."

Sonra devam etti.

"Ne olduğunu bilmiyorum ve anlamıyorum."

Sakinlik de bir yere kadar işte. Sana diyorum ki bir sakinleşeyim bir bekle. Ama yok. O zaman sinirlenince kızma bana.

Yine de sesimi yükseltmeden ama oldukça sitem dolu bir şekilde konuştum.

"Bilmezsin tabii! Nereden bileceksin ki? Anlamazsın o yüzden, boş ver!" diye kestirip attım. Ne yaşadığımdan zerre haberi yoktu.

"Neyi bilmiyorum ben? Söyle de anlayalım!" dedi o da yakınarak. Şöyle bi baktım ona. Bazen kendime o kadar kızıyordum ki! Sanki dünyada insan kalmamış gibi neden gidip onu sevdim ki? Hiçbir zaman beni anlamayacaktı işte. Görmeyecekti beni hiç. Böyle uzaktan sorup duracaktı sadece. Sonrasında cevapsız sorularıyla beraber hayatına kaldığı yerden devam edecekti. İşte bu kadar umurundaydım onun.

Banu dürüstmüşmüş. Söyledikleri de doğru o zaman. Hiç utanmadın mı acaba ona bunları anlatırken? Sevmiyorsan gel bana söyle. İstemiyorsan bana söyle. Nefret ediyorsan bana söyle. Gidip başka birine bunu nasıl anlatırsın? Hiç mi saygın yok bana? Hiç mi umurunda değilim? Bu kadar istemediğini bilsem ona göre bir şey düşünür gerekirse ayrı eve çıkardım. Seni kendimle boğmazdım.

"Neyse ne. Gidiyorum ben." dedim umursamazca. Artık ona açıklama yapacak kadar takatim kalmamıştı. Madem umurunda değilim, o zaman benimle vaktini boşa harcamasındı.

Arkamı dönüp kapıya ilerledim. Birkaç adımdan sonra tam kapıyı biraz aralamıştım ki duyduğum ayak sesi ve hemen ardından az açılan kapının sertçe kapatılmasıyla olduğum yerde kaldım. Kapının sert sesi yüzünden ve onun ani hareketlerinden dolayı biraz yerimde sıçramıştım. Daha ne olduğunu anlayamadan kolumdan tuttuğu gibi beni kendine çevirip dibime kadar girdi ve tam olarak gözlerimin içine baktı.

"Hiçbir yere gitmiyorsun!" diye tısladı adeta. "Bu mesele hemen şimdi çözülecek! Başka bir alternatifi yok!"

Yakınlığından dolayı elim ayağım titremeye başlamıştı bile. Her ne kadar kocam da olsa bu yakınlık fazlaydı benim için. Alışkın değildim bi kere.

Yine de yutkunup gözlerimi kaçırdım.

"Halledecek ne var ki sanki?" diye konuştum kendi kendime. O ise biraz daha yaklaşıp beni iyice kapıyla kendi arasına sıkıştırmıştı. Kendimi kapıyla bütünleştirmeye çalışırken o hala gözlerimin en içine bakıyor beni çok daha zor bir duruma sokuyordu.

"Bu tavırların sebebini öğrenmeden seni bırakmaya niyetim yok. Ya bana neler olduğunu anlatırsın ya da bu şekilde sabaha kadar seni bekleriz. Seçim senin karıcığım."

Bölüm sonu

3 yorum